19/02/2002     

       

           

            ANKARA, 19/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yerverilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (18/02) "Kıbrıs'ta  Satranç" başlığı altında ve Peter Hort imzasıyla yayımlanan  bir yazıda, Kıbrıs sorunu ve bu sorunun çözümü konusunda  yaşanan gelişmeler ele alınmaktadır. Glafkos Kleridis ve  Rauf Denktaş'ın, Türkiye ile Yunanistan arasındaki havayı  zehirlemekle kalmayan adanın bölünmüşlüğünün nasıl  aşılabileceğini görüştükleri ve bölünmüşlüğün Kıbrıs'ın  AB'ye üyeliğine olduğu kadar aynı zamanda Türkiye'nin AB'ye  yakınlaşmasına da bir engel teşkil ettiği belirtilmektedir.  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in  Ankara'yı ziyaretinin ardından, Brüksel'deki uzmanların  ihtiyatlı bir iyimserlik yansıttıkları ifade edilen yazıda,  iki toplumun temsilcilerinin sürekli BM'nin arabulucuları  üzerinden tutumlarını dile getirdikleri, ama bir adım bile ilerleyemedikleri geçmiş yıllarda yaşanan çok sayıdaki  yenilginin temkinli olmayı gerektirdiği ve Brüksel'deki AB  binasında "bir satranç müsabakası oynanıyor ve her iki taraf  da vezirini sürdü" denilmektedir. Yazı şöyle devam etmektedir:  "Rauf Denktaş, sadece Ankara tarafından tanınan, bölünmüş  egemen devletin kendi kesiminin uluslararası alanda  tanınmasında direniyordu. Bu talep, Rum tarafınca kesinlikle  reddedildiği için görüşmelerde uzun süre ilerleme  kaydedilmedi. Son darbe geçen yılın Eylül ayında, Denktaş'ın  görüşmelerin devamını reddetmesiyle yaşandı. Böylece bir kez  daha adadaki düşman taraflar arasındaki kapı kapanmış oldu.  Ankara'nın aşırıya kaçmayan ama içten baskısıyla bu kapı  kısa bir süre sonra yeniden açıldı... Türkiye'yi AB adaylar  listesinden silen ve bu yüzden Brüksel ve Ankara arasında  soğuk bir dönem başlamasına neden olan AB devlet ve hükümet  başkanları, 1997 yılından bu yana ilk kez bu iki politikacıyı  birarada gördüler. Bu şaşırtıcı değişimin nedenlerini  arayanlar, bunun öncelikle Ankara'nın AB ile ilişkilerini  düzeltmeye duyduğu ilgiden kaynaklandığını kabul etmelidir.  Brüksel'in Laeken kasabasındaki son zirvede biraraya gelen  hükümet ve devlet başkanları, aralarında Malta ve Kıbrıs'ın  bulunduğu 10 reformcu devleti yeni üye adayı olarak ilan  ettiler. Türkiye bunların arasında değildi. Ekonomik açıdan  Kıbrıs, adaylar arasında en fazla ilerleme kaydetmiş olanı.  Kıbrıs Cumhuriyeti'nde kişi başına düşen gelir Yunanistan ve  Portekiz'in üzerinde olup yasaların uyumunda da sorun  yaşanmıyor. Uluslararası toplumun desteğine Kıbrıs'tan çok,  hala derin bir ekonomik ve mali kriz içinde olan Türkiye  ihtiyaç duyuyor. AB gerçi Türkiye'ye yardıma hazır, ancak  Türklerden Kıbrıs sorununun çözümüne artık üzerlerine düşen  katkıda bulunmalarını bekliyor."

            Financial Times Deutschland gazetesinin (18/02)  "Verheugen, Türkiye'den İnsan Haklarında İlerleme Sağlanmasını  İstiyor" başlığı altında ve Dilek Zaptçıoğlu imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Günther Verheugen'in, Türkiye'den, ifade ve örgütlenme  özgürlüklerinin yanı sıra Kürtler için anadilde eğitim imkanı sağlanmasında gelişme kaydedilmesini talep ettiği ve Türk  Hükümeti'ne, bu konuların Avrupa Birliği'ne yakınlaşmada kısa  sürede ortadan kaldırılamayacak olan önemli engeller olduğunu  ifade ettiği belirtilmektedir. Verheugen'in "yetersiz  gelişmeler" konusundaki eleştirilerinin, Türkiye'de bu  günlerde hararetli bir şekilde yapılmakta olan demokrasi  tartışmalarına tesadüf ettiği ve söz konusu tartışmalarda,  yapılan son anayasa değişikliklerinin yetersiz olduğunun  dile getirildiğine dikkat çekilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Wiener Zeitung'da (18/02) "Banker ve Muhasebecilerin  AB'si" başlığı altında ve Michael Schmölzer imzasıyla  yayımlanan ve Avrupa'nın sınırlarının tartışıldığı bir foruma  ilişkin yazının Türkiye ile ilgili bölümünde, Avusturyalı  Parlamenter Swoboda'nın, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin  kısa süre sonra başlaması konusunda kötümser olduğu  belirtilmektedir. Türkiye'nin şimdiye kadar "Avrupalı  sorumluluğu üstlenemediğini" belirten Swoboda'nın, bu ülkenin  istediğini Avrupa'nın gözü önünde yaptığını ifade ettiği ve  bu görüşüne örnek olarak da Ankara'nın azınlık politikasını  verdiği ifade edilen yazıda, Swoboda'nın, "Kürtçe'nin  kullanımının Anayasaya göre serbest olmasına rağmen, bazı  kanunların bunun tam anlamıyla uygulamaya geçilmesini  yasaklaması bir çelişkidir" dediği aktarılmaktadır.

            AZERBAYCAN BASINI:

            Ekspress gazetesinde (18/02) "Avrupa Birliği, PKK'yı  Destekliyor mu?" başlığı altında ve Hasan Ağacan imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Avrupa Birliği'nin Türkiye temsilcisi  Karen Fogg'un, PKK ve bölücü Kürtler ile sıkı ilişki içinde  bulunduğu ve Kürtlere destek vaadettiğinin belirlendiği  iddia edilmektedir. Skandalın, Karen Fogg'un AB'nin  Brüksel'deki merkezine e-mail'le gönderdiği mektupların bir  bölümünün İşçi Partisi'nin yayın organı Aydınlık gazetesinde  yayımlanması ile ortaya çıktığı ve İşçi Partisi lideri Doğu  Perinçek'in, olayla ilgili olarak İstanbul'da bir basın  toplantısı düzenleyerek elinde Fogg'la AB'nin Brüksel'deki  merkezi arasında yapılan yazışmaların 2.500 mektuptan  oluşan bir bölümünün bulunduğunu belirttiği kaydedilen  haberde, Perinçek'e göre, Fogg'un yazışmalarından,  Türkiye'de Kürtçe basılan gazetelere ve PKK'nın bazı  temsilcilerine mali destekte bulunulduğunun anlaşıldığı  ifade edilmektedir.

            Paritet gazetesinde (18/02) "Türkiye Yine Avrupa'nın  Dışında Kaldı" başlığı altında ve H. Süleymanov imzasıyla  yayımlanan bir haberde, Avrupa Birliği'nin Genişlemeden  Sorumlu Komiseri Verheugen'in, Birliğe aday ülkelerden biri  olan Türkiye'nin AB'ye tam üyeliğinin, "Avrupa standartlarına  cevap vermediği" gerekçesiyle şimdilik uzak olduğunu, Türk  Hükümeti'nin gerçekleştirdiği reformları takdirle  karşıladığını, ancak bu adımların yetersiz olduğunu  belirttiği kaydedilmektedir. Diğer aday ülkelerle birlikte  Türkiye'nin de 2004 yılında AB'ye tam üye olması beklendiği,  fakat Günther Verheugen'in yaptığı açıklamalarla bu  beklentileri suya düşürdüğü ve BBC muhabirinin verdiği  bilgilere göre, bu açıklamanın Türkiye'de şok etkisi  yaratmadığı ifade edilen haberde, geçtiğimiz hafta Başbakan  Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, Türkiye'nin 2004 yılında da  AB'ye üye olamayacağını belirttiği ve bu açıklamanın, Türk  basını ve siyasi çevrelerinde yankı uyandırdığına dikkat  çekilmektedir. AB yetkilileri birkaç faktörden dolayı  Türkiye'nin AB'ye üye olmasında problemler yaşanacağını  belirttikleri ve bu faktörlerin, insan haklarının sık sık  ihlali, Kürtlere kültürel hakların tanınmaması, Yunanistan'la  yaşanan Ege sorunu, Kıbrıs probleminin çözümlenmemesi olduğu  vurgulanan haberde, bütün bunlara dayanarak Avrupalıların  Türkiye'nin Avrupa standartlarına cevap vermediğini, fakat  bazı Türk gözlemcilerin, bu politikanın başka nedenlerinin  de olduğunu düşündükleri, örneğin birkaç yıl önce Hollanda  Dışişleri Bakanı açık bir biçimde fakir bir Müslüman ülke  olan Türkiye'nin AB'ye üye olmasının sorun yaratacağını  belirttiği, o dönem olay yaratan bu ifadelerin, her şeyin  aslında din ve medeniyetler sorununa dayandırıldığını ortaya  koymuş olduğu ifade edilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Alithia gazetesinde (18/02) "Türkiye ve Avrupa" başlığı  altında yayımlanan bir yorumda, Ankara'nın, Cem'in mektubu  vasıtasıyla, Kıbrıs'ta iki devlet çözümüne ve Kıbrıs'ın üyelik müzakeresini dondurmaya kalkıştığı ağız yoklamasına, AB  tarafından olumsuz yanıt geldiği bildirilmektedir. AB'nin  Genişlemeden Sorumlu Komiseri Günther Verheugen'in, Dışişleri  Bakanı İsmail Cem ile görüştükten sonra, "Kıbrıs sorununun  çözümlenmesinin en iyi yolu, AB üyesi birleşik bir Kıbrıs'ın  olmasıdır ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyeliğinin zaman  çizelgesinde hiçbir değişiklik yoktur" şeklindeki sözlerinin  aktarıldığı yorumda, AB'nin açık tutumunun, Türk Hükümeti'nin,  Kleridis-Denktaş müzakereleri lehindeki tutumuna yanıt  oluşturduğu, öte yandan teorideki desteğin, Kıbrıs'ta iki  devletin kurulması anlamına gelmediği kaydedilmektedir.

            Alithia gazetesinde (18/02) "Kıbrıs Sorunu, Bir Türk  Problemi" başlığı altında ve Pambos Haralambos imzasıyla  yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin Avrupa beklentisinin,  Türk-Yunan ilişkilerinin düzenlenmesi gereksinimi, öte  yandan Kıbrıs'ın muhtemel AB üyeliğinin, özellikle de  Türkiye'nin Kıbrıs konusunda AB karşısındaki yükümlülüğünün,  Kıbrıs sorununun çözümü konusunda katalizör olduğu ifade  edilmektedir. Türkiye'nin AB ile ortaklık ilişkisi metninin,  siyasi sorununun çözümünden bağımsız olarak, Kıbrıs'ın  kesintisiz üyelik süreciyle ilgili taahhüdü (Helsinki'nin  sonuçlarına göre), ayrıca Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun, Göteborg zirvesi sonucuna eklediği ilaveyi  (ortaklık ilişkisi Türkiye ile AB'nin ilişkilerinde mihenk  taşını teşkil ediyor) içerdiği belirtilen yorumda, bu olayın,  Türkiye için Kıbrıs sorununu sakınılması zor bir problem  haline getirdiğinin açık olduğu, Avrupa sürecinde ve  kendisinin, Yunanistan, NATO ve genelde Batı için tüm  sonuçlarıyla birlikte Yunanistan ile ilişkilerinin  iyileştirilmesi çabasında, sakınması mümkün olmayan bir  problem olduğu kaydedilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Ethnos gazetesinde (18/02) "Diyalog Yoğun Bakımda"  başlığı altında ve Nikos Meletis imzasıyla yayımlanan bir  yorumda, Yunan dış politikasının önümüzdeki süreçte,  AB-Türkiye ilişkilerinin, Türk-Yunan diyalogunun ve Kıbrıs  konusunun çizdiği hassas çerçeve içinde hareket etmek  zorunda olduğu belirtilmektedir. 2003 yılının Mart ayında  Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı sırasında yapılacak olan  AB zirve toplantısı sırasında, yeni AB üyeleriyle ilgili  anlaşmaların imzalanmasının, bunların arasında siyasi sorun  çözümlenmemiş olsa dahi, Kıbrıs'ın üyelik anlaşmasının da  imzalanmasının beklendiği ifade edilen yorumda, Kıbrıs Rum  kesiminin AB üyesi olmasını kabul etmeyeceğini tüm düzeylerde  açıklamış olan Türkiye'nin, (en son uyarı Cem'in 15'lere  mektubuyla yapıldı) şimdi de AB ile üyelik müzakerelerinin,  Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı sırasında başlaması  talebinde bulunduğu, Dışişleri Bakanı Cem tarafından bu  açıklamanın yapılmasının Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin  ve Türk-Yunan diyalogunun başlamasına rastlamasının, bu  "hareketlenme" imajının Türk talebinin kabul edilmesini  başarmak amacıyla yaratıldığı izlenimini verdiği ve Yunan  tarafının bu gelişmenin, Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin  tepkileri engelleyeceğini ümit ettiği kaydedilmektedir.  Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmemesi nedeniyle  meydana gelebilecek sorunların önüne geçilmesinin gerekli  olmasına rağmen, Türkiye ile AB üyeliği müzakerelerinin  başlamasının, Dışişleri Bakanlığı'nın önde gelen hedeflerinden  birini oluşturduğu vurgulanan yorumda, Türkiye'nin Avrupa'ya  daha fazla yakınlaşmasının "bu ülkeyi Avrupa ilkelerinin  taahhüdü altına alıyor" değerlendirmesi yapılmaktadır.

            Elefterotipia gazetesinde (18/02) "Ankara'nın Umudu  Atina'da" başlığı altında ve Kira Adam imzasıyla yayımlanan  bir yorumda, Türkiye'nin bir yandan Türk-Yunan diyaloguna  ilişkin ümitleri azalttığı, öte yandan da Avrupa hedeflerine  ilişkin ümitlerini yükselttiği belirtilmektedir. İstanbul'daki  Papandreu-Cem görüşmesinden iki gün sonra, Türkiye Dışişleri  Bakanı İsmail Cem'in, AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri  Verheugen ile yaptığı görüşmenin ardından, ülkesinin AB ile  üyelik müzakerelerine "Danimarka'nın dönem başkanlığının sona  ermesinden sonra, 2002 yılının ikinci yarısında başlanılması  arzusunda olduğunu" açıkladığı ve Cem'in, bu şekilde, bu  aşamada Türkiye'ye bu kolaylığı sağlayamayan Yunan  Hükümeti'nin işini kolaylaştırdığı kaydedilmektedir. Yunan  Hükümeti'nin, Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı sırasında,  aday ülkelerin AB üyeliklerine ilişkin anlaşmaların (bunların  arasında Kıbrıs'ın da) imzalanacağını, bu nedenle de Helsinki  kararlarının "öteki yarısında", Türkiye'ye ilişkin "yarısında"  olumlu yönde bir adımın atılabileceğini düşündüğü, Türkiye'nin  ise, AB ile üyelik müzakerelerine Yunanistan'ın dönem  başkanlığı sırasında başlanılmasını amaçladığına dikkat  çekilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "AB ortaklarının  Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili niyetleri hala olumsuz.  Ankara, insan haklarına ve azınlık haklarına ilişkin olan  anayasa değişikliklerini henüz yapmadı. AB ortaklarının  Ankara'ya karşı bu olumsuz niyetleri yüzünden Yunan  hükümetinin elinde iyi bir kozu bulunmaktadır. AB'nin  olumsuz niyetlerini yatıştırmak amacıyla Atina'nın,  Türkiye'yi, Türk-Yunan sorunlarında anlaşmaya ve Kıbrıs  konusunda da işbirliğinde bulunmaya ikna etmeye çalışabilir."

19/02/2002   17:11:48

             

                

           

                    ESKİ SAYILAR