01/04/2002     

       

 

            ANKARA, 01/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  29-30-31 Mart 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            BELÇİKA BASINI:

            La Libre Belgique gazetesinde (31/10) "Barış Kokan  Doğalgaz... Yunanistan ve Türkiye, İki Ülke Arasında Doğalgaz  Boru Hattı Yapmaya Karar Verdiler" başlığı ve Christophe  Lamfalussy imzasıyla yayımlanan haberde, Yunanistan ve  Türkiye'nin, 285 km. uzunluğunda doğalgaz boru hattı inşa  etmek üzere vardıkları anlaşmanın, "Balkanların iki eski  düşman kardeşlerini" biraz daha birbirine yakınlaştırdığı  ifade edilmekte, bundan 10 yıl önce akla bile gelemeyecek  anlaşma ile Türkiye'nin, doğalgaz fazlasını Yunanistan'a  satabileceği, bu boru hattının, ileride İran gazını Avrupa  Birliği'ne taşıyabileceği ve Rus doğalgazına alternatif  oluşturacağı kaydedilmektedir. Boru hattının, çalışmaların  biteceği 2005 yılından itibaren Türkiye'nin batısındaki  Karacabey ile Yunanistan'ın Kuzeydoğusundaki Gümülcine  kentlerini birbirine bağlayacağı, önümüzdeki 12 ay içinde  boru hattının geçeceği yolun tespit edileceği bildirilen  haberde, söz konusu projeyle oluşacak dostluğun önemine  işaret edilmektedir. 1999 yılında Türk Dışişleri Bakanı  İsmail Cem ile Yunan Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun  başlattıkları yakınlaşma politikasının hatırlatıldığı haberde,  şu ifadelere yer verilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliği  hassas bir konu olarak kalsa da, diyalog başlatıldı. Bu  diyalog Kıbrıs adasında, iki taraf arasında Ocak ayı başında  başlayan siyasal diyalog ile kendini bir kez daha gösterdi.  Yunanistan Kalkınma Bakanı Akis Tsochadzopulos, perşembe günü  boru hattının 'bölgesel istikrar, barış ve işbirliği için  önemli' olduğunu açıkladı. Boru hattının AB için jeostratejik  ikinci bir önemi var. Türk-Yunan boru hattı ve Avrupa büyük  enerji şebekesi projesi çerçevesinde boru hattının Batı  Avrupa'ya uzatılmasıyla AB, İran doğalgazından ve daha geniş  olarak Hazar Denizi bölgesinden yararlanabilecek. İran,  Rusya'dan sonra ve Katar'dan önce dünyanın en büyük ikinci  doğalgaz rezervine sahip. Türkiye, 22 yıl geçerli bir anlaşma  ile geçen Aralık ayından bu yana İran doğalgazı alıyor. Çin  piyasasından pay alan İranlıların, büyük rekabetin yaşandığı  Batı Avrupa piyasasına ulaşmak istemeleri şüphesizdir. Komşu  ülkelere boru hattı ile bağlı olan Belçika, doğalgazını Rusya  ve Norveç'ten alırken, gemilerle, Cezayir, Nijerya ve  Katar'dan sıvılaştırılmış gaz getirtiyor. Belçika'nın şu anda  İran gazına gereksinimi yok, ancak Orta Doğu'nun içinde  bulunduğu durum düşünülürse, ne kadar çok kaynak olursa,  o kadar iyi olur."

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (29/03) "Balkan Ülkeleri Daha Somut Bir İşbirliği İstiyorlar" başlıklı ve Briseida Mema imzalı haberinde, dokuz  Balkan ülkesinin devlet ve hükümet başkanlarının Tiran'da  yaptıkları Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Zirvesi'nden  (SEECP) söz edilmekte, katılımcıların, Avrupa'ya katılım  sürecini hızlandırmak amacıyla yapacakları işbirliğini daha  da somutlaştırma taahhüdünde bulundukları bildirilmektedir.  Tiran'da hazır bulunan devlet ve hükümet başkanlarının, NATO   ve AB'nin genişlemesinden yana olduklarını söyleyerek,  Balkanların bu yapılanmalara dahil olmasının, Avrupa için   kendi bütünlüğü içinde yararlı bir etkisi olabileceğini dile   getirdikleri aktarılan haberde, toplantının sonunda onaylanan  ortak deklarasyonda, katılımcıların, "terörizmin her türlü  şeklini kınadıkları" ve "toprakları üzerinde terörist örgütleri desteklememe ve kabul etmeme taahhüdünde bulundukları"  bildirilmekte ve SEECP'ye üye sekiz ülke (Arnavutluk, Bosna- Hersek, Bulgaristan, Yunanistan, Makedonya, Yugoslavya Federal  Cumhuriyeti, Romanya ve Türkiye) ile zirveye gözlemci olarak   katılan Hırvatistan'ın, organize suç, uyuşturucu kaçakçılığı   ve insan kaçakçılığıyla mücadelede işbirliği yapma sözü   verdikleri kaydedilmektedir.

            Le Monde Diplomatique gazetesinin (29/03) "AB'nin  Genişlemesinden Önce Kıbrıs'ta Son Pazarlıklar" başlıklı ve  Niels Kadritzke imzasıyla yayımlanan haberinde, Kıbrıs  sorununun çözümü için yapılan müzakerelerden söz edilirken,  "Avrupa etrafında" Türk toplumunda son zamanlarda yaşanan  tartışmalara yer verilmekte ve ülkede "kendi içinde verilen  bu mücadelenin", Kıbrıs müzakereleri için de belirleyici  olacağı ileri sürülmektedir. Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin  sorunun çözümü konusundaki çabaları ve görüşleri aktarılan  haberde, şu ifadelere yer verilmektedir: "Ledra Palas'taki  küçük yuvarlak masanın etrafında uzlaşma yolu açmaya çalışmak  için çok zaman harcandı. Bir örnek verecek olursak, Türk  askerlerinin konuşlanması, kuzeyde bir güvenlik garantisi  olarak görülürken güneyde bir tehdit olarak algılanıyor.  Dolayısıyla, yeni federasyonun yerine oturuşunu görmekle  sorumlu bir Avrupa veya BM koruma gücü oluşturulması ve bu  gücün bünyesinde Türk ve Yunan birliklerinin yer alması fikri  ortaya atıldı. Başka konularda da detaylara iniliyor: İki  toprağın sınırları nasıl belirlenecek? İki tarafın  mültecilerinin de yeni bir göç dalgasına yol açmaksızın geri  dönme hakkı olabilir mi? Türkiye'den gelmiş göçmenlerin  hangilerine Kuzey Kıbrıs'ta yerleşme hakkı tanınabilir?  Esasen soyut ilkelerden somut gerçeklere geçildiği takdirde  çözüm bulunabilecek bir takım sorunlar söz konusu. Örneğin  mutlak dönüş hakkı gerçekleşmeyecek bir hayal gibi görünüyor.  Zira bir federal devlette dahi Türk veya Rum çok az sayıda  mülteci, 'öteki tarafta' yaşamak isteyebilir. Üstelik iki  bölgeli bir yapılanma yeni unsurlar doğuracaktır... Yeni  bir federasyon şartlarına bu kadar gerçekçi bir yaklaşım,  Kıbrıslı Rum liderlerin siyasi söylevlerinde yer almıyor.  Hatta iki bölgeli bir yapılanmanın, Kıbrıslı Türklerin güvenini sağlamaksızın başarıya ulaşma şansı olmadığına söylevlerinde  yer verenler dahi nadir... Kıbrıslı Rumların müzakereleri  nispeten umursamaz bir şekilde sürdürmesi, çözüm bulunsun  veya bulunmasın Adanın Avrupa Birliği'ne gireceğinden emin  olmalarından kaynaklanıyor. Güneydeki insanlar, Birliği bir  nevi varoluş 'güvenlik gücü' olarak görüyor. Kuzeydeki  insanların ise görüşmeleri, iyimserliklerini korumaya çalışarak  takip etmeleri, toplumlarının mevcudiyetinin dahi bahis konusu  olduğuna işaret ediyor. Zira görüşmelerin çıkmaza girmesi  halinde, onların yoksulluktan kurtulması için geriye tek çare  kalacak, o da Avrupa Birliği'ne bireysel üyelik. Kıbrıs  pasaportu alabilen Kıbrıslı Türk, böylelikle Avrupa Birliği  vatandaşı olabilecek. Kuzeydeki nüfusun bu nedenle azalması  ise Anadolu'dan gelecek yeni göçmenlerle telafi edilecektir...  Kıbrıslı Rumların çoğu, gelecekleri üzerinde düşündüklerinden  daha fazla belirleyici rol oynayacak olan bu müzakerelerin  öneminin henüz bilincine varmadılar. Müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanması, Adanın bölünmüşlüğünü kalıcı kılabilir. Türkiye  tarafından resmen ilhak edilmese bile Kuzey, öyle bir değişim  geçirebilir ki, Güneyde de yeniden birleşme arzusu bile  kaybolabilir. Ve Kıbrıslı Rumların, öteki tarafa gitme  özgürlüğüne sahip olmaları için Ankara'nın Avrupa Birliği'ne  üye olmasını beklemeleri gerekebilir. Oysa bu süreç üzerinde  en küçük bir etkiye bile sahip değiller. Sadece Türk toplumunun  demokratikleşme potansiyeli ve Avrupa'nın demokratik bir   Türkiye'yi bünyesine alma iradesi buna karar verecektir."

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (30/03) "Türkiye, Kürtçe Radyo-TV Yayını  Konusuyla Boğuşuyor" başlıklı ve Cladia Parsons imzalı  haberinde, Türkiye'nin önde gelen istişare organı olan Milli   Güvenlik Kurulu'ndan yapılan açıklamada, devlet televizyonunun  yayıncılık alanındaki faaliyetlerinin kapsamının  genişletilmesinin yolları üzerinde durulduğunun belirtilmesine  dikkat çekilmekte, bu ifadenin, Kürtçe Radyo-TV yayınının  önündeki kısıtlamaların hafifletilmesi anlamına gelebileceği  ileri sürülmektedir.

            Başbakan Bülent Ecevit'in daha önce yaptığı açıklamada,  "AB'ye katılmayı umut eden Türkiye'de, insan haklarını  geliştirmek için yapılan anayasa değişiklikleriyle uyumlu  olarak, Radyo-TV yayın yasağının kaldırılması konusunun büyük  bir ihtimalle MGK toplantısında görüşüleceğini" belirttiği  hatırlatılan haberde, "Art arda gelen Türk hükümetleri, Kürtçe  radyo-TV yayını üzerindeki yasağı kaldırmanın, Türkiye'nin  tahminen 12 milyonluk Kürt nüfusu arasında, şiddete dayalı bir  bölücülüğü körükleyeceğini söylediler. Fakat AB, Türkiye'nin,  eğer Birliğe katılmak konusunda ciddi olduğunu göstermek  istiyorsa, bütün azınlıkları için insan haklarını geliştirmesi  gerektiği konusunda ısrar ediyor" denilmektedir. Milli Güvenlik  Kurulu'nun dört saati aşkın bir süre devam eden toplantısından  sonra yayımladığı, "TRT Genel Müdürlüğü'nce Türk Radyo ve   Televizyon Kurumunun (TRT) faaliyetleri konusunda Kurul'a  bilgi sunulmuş ve TRT'nin yurtiçi ve yurtdışı yayınlarının   yasada belirtilen amaçlar doğrultusunda daha yaygın ve yararlı  olabilmesi için alınabilecek önlemler üzerinde durulmuştur"  şeklindeki açıklaması aktarılmakta ve söz konusu açıklama,  "Kürtçe kelimesinin hiçbir şekilde yer almadığı ve muğlak  ifadelerle dolu tipik bir açıklama" olarak değerlendirilmektedir.

            İSVEÇ BASINI:

            Neue Zürcher Zeitung'un (29/03) "Türkiye'de Yeni Reform  Paketi" başlıklı ve Amalia Van Gent imzasıyla yayımlanan   haberinde, Meclisten çıkarılan yeni reform paketinden söz  edilmekte, çıkarılan kanunlarla AB standartlarına uyulmaya  çalışıldığı, ancak, özellikle tartışmalı olan idam cezası ve  Kürt dilinde eğitimin, tekrar gündem dışı bırakıldığına dikkat çekilmektedir. Meclisin çıkardığı reformların, değişime temel  oluşturacağı ifade edilen haberde, reform paketinin içeriği  hakkında bilgi verilmektedir. Kanun değişikliklerinin,  Türkiye'nin AB ile yakınlaşma çabaları çerçevesinde yapıldığına  işaret edilen haberde, "Gazeteciler arasında, yeni çıkan basın  kanunu da tartışmalı. Eski kanunda olduğu gibi yenisinde de,   resmi makamların, ülke güvenliğini tehdit eden yayınları  yayımlayanların iş yerlerine el koyma yetkisi var. 'Yasak  dilde' yapılan yayın konusundaki yasak iptal edildi.  Gazeteciler için ise, gelecekte Kürt dilinde yapıp  yapamayacakları tam olarak açık değil" denilmektedir.

            MISIR BASINI:

            Al-Hayat gazetesinde (30/03) "Türkiye'nin Kronik  Hastalıklarını, Demokrasi ve Kürt Operasyonu ile Tedavi Etmek"  başlığı ve Dr. İsmail Hassaf imzasıyla yayımlanan okuyucu  mektubunda, ABD'nin Irak'ı vurma olasılığı durumunda  Türkiye'nin durumu ele alınmaktadır. Bağdat'taki rejimin   düşürülmesinin, Türkiye'nin geleceğini, Orta ve Yakın Doğu'daki  yeni güç dengeleri arasındaki yerini yakından ilgilendirdiği  belirtilen okuyucu mektubunda, ülkedeki siyasi çevrelerde,  Türkiye'nin, en iyi seçimi yapma ve gerekli kararı alma  konusunda endişe duyulduğu ileri sürülmekte ve şöyle  denilmektedir: "Generaller, siyasileri de arkalarına alarak,  ileride  meydana gelecek olaylar karşısında yol ayrımında  beklemedeler. Türkiye bu olaylardan, ya yeni asra uygun  büyüklüğüyle güçlü  bir şekilde çıkacak, ya da yarış pistinden  atılacak.

            Türkiye içindeki siyasi oyun, bir tür ip çekme oyununa  benzemektedir. Bir grup, ülkeyi, İslam dünyasına özellikle de   Türk asıllı eski Sovyetler Birliği Cumhuriyetleri'ne doğru   çekerken, başka bir grup da, ipi Avrupa'ya doğru çekmektedir.   Bu durum ise, ne dar Turancı anlayışla, ne askeri iradeyle,   ne de 1974 yılında Kıbrıs'ın kuzeyinin işgali ve Kürt sorununa   tanklarla yaklaşılmasıyla çözümlenebilir.

            Ankara'daki yöneticilerin, AB'ye ve yeni bir dünyaya   açılan yolun kapısının, sorunlara Avrupa'nın merceğinden   bakmaktan ve Kürt sorununun demokratik ve siyasi bir yöntemle  çözülmesinden geçtiğini itiraf etmesinden başka, Türkiye'nin  çıkar bir yolu olmadığı görülmektedir. Bu şekilde, Kürt   halkının omuzları üzerindeki baskı ve aldatmaca kalkar... Bu  sorunların başında, diğer azınlıklara federasyon sistemi  verilmesi, kültürel haklarının arttırılması ve insan haklarının  teminat altına alınması çerçevesinde, Kürt sorununa barışçı,  demokratik ve adil bir şekilde siyasi çözüm bulunması  gelmektedir. Bunlar, Türkiye'yi gelişmiş uygar ülkeler sınıfına   sokacak ve AB'nin bir parçası olarak ekonomik krizini çözüme kavuşturmasına yol açacaktır."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Ethnos gazetesinin (30/03) "Komisyon, Ankara'nın 'Yön  Değiştireceği' İzlenimini Edindi" başlıklı ve Yorgo Daratos  imzasıyla yayımlanan yorumunda, Komisyonun, Türkiye'nin, AB ve  Kıbrıs konularıyla ilgili politikasında ciddi değişikliklerin kaydedilmekte olduğu izlenimini edindiğini, Yunanistan'ın, bu değişiklikleri olumsuz bir şekilde değerlendirmeden önce,  ciddi bir şekilde incelemesinin gerekli olduğunu iddia ettiği bildirilmektedir. Komisyonun güvenilir kaynaklarından elde  edilen bilgilere göre, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile  Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Brüksel'e son ziyaretlerinde,  gerek ülkeleri içindeki siyasi gelişmeler hakkında, gerekse  Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda, Türk tezlerinde bazı değişiklikler izlendiği belirtilen yorumda, Yılmaz ile Cem'in,  ilk kez, resmen ve açıkça, Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşmasına  karşı çıkan Avrupa aleyhtarı çevrelerin merkezinde ordunun  bulunduğunu açıklamalarına dikkat çekilmektedir. Silahlı  Kuvvetlerin, ülkenin siyasi ve ekonomik hayatını denetimleri  altında tutma yeteneklerini bilerek, bu tür açıklamaların Türk politikacılar tarafından yapılmasının, şimdiye kadar hiç  görülmediğine işaret edilen yorumda, Komisyona göre, Atina'nın  büyük bir dikkatle izlemesi  gereken ikinci bir konunun,  "Türkiye ile Kıbrıs Türk tarafının, Kıbrıs'ta anayasal açıdan  Sırbistan ile Karadağ'ın mutabık oldukları çözümler temelinde,  bir çözümün uygulanması önerisinde bulunmaları" olduğu  belirtilmekte, "Bu iki büyük değişikliğe karşılık olarak  Türkiye'nin istediği, AB'nin tavrını değiştirerek, AB-Türkiye  üyelik müzakerelerinin başlayacağı tarihi saptamasıdır"  denilmektedir.

           

 

01/04/2002   13:54:59

 

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR