|
12/04/2002 ANKARA, 12/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 10-11 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (10/04) "Yunan Savunma Bakanı: Kıbrıs, Yeniden Birleşme Görüşmeleri Başarılı Olsun ya da Olmasın AB'ye Üye Olacak" başlıklı bir haberinde, Yunanistan Savunma Bakanı Yannos Papandoniu'nun yaptığı açıklamada, Akdeniz adasının yeniden birleşmesine yönelik görüşmeler başarılı olsun ya da olmasın Kıbrıs'ın AB'ye gireceğini söylediği aktarılmaktadır. Türkiye'nin, adadaki Rum ve Türk azınlıklar arasında bir anlaşma sağlanana kadar Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'ne kabul edilmemesini talep ettiği ifade edilen haberde, Beyaz Saray'da Ulusal Güvenlik Danışmanı Condeleezza Rice'la yaptığı görüşme sonrasında Papandoniu'nun, iki taraf arasındaki görüşmelerde pek bir ilerleme sağlanamadığını, ancak bu yılın sonunda bir çözüme ulaşılmasını umduğunu Rice'e ilettiğini belirterek, "Eğer çözüm bulunmazsa Kıbrıs bu yılın sonunda AB'ye kabul edilecek. Siyasi çözüm bulunsun ya da bulunmasın AB'ye katılım olacaktır" dediği aktarılmaktadır. Haberde, ayrıca, Kıbrıs'ın anlaşmadan önce üyeliğe kabul edilmesine karşı olan Türkiye'nin, 35 bin askeri ile kontrolü altında bulundurduğu adanın kuzeydeki bölümünü ilhak etme tehdidinde bulunduğu da hatırlatılmaktadır. ALMANYA BASINI: Süddeutsche Zeitung'un (11/04) "Rakipler Ortak İş Yapıyor" başlıklı ve Christiane Schlötzer imzalı yazısında, Dışişleri Bakanları İsmail Cem ile Yorgo Papandreu'nun, önümüzdeki hafta birlikte İsrail'e gitmeyi ve Filistin Devlet Başkanı Arafat ile görüşmeyi planladıkları bildirilmekte, Türkiye ile Yunanistan'ın, "Orta Doğu ihtilafında birlikte arabuluculuk yapma girişimi" olarak değerlendirilen söz konusu girişimin önemi dile getirilmektedir. Bakan Cem'in, Arafat ile görüşmesinin İsrail ziyaretinin önkoşulu olduğunu belirttiği, Papandreu'nun ise, uzun süre düşman olan komşuların bu girişiminin, siyasi rakiplerin de barış için çalışabileceklerini İsraillilerle Filistinlilere göstereceğini söylediği aktarılan yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Cem ile Papandreu, muhtemelen gelecek hafta salı günü gerçekleşecek Orta Doğu seyahati öncesinde, pazartesi günü Lüksemburg'da AB dışişleri bakanları toplantısına katılacaklar. AB'nin söz konusu seyahat için bakanları resmen görevlendirmesi ise beklenmiyor. İKÖ üyesi olan Türkiye, İsrail ile de sıkı ilişkiler içinde. Buna karşılık Yunanistan, Filistinlilerle özel temasları olan bir ülke. Ortaklaşa gerçekleştirilecek bu ziyaret, AB dönem başkanı İspanya'nın Madrid'de düzenlenen Orta Doğu toplantısına davet edilmediği için morali bozulan Ankara'yı bir nevi teselli edecek. Ankara geçtiğimiz günlerde Orta Doğu ihtilafında arabuluculuk üstlenmek için çaba harcamış ve barış görüşmelerine ev sahipliği yapmayı önermişti... Atina ve Ankara, 1999 yılındaki deprem felaketinden sonra ilişkilerini görülür bir biçimde iyileştirdiler. Ancak yakınlaşmanın ne denli zor olduğunu, bölünmüş ada Kıbrıs'la ilgili hala devam eden uzlaşmazlık gösteriyor. Kısa bir süre önce iki ülke, üst düzey bürokratlar nezdinde Ege'deki kıta sahanlığı anlaşmazlıkları konusunda diyalog başlattılar. Bu diyalogun üçüncü turu cuma günü Atina'da gerçekleşecek. Cem ile Papandreu, şubat ayında Türkiye tarafından organize edilen AB-İKÖ Konferansı'nda işbirliğinde kararlı olduklarının altını bir kez daha çizmişlerdi." İRAN BASINI: Tahran Radyosu'nun (11/04) "Türkiye, 'Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme'yi Onayladı" başlıklı haberinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Meclis'in aldığı kararı onaylaması sonucu, Türkiye'nin resmi olarak, "Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme"ye katıldığı bildirilmektedir. Türkiye'nin sözleşmeyi 1972 yılında imzaladığı, son yıllarda ise, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği meselesi ve AB şartlarını gerçekleştirmesinin gündeme gelmesinin ardından söz konusu sözleşmenin TBMM'nin gündemine getirildiğine işaret edilen haberde, sözleşmenin, üye devletlerin şahıslar veya muhtelif etnik gruplara karşı ırk ayrımı yapmasını yasakladığına dikkat çekilmektedir. Söz konusu sözleşmesinin kabul edilmesinin hukuki açıdan bazı sonuçlarının da olacağı belirtilen haberde, Türkiye'nin bu çerçevede sözleşmeye aykırı bazı yasa ve yetkileri düzeltmek zorunda olduğu, dolayısıyla bu doğrultuda Türkiye Kürtlerinin aleyhine Anayasada getirilen sınırlandırmaların giderilmesinin beklendiği dile getirilmektedir. Haberde, Türkiye'de yaşayan Kürtlere göre, son 70 yılda askeri yetkililer ve devlet adamlarının Kürtlere karşı izlediği politikaların, ırk ayrımcılığının açık bir göstergesi olduğu iddiasına yer verilen haberde, “AB, Türkiye'de Kürtlerin haklarının ihlal edilmesini, Ankara'ya baskı unsuru olarak kullanmaya çalıştı. Türkiye'de ise Kürt meselesine karşı izlenmesi gereken politikalar, iktidardaki siyasi kanatlar, ayrıca siyasi ve askeri çevreler arasında tartışmalara sebep oldu. Nitekim MHP ve Türk komutanlar, Kürtlerin kültürel haklarının tanınması ve Kürtçe eğitime izin verilmesinin, Türkiye'nin milli güvenliğine zarar vereceğini belirtmişlerdir. Lakin ılımlı kanatlar, kültürel haklarının tanınması yönündeki Türkiye Kürtlerinin talepleri karşısında esneklik gösterilmesini istiyorlar. Siyasi uzmanlar, bu ihtilafların devam etmesinin, Türkiye'nin ırk ayrımını yasaklayan söz konusu sözleşmeyle ilgili taahhütlerinin uygulanmasını engelleyebileceğini belirtiyorlar” denilmektedir. İTALYA BASINI: La Stampa gazetesinde (11/04) "AB'nin Genişlemesi... 10 Yeni Devlet AB'ye Girmeye Hazır, Diğer Üçü İse Beklemede" başlığı ve Maria Maggiore imzasıyla yayımlanan haberde, AB'nin genişlemesi konusu ele alınmakta, AB'ye katılım müzakerelerinin ve aday devletlerde yapılacak referandumların bu senenin sonuna kadar olumlu sonuçlanması durumunda, sekiz eski Doğu Bloku ülkesi ile Malta ve Kıbrıs adalarının önümüzdeki iki sene içerisinde AB'ye kabul edileceği, söz konusu katılımla AB nüfusunun yüzde 50, gayri safi milli hasılasının ise sadece yüzde 7 oranında artacağı bildirilmektedir. 1999 yılı aralık ayında yapılan Helsinki Zirvesi'nde AB'ye adaylığı açıklanan 13 ülke arasında, “63.5 milyonluk nüfusu, 6.422 dolarlık kişi başı yıllık geliri ve yüzde 6'lık işsizlik oranıyla” Türkiye'ye de adaylık statüsü verildiği, ancak giriş tarihinin tespit edilmediği hatırlatılan haberde, "Kopenhag Kriterleri"ni yerine getiren diğer 10 ülkenin, önümüzdeki iki yıl içerisinde AB'ye kabul edilmeye hazır olduğu, ancak, demokrasi ilkelerine ve insan haklarına saygılı olan bu ülkelerin, AB bütçesine fazla katkıda bulunabilecekmiş gibi gözükmediği kaydedilmektedir. Haberde, iki yıl içerisinde AB'ye kabul edilmesi beklenen 10 ülke arasında yer alan Kıbrıs'ın da, önünde kuzey ve güney bölümü olarak ikiye ayrılmış olması engelinin bulunduğu, aralık ayında yapılacak Kopenhag Zirvesi'nde adadaki bölünmenin kabul edilebilirliği ve Brüksel'deki temsilciliğinin nasıl organize edileceği konusunda karar verileceğine işaret edilmekte, AB'ye yakın kaynakların, Kıbrıs'tan çekilmesi karşılığında Türkiye'ye, AB'ye giriş konusunda belirli bir tarih verilmesi olasılığını mümkün görmedikleri de ifade edilmektedir. KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (10/04) "Kıbrıslı Türklere Avrupa Penceresi... Vasiliu: 'Kıbrıs Sorununda Mutabık Kalınan Her Şey, Üyelik Sözleşmesine Katılabilir...'" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Kıbrıs-AB Müzakere Grubu Başkanı Yorgo Vasiliu'nun, ABD'de yaptığı açıklamada, "Kıbrıslı Türklere, üyelikten sonra bile AB'ye katılmaları yolunda açık kapı bırakıldı. Türkiye'nin siyasi ayrımcılığını terketmeye ve adanın yeniden birleşmesine katkı yapmaya karar vereceği ümidiyle kapı açık kalacak" dediği aktarılmaktadır. Vasiliu'nun, AB'ye üyelik müzakereleri ile Kıbrıs müzakerelerinin birbirinden bağımsız olarak ayrı ayrı yürütülen iki prosedür olduğunu, aynı zamanda birinin diğeriyle ilgili ve bağlantılı olduğunu da söylediği belirtilen konuşmasında, "Çözüm için işaretler olmaz ve Kıbrıs Türk tarafı iki ayrı egemen devlet kurmakta ısrar ederse, Kıbrıs Cumhuriyeti, AB'ye üye olacak, ancak AB normları sadece hükümetin denetimindeki bölgede uygulanacak" şeklindeki sözlerine de yer verilmektedir. Haberde, ayrıca, Türkiye'nin AB'ye yönelik hareket etmesinde Kıbrıs'ın diğerlerinden çok daha fazla büyük çıkarı bulunduğunu söyleyen Vasiliu'nun, Türkiye'nin er veya geç AB'ye gireceğini vurguladığı da kaydedilmektedir. YUNANİSTAN BASINI: Elefterotipia'nın (11/04) "ABD, Avrupa Ordusu Tezinde Israr Ediyor: Biz Türkiye'yi İstiyoruz" başlıklı ve Yorgos Tsakiris imzalı yorumunda, ABD'de bulunan Savunma Bakanı Yannos Papandoniou'nun temaslarından söz edilmekte, ancak, Papandoniou'nun Avrupa ordusu konusunda yaptığı tüm temaslarda, güçlü ABD-Türkiye ittifakının “duvarına çarptığı”, ABD'nin, Irak ve Afganistan politikası vesilesiyle Türkiye'ye ihtiyacı olduğunu gösterdiği ifade edilmektedir. Uluslararası terörle mücadele konusunda Yunanistan'ın takındığı tavırdan dolayı ABD yetkililerinin memnuniyetlerini dile getirmelerine rağmen, Savunma Bakanı Yannos Papandoniou'ya ABD'nin en iyi "müttefikinin" Türkiye olduğunu ve Avrupa ordusu konusunda Türk tezlerini desteklediklerini açıkça söylemekten kaçınmadıklarına işaret edilen yorumda, “ABD'nin baskısı sonucu, Türkiye'nin Avrupa ordusu mekanizmasına katılması yolundaki İngiltere önerisinden” ve bu gelişmenin ardından Yunanistan'ın veto tehdidinden söz edilmektedir. Savunma Bakanı Papandoniou'nun, ABD'nin, Irak'a yönelik politikasında Türkiye'ye ihtiyacı olduğundan, şu aşamada tüm dikkatini Türkiye'ye çevirmiş olduğunu ve dolayısıyla gelecekte Yunanistan'ın Avrupa ordusu konusunda çok zor anlar yaşayacağını söylediğine işaret edilen yorumda, Yunan Savunma Bakanlığı yetkililerinin, ABD-Türkiye arasındaki güçlü ittifakın, Kıbrıs'ın AB üyeliğini de etkilemesinden kaygı duydukları ifade edilmektedir.
12/04/2002 14:01:02
|