|
15/04/2002
ANKARA, 15/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 12-13-14 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI:
Amerika'nın Sesi Radyosu'nun (12/04) "Önümüzdeki Hafta Brüksel ve Lüksemburg'ta Yapılacak Görüşmelerde Türkiye'nin AB Üyeliği ve Kıbrıs Meselesi Görüşülecek" başlıklı ve Nursel Özgül imzalı haberinde, Avrupa Parlamentosu'nda üyeliğe aday ülkeler üzerine hazırlanan bir raporda, Kıbrıs'ın iki lideri arasında başlatılan görüşme sürecine tam destek verilirken, Türkiye'nin bu sürecin adil ve kalıcı bir çözümle sonuçlandırılması çabalarına katkıda bulunmaya çağrıldığı bildirilmektedir. Öte yandan Avrupa işlerinden sorumlu Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, Avrupa Konseyi Başkanı Romano Prodi ile görüşmek ve Avrupa kurultayının aylık toplantılarına katılmak üzere Brüksel'e gideceğine işaret edilen haberde, bu bakımdan, "Brüksel-Lüksemburg-Ankara ekseninin, Türkiye ile AB arasındaki ilişkiler açısından son zamanların en yoğun dönemini yaşadığı belirtilmektedir. Sivil toplum örgütlerinin, İktisadi Kalkınma Vakfı'nın şemsiyesi altında uzun zamandır beklenen toplumsal seferberliği başlattığı ifade edilen haberde, geniş bir yelpaze oluşturan resmi ve toplumsal kuruluşların öncelikli hedefinin, "genişleme sürecinde üyelik müzakerelerine henüz başlamamış tek aday ülke olarak kalan Türkiye'yi, 2006'dan sonra üye olacaklar grubuna bir an önce ilave ettirebilmek ve katılım müzakerelerinin başlatılacağı tarihi, AB'nin ağzından resmen telaffuz ettirmek" olduğu vurgulanmaktadır. İkinci hedefin de yine birincisiyle irtibatlı olarak, "Türk kamuoyunda kuşkulara yol açan AB yaklaşımının olumlu yönde değiştirilmesine çalışmak" olduğu belirtilen haberde, AB'nin müzakereleri başlatma konusunda tarih vermesinin, bu kuşkuları büyük ölçüde kaldıracağı kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "İşte önümüzdeki hafta Brüksel ve Lüksemburg'da yapılacak toplantı ve görüşmelerin son hazırlıkları da tamamlanmak üzere. En önemli iki buluşmanın biri Brüksel'de, Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz arasında; diğeri de Lüksemburg'da iki tarafın dışişleri bakanlarını bir araya getiren yüksek siyasi karar organı Ortaklık Konseyi düzeyinde gerçekleşecek. Her iki buluşmada da Mesut Yılmaz ile İsmail Cem'in AB'ye verecekleri ortak mesajın, 'Kısa sürede büyük mesafe aldık. Üslendiğimiz vecibeleri aksatmadan ve engellerle karşılaşmadan tümüyle yerine getirmemizi hakikaten istiyorsanız, Türkiye'nin asla tam üye olarak kabul edilmeyeceğine dair kamuoyumuzda hakim olan ve sizlerin yaklaşımlarınızdan kaynaklanan olumsuz tutumu giderecek adımlar atın' şeklinde özetlenebileceği belirtiliyor. Brüksel ve Lüksemburg buluşmalarının en önemli konularından biri de Kıbrıs meselesi olacak. Kıbrıs'ta AB'nin yeni yaklaşımı, Brüksel'de Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nun genişleme raporunda, Lüksemburg'da da Türkiye ile yapılacak Ortaklık Konseyi'nin 15 üye ülkenin ortak tutum belgesinde bir kez daha tekrarlanıyor. Avrupa Birliği, 2002 yılı başından itibaren Kıbrıs Türk Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Rum Cumhurbaşkanı Klafkos Kleridis arasında başlatılan yoğun ve doğrudan görüşme sürecine tam destek veriyor. Adanın AB'ye üyeliğinin iki toplumlu, iki bölgeli ama bağımsız tek devlete hakim olduğunu hatırlatıyor. Özellikle savunma, dış politika, yurttaşlık ve ortak para ile ekonomi alanlarında yetkilerin, bu devletin ortak yönetimine devredilmesinin de şart olduğuna dikkat çekiyor. Avrupa Parlamentosu'nun genişleme raporunda taraflara yapılan çağrıda ise, iyi niyetli ve uzlaşma anlayışı içinde müzakere edilmesi isteniyor. Ayrıca zaman faktörüne de dikkat çekilerek, iki liderin çözüm konusunda ellerini çabuk tutmaları isteniyor. Avrupa Birliği kurumları, yani Parlamento, Komisyon veya Konsey gibi karar sürecinde ilk üçü oluşturan organlar, Kıbrıs'ta çözüm yolunun Ankara'dan geçtiğini ısrarla belirtmeye devam ediyor. Bu bağlamda, Türk hükümetini bir kez daha, adanın iki toplumu arasında adil ve kalıcı bir çözüm modeli şekillendirme çalışmalarına katkıda bulunmaya çağırıyor." ERMENİSTAN BASINI: Armenian Weekly dergisinin (11/04) "Bilgi Föyü: Türkiye'nin Ermenistan Ablukası" başlıklı Internet'ten sağlanan yazısında, Avrupa Ermeni Dernekleri Forumu (FAAE) tarafından çıkarılan ve Nicolas Tavityan tarafından yazılan "Ermenistan'a Türkiye'den Abluka: Sizi İlgilendirmez?" isimli araştırma yazısıyla birlikte dağıtılan bilgi föyünden söz edilmekte, söz konusu yazının, Avrupa Komisyonu'na Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğinin değerlendirilmesi için temel bilgiler sunma amacıyla hazırlandığı, bu girişimin, FAAE'nin halen sürmekte olan "Ermenistan'a Yönelik Türkiye Ablukasına Son Kampanyası"nın da bir parçası niteliğinde olduğu, kampanyanın, Belçika ve İsveç'teki örgütlerin oluşturduğu bir konsorsiyum önderliğinde yürütüldüğü belirtilmektedir. "Abluka, Türkiye'nin resmi politikası mı?, Türk hükümeti ablukayı ne suretle haklı gösteriyor?, Abluka ile diplomatik boykot yasal mı?, Abluka gerçekten de Ermenistan'ın ekonomik gelişmesine bir engel mi teşkil ediyor?, Abluka konusunda Avrupa ne yapabilir?, Avrupa Türkiye'den çok fazla şey istemiyor mu?, Ablukayı kaldırmanın en kolay yolu, Ermenistan'ın Karabağ'dan çekilmesi değil mi?" başlıkları altında konuya açıklık getirilmeye çalışılan yazıda, bu bağlamda AB-Türkiye ilişkileri ele alınmakta ve ablukanın kaldırılması yönünde AB'nin yaptırımları konusunda şu önerilerde bulunulmaktadır: "Ablukanın -yılda 570 ila 720 milyon dolarlık- maliyeti, Ermenistan'ın 1999 yılında aldığı 140 milyon dolarlık dış yardımla kıyaslanmalıdır. Yani uluslararası camia, tüm yardım programları biraraya getirildiğinde bile yaptığı yardımdan daha fazlasını, ablukanın kaldırılması için bastırmak yoluyla gerçekleştirebilir. Neyse ki Avrupa yardım edebilir. Avrupa, bir NATO ortağı ve Avrupa Birliği üye adayı olan Türkiye ile yakın ilişkiler içindedir. Avrupa Birliği'ne katılmak için de Türkiye'nin, 'acquis'in şiddetli bir ihlali olan bu ablukasını er geç kaldırması gerekecektir. Dahası Avrupa Birliği, Türkiye'nin AB standartlarına yönelik olarak kaydettiği ilerlemelerin her yıl muhasebesini yapmakta ve Türkiye'ye rehberlik ederek öncelikli olarak yapılması gereken değişiklikleri göstermektedir. Ancak şu ana kadar Avrupa Komisyonu, Türkiye'ye yaptığı öneriler kapsamında ablukadan söz etmekten bile kaçınmış bulunuyor. Avrupa Komisyonu konuyu şimdi gündemine almak suretiyle ablukanın kaldırılmasını çabuklaştırabilir ve Kafkaslardaki durumda meydana gelebilecek yeni bozulmaların da engellenmesine yardımcı olabilir... Türkiye'nin yurt içinde zorlu bir dönüşüm sürecinden geçtiği itiraf ediliyor ve AB de haklı olarak Ankara'da AB'ye karşı bir tepkiye yol açmaktan endişe ediyor. Ancak Türk-Ermeni sınırının açılması, Ermenistan'ın yanısıra Türkiye'ye de faydalı olacaktır. Birçok işadamının yanı sıra Ermenistan sınırı yakınındaki Türk kasabaları da ticaretin yeniden başlaması için çağrı yapıyor. Türkiye'nin Ermenistan'a yönelik politikasını yeniden düşünmesine yardımcı olmak suretiyle de AB, Türk ekonomisine yardımcı olmanın yanı sıra Türkiye'de ülkenin güvenliğini komşularla olan ilişkileri iyileştirmek suretiyle temin etmeye çalışan reformcuların da elini güçlendirecektir.... Gerek Ermenistan gerekse Türkiye'nin Karabağ'da savaşan taraflara bazı yardımlarda bulundukları doğru olmakla birlikte, Türkiye'nin komşusuna yönelik düşmanca bir politika izlemek suretiyle yerel bir anlaşmazlığı uluslararası alana çıkarma politikası, tehlikeli bir tırmanışın da reçetesi niteliğindedir. Bu yaklaşım çoktan beri itibardan düşmüş bir yaklaşımdır ve Avrupa'daki çağdaş uygulamalara da ters düşmektedir. Dahası Türkiye, anlaşmazlıklarda arabuluculuk yapma konusunda etkileyici bir sicile sahip değildir. Ne de olsa bu ülke 1915 yılında tüm Ermeni nüfusunu imha etmiştir, ulusal azınlıklara (örneğin Kürtler, Süryaniler, Aleviler) ve komşu ülkelere yönelik davranışlarıyla dehşet verici bir sicile sahiptir, son 25 yıldır da Kıbrıs'ın yarısını işgal altında tutmaktadır. Bu nedenle de Batı, Türkiye'nin küçük bir komşusuna zorbalık yapmasına hiçbir şekilde meşruiyet tanımamalıdır.” İSVİÇRE BASINI: Tages-Anzeiger gazetesinde (13/04) "Ezeli Düşmanlar Ortak Bir Misyon Üstleniyor" başlığı ve Christiane Schlötzer imzasıyla yer alan ve Internet'ten sağlanan yazıda, Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu'nun İsrail ve Filistin'e yapacakları ziyaretten söz edilmekte, ziyaretin, gerek iki ülke gerekse bölge barışına yapacağı katkı açısından önemine dikkat çekilmektedir. Papandreu'nun, "uzun süre düşman olan komşuların" bu girişiminin İsrail ve Filistinlilere "siyasi rakiplerin de barış için çalışabileceğini" gösterdiğini belirttiğine işaret edilen yazıda, bu geziye resmi bir AB temsilcisinin katılmasının ise beklenmediği kaydedilmektedir. Türkiye'nin, İslam Konferansı Örgütü'nün bir üyesi, aynı zamanda, İsrail'le de yakın ilişkiler içerisinde olduğu, Yunanistan'ın da Filistin'le ilişki kurmaya özellikle çaba gösterdiği belirtilen yazıda, bu ortak gezinin, Türkiye'nin çarşamba günü AB Dönem Başkanı İspanya tarafından organize edilen Yakın Doğu toplantısına davet edilmemesi nedeniyle Ankara'nın "kızgınlığını" da hafifleteceği ileri sürülmektedir. Yazıda, ayrıca, Atina ve Ankara'nın, 1999 yılında Türkiye'de meydana gelen büyük depremden sonra ilişkilerini gözle görülür şekilde düzelttiği, Cem ve Papandreu'nun, şubat ayında Türkiye tarafından organize edilen AB-İKÖ zirvesinde işbirliği konusundaki kararlılıklarını yeniden vurguladıkları kaydedilmekte, ancak, hala devam etmekte olan Kıbrıs adası sorunu ile Ege'deki kıta sahanlığı sorununun yakınlaşmaya engel konuların başında olduğu ifade edilmektedir. SUUDİ ARABİSTAN BASINI: Riyad Daily gazetesinin (13/04) "Türkler, Afganistan'da Komutayı Kaybetmeyi Değil, Kazanmayı Bekliyor" başlıklı ve Ayla Jean Yackley imzalı yorumunda,Türkiye'nin, Afganistan'daki Barış Gücü komutasını üstlenmesi konusu ele alınmakta, Türkiye'nin, savaştan harap olmuş ülkenin yeniden inşa edilmesinde önemli rol üstlenmesine ve bölgede daha iyi bir pozisyon elde etmesine yardımcı olacağına inandığı ifade edilmektedir. Karzai'nin, Türkiye'nin liderliğini desteklediğini ifade ettiği, ABD'li ve İngiliz yetkililerin de Türkiye'nin görevi üstlenmesi için haftalarca Türkiye'ye baskı yaptıklarına işaret edilen yorumda, ABD'nin, dikkatini, terörle mücadelede küresel savaştan bir başka yöne çevirirken, Türk yetkililerin ISAF'ın aniden ABD'nin hava korumasından, mühimmat yardımından ve Barış Gücü'nün saldırıya uğraması halinde, kurtarma operasyonlarına katılamayacağından endişe ettikleri dile getirilmektedir. Türkiye'nin ekonomik sıkıntı içinde olduğu ve "askerlerin yurtdışına gönderilmesi konusunda bir heyecan duyulmadığı" ifade edilen yorumda, "Uluslararası güce öncülük etmek, Türkiye'nin uluslararası imajını da dünyada arttıracaktır. AB üyeliğini kazanmak isteyen, Doğu ve Batı arasında köprü olduklarında ısrar eden Türkler, sertlik yanlısı köktendinci yönetimden çıkan Afganistan'a laik demokrasileri ile örnek olacaktır. Ankara'daki diplomatlar, ISAF'a komuta etmenin Türkiye'ye NATO'daki itibarını ve terörle mücadelede kararlılığını gösterme şansı vereceğini belirttiler" denilmektedir. YUNANİSTAN BASINI: İmerisia gazetesinin (13/04) "Yorgo-Cem: Orta Doğu Konusu Aracılığıyla 'Dikenli' Konulardan Kaçış" başlıklı ve Meri Savva imzalı yorumunda, Orta Doğu konusundaki Türk-Yunan girişiminden söz edilmekte, Yunanistan ile Türkiye dışişleri bakanlarının İsrail ile Filistin topraklarını ziyaret etme yönündeki girişimlerinin, iki ülke arasındaki ilişkilerde de kalite açısından yeni bir gelişme oluşturacağı ileri sürülmektedir. Yorumda, "İki ülke arasındaki ilişkilerin, temasların ikinci aşamasına geçerek ve zor konulara değinerek sınavdan geçtiği" bir sırada iki bakanın, işbirliğinin başka alanlarına "geçmeyi" ve mesajlarında "sembolizm" den söz etmeyi tercih ederek, "Asırlarca süren sorunlarla tanınan iki ülkenin, ortak bir çaba sarfetme kararını almış oldukları mesajını verdiklerine" işaret edilmektedir. Bu arada iki ülke arasındaki mevcut "kara sularının 12 deniz miline genişletilmesi, Doğu Ege adalarının silahlardan arındırılması, Ege'de gri bölgelerle ilgili sorunların" sürdüğüne ve Türk-Yunan diyalogunda o ünlü "yaklaşım noktalarının" henüz belirlenemediğine dikkat çekilen yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: "Bu girişimin zorluklarla karşılaşmasına rağmen, Papandreu ile Cem'in, daima Colin Powell'ın Orta Doğu'daki hareketleriyle bağlantılı olarak, İsrail ile Ramallah'a gitmeyi başarmaları mümkündür. Nasıl olsa, önümüzdeki günlerde aralarında yakın temaslar olacak: Lüksemburg'ta salı günü gerçekleşecek olan AB-Türkiye Ortaklık Konseyi'nde, çarşamba akşamı da "Economist" konferansı çerçevesinde görüşecekler. Diplomatik kaynaklar, iki görüşme arasındaki 24 saat içinde Orta Doğu'ya bir ziyaret olasılığından da söz ettiler. Bazı kaynaklar bu işbirliğiyle bağlantılı olarak, bölgedeki diğer bazı ülkelere ziyaretlerin yapılması olasılığından da söz ettiler, ancak bu girişimlerin hepsi gelişmelere bağlıdır. İki bakan tarafından yapılması tasarlanan girişim hakkındaki yorumlar, Arap ve Müslüman dünyasının ve AB Başkanlığı'nın yorumları oldukça olumluydu. Bu girişimle Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak tanındığı şeklindeki tek olumsuz yoruma karşı, diplomatik çevreler, aynı zamanda Yunanistan'ın da geniş bölgede görüşmelerde bulunan tek Avrupa ülkesi olarak rol oynadığının kabul edileceği yorumunu yapıyorlar." Ethnos gazetesinin (12/04) "Avrupa Ordusu Konusunda Avrupa Parlamentosu'ndan Olumlu Karar" başlıklı ve Yorgo Daratos imzalı yorumunda, Avrupa Parlamentosu Genel Kurul toplantısında, AB'nin savunma politikası ve NATO ile ilişkileri çerçevesinde, Türkiye'nin Avrupa ordusuna katılımıyla ilgili "Yunan tezlerine çok yakın" bir karar alındığı bildirilmektedir. Söz konusu kararda, "İngiltere ile Türkiye arasındaki müzakereler sonucundaki anlaşmanın, AB kararlarının alınmasıyla ilgili işlemler çerçevesi dışındaki metotlarla gerçekleştirildi" denildiği belirtilen yorumda, Avrupa Parlamentosu'nun, Komisyon ve Bakanlar Kurulu'nu, NATO ile müzakere metninin içeriğini resmen açıklamaya davet ettiğine işaret edilmektedir. Yorumda, ayrıca, diplomatik kaynakların Brüksel'de yaptıkları açıklamalara göre, Avrupa Parlamentosu'nun bu konuda, tam olarak, "Türkiye'nin ortak savunma ve Avrupa ordusuna katılımı, Türkiye ile Yunanistan arasında ikili bir sorun değil, AB'nin çalışma kurallarına uygun bir şekilde ele alınması gereken bir AB konusudur" şeklindeki Yunan tezini benimsediği aktarılmaktadır. Ependitis gazetesinde (13/04) "İsmail Cem: Kıbrıs Konusunun Çözümlenmesi Çok Zor... Ege'de Çözüm İçin İyimserim" başlığıyla Dimitiri Konstandakopoluos'un Dışişleri Bakanı İsmail Cem'le yaptığı mülakata yer verilmekte, Bakan Cem'in iki ülke ilişkileri, Kıbrıs sorunu, AB ile ilişkileri konusundaki görüşleri aktarılmaktadır. Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Kıbrıs'ta, "belirli şartlar" altında bir ara anlaşmanın yapılmasını önerdiği, aynı zamanda soruna çözüm bulunmadan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olması halinde, ülkesinin "etkili ve dinamik" bir şekilde tepki göstereceği konusunda açıkça uyarılarda bulunduğu belirtilen mülakatta, Bakan Cem'in, "görevinde en uzun süre kalan başarılı bir dışişleri bakanı, deneyimli, işini bilen karizmatik kişiliğe sahip bir gazeteci ve politikacı olduğuna" dikkat çekilmektedir. "Yakınlaşma" politikasında Yorgo Papandreu ile birlikte başrolü paylaşan Türk Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, mülakatta, bu politikanın başarılarını büyük bir hevesle savunarak, "Son 40 yılda yapılanlardan çok daha fazlasını üç yılda yaptık" dediğine işaret edilmekte, iki ülkenin Ege'ye ilişkin sorunlarının, Yorgo Papandreu ile ilk görüşmelerinde dahi aralarında gösterdikleri "anlayışla" kolayca çözülebileceğini vurguladığı aktarılmaktadır. Bakan Cem'in, "Gri bölgeler" gibi konuların gündemde yer aldığını inkar etmediği, Lozan ile Paris anlaşmalarının, adaların silahlardan arındırılmasını zorunlu kıldıklarını hatırlattığı belirtilen mülakatta, BM tüzüğünde öngörülen tüm argümanların, Türk-Yunan sorunlarının çözümlenmesi yönünde kullanılmaları gereği üzerinde ısrar ettiği, 1960 anlaşmalarında, Türkiye'nin tek taraflı müdahale hakkı dahil, öngörülen garanti sisteminin uygulanmasının devam etmesinden yana olduğunu açıkladığı ve Helsinki'nin, "doğrudan görüşmeleri" destekleme dışında, Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını, Ankara'nın Kıbrıs konusundaki politikasına bağlamadığı görüşünü savunduğu kaydedilmektedir. Mülakatta, "AB ile ilişkileriniz Yunanistan ile yakınlaşmayı, yakınlaşma da AB ile ilişkileri nasıl etkileyecek? sorusuna, Bakan Cem'in şu yanıtı verdiği aktarılmaktadır: "Yasal açıdan bu konunun Kıbrıs ile ilgisi yok. Çünkü, Türkiye'nin AB üyeliğiyle ilgili olarak AB ile yaptığımız bütün anlaşmalarda, Kıbrıs konusuyla ilgili herhangi bir bağlılık söz konusu değildir. Şart sayılabilecek bir tek atıf var, bu da tüm aday ülke statüsünde bulunan ülkelerle ilgilidir, BM Genel Sekreteri himayesi altında doğrudan görüşmelerin başlayacağı ve destekleneceği yönündedir. Helsinki metninin konuya ilişkin tek paragrafı budur ve siyasi diyalog bölümüne dahil edilmiştir. Ayrıca, AB-Türkiye Katılım Ortaklığı belgesi var. AB'nin Türkiye'den ne gibi taleplerde bulunduğu, ondan neler beklediği ile ilgilidir. Bu metinde de Kıbrıs konusu, siyasi diyalog bölümü olarak yer almaktadır. AB üyeliği kriterleri de var, ancak bunlar, siyasi kriterlerden farklı bir kategori oluşturuyorlar. Böylece, yasal açıdan AB Türkiye'ye, 'Kıbrıs'ta bu sorunlar var, bu nedenle de üyeliğiniz gecikecek' ya da bu tür şeyler söylemek durumunda değildir. Bunu söylerken, bunun bir sonucu olacağını, bir siyasi sonucu olacağını biliyorum, ancak bu başka bir konuyla, ilişkilerimizle ilgili başka bir konudur. Bunun değerlendirmesini AB yapmalı ve ona göre görüşlerini düzene sokmalıdır. Çünkü biz, bunun yasal açıdan iki ayrı konu oluşturduğuna ve siyasi açıdan da iki ayrı konu oluşturmasının gerekli olduğuna inanıyoruz. AB bizden farklı düşünüyorsa, sorumluluklarını üstlenecek ve istediğini, yapacağı değerlendirmeye göre, gerekli gördüğünü yapacak.”
15/04/2002 14:54:29
|