15/04/2002     

       

 

            ANKARA, 15/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  12-13-14 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            ABD BASINI:

           

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun (12/04) "Önümüzdeki Hafta  Brüksel ve Lüksemburg'ta Yapılacak Görüşmelerde Türkiye'nin  AB Üyeliği ve Kıbrıs Meselesi Görüşülecek" başlıklı ve Nursel  Özgül imzalı haberinde, Avrupa Parlamentosu'nda üyeliğe aday  ülkeler üzerine hazırlanan bir raporda, Kıbrıs'ın iki lideri  arasında başlatılan görüşme sürecine tam destek verilirken,  Türkiye'nin bu sürecin adil ve kalıcı bir çözümle  sonuçlandırılması çabalarına katkıda bulunmaya çağrıldığı bildirilmektedir. Öte yandan Avrupa işlerinden sorumlu Devlet  Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, Avrupa Konseyi  Başkanı Romano Prodi ile görüşmek ve Avrupa kurultayının aylık  toplantılarına katılmak üzere Brüksel'e gideceğine işaret  edilen haberde, bu bakımdan, "Brüksel-Lüksemburg-Ankara  ekseninin, Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler açısından son  zamanların en yoğun dönemini yaşadığı belirtilmektedir. Sivil  toplum örgütlerinin, İktisadi Kalkınma Vakfı'nın şemsiyesi  altında uzun zamandır beklenen toplumsal seferberliği başlattığı  ifade edilen haberde, geniş bir yelpaze oluşturan resmi ve  toplumsal kuruluşların öncelikli hedefinin, "genişleme sürecinde  üyelik müzakerelerine henüz başlamamış tek aday ülke olarak  kalan Türkiye'yi, 2006'dan sonra üye olacaklar grubuna bir an  önce ilave ettirebilmek ve katılım müzakerelerinin başlatılacağı  tarihi, AB'nin ağzından resmen telaffuz ettirmek" olduğu  vurgulanmaktadır.

            İkinci hedefin de yine birincisiyle irtibatlı olarak,  "Türk kamuoyunda kuşkulara yol açan AB yaklaşımının olumlu  yönde değiştirilmesine çalışmak" olduğu belirtilen haberde,  AB'nin müzakereleri başlatma konusunda tarih vermesinin, bu  kuşkuları büyük ölçüde kaldıracağı kaydedilmekte ve şöyle  denilmektedir: "İşte önümüzdeki hafta Brüksel ve Lüksemburg'da  yapılacak toplantı ve görüşmelerin son hazırlıkları da  tamamlanmak üzere. En önemli iki buluşmanın biri Brüksel'de,  Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile Başbakan Yardımcısı  Mesut Yılmaz arasında; diğeri de Lüksemburg'da iki tarafın  dışişleri bakanlarını bir araya getiren yüksek siyasi karar  organı Ortaklık Konseyi düzeyinde gerçekleşecek. Her iki  buluşmada da Mesut Yılmaz ile İsmail Cem'in AB'ye verecekleri  ortak mesajın, 'Kısa sürede büyük mesafe aldık. Üslendiğimiz   vecibeleri aksatmadan ve engellerle karşılaşmadan tümüyle   yerine getirmemizi hakikaten istiyorsanız, Türkiye'nin asla  tam üye olarak kabul edilmeyeceğine dair kamuoyumuzda hakim   olan ve sizlerin yaklaşımlarınızdan kaynaklanan olumsuz tutumu   giderecek adımlar atın' şeklinde özetlenebileceği belirtiliyor.  Brüksel ve Lüksemburg buluşmalarının en önemli konularından   biri de Kıbrıs meselesi olacak. Kıbrıs'ta AB'nin yeni yaklaşımı, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun genişleme raporunda, Lüksemburg'da da Türkiye ile yapılacak Ortaklık   Konseyi'nin 15 üye ülkenin ortak tutum belgesinde bir kez daha tekrarlanıyor. Avrupa Birliği, 2002 yılı başından itibaren  Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Cumhurbaşkanı  Klafkos Kleridis arasında başlatılan yoğun ve doğrudan görüşme  sürecine tam destek veriyor. Adanın AB'ye üyeliğinin iki  toplumlu, iki bölgeli ama bağımsız tek devlete hakim olduğunu hatırlatıyor. Özellikle savunma, dış politika, yurttaşlık ve  ortak para ile ekonomi alanlarında yetkilerin, bu devletin  ortak yönetimine devredilmesinin de şart olduğuna dikkat  çekiyor.

            Avrupa Parlamentosu'nun genişleme raporunda taraflara  yapılan çağrıda ise, iyi niyetli ve uzlaşma anlayışı içinde  müzakere edilmesi isteniyor. Ayrıca zaman faktörüne de dikkat  çekilerek, iki liderin çözüm konusunda ellerini çabuk tutmaları  isteniyor. Avrupa Birliği kurumları, yani Parlamento, Komisyon  veya Konsey gibi karar sürecinde ilk üçü oluşturan organlar,  Kıbrıs'ta çözüm yolunun Ankara'dan geçtiğini ısrarla belirtmeye  devam ediyor. Bu bağlamda, Türk hükümetini bir kez daha, adanın  iki toplumu arasında adil ve kalıcı bir çözüm modeli  şekillendirme çalışmalarına katkıda bulunmaya çağırıyor."

            ERMENİSTAN BASINI:

            Armenian Weekly dergisinin (11/04) "Bilgi Föyü: Türkiye'nin Ermenistan Ablukası" başlıklı Internet'ten sağlanan yazısında,  Avrupa Ermeni Dernekleri Forumu (FAAE) tarafından çıkarılan ve  Nicolas Tavityan tarafından yazılan "Ermenistan'a Türkiye'den  Abluka: Sizi İlgilendirmez?" isimli araştırma yazısıyla  birlikte dağıtılan bilgi föyünden söz edilmekte, söz konusu  yazının, Avrupa Komisyonu'na Türkiye'nin Avrupa Birliği  üyeliğinin değerlendirilmesi için temel bilgiler sunma amacıyla hazırlandığı, bu girişimin, FAAE'nin halen sürmekte olan  "Ermenistan'a Yönelik Türkiye Ablukasına Son Kampanyası"nın da  bir parçası niteliğinde olduğu, kampanyanın, Belçika ve  İsveç'teki örgütlerin oluşturduğu bir konsorsiyum önderliğinde  yürütüldüğü belirtilmektedir. "Abluka, Türkiye'nin resmi  politikası mı?, Türk hükümeti ablukayı ne suretle haklı  gösteriyor?, Abluka ile diplomatik boykot yasal mı?, Abluka  gerçekten de Ermenistan'ın ekonomik gelişmesine bir engel mi  teşkil ediyor?, Abluka konusunda Avrupa ne yapabilir?, Avrupa  Türkiye'den çok fazla şey istemiyor mu?, Ablukayı kaldırmanın  en kolay yolu, Ermenistan'ın Karabağ'dan çekilmesi değil mi?"  başlıkları altında konuya açıklık getirilmeye çalışılan yazıda,  bu bağlamda AB-Türkiye ilişkileri ele alınmakta ve ablukanın  kaldırılması yönünde AB'nin yaptırımları konusunda şu önerilerde bulunulmaktadır: "Ablukanın -yılda 570 ila 720 milyon dolarlık-  maliyeti, Ermenistan'ın 1999 yılında aldığı 140 milyon dolarlık  dış yardımla kıyaslanmalıdır. Yani uluslararası camia, tüm  yardım programları biraraya getirildiğinde bile yaptığı yardımdan  daha fazlasını, ablukanın kaldırılması için bastırmak yoluyla gerçekleştirebilir.

            Neyse ki Avrupa yardım edebilir. Avrupa, bir NATO ortağı   ve Avrupa Birliği üye adayı olan Türkiye ile yakın ilişkiler   içindedir. Avrupa Birliği'ne katılmak için de Türkiye'nin,  'acquis'in şiddetli bir ihlali olan bu ablukasını er geç  kaldırması gerekecektir. Dahası Avrupa Birliği, Türkiye'nin AB standartlarına yönelik olarak kaydettiği ilerlemelerin her yıl muhasebesini yapmakta ve Türkiye'ye rehberlik ederek öncelikli  olarak yapılması gereken değişiklikleri göstermektedir.

            Ancak şu ana kadar Avrupa Komisyonu, Türkiye'ye yaptığı  öneriler kapsamında ablukadan söz etmekten bile kaçınmış  bulunuyor. Avrupa Komisyonu konuyu şimdi gündemine almak  suretiyle ablukanın kaldırılmasını çabuklaştırabilir ve  Kafkaslardaki durumda meydana gelebilecek yeni bozulmaların da engellenmesine yardımcı olabilir...

            Türkiye'nin yurt içinde zorlu bir dönüşüm sürecinden  geçtiği itiraf ediliyor ve AB de haklı olarak Ankara'da AB'ye  karşı bir tepkiye yol açmaktan endişe ediyor. Ancak Türk-Ermeni  sınırının açılması, Ermenistan'ın yanısıra Türkiye'ye de faydalı olacaktır. Birçok işadamının yanı sıra Ermenistan sınırı  yakınındaki Türk kasabaları da ticaretin yeniden başlaması için  çağrı yapıyor.

            Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik politikasını yeniden   düşünmesine yardımcı olmak suretiyle de AB, Türk ekonomisine   yardımcı olmanın yanı sıra Türkiye'de ülkenin güvenliğini  komşularla olan ilişkileri iyileştirmek suretiyle temin etmeye  çalışan reformcuların da elini güçlendirecektir....

            Gerek Ermenistan gerekse Türkiye'nin Karabağ'da savaşan   taraflara bazı yardımlarda bulundukları doğru olmakla birlikte, Türkiye'nin komşusuna yönelik düşmanca bir politika izlemek   suretiyle yerel bir anlaşmazlığı uluslararası alana çıkarma   politikası, tehlikeli bir tırmanışın da reçetesi niteliğindedir.  Bu yaklaşım çoktan beri itibardan düşmüş bir yaklaşımdır ve  Avrupa'daki çağdaş uygulamalara da ters  düşmektedir.

            Dahası Türkiye, anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapma  konusunda etkileyici bir sicile sahip değildir. Ne de olsa bu  ülke 1915 yılında tüm Ermeni nüfusunu imha etmiştir, ulusal  azınlıklara (örneğin Kürtler, Süryaniler, Aleviler) ve komşu  ülkelere yönelik davranışlarıyla dehşet verici bir sicile  sahiptir, son 25 yıldır da Kıbrıs'ın yarısını işgal altında  tutmaktadır. Bu nedenle de Batı, Türkiye'nin küçük bir komşusuna  zorbalık yapmasına hiçbir şekilde meşruiyet tanımamalıdır.”

            İSVİÇRE BASINI:

            Tages-Anzeiger gazetesinde (13/04) "Ezeli Düşmanlar  Ortak Bir Misyon Üstleniyor" başlığı ve Christiane Schlötzer  imzasıyla yer alan ve Internet'ten sağlanan yazıda, Türkiye  Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Yunanistan Dışişleri Bakanı  Papandreu'nun İsrail ve Filistin'e yapacakları ziyaretten söz  edilmekte, ziyaretin, gerek iki ülke gerekse bölge barışına  yapacağı katkı açısından önemine dikkat çekilmektedir.  Papandreu'nun, "uzun süre düşman olan komşuların" bu girişiminin  İsrail ve Filistinlilere "siyasi rakiplerin de barış için çalışabileceğini" gösterdiğini belirttiğine işaret edilen  yazıda, bu geziye resmi bir AB temsilcisinin katılmasının ise  beklenmediği kaydedilmektedir. Türkiye'nin, İslam Konferansı  Örgütü'nün bir üyesi, aynı zamanda, İsrail'le de yakın ilişkiler  içerisinde olduğu, Yunanistan'ın da Filistin'le ilişki kurmaya  özellikle çaba gösterdiği belirtilen yazıda, bu ortak gezinin,  Türkiye'nin çarşamba günü AB Dönem Başkanı İspanya tarafından  organize edilen Yakın Doğu toplantısına davet edilmemesi  nedeniyle Ankara'nın "kızgınlığını" da hafifleteceği ileri  sürülmektedir. Yazıda, ayrıca, Atina ve Ankara'nın, 1999 yılında Türkiye'de meydana gelen büyük depremden sonra ilişkilerini  gözle görülür şekilde düzelttiği, Cem ve Papandreu'nun, şubat  ayında Türkiye tarafından organize edilen AB-İKÖ zirvesinde  işbirliği konusundaki kararlılıklarını yeniden vurguladıkları kaydedilmekte, ancak, hala devam etmekte olan Kıbrıs adası  sorunu ile Ege'deki kıta sahanlığı sorununun yakınlaşmaya engel  konuların başında olduğu ifade edilmektedir.

            SUUDİ ARABİSTAN BASINI:

            Riyad Daily gazetesinin (13/04) "Türkler, Afganistan'da  Komutayı Kaybetmeyi Değil, Kazanmayı Bekliyor" başlıklı ve  Ayla Jean Yackley imzalı yorumunda,Türkiye'nin, Afganistan'daki  Barış Gücü komutasını üstlenmesi konusu ele alınmakta,  Türkiye'nin, savaştan harap olmuş ülkenin yeniden inşa  edilmesinde önemli rol üstlenmesine ve bölgede daha iyi bir  pozisyon elde etmesine yardımcı olacağına inandığı ifade  edilmektedir. Karzai'nin, Türkiye'nin liderliğini desteklediğini  ifade ettiği, ABD'li ve İngiliz yetkililerin de Türkiye'nin  görevi üstlenmesi için haftalarca Türkiye'ye baskı yaptıklarına  işaret edilen yorumda, ABD'nin, dikkatini, terörle mücadelede  küresel savaştan bir başka yöne çevirirken, Türk yetkililerin  ISAF'ın aniden ABD'nin hava korumasından, mühimmat yardımından  ve Barış Gücü'nün saldırıya uğraması halinde, kurtarma  operasyonlarına katılamayacağından endişe ettikleri dile  getirilmektedir. Türkiye'nin ekonomik sıkıntı içinde olduğu ve  "askerlerin yurtdışına gönderilmesi konusunda bir heyecan  duyulmadığı" ifade edilen yorumda, "Uluslararası güce öncülük  etmek, Türkiye'nin uluslararası imajını da dünyada arttıracaktır.  AB üyeliğini kazanmak isteyen, Doğu ve Batı arasında köprü  olduklarında ısrar eden Türkler, sertlik yanlısı köktendinci  yönetimden çıkan Afganistan'a laik demokrasileri ile örnek  olacaktır. Ankara'daki diplomatlar, ISAF'a komuta etmenin  Türkiye'ye NATO'daki itibarını ve terörle mücadelede  kararlılığını gösterme  şansı vereceğini belirttiler"  denilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            İmerisia gazetesinin (13/04) "Yorgo-Cem: Orta Doğu Konusu Aracılığıyla 'Dikenli' Konulardan Kaçış" başlıklı ve Meri  Savva imzalı yorumunda, Orta Doğu konusundaki Türk-Yunan  girişiminden söz edilmekte, Yunanistan ile Türkiye dışişleri  bakanlarının İsrail ile Filistin topraklarını ziyaret etme  yönündeki girişimlerinin, iki ülke arasındaki ilişkilerde de  kalite açısından yeni bir gelişme oluşturacağı ileri  sürülmektedir. Yorumda, "İki ülke arasındaki ilişkilerin,  temasların ikinci aşamasına geçerek ve zor konulara değinerek  sınavdan geçtiği" bir sırada iki bakanın, işbirliğinin başka  alanlarına "geçmeyi" ve mesajlarında "sembolizm" den söz etmeyi  tercih ederek, "Asırlarca süren sorunlarla tanınan iki ülkenin,  ortak bir çaba sarfetme kararını almış oldukları mesajını  verdiklerine" işaret edilmektedir. Bu arada iki ülke arasındaki  mevcut "kara sularının 12 deniz miline genişletilmesi, Doğu Ege  adalarının silahlardan arındırılması, Ege'de gri bölgelerle  ilgili sorunların" sürdüğüne ve Türk-Yunan diyalogunda o ünlü  "yaklaşım noktalarının" henüz belirlenemediğine dikkat çekilen  yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: "Bu girişimin  zorluklarla karşılaşmasına rağmen, Papandreu ile Cem'in, daima  Colin Powell'ın Orta Doğu'daki hareketleriyle bağlantılı olarak,  İsrail ile Ramallah'a gitmeyi başarmaları mümkündür. Nasıl  olsa, önümüzdeki günlerde aralarında yakın temaslar olacak:  Lüksemburg'ta salı günü gerçekleşecek olan AB-Türkiye Ortaklık Konseyi'nde, çarşamba akşamı da "Economist" konferansı  çerçevesinde görüşecekler. Diplomatik kaynaklar, iki görüşme  arasındaki 24 saat içinde Orta Doğu'ya bir ziyaret olasılığından  da söz ettiler. Bazı kaynaklar bu işbirliğiyle bağlantılı  olarak, bölgedeki diğer bazı ülkelere ziyaretlerin yapılması  olasılığından da söz ettiler, ancak bu girişimlerin hepsi  gelişmelere bağlıdır. İki bakan tarafından yapılması tasarlanan  girişim hakkındaki yorumlar, Arap ve Müslüman dünyasının ve AB Başkanlığı'nın yorumları oldukça olumluydu. Bu girişimle  Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak  tanındığı şeklindeki tek  olumsuz yoruma karşı, diplomatik  çevreler, aynı zamanda  Yunanistan'ın da geniş bölgede  görüşmelerde bulunan tek Avrupa  ülkesi olarak rol  oynadığının kabul edileceği yorumunu  yapıyorlar."

            Ethnos gazetesinin (12/04) "Avrupa Ordusu Konusunda  Avrupa Parlamentosu'ndan Olumlu Karar" başlıklı ve Yorgo  Daratos imzalı yorumunda, Avrupa Parlamentosu Genel Kurul  toplantısında, AB'nin savunma politikası ve NATO ile ilişkileri çerçevesinde, Türkiye'nin Avrupa ordusuna katılımıyla ilgili  "Yunan tezlerine çok yakın" bir karar alındığı bildirilmektedir.  Söz konusu kararda, "İngiltere ile Türkiye arasındaki müzakereler sonucundaki anlaşmanın, AB kararlarının alınmasıyla ilgili  işlemler çerçevesi dışındaki metotlarla gerçekleştirildi"  denildiği belirtilen yorumda, Avrupa Parlamentosu'nun,  Komisyon ve Bakanlar Kurulu'nu, NATO ile müzakere metninin  içeriğini resmen açıklamaya davet ettiğine işaret edilmektedir.  Yorumda, ayrıca, diplomatik kaynakların Brüksel'de yaptıkları  açıklamalara göre, Avrupa Parlamentosu'nun bu konuda, tam olarak, "Türkiye'nin ortak savunma ve Avrupa ordusuna katılımı, Türkiye  ile Yunanistan arasında ikili bir sorun değil, AB'nin çalışma  kurallarına uygun bir şekilde ele alınması gereken bir AB  konusudur" şeklindeki Yunan tezini benimsediği aktarılmaktadır.

            Ependitis gazetesinde (13/04) "İsmail Cem: Kıbrıs Konusunun Çözümlenmesi Çok Zor... Ege'de Çözüm İçin İyimserim" başlığıyla  Dimitiri Konstandakopoluos'un Dışişleri Bakanı İsmail Cem'le  yaptığı mülakata yer verilmekte, Bakan Cem'in iki ülke  ilişkileri, Kıbrıs sorunu, AB ile ilişkileri konusundaki  görüşleri aktarılmaktadır. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in,  Kıbrıs'ta, "belirli şartlar" altında bir ara anlaşmanın  yapılmasını önerdiği, aynı zamanda soruna çözüm bulunmadan  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olması halinde, ülkesinin  "etkili ve dinamik" bir şekilde tepki göstereceği konusunda  açıkça uyarılarda bulunduğu belirtilen mülakatta, Bakan Cem'in,  "görevinde en uzun süre kalan başarılı bir dışişleri bakanı,  deneyimli, işini bilen karizmatik kişiliğe sahip bir gazeteci  ve politikacı olduğuna" dikkat çekilmektedir. "Yakınlaşma"  politikasında Yorgo Papandreu ile birlikte başrolü paylaşan  Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, mülakatta, bu politikanın başarılarını büyük bir hevesle savunarak, "Son 40 yılda  yapılanlardan çok daha fazlasını üç yılda yaptık" dediğine  işaret edilmekte, iki ülkenin Ege'ye ilişkin sorunlarının,  Yorgo Papandreu ile ilk görüşmelerinde dahi aralarında  gösterdikleri "anlayışla"  kolayca çözülebileceğini vurguladığı aktarılmaktadır. Bakan Cem'in, "Gri bölgeler" gibi konuların  gündemde yer aldığını inkar etmediği, Lozan ile Paris  anlaşmalarının, adaların silahlardan arındırılmasını zorunlu  kıldıklarını hatırlattığı belirtilen mülakatta, BM tüzüğünde  öngörülen tüm argümanların, Türk-Yunan sorunlarının çözümlenmesi  yönünde kullanılmaları gereği üzerinde ısrar ettiği, 1960  anlaşmalarında, Türkiye'nin tek taraflı müdahale hakkı dahil,  öngörülen garanti sisteminin uygulanmasının devam etmesinden  yana olduğunu açıkladığı ve Helsinki'nin, "doğrudan görüşmeleri" destekleme dışında, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını, Ankara'nın  Kıbrıs konusundaki politikasına bağlamadığı görüşünü savunduğu kaydedilmektedir. Mülakatta, "AB ile ilişkileriniz Yunanistan  ile yakınlaşmayı, yakınlaşma da AB ile ilişkileri nasıl  etkileyecek? sorusuna, Bakan Cem'in şu yanıtı verdiği  aktarılmaktadır: "Yasal açıdan bu konunun Kıbrıs ile ilgisi  yok. Çünkü, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili olarak AB ile  yaptığımız bütün anlaşmalarda, Kıbrıs konusuyla ilgili herhangi  bir bağlılık söz konusu değildir. Şart sayılabilecek bir tek  atıf var, bu da tüm aday ülke statüsünde bulunan ülkelerle  ilgilidir, BM Genel Sekreteri himayesi altında doğrudan  görüşmelerin başlayacağı ve destekleneceği yönündedir. Helsinki  metninin konuya ilişkin tek paragrafı budur ve siyasi diyalog  bölümüne dahil edilmiştir. Ayrıca, AB-Türkiye Katılım Ortaklığı  belgesi var. AB'nin Türkiye'den ne gibi taleplerde bulunduğu,  ondan neler beklediği ile ilgilidir. Bu metinde de Kıbrıs  konusu, siyasi diyalog bölümü olarak yer almaktadır. AB üyeliği  kriterleri de var, ancak bunlar, siyasi kriterlerden farklı  bir kategori oluşturuyorlar. Böylece, yasal açıdan AB Türkiye'ye, 'Kıbrıs'ta bu sorunlar var, bu nedenle de üyeliğiniz gecikecek'  ya da bu tür şeyler söylemek durumunda değildir. Bunu söylerken,  bunun bir sonucu olacağını, bir siyasi sonucu olacağını biliyorum,  ancak bu başka bir konuyla, ilişkilerimizle ilgili başka bir  konudur. Bunun değerlendirmesini AB yapmalı ve ona göre  görüşlerini düzene sokmalıdır. Çünkü biz, bunun yasal açıdan  iki ayrı konu oluşturduğuna ve siyasi açıdan da iki ayrı konu oluşturmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. AB bizden farklı  düşünüyorsa, sorumluluklarını üstlenecek ve istediğini, yapacağı  değerlendirmeye göre, gerekli gördüğünü yapacak.”

 

 

 

15/04/2002   14:54:29

             

           

             

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR