|
08/04/2002
ANKARA, 08/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 05-06-07 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (05/04) "Danimarka Başbakanı, AB'nin Terör Örgütleri Listesinin ABD'ninkine Uyması Gerektiğini Söyledi" başlıklı ve Suzan Fraser imzalı haberinde, Türkiye'ye bir ziyarette bulunan Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in, Başbakan Bülent Ecevit'le düzenledikleri ortak basın toplantısında yaptığı açıklamada, AB'nin terör örgütleri listesinin ABD'nin listesiyle uyumlu olması ve Washington'un terör örgütü olarak nitelendirdiği grupları kapsaması gerektiğini söyleyerek Türkiye'nin konuyla ilgili görüşlerini desteklediğini açıkladığı bildirilmektedir. Türkiye'nin, AB'yi, Türkiye'nin güneydoğusunda 15 yıl boyunca savaşan Kürt örgütü Kürdistan İşçi Partisi PKK ve militan solcu bir örgütü listesine dahil etmemesi nedeniyle suçladığı hatırlatılan haberde, ABD'nin ise, her iki örgütü de terörist olarak nitelediğine işaret edilmektedir. Haberde, ayrıca, Danimarka'nın temmuz ayında AB'nin dönem başkanlığını devralacağına dikkat çekilmekte, Başbakan Rasmussen'in, AB'ye üye olmaya aday olan Türkiye'nin adaylık müzakereleri başlamadan önce bazı reformlar yapması gerektiğini söylediği aktarılmaktadır. FRANSA BASINI:
Le Monde gazetesinin (05/04) "Onbeşlere Yaklaşmak İçin Yeni Reformlar" başlıklı ve Nicole Pope imzalı haberinde, Türk Parlamentosu'nun, Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda hazırlanan Ulusal Program'da öngörülen demokratik reform paketini haftalarca süren görüşmelerden sonra "nihayet" kabul ettiği bildirilmektedir. Reform paketinin içeriğinden söz edilen haberde, bu reformların, AB'nin beklentilerine tam anlamıyla cevap vermediği ileri sürülmektedir. AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, Türkiye'nin yapması gereken halen çok şey olduğunu kabul etmekle birlikte, "kararlı olduklarının ve şimdiye kadar kat edilen yolun küçümsenmemesi gerektiğinin" altını çizdiğine işaret edilen haberde, AB'ye üyeliğin vazgeçilmez şartı olan ölüm cezasının kaldırılması konusunda ise, koalisyon hükümetini oluşturan üç partinin bir anlaşmaya varamadıklarına dikkat çekilmektedir. Haberde, ayrıca, "yeni yasaların kabulü ile uygulamaya konulması arasındaki adımın Türkiye tarafından atılmaması" nedeniyle, söz konusu düzenlemelere insan hakları çevreleriyle Türk işadamları çevrelerinden de şüpheyle bakıldığı vurgulanmaktadır. Kürtlerin kültürel haklarıyla ilgili durumun da henüz net olmadığı belirtilen haberde, ulusal radyo ve televizyon kanallarında Kürtçe yayınlara izin verilmesi olasılığının Milli Güvenlik Kurulu'nca ele alındığı, ancak resmi bir tavrın henüz belirlenmediği kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Reformları hızlandırmak için Avrupa'nın desteği önem arz ediyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen kısa süre önce yaptığı açıklamada, Türkiye'nin, 'gayet derin ekonomik ve siyasi reformlar programı başlattığını' kaydetti. Ayrıca bu ilerlemelerin, 'AB'ye üyelik stratejisi olmasaydı' belki de kaydedilemeyeceği değerlendirmesinde bulundu." Le Monde'da (05/04) "Paris Kürt Enstitüsü Müdürü Kendal Nezan'a Üç Soru" başlığıyla yayımlanan Nicolas Bourcier'in Paris Kürt Enstitüsü Müdürü Kendal Nezan ile yaptığı söyleşide, Nezan'ın Türkiye-AB ilişkileri konusundaki sorulara verdiği yanıtlar aktarılmaktadır. "Paris Kürt Enstitüsü Müdürü olarak, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili müzakerelerden ne bekliyorsunuz?" sorusuna, "Avrupa Birliği için, ilkeleri olduğunu göstermek açısından iyi bir fırsat söz konusudur. Kıbrıs meselesinde Türkiye ile müzakere ettiği ölçüde, Kıbrıs'ın Rum tarafında ikamet eden Türk azınlığı için Ankara tarafından önerilen eşit bir muameleyi Türkiye'deki Kürt azınlık için sağlamayı dileriz. Öte yandan Türkiye, Moldavya ve Bulgaristan'da ikamet eden Türk azınlık için kültürel çeşitliliği savunuyor. Avrupa, Ankara'daki yetkililer nezdinde, kendi evlerine bakmaları için ısrarcı olmalıdır" şeklindeki yanıtı aktarılan söyleşide, Nezan'ın, "Türkiye'nin Birliğe entegrasyonundan yana mısınız?" sorusunu da şöyle yanıtladığı bildirilmektedir: "Entegrasyon, Türkiye'de demokratik gelişmeyi ve belli bir ekonomik refahı teşvik edecektir. Ama Türkiye'nin yolun başında olduğu, nasıl gelişeceğine sonra bakılır düşüncesine dayanacak bir entegrasyon istemiyoruz. Türkiye'nin Avrupa'ya ihtiyacı var, tersi değil. Ülke iflasın eşiğinde ve Uluslararası Para Fonu tarafından şubat ayında verilmesi kabul edilen 16 milyar dolarlık kredi ona tecil imkanı veriyor. Bugün ekonomik mübadelelerin yüzde 60'ı Birlik ile yapılıyor. Türk işadamları, Kürt sorununa barışçıl bir çözüm bulunmasından yanalar." Söyleşide, ayrıca, Nezan'ın, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın, açıklamasıyla ilgili şu görüşlerine de yer verilmektedir: "Türk diplomasisi, 'şayet sesimize kulak vermezseniz elimizden bir kaza çıkacak' tehdidinde bulunarak açık arttırmayı yükseltmekten ibaret olan uçurumun kıyısında olma siyaseti uyguluyor. Türkiye, ordunun rolüne ve Kürtlerin hakkına açıklık getirmedikçe Avrupa'nın bekleme odasında kalmalıdır. Kürdistan İşçi Partisinin (PKK) ortadan kalkması, el uzatma siyaseti uygulamak için esasen iyi bir fırsat olmalıydı. Ama İstanbul'daki Kürt Enstitüsü kısa bir süre önce kapatıldı, yeni doğanlara nüfus listelerinde yasaklanan 600 Kürt adı verilemeyecek. Şayet Brüksel Türkiye karşısında ticari ve oportünist bir tavır takınmazsa, Türkiye'ye Avrupa'dan demokratik esenlik gelecektir." İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (05/04) "Türk Başbakan: Sadece ABD Orta Doğu'ya Yardımcı Olabilir...Danimarka, Türkiye İle Katılım Müzakerelerinin Başlangıç Tarihini Belirlemekten Kaçındı... Rasmussen: Türkiye Daha Fazla Çaba Göstermeli" başlıklı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in, konuk Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen ile yaptığı ortak basın toplantısında, ABD müdahalesinin, şiddetin sona erdirilmesi için hayati önemde olduğunu belirterek, ABD Başkanı George Bush'un Orta Doğu ile ilgili açıklamalarını memnuniyetle karşıladığını söylediği bildirilmektedir. Temmuz ayından itibaren AB'nin dönem başkanlığını üstlenecek olan Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in de yaptığı açıklamada, Ankara tarafından ısrarla istenen müzakere tarihinin belirlenmesi için herhangi bir taahhütte bulunmaktan kaçındığı aktarılan haberde, "Açıkça ifade edeceğim: Müzakerelerin başlangıç zamanı Türkiye'ye bağlıdır. Müzakereler, Türkiye'nin siyasi kriterleri (insan hakları ve demokrasi ile ilgili) yerine getirmesi durumunda ve bu kriterleri yerine getirdiği zaman başlayabilir" diye konuştuğu kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, "Türk hükümetinin siyasi kriterlere saygı konusunda gelişmeler kaydettiğini kabul ediyoruz. Son anayasal reform ileriye doğru atılmış bir adımdır" diyen Başbakan Rasmussen'in, Brüksel'in demokrasi konusunda daha fazla çaba beklediğini de sözlerine eklediği belirtilmektedir. Aynı konu AFP'de de yer almıştır. İRAN BASINI: Tahran Radyosu'nun (05/04) "Türkiye'de Kürt Dili Sorunu" başlıklı haberinde, Türkiye'de Kürt diline getirilen kısıtlamaların kaldırılmasıyla ilgili görüş ayrılıklarının gittikçe büyüdüğü ileri sürülmekte, Türkiye'de Kürtlerin yaşadığı bölgede Kürt dilinin serbest bırakılmasıyla ilgili iç talep ve ayrıca AB'nin Kürtlerin kültürel haklarının tanınması için uyguladığı baskıların, Ankara'nın güç odaklarını bu konuda bir karar almaya zorladığı ileri sürülmekte, MGK toplantısının gündeminin bu konuya ayrılmış bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Türkiye'de Kürtçe'yi kullanmak veya kısıtlamaların devamı yönündeki tartışmaların, "egemen kesimleri" karşı karşıya getirdiği belirtilen haberde, Devlet Bahçeli ve partisi ile askerlerin, "Türkiye yönetimindeki etkinliklerini kaybetmek kaygısıyla" Kürtlere kültürel hakların verilmesine karşı çıktıkları iddia edilmektedir. Ancak, bu iki kesime karşın ANAP ve DSP'nin ise Kürtlere bazı hakların verilmesini AB'ye girmek için kaçınılmaz gördüğüne işaret edilen haberde, hatta ortakların aksine Mesut Yılmaz'ın, Kürt dilinde eğitimin Türkiye'nin milli güvenliğine aykırı olmadığını savunduğu belirtilmektedir. Haberde, ayrıca şu ifadelere de yer verilmektedir: "Genel bir bakışla, Türkiye'nin şimdiki siyasi ve sosyal atmosferinin önceki yıllara nazaran bir hayli değiştiğini söyleyebiliriz. Artık medeni ve kültürel özgürlük talepleri gittikçe artıyor. Hatta Cumhurbaşkanı Sezer, Kürtçe yayına herhangi bir engel bulunmadığını söylüyor. Oysa eski Cumhurbaşkanı Demirel, Kürtçe yayınların milli güvenlik ve Türkiye'nin toprak bütünlüğü için tehlike arz ettiğini savunuyordu... Gerçekte Türkiye'deki güç kavgası, bu ülkede yaşayan Kürtlerin medeni ve kültürel haklarının ölçü ve sınırlarında önemli rol oynuyor. Ancak Türkiye'nin komşu ülkelerinde etnik azınlıklarla ilgili yaşanan deneyimler sonucu, hakların verilmesinin, ayrılık yaratmadığı ve bunun en önemli dayanışma kaynağı olduğu görülmüştür.” KIBRIS RUM BASINI: Alithia gazetesinde (05/04) "Kısa Süreli Bir Çözüm Bulunmasından Kimler Nasıl Bahsediyor" başlığıyla yayımlanan başyazıda, Kleridis-Denktaş görüşmelerinde belirlenen süre içinde, bir anlaşma yolu bulunabileceğini söyleyen BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın iyimserliğini paylaşmanın çok zor olduğu, çünkü, Denktaş ve Ankara'nın, iki egemen devletin tanınması ve konfederasyon çözümü ile ilgili görüşünün, ödün vermez gibi göründüğü ve Güvenlik Konseyi'nin yön verici çizgileri ile çatıştığı ifade edilmektedir. Yazıda, "Eğer Ankara, olası bir durgunluğu, Avrupa sürecindeki karışıklıklarla paraya çevirmek amacıyla tutumunu katılaştırıyorsa, o zaman Annan'ın iyimser beklentisinin bir temeli olabilir. Aksi takdirde, başarısızlığa kesin gözüyle bakılmalıdır" denilmektedir. Bu olasılığın, ABD Başkanı'nın Kıbrıs Özel eski Temsilcisi Alfred Moses'in (1999-2001) International Herald Tribune gazetesinde yayımlanan makalesine dile getirildiği belirtilen yazıda, Moses'in, şu görüşleri aktarılmaktadır: "40 yıl sonra birleşmiş bir Kıbrıs, çok yakında gerçek olabilir. Denktaş, 'hayır' dediği zaman, bu sefer Ankara'nın 'yeter' sözü yankılanmaktadır. İlk kez önemli işadamları ve ciddi siyasetçiler ortak bir şekilde, çözümsüz bir Kıbrıs sorununun, ülkenin batı sürecinde Türk stratejik çıkarlarının yolunda engel teşkil ettiğini kararlaştırdılar. Bu kişiler, Türkiye için AB yolunun, Kıbrıs'ın başkenti olan Lefkoşa'dan geçtiğini anladılar... Eğer Denktaş ve Kleridis, her ikisinin de temel çıkarlarını koruyacak birleşmiş bir Kıbrıs'la ciddi şekilde ilgilenirse, bu şimdi olabilir. Moses'in, ABD'nin ve "iki tarafı anlaşmaya varmaya sessizce cesaretlendirebilecek ve destekleyebilecek" olanların desteğini istediğine işaret edilen yazıda, BM Güvenlik Konseyi üyelerinin, "Sorumluluk yükleme zamanı değil, görüşme sürecinin 'hayatta tutulması' ve sonuç getirmesi için çaba sarf edilmesinin zamanıdır" görüşünü taşıdıkları kaydedilmekte ve "Yani, güçlülerin müdahalesinin solunum borusuyla yapılan diyalog, şu ana kadar hiçbir sonuç getirmemiştir. Çünkü Denktaş ve Ankara, bu solunum borusunu, uzlaşmazlıkları ile ayrı tutuyorlar" denilmektedir. YUNANİSTAN BASINI: To Vima gazetesinin (05/04) "Yunanistan ile Danimarka, Kıbrıs'ın AB Üyeliği Konusunda Aynı Görüşü Paylaşıyorlar" başlıklı ve Anny Podimata imzalı yorumunda, Yunanistan Başbakanı Simitis'in Danimarkalı meslektaşı Anders Fogh Rasmussen'i kabulünde, Kıbrıs'ın AB üyeliği konusunun kapsamlı bir şekilde ele alındığı bildirilmekte, çünkü gerek Danimarka'nın (Haziran-Aralık 2002), gerekse Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı sırasında, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin ön planda olacağına işaret edilmektedir. Danimarka Başbakanı Rasmussen'in, Başbakan Simitis ile yaptıkları ortak açıklamada, Kıbrıs'ın AB üyeliği konusuna geniş bir şekilde değinerek, "Kıbrıs'ın AB üyeliğine hazırlanması çerçevesinde önemli ölçüde kalkındığını, Danimarka'nın Kıbrıs'ın AB üyeliğini desteklediğini" söylediği aktarılan yorumda, Başbakan Simitis'in de, Rasmussen ile AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması yönündeki Türk talebini görüştüklerini söyleyerek, bu talebin yerine getirilmesi için ilk önce AB-Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alan hususların Türkiye'nin yerine getirmesi gerektiği konusunda mutabık kaldıklarını söylediğine dikkat çekilmektedir. Bu konuda Danimarka Başbakanı'nın da açıklama yaparak, "AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması yolunda tarih belirleyebilecek aşamada değiliz. Her şeyden önce kriterler uygulanmalıdır" şeklinde konuştuğu belirtilen yorumda, öte yandan, Beyaz Saray Kıbrıs Özel Temsilcisi Alfred Mosses'in "International Herald Tribune" gazetesinde Kıbrıs konusunda yayımlanan makalesine atıfta bulunulmakta, Mosses'in, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda ihtiyatlı olduğunu ortaya koyduğu kaydedilmektedir.
08/04/2002 16:07:46
|