|
17/04/2002 ANKARA, 17/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: Amerika'nın Sesi Radyosu'nun (16/04) "Yılmaz-Prodi Görüşmesi... Yılmaz, AB'den Üyelik Görüşmeleri İçin Takvim İstedi... AB, PKK ve DHKP-C'yi Terör Örgütleri Listesine Almaya Hazırlanıyor" başlıklı ve Nusret Özgül imzalı haberinde, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın Avrupa Birliği'nin yürütme organı Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile yaptığı görüşmeye yer verilmekte, Yılmaz'ın, görüşmede, yıl sonundaki Kopenhag Zirvesi'nde Türk kamuoyunu tatmin edecek net bir üyelik perspektifi verilmesini ve katılma müzakerelerinin tarihinin açıklanmasını istediği bildirilmektedir. Haberde, AB'nin PKK ve DHKP-C gibi terör örgütlerini yasaklanacaklar listesine alma aşamasında olduğunu da açıklayan Mesut Yılmaz'ın, Avrupa kurultayında da konuştuğu belirtilmekte ve Prodi ile görüşmesi konusundaki açıklaması aktarılmaktadır: "Avrupa Birliği Komisyon Başkanı Prodi ile kapsamlı bir görüşme yaptık. Sanıyorum, haziran ayı içerisinde Türkiye'yi ziyaret edecek. Biliyorsunuz şimdiye kadar hiçbir AB Komisyon Başkanı Türkiye'yi ziyaret etmemişti. Kendisi ile Kopenhag öncesinde Türkiye'de, daha uzun bir değerlendirme imkanı bulacağımızı tahmin ediyorum. Hükümetimizin katılım sürecinde gerçekleştirdiği konularda bilgi verdim. AB'nin de bize bir tam üyelik perspektifi vererek, bu çabalarımıza yardımcı olabileceğini dile getirdim. Bildiğiniz gibi hükümetimizin hedefi, bu yılın sonunda AB'den tam üyelik müzakereleri açısından bir tarih almaktır. Bunun gerekçelerini kendisine ifade ettim. Önümüzdeki aylarda üye ülkeler nezdinde, sadece hükümetler değil, aynı zamanda kamuoyu nezdinde daha fazla çaba harcamamız gerektiğini söyledim. Bir defa daha gördüm ki uyum gayretlerimizi ve reform çabalarımızı imkanlarımız ölçüsünde hızlandırma yönündeki görüşlerimiz doğrudur, haklıdır. Zaten açıklanmış olan bir hedefin vadesi konusunda, bu çabalarımızı eğer sonuçlandırırsak, AB'yi daha kolay ikna edebileceğimize inanıyorum. Halkımızın da desteğini alan reform sürecinin hızlanması, AB kamuoyunun ülkemize katkısını daha olumlu etkileyecektir. Ülkemizin genişleme takvimi açısından beklentilerinin daha kolay karşılanmasına yol açacaktır... Türkiye'ye yapılan terörist örgütlerle ilgili haksızlığın telafi edileceğine inanıyorum. Aldığım işaretler de bunu gösteriyor. AB'nin Türkiye açısından öncelik taşıyan iki terör örgütünü, terör listesine alınmamakla yaptığı hatayı yeniden değerlendireceğini ve düzelteceğini gösteriyor... Biz, Kopenhag siyasi kriterleri konusunda, şu anda tümüyle bu kriterleri karşıladığımızı söylemiyoruz. Sadece çok köklü adımlar attığımızı, birkaç hassas konu dışında bunların şu anda mevcut olarak, Türkiye tarafından düzenlenmiş olduğunu, bu hassas adımları atmak için kamuoyumuzun AB üyeliğimizin geleceği konusunda daha net bir perspektif beklentisi olduğunu dile getiriyoruz. Bu şartları yerine getirmekten vazgeçmemiz anlamına gelmiyor. Bu şartların olduğu kriterlerin yerine getirilmesi, üyelik müzakerelerinin başlaması için bir ön şarttır, biz zaten, bu süreci başlatırken bunu biliyorduk. Ancak bildiğiniz gibi kamuoyumuzda, Türkiye bu kriterleri yerine getirse dahi, AB Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini başlatmaz, Türkiye'yi içine almaz gibi birtakım görüşler var. Bunların aşılabilmesi için, yani kamuoyumuzun AB'ye daha fazla güven duyabilmesi için önümüze daha net birkaç teklif konulması gerekiyor. Biz bunun için Kopenhag Zirvesi'nin iyi bir vesile olduğunu düşünüyoruz.” Türkiye'nin, Kopenhag Kriterlerinin siyasi ve ekonomik boyutlu olanlarına uyum sağlayabilmek için reformlar yaptığı, günlük yaşama aksedecek uyum yasaları çıkarttığına işaret edilen haberde, Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın, Sevilla Zirvesi'nden beklentilerini dile getirdiği şu görüşüne de yer verilmektedir: “Eğer Laeken Zirvesi'nde Türkiye ile ilgili yer alan ifadeler orada da tekrarlanırsa bu bizim için yeterlidir. Ama önemli olan bizim Kopenhag Zirvesi'ne kadar, AB ile diyalog içerisinde, siyasi kriterleri yerine getirmemiz ve Kopenhag Zirvesi'nde önümüzdeki yıl tam üyelik müzakerelerinin başlatılması kararının alınmasını sağlamamızdır.” AP'nin (16/04) "AB, Türkiye'nin Üyeliğe Yönelik Gerçekleştirdiği Köklü Reformları Memnuniyetle Karşılıyor" başlıklı haberinde, Avrupa Birliği'nin, Türkiye'nin üyelik doğrultusunda "önemli oranda çaba" harcadığını ifade ederek, daha sonra uygulanacak ekonomik ve diğer reformlar için yüreklendirdiği bildirilmektedir. Türk Parlamentosu'nun geçen ay siyasi yapıya ve insan haklarına yönelik bir dizi reformu onayladığı hatırlatılan haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen'in, AB'nin katılım müzakereleri için tarihi, Türkiye'nin tüm üyelik kriterlerini yerine getirir getirmez bildireceğini belirttiği ve "Türkiye, önemli siyasi reformları gerçekleştirme sürecinde bulunuyor ve erken üyelik doğrultusundaki yenilikçi fikirlerine açığız" dediği aktarılmaktadır. Haberde, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in de, ülkesinin üyelik arzusunu, AB'li üst düzey yetkililerle görüştüğü bildirilmekte, ayrıca, Türkiye'nin, AB'ye katılım müzakerelerinde bulunan 12 ülke arasında yer almamakla birlikte kendisine, ekonomisini, mali yapısını tekrar yapılandırması ve insan hakları sicilini iyileştirmesi gerektiğinin söylendiği hatırlatılmaktadır. Newsweek dergisinin (15-22/04) "Avrupa'nın Üvey Evladı" başlıklı ve Owen Matthews imzalı Internet'ten sağlanan makalesinde, Türk askerlerinin Afganistan'daki barış gücünün komutasını üstlenme konusuna yer verilmekte, bu bağlamda, Türkiye-AB ilişkileri ele alınmaktadır. Türklerin, uluslararası arenada en azından Batı dünyasının 11 Eylül sonrasında teröre karşı oluşturduğu ittifakın tam bir üyesi olduklarını sessizce kanıtlamaya çalıştığı ifade edilen makalede, “Batının bu dostluğu doğal karşılama eğiliminde olduğu, ancak, Türkiye'nin, Avrupa Birliği ile olan ilişkilerinde büyük bir krizle karşı karşıya olduğu ve bunun, sonuçta gerçek dostlarının kimler olduğunu ve en önemli stratejik çıkarlarının nerede durduğunu yeniden düşünmesine neden olabileceği” belirtilmektedir. Makalede, AB üyeliğinin ülkede tartışılmaya başlandığı ve AB'nin Türkiye'ye karşı tutumunu haksız ve himayeci olarak niteleyen pek çok kişinin tartışmaya katıldığına dikkat çekilmekte ve bu tartışmalara yer verilmektedir. “Türkiye, Avrupa'yla ilişkileri ne kadar bozulursa bozulsun, elbette 'şer ekseni'nin bir parçası haline gelmeyecektir. Ancak AB, genişlemesini düzenleyen yeni bir anayasa oluştururken ve birliğe sadece bölünmüş Kıbrıs adasının Rum kesimini kabul ederek Türkiye'nin itirazlarını göz ardı etmekle tehdit ederken Ankara, anlaşılır bir şekilde giderek artan bir umutsuzlukla olanları seyretmektedir. Aslında Türkiye, AB'nin taleplerinin fazla titizlik istediğine, Brüksel'in çok zorba olduğuna ve diğer bölgesel müttefiklerin daha az zahmetli ve daha çok ödüllendirici olduğuna karar verebilir. Esas problem, Brüksel'in her kaprisini kabul etmekten başka seçeneği olmayan yoksul bir Doğu Avrupa ülkesi olmasına rağmen, AB'nin Türkiye'yle ilgileniyor olması. Bu çok büyük bir hata” şeklinde bir değerlendirme yapılan makalede, Osmanlı İmparatorluğunun çöküşünden beri Türkiye'nin, Avrupa'ya girmeye hazırlandığı, dolayısıyla çok uzun ve zor bir süreç yaşamaya başladığı dile getirilmektedir. Şimdi de Türk hükümetinin çeşitli yöntemler uygulayarak, AB üyeliğine giden yolu açabileceğini düşündüğü, ancak, Brüksel'in de, “Türkiye'nin kendini fonksiyonel bir demokrasiye dönüştürmesi, ifade özgürlüğünü bastıran kanunların kaldırılması, Kürtler gibi azınlıklara kültürel haklarının verilmesi ve Türk ordusunun üstünlüğünün yerini sivil hükümetlerin alması” şeklindeki taleplerini öne sürdüğüne işaret edilmektedir. Makalede, ayrıca, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Kısacası Türkiye, Atatürk usulü ve tek tek yapılan reformlarla işin içinden çıkabileceğini düşünüyor. Bir benzetme yapmak gerekirse, Ankara yeni bir şapka devrimine hazırlanırken, AB, insanların kafalarının içindekileri değiştirmelerini istiyor. Bu konunun merkezinde ise insan hakları sicili yer alacak. Son zamanlarda ortaya çıkan bazı gelişmeler iki taraf arasındaki uçurumu ortaya koyuyor. AB geçen ay, devlet radyosunda ana dillerinde yayın yapmak isteyen Türkiye'deki 12 milyon Kürde destek verdiğini belirtti. Kürtler aynı zamanda devlet okullarında Kürtçe öğrenmek de istiyorlar. AB'yi Kürt bölücülüğüne destek vermekle suçlayan ve Türkiye'nin içişlerine karışmakla suçlayan Türk milliyetçiler ise, durumu protesto ettiler. Türkiye'nin en ileri AB yanlısı politikacılarından biri olan Dışişleri Bakanı İsmail Cem dahi Avrupalıları 'koloniciler' gibi davranmakla suçladı. Sonunda hükümet devlet radyosunun günde birkaç saat Kürtçe program yayınlamasına izin vereceğine söz verdi. Bu, Türkiye için büyük bir tavizdi. AB içinse önemsiz birşey. Türkiye ile AB arasında bundan daha da büyük bir fikir ayrılığı Türk ordusunun rolü konusunda yaşanmakta.” Makalede, Türkiye'nin bölgedeki rolüne de değinilmekte, bu konuda yetkililerin görüşleri aktarılmakta, Türkiye-ABD ilişkileri ele alınmakta ve şu ifadelere yer verilmektedir: “AB'nin genişletilmesinin bundan sonraki turu tamamlandıktan sonra, belki de Avrupa'nın kurallarını biraz daha yumuşatması ve Avrupa'nın dış yüzünün çekirdeği gibi olmayacağını kabul etmesi iyi olacaktır. Şimdi göründüğü gibi Türkiye Avrupa Birliği'ne resmen aday olabilir ancak reformlar gerçekleştirebilmek için yapısal fonlar almıyor. Türkiye Gümrük Birliği içerisinde ve bu sebeple her tam AB üyesi gibi pazarlarını AB ürünlerine açmak zorunda. Bununla beraber Birliğin fakir üyelerinin aldığı yardımlardan hiçbirini alamıyor ve AB'nin dış ticaret anlaşmalarından da yararlanamıyor. Eğer Avrupa, Türkiye'ye üyeliğin getirdiği bazı faydaları sağlarsa ve devamlı olarak yapması gerekenleri hatırlatmak yerine bugüne kadar katettiği yol için onu ödüllendirirse ilişkilerde ortaya çıkabilecek bir krize engel olunabilir. Eğer böyle olmazsa Türkiye'nin, Birinci Dünya Savaşı'nın ardından Atatürk'ün 'Bir Türk kendisinin efendisi olmalıdır' şeklindeki sözlerini esas alarak bir karara varması gerekir. Çünkü Avrupa'nın pekçok taliplisinden farklı olarak Türkiye'nin başka seçenekleri de var.” İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (16/04) "Türkiye PKK'nın Adını Değiştirmesinin Birşey İfade Etmediğini Söyledi" başlıklı ve Gareth Jones imzalı haberinde, PKK'nın eylemlerine son verme ve KADEK adı altında faaliyetlerine devam edeceği kararı ele alınmakta, Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in Avrupa Birliği yetkilileriyle yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) eylemlerine son verme ve farklı bir isim altında bir araya gelme kararını önemsemediklerini ve PKK'nın Ankara'nın gözünde hala "terörist" bir örgüt olduğunu söylediği bildirilmektedir. “Türkiye'nin ülkedeki Kürt azınlığa karşı tutumunun, bir gün katılmayı umduğu AB'yle olan ilişkilerinde tartışmalı bir konu olma özelliğini uzun zamandır koruduğuna” işaret edilen haberde, Türkiye'nin, bazı Avrupa ülkelerini, PKK üyelerine güvenli bölge oluşturmakla suçladığı ve AB'nin PKK'yı terörist örgütler listesine dahil etmesi konusunda baskı yaptığı ifade edilmektedir. Türkiye'yle yapılan görüşmelere başkanlık eden İspanya Dışişleri Bakanı Josep Pique'nin, AB'nin PKK meselesinin üyeliğe aday olan Türkiye için son derece hassas bir konu olduğunu kabul ettiğini söylediği ve "Mayıs ayı başlarında listeyi yeniden gözden geçirmeye hazırız" dediği, ancak, PKK'nın listeye eklenip eklenmeyeceği konusunda bir açıklama yapmadığı aktarılan haberde, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Gunther Verheugen'in ise yaptığı açıklamada, AB'nin Türkiye'nin insan hakları siciline ilişkin kaygılarını tekrarlayarak, Ankara'nın etnik azınlıkların haklarını daha çok desteklemesi gerektiğini söylediği kaydedilmektedir. AB'nin, ayrıca, Ankara'nın idam cezasını kaldırmasını ve ordunun siyasi etkisini azaltmasını talep ettiği belirtilen haberde, Bakan Cem'in, Türkiye'nin görüşmeleri başlatmak için gerekli olan AB'nin siyasi kriterlerini yerine getirmek için elinden gelenin en iyisini yaptığını söylediği ve katılım müzakereleri için bir tarih belirlenmesi isteğini yinelediği aktarılmaktadır. YUNANİSTAN BASINI: Elefterotipia gazetesinin (16/04) "Kıbrıs Sorunu ve Kıbrıs'ın AB Üyeliği Konusunda Türkiye AB Kıskacında" başlıklı ve Kostas Moshonas imzalı yorumunda, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile AB Komisyonu Başkanı Prodi arasında yapılan görüşmede, “AB'nin bir kez daha Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin alınan Helsinki kararlarını hatırlattığı, Kıbrıs sorununun çözümünde katkıda bulunması için Türkiye'ye yeniden çağrı yaptığı, demokratikleşme ve insan hakları konusunda ise komşu ülkenin attığı adımlara rağmen durumun hala kaygı verici olduğu mesajını verdiği; Türk tarafının ise, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak AB zirvesinde, AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması için tarihin belirlenmesi talebinde bulunduğu, AB üyesi çoğu ülkenin, AB ile Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması için zamanın erken olduğuna inandığı kaydedilmektedir. Öte yandan, Lüksemburg'ta yapılacak olan AB-Türkiye Ortaklık Konsey toplantısında Türkiye-AB ilişkileri konusunda "Onbeşlerin" ortak görüşlerini içeren raporun gündeme geleceği bildirilen yorumda, söz konusu raporda, Kıbrıs sorununun çözümü amacıyla başlayan toplumlararası doğrudan görüşmelerin olumlu bir gelişme olarak nitelendiği, adadaki siyasi sorunun BM kararları temelinde çözümlenmesi için Türkiye'nin katkılarda bulunması gerektiğinin vurgulandığı ve Kıbrıs'ın AB üyeliği öncesinde siyasi sorunun çözümlenmesinin adadaki toplumların lehine olacağı kaydedilmektedir. Aynı raporun başka bölümünde, Türk-Yunan ilişkilerinin olumlu yönde gelişmeye devam etmesinin, iki ülke arasındaki sorunların barışçıl yollardan çözümlenmesinin (Helsinki kararlarının 4. maddesi temelinde) gerektiği vurgulanarak, iki ülke arasında diplomatik düzeyde başlayan araştırma nitelikli temasların başlamasının memnuniyetle karşılandığı belirtilen yorumda, ayrıca, AB-Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde Türkiye'nin demokratikleşme alanında önemli adımlar attığı, ancak Türkiye'nin bu yönde katedeceği yolun uzun olduğunun da vurgulandığı ve AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması yolunda herhangi bir ifade yer almamasına rağmen, Laeken AB zirvesinde, AB üyesi ülkelerin Türkiye ile ilişkilerin pekiştirilmesi yolunda karar aldıklarını hatırlattıkları belirtilmektedir. To Vima gazetesinde (16/04) "Papandreu-Cem Girişimi Türk Tutucu Çevrelerine Bir Darbedir" başlıklı ve Alkis Kurkulas imzalı yorumunda, “Orta Doğu krizinde rol almak amacıyla dışişleri bakanları Papandreu ile Cem'in üstlendikleri inisiyatifin Türk kamuoyunda yarattığı tatminin, tüm zorluklara rağmen Ankara'nın AB'ye yakınlaşmayı başaracağının bir göstergesi” olduğu, Ankara'daki siyasi çevrelerin, söz konusu girişimin, AB-Türkiye ilişkilerini olumlu yönde etkileyeceğine kesin gözüyle baktıkları ifade edilmektedir. Yorumda, Kıbrıs sorununun çözümünün iki ülke arasında önemli bir sorun olmaya devam ettiği vurgulanmakta, Ankara'nın tutumunu değiştirmesinin, Papandreu-Cem girişimini de büyük ölçüde etkileyeceği, Türkiye'de popüler olan Papandreu ile Cem'in üstlendikleri ortak girişimin, her iki ülke için olumlu etki yaratacağı ileri sürülmekte ve “Türkiye'deki tutucu çevreler, Orta Doğu krizinden faydalanarak, Kıbrıslı Türklerin bir 'devlete' sahip olması yolunda önemli rol oynayabileceklerini düşündüler. Ancak, Papandreu-Cem girişimi ile tutucular büyük darbe aldı. Zira, söz konusu çevrelerin Orta Doğu krizi ile Kıbrıs sorunu arasında bağlantı kurma girişimlerinin Türkiye'de ciddiye alınmadığı gözleniyor” denilmektedir. 17/04/2002 13:37:39
|