|
02/04/2002 ANKARA, 02/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 01 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: İNGİLTERE BASINI: The Spectator dergisinin (01/04) "Kızarmış 'Turkey'" başlıklı Internet'tten sağlanan bir yorumda, Türkiye-AB ilişkileri ele alınırken, son zamanlarda yaşanan Karen Fogg olayı, generalin AB karşıtı açıklamaları, Kıbrıs sorunu konularına yer verilmektedir. “Avrupa'nın ulus devletlerin yok edilmesi gibi çok açık bir gündemi” olduğuna işaret edilen yorumda, “bunu başarmak için, bölgesel azınlıklarla ilgilenip haklardan bahsederek, ulusun dengesini bozduğu, bunun, Karen Fogg'un da gündemi olduğu ve bu yüzden pek çok düşman kazandığı” ileri sürülmektedir. Elektronik postalarından anlaşıldığı kadarıyla Karen Fogg'un, “Kürtçe gazeteler için de bir yardım merkezi niteliği taşıdığı, Kürtçe gazetelerin, kimse satın almayacağı için Avrupa'nın para yardımı olmadan ayakta duramayacağı, sonuçta, Avrupa'nın parasının Türk devletinin düşmanlarına harcandığı” iddia edilen yorumda şu ifadelere yer verilmektedir: “Avrupalılar kendilerini gözden düşmüş bir duruma soktular ve resmi olarak sürekli savaş nedenleri ortaya çıkarmaya çalıştılar. Örneğin Kıbrıs. Türklerin 1974'de adanın kuzeyini işgal etmesi 1960'da imzalanmış anlaşma koşullarına uygun olduğu halde, o dönemde Yunanistan için NATO'da kalmak önemli olduğu için İngilizler ve Amerikalılar ortalığı telaşa verdiler ve Kuzey Kıbrıs'a müeyyideler uygulanmaya başlandı. Adadaki Türk nüfusu temizlenmedikçe adanın birleşmesi pek de olası görünmüyor. Ancak Avrupa farklı bir yöntem uyguluyor. Kıbrıs'ın AB'ye üye olması gerektiği iddia ediliyor ve Yunanistan, Kıbrıs üyeliğe kabul edilene kadar diğer üyelikleri bloke etmekle tehdit ediyor. Avrupalılar, Balkanlar'da Arnavutluk'a yaptıklarının daha beterini Türkiye'ye yapmak istiyorlar. Türkiye'de çeşitli azınlıklar var ve ülke çok da zor olmadan özerk ve etnik bölgelere ayrılabilir. Bir diğer sorun da, Avrupa'nın bu günlerde Batı ürünleri için büyük bir market ve tüketim mallarının çoğunun üreticisi olan bir ülkeyi zayıflatmaktaki çıkarının ne olduğu? Türkiye'nin AB'ye kabul edilmek için idam cezasını kaldırması, ordunun siyasetteki rolünü azaltması, Kıbrıs'tan vazgeçmesi ve hatta nüfusunun çoğunluğu Kürt olan güneydoğu bölgesinin ayrılması için bazı adımlar atması gerekebilir ve tüm bunlar Türkiye'yi bambaşka bir konuma sürükleyebilir. Bir bakıma bütün bunlar bir yalan: Avrupalılar sıcak küçük dünyaları için problem yaratacak Türkiye'yi, Polonya'yı veya Macaristan'ı istemiyor. Sadece Türkiye için değil, diğer ülkeler için de, AB'nin genişlemesine engel olmak amacıyla sürekli yeni engeller yaratıyorlar. Her iki taraf için de Türkiye'nin üyeliği tam bir yalan gibi görünüyor.” KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (01/04) "Belçika Modelini Benimsiyorlar" başlıklı haberinde, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Belçika modelinden söz edilmekte, AB Komitesi ve özellikle başında Gunther Verheugen'in bulunduğu Genişleme Müdürlüğü'nün, bu modeli Kıbrıs konusunda çıkış yolu olarak gördüğü belirtilmektedir. Brüksel'de, AB içerisinde çalışan bir model bulunduğuna göre Kıbrıs konusunda başka formüller aranmamasına işaret edildiği vurgulanan haberde, bu modelin, Kıbrıs konusunda, öncelikli olarak yetkiler ve bölgelerin otonomi derecesini (bölgelerin yabancı ülke ve kuruluşlarla ticari anlaşma yapma imkanı veriyor), ayrıca ülkenin AB organlarına katılımını ilgilendirdiği kaydedilmektedir. Haberde, bu modelin, 2001'in ikinci yarısında, Belçika'nın AB dönem Başkanlığında değerlendirilmeye başlandığı ve diğer şeyler yanında Kıbrıs arabulucularına ülkenin anayasası hakkında bilgi vermek için toplantı düzenlediği, son zamanlarda ise (3-8 Mart) Norveç Enstitüsü PRİO tarafından Kıbrıslı Rum ve Türklerin Belçika'ya ziyaretinin organize edildiği ve bu ziyarette Belçika'daki sistemin çalışması hakkında bilgi verildiği belirtilmektedir. Haberde, ayrıca, Türklerin, "gerek Ankara, gerek Denktaş'ın Belçika modelini reddetmediği, bunu tartıştığı" belirtilirken şu bilgilere de yer verilmektedir: "İyi haber alan kaynaklara göre Türk Dışişleri Bakanlığı, Belçika modeline dayalı formüller üzerinde çalıştı. Denktaş ise bir anlaşmadan sonra istediği ayrı ticari anlaşmaları bu anayasaya dayandırıyor. Denktaş somut olarak 'kendi devletinin çözümden sonra Türkiye'yle ticari anlaşma yapabileceğini' belirtti. Lefkoşa ise AB'de ortak tutum belirlemede sorunlar yaşandığı için ayrıca bölgelerin yetkileri nedeniyle bu modele çok sıcak bakmıyor. Elen tarafı, Belçika örneğinin Kıbrıs konusuyla kıyaslanamayacağı, çünkü AB merkezinin burada olmasının, herhangi şekilde devletten kopma veya ayrılma konusuna caydırıcılık oluşturduğu görüşündedir. Edindiğimiz bilgilere göre Kıbrıs Hükümeti, Belçika Anayasasını ciddi şekilde ve derinliğine inceledi ve Kıbrıs için olumlu ve olumsuz yönlerini not etti. Bu çerçevede, 'işgal' lideri Denktaş'ın atıfta bulunduğu ve kendi görüşlerine uyan unsurları benimsediği İsviçre modeli gibi bir dizi başka model için de çalışma yapıldı." Alithia gazetesinde (01/04) "Üçüncü Turun Arifesinde" başlılığıyla yayımlanan başyazıda, Türkiye'nin AB süreci yol haritasının, Helsinki Zirvesi'nde belirlendiği ve onaylandığı, ancak Türkiye'nin, hala haritada kalmaya devam ettiği, uyum sağlamadığı ve KKTC'nin egemen olarak tanınmaması ve yasallaşmaması halinde, Kıbrıs'ın AB'ye girişine de karşı çıktığı ileri sürülmektedir. Haberde, Güvenlik Konseyi'nin ve diğer uluslararası karar ve tavsiyelerin yön verici çizgilerine gerekli uyum olmadıkça, görüşme turlarının hiçbir öneminin olmayacağına işaret edilen haberde, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Türkiye, sadece Kıbrıs sorunundaki konulardan değil, ayrıca iç durumundan ve Avrupa'nın talimatlarıyla Avrupa mevzuatını uygulama ve insan haklarını koruma eksikliğinden dolayı da AB'den ciddi şekilde çok uzaktadır. Türkiye'nin, çözüm olmadan önce Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemek amacıyla savurduğu savaş tehditleri tesadüf değildir. Bunlar, önceden incelenmiş ve araştırılmıştır. Denktaş ve Ankara'nın yaklaşımı ve yeniden birleşmeyi engellemesi nasıl mümkün olabilir? Türkiye, AB'ye girmek istiyor ve Avrupa mevzuatını uygulayacağına dair söz veriyor. Bununla birlikte Türkiye, Kıbrıslı Türklerdeki bu kurtarıcı değişikliği engellemek istiyor. Ankara, yüzde 72'lik bir enflasyonla, yüzde 78'lik bir borç faiziyle ve kötü ekonomisi ile kan ağladığını, öte yandan Türk halkının açlıktan öldüğünü ve kendi üyeliğini teleskopla bile göremediğini çok iyi biliyor. Poos'un raporu gibi Verheugen'in açıklamaları da, Ankara'nın tecrit edilme çanlarını uyarıcı bir şekilde çalmıştır. Yeni görüşme turunun arifesi olan bugünlerde, diyalogun şu ana kadarki süreci hakkında yapılan araştırmalar, bütün uluslararası kurallara uyum sağlayan Kıbrıs Rum tarafının ne yaptığıyla değil, Türk tarafının uzlaşmazlığına son verilmesi için yabancı arabulucuların ne yapmaları gerektiğiyle ilgilenmelidir. Yabancılar, iyi hal ve uyum belgesini bizden isteyemezler. Yabancılar neyin, neden iyi gitmediğini biliyorlar. Yabancıların müdahalesi, daha etkili bir şekilde olmalı ve kötülüğün köküne inmelidir.” RUSYA BASINI: İzvestia gazetesinin (01/04) "Milyonlarca Kürt Kökenli Türk Vatandaşı Kendi Radyo ve Televizyonuna Kavuşuyor" başlıklı ve Eldar Salahov imzalı yazısında, Türk makamlarının, Kürt dilinde radyo ve TV yayınlarının yeniden başlatılmasını kararlaştırdığı, bu kararın, hükümette hazırlanmakta olan liberal reform paketinin sadece bir maddesini kapsadığı, ancak, programların tamamının, güvenlik organları tarafından "yasadışı ifade, baskı ve ayrılıkçı propagandada bulunulmaması" maddesine göre denetleneceği bildirilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin, bu en kalabalık "milli azınlığı" ile “flörtünün” nedeninin, “AB'ye üye olmak isteği” olduğu vurgulanan yazıda, bugüne kadar var olan "dil ayrımının" AB'ye üyelik konusunda ciddi güçlükler yarattığı, zira AB'de, insan haklarının yerine getirilmesinin temel ilkelerden biri olduğuna işaret edilmektedir. Yazıda, Başbakan Bülent Ecevit'in, konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, "Bu konuda üzerinde iki buçuk yıl boyunca görüşmeler yaptık, ilgili taraflarla mutabakata vardık. Bu çerçevede, Kürtçe yayınlara, yakın gelecekte yeniden başlanacak" dediği ve böylece "ülkedeki ayrılıkçı eğilimlerin" zayıflatılacağını umduğu ileri sürülmekte, Kürdistan Yurtseverler Birliği'nin Moskova Temsilcisi Şorş Said'in ise konuyla ilgili şu açıklamasına yer verilmektedir: "Türkiye, ülkede insan haklarına saygı gösterilmesini ve idam cezasının kaldırılmasını isteyen AB'nin çok büyük bir baskısı altında bulunuyor. Bu arada Türkiye'deki Kürt liderler, Ankara ile işbirliğine yönelik karşılıklı adımlar atıyorlar. Bildiğim kadarıyla Amerikalılar, Türk makamları ile Kürtler arasındaki diyaloga doğrudan müdahale etmiyor. Irak'a saldırı konusuna gelince, ABD bu konuyu, Kürt kamuoyu ile somut olarak ele almadı. Bununla birlikte eminim ki Irak'a saldırı yapılması henüz kararlaştırılmış değil." YUNANİSTAN BASINI: Kathimerini gazetesinin (31/04) “Türkiye'nin Kıbrıs Politikası” başlıklı ve K. Angelopoulos imzalı yorumunda, Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemek amacıyla Türk diplomatlarının atağa geçmiş bulunduğu ifade edilmekte, Ankara'nın bu şekilde hareket etmesinin beklenen bir şey olduğu kaydedilmektedir. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, çoğunluğu AB üyesi olan birçok ülke ile temasa geçerek Kıbrıs'ın AB üyeliğinin ertelenmesini istediği belirtilen yorumda, Bakan Cem'in, ayrıca, “Ankara'da büyük rahatsızlık yaratan” AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Verheugen'in Kıbrıs konusundaki son açıklamalarını da sert bir dille eleştirdiği ve Türk gazetecilere yaptığı açıklamalarda, adada siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde bunun AB-Türkiye ilişkilerini etkileyeceğini vurguladığına işaret edilmektedir. Türk tarafının, adada iki ayrı devletin olduğu "gerçeğinin" kabul edilmesini şart olarak ileri sürdüğü hatırlatılan yorumda, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın doğrudan görüşmeler sırasında da söz konusu talebi masaya getirerek, görüşmelerin "sıfır noktasında" kalmasına neden olduğu ileri sürülmektedir. Bütün bu gelişmelerin, Ankara'nın aralık ayında yapılacak AB Zirvesi'nde Kıbrıs'ın AB üyeliğinin engellenmesi için elinden geleni yapacağını gösterdiği belirtilen yorumda, Ankara'nın, Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemek için Helsinki kararlarının 9. maddesindeki "b" fıkrasından faydalanmaya çalışacağı ileri sürülmekte ve “Aralık ayında yapılacak AB Zirvesi sırasında Kıbrıs'ın AB üyeliğinin ilan edilmemesi halinde, hem Kıbrıs Cumhuriyeti ve hem de Yunan hükümeti zor durumda kalacak. Çünkü Yunanistan geçmişte, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin dış politikasında öncelikli konu olduğunu defalarca beyan etmişti. Yunan hükümeti, aralık ayında Ankara tarafından yenilgiye uğratılmak istemiyorsa, Kıbrıs konusunda diplomatik girişimlere ivme kazandırmalıdır” denilmektedir. Kathimerini gazetesinde (01/04) "İstanbul'dan Mektup" başlığı ve Spyros Payiatakis imzasıyla yayımlanan bir makalede, İstanbul'un tarihi özelliklerinin yanında coğrafyasının güzelliğinden söz edilirken, Türkiye'nin coğrafik konumundan kaynaklanan jeopolitik önemine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin komşularıyla ilişkileri ve sorunları ele alınırken, özellikle, AB ilişkileri, Türk-Yunan ilişkileri, Orta Doğu'daki rolü, ABD ile ilişkileri bağlamında değerlendirilmektedir. Türkiye'ye ziyarette bulunan Yunan Kalkınma Bakanı Akis Tsochadzopoulos'un, Türk-Yunan boru hattı protokolünü imzalamak üzere bulunduğu İstanbul'da, Ayasofya'ya da uğradığına işaret edilen makalede, "Hazar gazının İran'dan AB'ye, Türkiye ve Yunanistan üzerinden taşınması amacıyla planlanan boru hattı her iki ülkeye de ekonomik kazanç sağlayacaktır" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Ankara'nın İsrail ile askeri ittifakının stratejik Orta Doğu haritasını etkilediği belirtilen makalede, bazı gözlemcilerin, Ayetullah Humeyni'nin İran'da iktidara gelişinin ardından Türkiye'nin de bir İslami devrime ihtiyacı olduğu yönünde bir açıklama yaptığı, bunun, Avrupa tarafından kabul edilmek isteyen bir hükümet için neredeyse tasavvur edilemez bir şey olduğu anımsatılmaktadır.Makalede, ayrıca, “Ciddi mali sorunlara karşın, Batı başkentlerinin kozmopolit yapısını Doğunun egzotik havasıyla birleştiren nadide kent İstanbul da, film, bale, tiyatro ve operalarla uluslararası kültür zincirinde bir yer edinmeye çalışıyor. Şehrin bu yılki kültürel etkinlikler programında 13-28 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan İstanbul Festivali önemli bir yer tutuyor. Sanat alanında Türklerin geleneksel edilgenliğe omuz silktikleri görülüyor. Yurt dışında bulunan ve oralarda çalışan milyonlarca Türk, Batı tarzı bir kültür benimsemeye yönelmiş durumda. Türkiye şimdi her zamankinden daha karmaşık. Bu hem iyi hem de kötü” denilmektedir.. To Vima gazetesinin “İkonomikos Tahidromos" ilavesinde, (30/04) "Türkiye'nin Avrupa'ya Olumsuz Yaklaşımı" başlığı ve P.K. İoakimidis imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili kriterlere uyum sağlamaya çalıştığı, ancak, bunun, “otoriter siyasi yapıya ve geleneklere sahip bir ülke için” pek de kolay bir iş olmadığı ifade edilmekte, uyum sağlama işlemleri için ülkenin kurumsal sisteminde siyasi ve ekonomik alanda, derin yapısal değişikliklerin yapılmasının gerekliliği dile getirilmektedir. Bu değişikliklerin de doğal olarak iktidardaki ilişkilerle ilgili çıkarları, dolayısıyla “orduyu” tehdit ettiği ileri sürülen yorumda, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın açıklamasının da buna açık bir örnek olduğu vurgulanmaktadır. Türk yetkililerin, AB'nin herhangi bir olumlu jestinin AB genişlemesinin ve özellikle Kıbrıs'ın AB üyeliğinin sorunsuz tamamlanması amacıyla yapıldığına inandıklarına işaret edilen yorumda, bu çerçevede, AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde bazı yeni gerçeklerin meydana geldiğinin açıkça belirlendiği kaydedilmektedir. Yorumda, ayrıca, Türkiye'nin, "aday ülke statüsünde" bulunan bir ülke olarak AB üyeliği hedefine ulaşılması için şu üç ön şartın yerine getirilmesi gerektiği belirtilmektedir: 1- AB'nin siyasi birliğine yönelik kökten değişiklikler yapılması. AB'nin bugünkü durumuna Türkiye "sığamaz". Türkiye'nin AB üyesi olabilmesi için, Almanya ya da Fransa gibi ülkeler için bu üyelik nedeniyle meydana gelecek herhangi bir "tehdidi" iptal edebilecek önlemlerin alınması gereklidir. 2- Türkiye, siyasi-ekonomik sistemini tam olarak Avrupalılaştırmaya doğru ilerletmelidir. "İktidardaki imtiyazlarını" sürdürmeyi isteyen güçler (örneğin ordu) varsa, ülkenin Avrupalılaşması, dolayısıyla da AB üyesi olması hedefleri gerçekleşemez. Avrupalılaşma (demokratikleşme, hukuk devleti, insan ve azınlık haklarına saygı) AB üyeliği için kaçınılmaz şart oluşturuyor. 3- Türkiye'nin ortak sınırları olan ülkelerle ve özellikle Yunanistan ile ilişkilerinin düzene girmesi. Yunanistan, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda, en güçlü ve en başarılı müttefiki olarak yardımcı olabilir. Aslında Yunanistan'ın diğer AB üyesi ülkelere nazaran, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesi için çok daha önemli nedenleri vardır. Sözünü ettiğimiz şartlar altında, Türkiye'nin AB üyeliği uzun vadeli Yunan çıkarlarına hizmet edecektir. Yunan sınırlarının AB'nin "dış sınırları" olmaktan çıkarak "iç sınırlara" dönüşmesi, Yunanistan'ın sabit hedeflerinden birini oluşturmalıdır. Bu yüzden Yunanistan ile ortak sınırları olan ülkelerin AB üyesi olması önemlidir.
02/04/2002 15:18:38
|