05/04/2002     

       

 

            ANKARA, 05/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  04 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedi

            ALMANYA BASINI:

            Junge Welt gazetesinde (04/04) "Ankara Reform Paketini  Onayladı" başlığı ve Karin Leukefeld  imzasıyla yer alan ve  internetten sağlanan yazıda, TBMM'de onaylanan reform  paketinden söz edilmekte, reform paketiyle, "partilerin   kapatılmasını öngören yasanın kısıtlandığı, Avrupa mahkemesi   tarafından işkence gören ya da insanlık dışı muamelelere   maruz kalan şahıslar için uygun görülen tazminat bedelinin  ilgili makamlar tarafından ödenmesinin kararlaştırıldığı,  dernek kurmanın kolaylaştırıldığı, gösteriler ve protestoları  denetlemenin kısıtlandığı, Basın Kanunu'ndaki "yasaklanmış  bir dili" kullanma yasağıyla ilgili maddenin de yürürlükten  kaldırıldığına işaret edilmektedir. Ancak, Türkiye'nin  durumunun, görsel ve yazılı basına tanınan bu özgürlüklere  rağmen pek iç açıçı sayılmayacağı ileri sürülen yazıda,  Başbakan Bülent Ecevit'in "üçlü ittifakının, idam cezasının   kaldırılması konusunda hala bir fikir birliğine varamadığı,  Kürt demokrasi hareketinin başlattığı ve aylardır süren   'anadilde' eğitim kampanyalarına yönelik bir yasa değişikliğine   de reform paketinde yer verilmediğine" dikkat çekilmektedir.  Yazıda, ayrıca, PKK'nın 8. Parti Kongresi'nin hala devam  ettiği, Türk ve Batı basınında yer alan, kongrenin bittiği  ve partinin adının "Halkların Özgürlük Partisi" olarak  değiştirildiğine dair haberlerin, PKK tarafından yalanlandığı bildirilmekte, PKK'nın, F-16 uçaklarının 21 Mart'ta Irak-İran   sınır bölgesinde bulunan gerilla kamplarına saldırı   düzenlediğini doğrulayarak, bu saldırı sırasında 25 kişinin  öldüğünü ifade ettiği aktarılmaktadır.

           

            Die Tageszeitung'un (04/04) "Ankara İçin Yeni Komuta  Rolü" başlıklı ve Jürgen Gottschlich imzasıyla yayımlanan  yazıda, Türkiye'nin "tüm tereddütlere rağmen" Afganistan'daki  BM Barış Gücü ISAF'ın komutasını üstleneceği ifade edilmekte,  ülkenin bu şekilde, öncelikle ABD'nin isteğini karşılamak  düşüncesinde olduğu ileri sürülmektedir. Komutayı devralacak  olan Tümgeneral Akın Zorlu başkanlığında çok sayıda üst düzey  askerin, bilgi edinmek üzere Kabil'e gittiğine işaret edilen  yazıda, şu an Barış Gücü'nün hizmetinde sadece 260 askeri  bulunan Türkiye'nin, konuyla ilgili çekimser tutumunun başlıca  nedenlerini, "ülkedeki ağır ekonomik kriz, Afganistan   misyonunun süresi ve güvenlik gücünün görev alanının   genişletilmesine yönelik tartışmalar ile diğer NATO   müttefikleri tarafından Kabil'de yalnız başına bırakılma   korkusunun" oluşturduğu belirtilmektedir. Türk kamuoyunun da  Afganistan müdahalesi karşısında tamamen ilgisiz bir tavır  sergilediği vurgulanan yazıda, "Türkiye'nin Afganistan görevini  üstlenmeyi kabul etmesinin başlıca nedeni ise, geleceğe  yatırım yapmak amacını taşıyor. İlk etapta ABD'nin Irak  planlarıyla ilgili olarak daha fazla etkili olabilmek, ikinci  olarak da NATO ve AB içinde kendi rolünü güçlendirmesi umut  ediliyor" denilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            International Herald Tribune gazetesinin (04/04) "40 Yıl  Sonra Kıbrıs'ın Birleşmesi Gerçek Olabilir" başlıklı ve Alfred   H. Moses imzalı haberinde, Kıbrıs sorunu ve sorunun çözümüne  yönelik girişimlerden söz edilmekte, bu bağlamda, Türkiye-AB  ilişkilerine değinilmektedir. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın  çözüme yönelik olumsuz bir tavır içinde olduğu iddiasına yer  verilen haberde, bu tavrın, Türkiye'nin AB'ye üyeliğini de  olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle bazı çevreler tarafından  eleştirildiği dile getirilmektedir. Sorunun çözümlenmesinde iki  toplumla ilgili olarak "büyük engellerden" bahsedilirken,  umutlu olmak için de nedenlerin bulunduğu ifade edilmekte ve  şu değerlendirme yapılmaktadır: "Gerçek şudur ki, Türkiye artık  Avrupa Birliği üyeliğine aday bir ülkedir. Denktaş son kez  'hayır' dediği zaman, Türkiye'de bazı çevreler de 'yeter' dedi.  Basın, iş çevrelerinin önde  gelenleri ve ilk defa olarak bazı  sorumluluk sahibi politikacılar, çözülmeyen Kıbrıs sorununun,  Batıya açılmanın getireceği daha büyük stratejik çıkarlarda  Türkiye'nin önünde engel yarattığını fark ettiler. Onların  görüşüne göre, artık 'kuyruk köpeği sallamaya' başlamıştı.  Türkiye'nin AB'ye giden yolunun, Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa'dan  geçtiğinin farkına varıldı.

            Kıbrıs'ın aralık ayında AB'ye tek başına girmesi  beklenirken, Denktaş ve Türkiye'deki destekçileri zor bir  seçimle karşılaştılar. Ya politik çözüm umudunu terk edip   Kıbrıs'ın üçte birlik Türk kesimini geride bırakarak AB'ye   girmesine izin verecekler ya da Kıbrıs ellerinden kaçmadan   önce Kıbrıs Rumlarıyla bir anlaşmaya varacaklar. Elinde az   kozu kalan Denktaş, yön değiştirerek şu anda devam eden   görüşmelere başladı.

            Büyük engeller hala gündemdedir. Kuzeydeki topraklar Rum  tarafına dönmek zorunda kalacaktır. Her iki taraftaki mülk  iddialarının anlaşmaya bağlanması gerekiyor. Güvenlik önlemleri  alınmalı ve birleşmiş bir Kıbrıs için yeni bir hükümet  belirlenmeli.

            Umutlu olmak için gerçekten nedenler var. Denktaş ve  Kleridis, bunun, yaşamlarındaki son zafer olabileceğini  biliyorlar. Biri 78 ve diğeri 83 yaşında olan bu saygıdeğer  liderler, 40 yılı aşkın süredir siyasetteler. Her ikisi de,   gelecekte yerlerini alacak birini göremiyorlar. Gelecek   nesiller, Rumlar ile Türklerin barış içinde yaşadıkları bir   dönemi hatırlamayacak. Dahası, bu yıl bir anlaşmaya varılmaması  halinde, Kıbrıs elden gidecek ve Kıbrıs'taki bölünme kalıcı  olabilecek. Böyle olursa, adanın kendi başına ayakta durması  mümkün olmayan kuzey kesimi, Ecevit'in ilhak tehdidini  gerçekleştirerek Türkiye ile birleşme yoluna gidecek ve  Türkiye'nin AB hayallerini suya düşürecek."

            İSVİÇRE BASINI:

            Le Temps gazetesinin (04/04) "Azınlık Haklarına Saygı  Gösterilmesi Konusu, Türk Rejiminin En Büyük Sıkıntısı" başlıklı  ve Eric Biegala imzalı yorumunda, şubat ayında, Türk yargısının  aldığı, üyelerinin "dini ayrımcılık" yaptığı gerekçesi ile  "Alevi-Bektaşi Kültür Derneği"ni kapatma kararına değinilmekte,   bu bağlamda, Ankaralı yöneticilerin, Avrupa Birliği'nin azınlık  kozunu kullanarak ulusal toprak bütünlüğünü bozmayı  istediklerinden şüphelendikleri ileri sürülmektedir. Söz konusu  kararla, azınlıkların haklarına saygının yine basit bir şekilde  görmezden gelindiği ve bunun bir tesadüf olmadığı belirtilen  yorumda, azınlık olarak "Ermeniler, Süryaniler, Karaman Kilisesi,  Nasturi mezhepleri, Kürtler ve Alevilerin" Lozan Barış  Antlaşması'nda da haklarının tanınmadığı iddia edilmektedir.  Yorumda şu ifadelere de yer verilmektedir: "Gerçekten de azınlık  sorunu, modern Türkiye'nin başını ağrıtan kimlik sorununun  temelini oluşturuyor. Ankara'nın niyetli olduğu Avrupa  bütünleşmesi için koşul teşkil ederken, rejimin demokrasi  karşısındaki isteksizliğinin de bir nedeni olmaya devam ediyor...  Öte yandan sadece dini azınlık kavramı kabul ediliyor. Etnik  ya da farklı dil azınlıklarının yasal varlığı bulunmuyor   ve hatta bu gerçek inkar ediliyor: Bazı çevreler Kürtleri 'dağ  Türkleri' olarak adlandırmaya devam ediyorlar... Bu arada tüm  azınlıklar, Avrupa ile bütünleşme programda kaldığı sürece  herşeyin iyiye gideceğine inanıyorlar... Ancak Ankara, kendi  azınlık tanımını kabul ettirmek için de mücadele ediyor.  Azınlık haklarının korunması katılım kriterleri içinde en  açıkça ifade edilenlerden biri olmasına rağmen, Ankara AB'den,  katılım müzakerelerinin ön belgelerinde bu ifadenin yer  almamasını sağladı. Aslında anlayışsızlık çok eskilerden  geliyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'na  göre, 'Batı, Lozan devrinden kalma, etnik gruplar için daha  fazla hak talep etmeyi esas alan eski politikasını devam  ettiriyor'. Aynı çerçevede, bürokratlar ve siyasiler Avrupa'nın  amacının halen, bu asrın başında olduğu gibi, azınlıklar kartını  oynayarak Türkiye'nin toprak bütünlüğünü bölmek olduğunu  tekrarlıyorlar. Ve Kürtlere yönelik desteği de bu iddiaya  kanıt olarak sunuyorlar. Kolayca paranoyak bir boyut  kazanabilecek bu bağlamda, azınlıklar konusunun Avrupa  bütünleşmesi çerçevesinde ele alınmama tehlikesi bulunuyor.  Bu bir tabu olmaya devam ediyor ve Müslüman olmayan topluluklar  konusu neredeyse ortadan kaybolmaları sayesinde  'çözülürken',  etnik topluluklar konusu halen askıda bulunuyor. Kürtlerin  istekleri de, sadece Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu illerde  alınan baskıcı önlemlerle susturuldu. Bazıları azınlıklar  sorununun çözülmesinin Türkiye'nin demokratikleşmesi için  bir koşul olduğunu savunurken; bazıları da rejim liberalleştiği  zaman bu sorunun kendi kendine çözüleceğini ileri sürüyor."

            KIBRIS RUM BASINI:

            Haravgi gazetesinin (04/04) "Avrupa Solu Toplantısı"  başlıklı haberinde, Avrupa Parlamentosu'ndaki Sol Grup  Başkanlık Divanı'nın AKEL'in girişimiyle Kıbrıs'ta  gerçekleştirilen toplantısında, Kıbrıs sorununun ele alındığı   ve Kıbrıs'a olan güçlü desteğin yinelendiği bildirilmektedir.  Toplantıda, Kıbrıs konusunda onaylanan bir karar metninde,  BM gözetiminde sürdürülmekte olan doğrudan görüşmelerin uygun  yöntem olduğu ve BM kararları ile doruk anlaşmaları zemininde  bir çözümü hedeflemesi gereğine işaret edildiği belirtilen  haberde, bu çerçevede soruna bulunacak çözümün, "Kıbrıs'ta  tek egemenliği, uluslararası tek kişiliği, tek vatandaşlığı" sağlayacağının vurgulandığı kaydedilmektedir. Basın  toplantısında konuşan Sol Grup Başkanı Francis Wourtz'un,  Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan AB üyeliği durumunda, "sahte  devletin Türkiye'ye entegre edileceği" şeklindeki Türk  görüşlerine değinerek, bunların hayata geçirilmesi durumunda,  Türkiye'nin tam üyelik hedefi ve üyelik hakkını inkar etmesi  anlamında olacağını iddia ettiği aktarılan haberde, Wourtz'un,  ayrıca, Rumların AB üyeliğine de değinerek, "Kıbrıs için AB  üyeliği büyük bir siyasi koz olacak, çünkü AB içinde ulusal  sorununu çözebilmek için daha iyi mücadele verebilecek"  dediğine işaret edilmektedir.

           

            YUNANİSTAN BASINI:

            Pontiki'nin (04/04) "Amerikalılar, Kıbrıs'ın AB Üyesi  Olmasından Önce Adada Siyasi Sorun Çözümlenmezse, Türk-Yunan  İlişkilerinde Gerginliğin Tırmanacağını Öngörüyorlar" başlıklı  yorumunda, toplam 19 senatör ve milletvekilinden oluşan  Amerikan Kongresi Helsinki Komisyonu'nun düzenlediği "Kıbrıs  sorununun çözümü için başlayan görüşmeler sonuç vermezse ne  olacak?" konulu bir panelden söz edilmekte, panele, Kıbrıs  konusunda görüşlerini ifade etmek için başta CATO Enstitüsü  üyesi Dug Bandaw olmak üzere, Brokinds Enstitüsü'nün temsilcisi  Fillip Gordon ve RAND Araştırma Merkezinin temsilcisi olan Ian  Lesser ve emekli Albay Stefan Norton'un katıldığı bildirilmektedir. Konuşmacıların görüşlerine dayanılarak, Amerikalıların, Kıbrıs  konusundaki kaygısının dile getirildiği belirtilen yorumda,  panelde, adadaki siyasi sorun çözümlenmeden, Kıbrıs'ın AB üyesi  olması halinde, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs topraklarını ilhak  etmekten başka çaresi olmayacağının vurgulandığı, böyle bir  gelişmenin ise, haliyle Türkiye ile Yunanistan arasında  gerginliğin tırmanmasına ve sonucu şimdiden kestirilmesi mümkün  olmayan ABD, AB ve NATO'nun müdahalelerine yol açacağı ileri sürülmektedir.

05/04/2002   15:01:39

             

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR