09/04/2002   

            ANKARA, 09/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  08 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Rundschau gazetesinde (08/04) "Ankara İçin  Riziko, Bir de Şans" başlıklı ve Gerd Höhler imzalı haberinde, Türkiye'nin, Afganistan'daki koruma gücü ISAF'ın komutasını  üstlenme konusu ele alınmakta, konuyla ilgili olarak uzun  süre yaşanan kararsızlıktan sonra karara varıldığı  bildirilmektedir. Tereddütlerin başında yer alan masraflar  konusunun, ABD'nin 228 milyon dolar vermeyi taahhüt etmesinin  ardından büyük ölçüde çözümlendiği belirtilen haberde,  Pentagon'un ayrıca hava nakliye kapasitesini de Türkiye'nin  kullanımına sunacağı ve şimdiye kadar ISAF'ın komutasını  yürüten İngiltere'nin de halihazırda oluşturulmuş lojistik  ve alt yapıyı kısmen Türklere devredeceği kaydedilmektedir.  Afganistan Geçici Yönetimi Başkanı Hamid Karzai'nin Ankara'yı  ziyaretine de değinilen haberde, Karzai'nin Türkiye'yi  ziyaretinde Ecevit ile yaptığı görüşmede, ISAF'ın Kabil ile  sınırlı olan görev alanının ülkenin diğer bölgelerini de  kapsaması isteğini yinelediği, Ankara'nın ise bu isteği  kesinlikle reddettiği ifade edilmekte ve şu değerlendirmeye  yer verilmektedir: "Afganistan görevinin riskleri ile şansları  karşı karşıya. NATO'da ve bunun yanı sıra AB içerisinde  komutanın üstlenilmesi ile bir ağırlık kazanılabilir. Ayrıca  Türkiye bölgede sahip olduğu istikrar unsuru rolünün altını  da çizmiş olur. Bunun dışında Ankara, Kabil ile sıkı ekonomik  işbirliğinin temellerini atmayı da umut ediyor."

            FRANSA BASINI: 

AFP'nin (08/04) "Türk Cumhurbaşkanı, AB'ye Girmek İçin Gerekli  Bir Dizi Reforma Onay Verdi" başlıklı haberinde, Parlamento  tarafından gerçekleştirilen yasal düzenlemenin, Cumhurbaşkanı  Ahmet Necdet Sezer tarafından da onaylandığı bildirilmekte,  söz konusu düzenlemenin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme  çabaları çerçevesinde yapıldığına dikkat çekilmektedir.          

            Türkiye'nin, AB genişleme sürecindeki 13 ülkeden, kabul müzakerelerine başlanmayan tek ülke konumunda olduğuna işaret  edilen haberde, Türkiye'nin öncelikle insan hakları ve  demokrasi konularındaki Kopenhag siyasi kriterlerini yerine  getirmesi gerektiği dile getirilmektedir. Yorumda, yapılan  düzenlenmelere rağmen, koalisyon hükümetinin, şu ana kadar,  idam cezasının kaldırılması konusunda bir karara varamadığı  ve Kürtlere kendi dillerinde eğitim ve bir televizyon  kanalında yayın yapma hakkı vermemek konusunda direndiğine  dikkat çekilmekte, Ankara hükümetinin, görüşmelere başlanması  için AB'den bu yılın sonundan önce bir tarih belirlenmesi  konusunda ısrarcı bir şekilde talepte bulunduğu, ancak, AB'nin  bu noktada çekimser davrandığı kaydedilmektedir.

            SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

            El Riyad gazetesinde (22/04) "Kıbrıs ve AB" başlığıyla  yayımlanan köşe yazısında, Kıbrıs sorunu ele alınmakta,  konunun bölgede "gerilim odağı" oluşturduğu belirtilmektedir.  Kıbrıs'ta yaşanan tarihsel olaylardan ve çözüme yönelik  girişimlerden söz edilen yorumda, anlaşmazlığın, "Kıbrıs  Türkleri adada iki eşit ve bağımsız devletten oluşan bir  konfederasyon kurulmasını önerirken, Kıbrıs Rumları, adaya  hakim olmak amacıyla, çoğunluğu oluşturduklarını öne sürerek  iki toplumdan oluşan bir federal devlet kurulmasını tercih  etmektedir. BM Güvenlik Konseyi kararları Kıbrıs sorununa,  eşit haklara sahip iki kesimden oluşan tek bir devlet  çerçevesinde çözüm bulunması gerektiğini öngörmektedir"  şeklindeki görüşlerden kaynaklandığı ifade edilmektedir.  Kayıplar meselesinin de önemli bir anlaşmazlık konusu  olduğu vurgulanan yorumda, kuzey kesimin su kaynakları,  tarım ürünleri ve turistik tesisler açısından daha zengin  olmasına rağmen, 1974 yılından beri Rumların bu kesimden  "göçe zorlanmalarının", üretimde dengesizliğe yol açtığı  ve Avrupa ülkelerinin bu kesimi boykot etmesinin, üretim  dengesizliğini daha da arttırdığına işaret edilmektedir.  Kıbrıs sorununun çözümü önündeki engeller bir yana, Kıbrıs  Rum kesiminin AB'ye katılım mücadelesini kazanacağı ileri  sürülen yorumda, "Yunanistan'ın, bu katılımın belirlenen  süre içinde gerçekleşmemesi halinde, Polonya, Macaristan ve  Çek Cumhuriyeti gibi yeni adayların katılımını engelleyeceği;  öte yandan, katılımın gerçekleşmesi durumunda ise,  Türkiye'nin de hüsrana uğradığını düşünerek, adanın Kuzeyini  ilhak etmeye kalkışacağı" şeklindeki gelişmeler  aktarılmaktadır. Türkiye ve Yunanistan'ın kendi çıkarları  açısından konuya yaklaştıkları iddia edilen yorumda,  Türkiye'nin "ilhak" tehdidinin, "NATO'nun kuzey kanadında  sıkıntıya yol açacağı, Türkiye'yi Yunanistan, AB ve ABD ile  karşı karşıya getireceği ve Türkiye'nin AB'ye tam üyelik  hayallerini yok edeceği" değerlendirmesi yapılmaktadır.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Kathimerini gazetesinin (08/04) "AB'nin Uluslararası  İtibarı" başlıklı ve Kostas Yordanidis imzalı yorumunda,  AB'nin Orta Doğu krizine müdahale etme konusu ele alınmakta,  AB'nin bu yolda aldığı siyasi kararın, AB için bir "intihar  kararı" olduğu ifade edilmektedir. AB'nin Savunma ve Dış  Politika Yüksek Temsilcisi Solana ve İspanya Dışişleri Bakanı  Pike'nin, kriz bölgesine gitmelerine rağmen, Arafat'ı görmeyi başaramayarak geri dönmelerinin "bir fiyasko" olduğuna işaret  edilen yorumda, ayrıca, AB Dönem Başkanı İspanya Başbakanı  Jose Maria Aznar'ın da bu olaydan sonra çok zor durumda  kaldığı belirtilmektedir. Yorumda, AB'nin hayati önem taşıyan  bölgeye müdahale edememesinin nedenleri şu şekilde  açıklanmaktadır: "Birincisi; AB, ABD ile ilişkilerinde  gerginliği tırmandırmak ve bunun sonucunda ABD'den kopmak  istemiyor. İkincisi ise, uluslararası alanda kaydedilen önemli gelişmelerde rol oynamak için AB'nin gerekli deneyime ve  stratejiye sahip olmamasıdır. Oysa, ABD uluslararası alanda  kaydedilen gelişmelere müdahale etme konusunda deneyimleri çok  fazla olan bir ülkedir. AB, sarsılan itibarını yeniden kazanmak  amacıyla, İsrail ile arasındaki ekonomik ilişkiyi yeniden  gözden geçireceği yolunda anlamlı bir açıklamada bulunabilirdi,  ancak böyle bir şey yapmadı; ya da Filistin devletini  tanıyacağı yolunda bir açıklama yapabilirdi, ancak böyle bir  şeyi değil yapmak hayal etmekten bile korkuyor."

            İmerisia gazetesinin (08/04) "Avrupa Parlamentosu, Avrupa  Ordusu Konusunda Yunanistan'a Derin Nefes Aldırttı" başlıklı  ve Yorgo Daratos imzalı yorumunda, Strasbourg'ta yapılacak  olan Avrupa Parlamentosu Genel Kurul toplantısında, Türkiye'nin  Avrupa ordusuna katılımı konusunun görüşülmesinin, Yunan  çıkarlarının tatmin edilmesi yönünde ileriye doğru yeni bir  adım oluşturmasının beklendiği ifade edilmektedir. Avrupa  Parlamentosu Dış Konular Komisyon Başkanı Elmar Brock  tarafından düzenlenen raporda, Avrupa ordusu konusundan açıkça  söz edildiği, raporun, konunun çıkmazdan kurtarılmasına  katkısı olabileceği, Yunan tezleri için olumlu bir ortam  yaratarak, Yunanistan için beklenmedik bir fırsat oluşturacağı  belirtilen yorumda, şöyle denilmektedir: "Elmar Brock'un,  AB'nin Atlantik Paktıyla ilişkileri konusundaki raporunda,  İspanyol Başkanlığı, Türkiye ve İngiltere'nin Avrupa ordusuna  ilişkin anlaşması kınanmakta ve söz konusu anlaşmanın AB'nin  karar alma işlemlerinin yasal çerçevesi dışında yapıldığı vurgulanmaktadır.            Raporda, Avrupa ordusu konusundaki  sorunların AB'nin kurumsal çerçevesinde çözümlenmesinin  gerekli olduğu, bir Yunan, ya da Türk-Yunan sorunu olmadığı,  AB'yi ilgilendiren bir konu olduğu açıklanmakta ve NATO'nun  askeri alt yapısının AB ve Avrupa ordusuyla ilgili kararların  alınması işlemlerinde otonominin gerekli olduğu  vurgulanmaktadır. Brock raporunun Avrupa Parlamentosu'nda  çarşamba günü görüşülmesi, AB ülkelerini taahhüt altına  almamakta, ancak, Türkiye'nin Avrupa ordusuna katılımı  konusunda, Yunan tezleri açısından, konunun görüşülmesine  yeni bir dinamizm kazandıracaktır. Avrupa Parlamentosu'nun  Yunanistan lehinde olan tezleri, Dışişleri Bakanı  Papandreu'nun Avrupa'nın Savunma ve Güvenlik yetkilisi  Javier Solana ile 15 Nisan'da Lüksemburg'da görüşmesi  sırasında, bir gün sonra ise, Başbakan Simitis'in NATO  Genel Sekreteri Lord Robertson ile Atina'da görüşmesi  sırasında baskılar uygulanacağı bilindiği için, bu açıdan  da önemlidir."

 

09/04/2002   14:49:36

             

    

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR