26/02/2002     

       

 

            ANKARA, 26/02(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  21-25 Şubat 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            Christian Science Monitor gazetesinde (21/02) "Orta  Doğu'nun Diğer İhtilafı Olan Kıbrıs Sorununu Çözmek" başlığı  ve Richard Hottelet imzasıyla yayımlanan makalede, Kıbrıs  sorunu ele alınmakta, sorunun sessizce çözüme doğru ilerlediği  ifade edilmektedir. Kıbrıs adasının, NATO, Avrupa ve Orta  Doğu için çok büyük bir sorun olduğuna işaret edilen makalede,  adada günümüze kadar yaşanan tarihsel olaylar hatırlatılmaktadır.  Sorunun çözümüyle Türkiye'nin AB'ye adaylığı arasında  bağlantı kurulan makalede, "AB'ye girmek isteyen Türkiye,  Kıbrıs'ı AB dışında tutamaz. Dışlanmış ve fakirlik içinde  yaşayan Kıbrıslı Türkler de, AB üyeliğinin getireceği  faydaları paylaşmayı beklemektedirler. Kritik zaman, bu  zamandır" denilerek, Kıbrıslı iki lider arasında yeniden  görüşmelerin başlamasının önemi vurgulanmaktadır. Ancak,  Rumlar ve Türkler arasındaki yoğun düşmanlığın bir günde  dostluğa dönüşemeyeceği belirtilen makalede, başlatılan  görüşmelerin desteklenmesinin gerekliliği dile getirilmektedir.  Sorunun çözümü için, "kayıplar meselesinin açıklık kazanması,  geçmişin etnik temizlik politikasının kurbanı olan yaklaşık  200 bin Rum ve 60 binden fazla Türk göçmenin ya evlerine  dönmelerine izin verilmesi ya da zararlarının karşılanması,  halen adada bulunan 35 bin Türk askerinin geri çekilmesi"  koşullarının yerine getirilmesi gerektiği ifade edilen  makalede, "uluslararası bir gücün barışı sağlayabilmesinden"  söz edilmektedir. Kıbrıs'ın, hem Yunanistan ve hem de  Türkiye için çok hassas bir iç sorun olduğu belirtilen  makalede, iki ülke arasında, Ege Denizi'ndeki egemenlik ve  denizcilik hakları gibi başka hassas konuların olduğu, ancak,  her iki ülkenin, birbirlerine yakınlaşmaya başladıkları  kaydedilmektedir. Makalede şu ifadeler de aktarılmaktadır:  "Yunanistan, uzun vadeli düşünerek, Türkiye'nin AB üyeliğini  kuvvetle desteklemektedir. Her ikisi de huysuzluklarını  bırakıp, Ege konusunda görüşmelere başlamaya hazırdır.  Askerleri NATO tatbikatlarına katılmaktadır. Terörizm,  uyuşturucu kaçakçılığı ve kaçak göçmenler konularında  istihbarat alıverişinde bulunmayı kabul etmişlerdir. ABD ve  diğer ülkeler, yıllarca Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki  inatçılığını yumuşatmaya çalışmışlar, ama başarılı  olamamışlardır. Amerika'nın, Türkiye'nin mali reform çabasına  destek vermesi ve ardından da IMF'nin milyarlarca dolar borç  sağlaması, Ankara'nın tutum değiştirmesine yardımcı olmuş  olabilir. Şu anda, görüldüğü kadarıyla Kıbrıs, gerçek anlamda  ümit vaadeder bir durumdadır

            ALMANYA BASINI:

            Suddeutsche Zeitung'un (21/02) "Ankara'nın Çıkışı"  başlığı ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan bir  yorumunda, Türkiye'de son zamanlarda yaşanan ekonomik ve  siyasi değişimler ve bunların toplumdaki etkisinden söz  edilmekte, 11 Eylül'den sonra Ankara'nın "180 derecelik  bir dönüş yaparak", AB Ordusu ve Kıbrıs konusunda yön  değiştirdiğine dikkat çekilmektedir. Yorumda, yön değişikliğinin  önemli nedenlerinden birinin "ekonomik kriz" olduğu, krizin,  hükümeti, Washington ve Brüksel'in baskılarına bağımlı bir  hale getirdiği belirtilmekte, her şeye rağmen 11 Eylül'den  bu yana Ankara'nın kendine güveninin arttığı, "Asya ile Avrupa  arasındaki köprü ülke konumuyla aracı rolü oynama duygusunun  tadının çıkarıldığı", ancak, Türkiye'nin bu yeni kendini  kanıtlama iradesinin ne kadar değer taşıdığının, Irak'a karşı  olası bir silahlı müdahalede Amerika'yı izleyip izlemeyeceğine  karar vermek zorunda kaldığında görüleceği ifade edilmektedir.  "Türkiye bu yıl içinde AB'ye daha da yakınlaştı mı?" sorusuna,  "Bir anlamda, evet. Ama Ankara'nın önünde hala uzun bir yol  var ve karşıt güçler de daha uzun bir süre susmaya niyetli  değiller" şeklinde yanıt verilen yorumda, "AB 2002 yılında da,  Türkiye'nin arzuladığı katılım müzakerelerinin başlangıç  tarihini belirlemeye pek yanaşmayacak. Ankara'daki  politikacıların, reformları sadece Brüksel istediği için gerçekleştirdiklerine dair kuşkular olmasa, aksine tamamen  kendi ülkelerinin çıkarları için yaptıklarından emin  olunabilse, her şey daha kolay olurdu" denilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinin (25/02) "E-Posta Krizi, AB ve  Türkiye Arasındaki İlişkileri Zorluyor" başlıklı ve Jan  Keetman imzalı yazısında, AB temsilcisi Karen Fogg'un  e-postalarının yayınlanmasının, AB ile Türkiye arasındaki  ilişkileri zorladığı ileri sürülmekte, yayınları  gerçekleştiren "Maocu" İşçi Partisi (İP) Genel Başkanı  Doğu Perinçek'in, Türk siyasetinde belli bir rol oynadığı  ve gizli servis çevreleriyle çok iyi ilişkilere sahip olduğu,  AB temsilcisinin e-postalarını sağlayanların da resmi gizli  servis çevreleri olduğu iddia edilmektedir. AB'nin, diplomatik  protesto ile tepki verdiği belirtilen yazıda, Perinçek ve  milliyetçi gazetecilerin, Fogg'a karşı bir kışkırtma  kampanyası başlattıkları ifade edilmektedir. Genel anlamda  Fogg'un e-postalarının içeriğinin çok az sansasyonel olduğu,  yine de AB karşıtı Türklerin, Brüksel'in Türkiye'nin içişlerine  karıştığı şeklindeki düşüncelerinin haklılığının ispatlandığı  görüşünde olduğu vurgulanan yazıda, ancak, Türk hükümetinin  e-postaların yayımlanmasıyla ilgisinin olmadığını belirtmesinin  AB'nin tepkisine neden olduğu kaydedilmektedir. Avrupa Komisyonu  Başkanı Romano Prodi'nin, Başbakan Bülent Ecevit'i telefonla  arayarak, diplomatik temsilciliğin haberleşme güvenliğinin  sağlanmasını talep ettiği, daha önce ise, Genişlemeden Sorumlu  AB Komiseri Günther Verheugen'in Adalet Bakanı'na şikayette  bulunduğu, Komisyon'un da sert bir diplomatik nota yazdığına  işaret edilen yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir:  "Brüksel'in zamanı daralıyor. Karen Fogg ve AB, Türk  kamuoyunda yıprandılar. Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Uğur  Ziyal, AB'nin Fogg'u geri çekmesinin istenmediğini, ancak  Brüksel'in temsilcisinin Ankara'da kalmaya devam ettiği  takdirde bu e-postaların sürekli aleyhine kullanılabileceğini  açıkladı. AB ve AB üyeliği isteyen Türk hükümeti 'zor günler'  yaşayabilir. AB için Fogg'u geri çekmek mantıklı bir alternatif  değil. Zira bu, Türkiye'deki AB karşıtlarınca Avrupalıların suçu  kabul etmesi olarak değerlendirilebilir."

            İNGİLTERE BASINI:

            The Economist dergisinin (22/02) "Ekselanslarının Özel  Olmayan E-Postası" başlıklı bir makalede, Avrupa Birliği  büyükelçisi Karen Fogg'un e-postasına girilmesi konusu ele  alınmakta, bu olayın Türkiye ve AB arasında büyük çapta bir  diplomatik tartışmaya ve Türkiye'de AB'ye girmek isteyenler  ile istemeyenler arasında açık bir savaşa dönüştüğü  belirtilmektedir. Bu "skandalın", Türkiye'nin geçen ay,  Kıbrıs Türk ve Rumları arasındaki barış görüşmelerine  destek vermesi sayesinde, AB ile ilişkilerinin iyileşmeye  başladığı bir dönemde ortaya çıktığına dikkat çekilen makalede,  aynı zamanda, aşırı sağcılardan solculara kadar geniş bir  yelpazede yer alan üçlü koalisyon hükümeti üyeleri arasında  başlayan ve AB'nin Türkiye'den, Birliğe katılma şartı olarak  istediği ölüm cezasının kaldırılması ve ülkedeki Kürtlere  daha geniş kültürel haklar verilmesi tartışmalarıyla da eş  zamanlı gelmesine işaret edilmektedir. Makalede, amaç ve  eylemleri ne olursa olsun, etrafı sarılmış bulunan büyükelçinin  kullandığı dilin, politik çevrelerde milliyetçiler arasında  öfke uyandırdığı ve kızgınlık yarattığı belirtilmekte, kadın  grupları, barolar ve diğer toplum gruplarının, Fogg'un ihraç  edilmesini ve Avrupa'ya bağlı bir kişi olan ve Fogg ile işbirliği  yapan Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in faaliyetlerinin araştırılmasını isteyen şikayetlerini savcılıklara ilettikleri kaydedilmekte  ve şöyle denilmektedir: "Bunun üzerine AB sesini yükseltti ve  Türk yetkililerinden, büyükelçilerini ve çalışanlarını korumaya  almasını istedi. Prodi, 'Aksi takdirde AB, delegelerinin ve iletişimlerinin güvenliğini sağlamak amacıyla gerekli önlemleri  alma hakkını kendisi kullanacaktır,' dedi. Bu da en nihayetinde,  Avrupa Acil Müdahale Gücü için bir görev olabilir."

            LÜBNAN BASINI:

            La Revue Du Liban dergisinde (25/02) "İstanbul'da  Gerçekleşen İKÖ-AB Diyalogunun Merkezinde, Terörle Mücadele  Kampanyası ve Orta Doğu Sorunu Vardı" başlığıyla yayımlanan  bir haberde, İstanbul'da gerçekleştirilen, "Uygarlıklar ve  Uyum: Politik Boyut" konulu, iki gün süren 51'i bakan düzeyinde  olmak üzere (44'ü Dışişleri Bakanı) 71 ülkenin temsilcilerini  bir araya getiren İKÖ-AB Forumu'ndan söz edilmekte, forumda,  Avrupalı ve Müslüman ülkelerin temsilcilerinin, Amerika'nın  terörle mücadele kampanyası ile gelen "taşkınlıkları"  dengelemeye çalışarak, önyargılar ve kültürler arası  anlayışsızlıklarla hep birlikte mücadele etme çağrısında  bulundukları bildirilmekte, toplantının, ABD'deki 11 Eylül  saldırılarından sonra çok sayıda "hoşgörü" çağrısına ve  İslamla terörizm arasında bağlantı kurulmasına yönelik kararlı  kınamalara vesile olduğuna işaret edilmektedir. Toplantıya  katılan yetkililerin açıklamalarına yer verilen haberde,  katılımcıların, güncel çatışmalardan söz etmekten kaçınarak  ve bu diyalogun kurumsal bir biçimde devamı üzerinde durarak,  Avrupalılar tarafından soğuk karşılanan bir nihai bir bildiri  üzerinde anlaşmaya varmaya çalıştıkları kaydedilmektedir.

           

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefterotipia gazetesinin (25/02) "Ege ve Kıbrıs Konularının  Özü ve İzlenimler"başlıklı ve Mihalis Moronis imzalı yorumunda,  Kıbrıs sorununa ilişkin iki toplum arasındaki görüşmeler ile  Türk-Yunan konuları ve AB-Türkiye ilişkileri hakkındaki resmi açıklamalardan elde edilen izlenimlerin, kötümserlik yarattığı  ifade edilmekte, "Rauf Denktaş uzlaşmaz tezleri üzerinde ısrarla  duruyor ve Kıbrıs'ta göçmenlerin varlığını dahi reddederek,  resmen tahrikte bulunuyor. İsmail Cem, '15'lere gönderdiği  mektupla, 'ortak bir devlet' içinde 'iki ayrı devletin eşitliği'  üzerinde ısrar ediyor. Türk savaş uçakları ise Ege'de cirit  atıyor" şeklindeki bir değerlendirmeye yer verilmektedir. Bir  süre önce yaşanan Karen Fogg konusuyla ilgili Türkiye'nin  tutumunun eleştirildiği yorumda, konunun AB-Türkiye ilişkilerine  etkisi konusunda basında yer alan görüşler aktarılmaktadır.  Denktaş'ın bu "bekle gör politikasının", Türk-Yunan konularındaki gelişmelerle de ilgili olduğuna işaret edilen yorumda, ilişkilerle  ilgili olarak şu iki öneri dile getirilmektedir: "Türkiye 'gri bölgelerle' ilgili açıklamalarda bulunmaya son vermeli. Ege  Ordusunu lağvetmeli, ya da başka bir bölgeye nakletmeli.  Yunanistan'ın savunma çerçevesinde adaları silahlandırmasına  itiraz etmemeli. Yunanistan'ın kara sularını 12 deniz miline  genişletmesi halinde uygulanacak olan TBMM'nin 'casus belli'  kararını iptal etmeli. Patrikhane ile ilişkilerini bir düzene  sokmalıdır. Yunanistan ise, hava sahasının 10 mil olduğu  iddialarına son vermeli ve kara sularını 12 mile genişletmeyeceği  hakkında taahhüt vermelidir." Yorumda, en ilgi çekici tarafın ise,  resmi Türk ve Yunan kaynaklarının bu tezleri kabul ettikleri  izlenimini vermeleri olduğu belirtilmekte ve şöyle denilmektedir:  "Tabii, komşu ülkede Avrupa yanlıları ile Avrupa aleyhtarları  arasındaki sert sürtüşmeye ilişkin sahne aydınlığa kavuşmadıkça,  üzerinde birçok açıklamaların yapılması gereken söz konusu öneri,  anlamsız gibi görünüyor. Ancak, Türkiye'nin kötü ekonomik durumu  nedeniyle AB üyeliği oldukça çekici oluyor ve komşumuzu uzlaşmaz  tezlerini değiştirme yönüne doğru itiyor. Bu nedenle gerek Atina,  gerekse de Lefkoşa, etkileme oyunundan esaslı diyaloga geçmenin  olası olduğunu göz önünde tutarak, hareketlerinde oldukça dikkatli olmalıdırlar."

26/02/2002   14:28:36

 

                

           

                    ESKİ SAYILAR