|
19/04/2002
ANKARA, 19/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 18 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ALMANYA BASINI: Frankfurter Allgemeıne Zeitung'un (18/04) "Türkiye Krizi Aşılmış Görüyor" başlıklı ve Andreas Mihm imzalı yazısında, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in Berlin'deki temaslarına değinilmekte, bu bağlamda, Türkiye'nin, 2001 yılı başından beri süren zorlu ekonomik ve mali krizi büyük ölçüde kontrol altına aldığı ve kendini ekonomik bakımdan iyileşme yolunda gördüğü ifade edilmektedir. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer ile yapacağı görüşme öncesinde Bakan Derviş'in, Avrupa Birliği'ne üyelik müzakereleri için bir tarih belirlenmesinin, yapısal reformlar konusunda katedilen yolun "taçlandırılması" anlamına geleceğini belirterek, "sadece bu perspektifin bile yabancı sermaye akışını yılda bir milyar dolardan en az altı milyar dolara çıkaracağını" kaydettiği aktarılan yazıda, Bakan Derviş'in, çıkarılan çok sayıdaki reform yasasına da işaret ederek, bunlarla, örneğin Merkez Bankası'nın bağımsızlığı ya da Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi "geri dönülemez olgular" yaratıldığını söylediği, özelleştirme programının devam edeceğini belirttiği, Telekom ya da devlete ait, kar getiren Türk Hava Yolları gibi "incilerin" henüz satışa sunulmayacağını ifade ettiği kaydedilmektedir. Financial Times Deutschland gazetesinin (18/04) "Türkiye Krizden Çıkış Yolu Olarak AB Üyeliğini Umuyor" başlıklı ve Marina Zapf imzalı haberinde de aynı konuya yer verilmekte, Türk hükümetinin, Türkiye'nin, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşadığı en ağır ekonomik krizi, ancak AB'ye üyelik sayesinde kesin bir şekilde atlatabileceği inancını taşıdığı ifade edilmekte, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in, Berlin'deki temasları sırasında, AB'ye üyelik ve Türkiye'nin ekonomik krizi konusundaki açıklamaları aktarılmaktadır. AVUSTURYA BASINI: Avusturya Televizyonu ORF'de 16 Nisan 2002 tarihinde "Kreuzquer" adlı programda "Kimler Avrupa'ya Dahil?" başlığı altında bir oturum yer almıştır. Oturum yöneticisi Heinz Nussbaumer, Balkanlar-AB Koordinatörü Erhard Busek, Zürih'ten Filozof Hermann Lübbe, Almanya'dan AB Uzmanı ve İşletme Danışmanı Ayşe Özkan'ın katılımlarıyla gerçekleştirilen oturumda, "Avrupa'yı nasıl tanımlayabiliriz? Kim Avrupa'ya, Avrupa Birliği'ne dahil? Kim Birliğe alınmayı umabilir, kim dışarıda kalacaktır? Avrupa'nın amacı coğrafi alanı içinde sınırlı kalmak mı? Peki o zaman Rusya, Türkiye ya da Balkan devletleri ne olacak?" sorularının yanıtı aranmıştır. Oturumda, Türkiye ile ilgili sorular ve verilen yanıtlar özetle şöyledir: NUSSBAUMER: Avrupa deyimi size şahsen ne ifade ediyor? ÖZKAN: Önce Avrupa ile AB deyimlerini birbirinden ayırmak lazım. Avrupa benim için coğrafi bir kavram, AB ise coğrafyayı aşıyor. Eğer bir kişi ya da grup, AB için birşeyler yapmaya, ona katkıda bulunmaya hazır ise, Avrupa'ya dahil olabilir. Barış ve refah içinde yaşamak istiyoruz ve bu yüzden de Avrupa için bazı kriterler oluşturuyoruz. Bu kriterleri Avrupa sınırları ötesinde de oluşturabiliyorsak, sınırları o ölçüde genişletebiliriz. NUSSBAUMER: Kendinizi bir Avrupalı gibi hissediyorsunuz musunuz? ÖZKAN: Evet. Anadolu'da küçük bir köyde doğdum, İstanbul gibi büyük bir şehirde, sonra Almanya gibi yabancı bir ülkede yaşadım. Hiçbir sorunum olmadı, her yerde kendimi iyi hissettim. Kültür şoku söz konusu bile olmadı. İnsanlar nerede yaşayacaklarına, neye katkıda bulunacaklarına kendileri karar verdikleri sürece, bu yaşam tarzları arasında büyük farklar yok. NUSSBAUMER: Avrupa felsefi bir temele dayanıyor mu? Avrupa'nın kendine özgü hedefleri var mı? Yoksa herşey kendine özgü bir dinamizm içinde mi gerçekleşiyor? LÜBBE: AB, hedeflerinin büyük bir kısmını gerçekleştirdi. Başarılı bir geçmişe sahip. Özellikle de ekonomik alanda. Tabii ki Avrupa'yı yalnızca ekonomi ile sınırlamak yanlış olur. Avrupa zaten yıllardan beri bir değerler topluluğuydu, bu yeni oluşan birşey değil. NUSSBAUMER: Sizce Avrupa'nın manevi kimliği nedir? BUSEK: Bu geçmişin toplamından oluşuyor. Aslında Avrupa coğrafi açıdan küçük, tarihi açıdan bakıldığında daha geniş bir boyut kazanıyor. Birçok uygarlıkların beşiği Ön Asya. AB yalnızca ekonomik alanda başarılı bir taslak da değil, aynı zamanda barış konusunda da önemli bir unsur, özellikle de Güneydoğu Avrupa'da. Ancak AB'nin en önemli özelliği, baştan beri topluluğa katılmak isteyen ve onun kriterlerini yerine getiren her ülkeye açık bir sistem olması. AB demir perdenin kalkmasından bu yana çok yeni şartlarla karşı karşıya kaldı. Bu bir öğrenme süreci. NUSSBAUMER: Kısaca AB, ekonomi ve refah birliği, tarihi bir birlik, kader birliği, barış birliği ve manevi birlik. BUSEK: Manevi birlik derken, bundan herkesin aynı yönde düşünmesi gerektiği anlamı çıkmamalı. Aksine görüşlerin farklılığı ve tartışma ortamı önemli olan. LÜBBE: AB'nin ilk planda bir barış birliği olarak algılanmasına karşıyım, çünkü bu görevi yıllar önce NATO üstlenmişti. AB belki barışı sağlamlaştırıcı bir unsur olarak tanımlanabilir, ama 1945'ten sonraki barışı NATO'ya borçluyuz. BUSEK: Avrupalı kavramına ilişkin olarak, Avrupa'daki genç kuşak, özellikle de doğu ve güneydoğu Avrupa'dakiler kendilerini Avrupalı olarak görüyor. Ancak bizim kuşağımız farklı. ÖZKAN: AB aslında bir ekonomi birliği olarak kuruldu ve zamanla siyasi bir birlik haline geldi. Yavaş yavaş Avrupalı olmayı öğreniyoruz. Bana bu soruyu 50'li ve 60'lı yıllarda sorsaydınız, herhalde daha değişik cevaplardım. Ama zamanla çok şey değişti, tabii değerler de. AB kendisi de bu yönde birçok girişimlerde bulunuyor; örneğin eğitim programları, toplantılar gibi. Herkesin kökleri tabii ki geldiği ülkede, ancak bunun üstünde müşterek bir zemin oluşturulmalı. LÜBBE: Avrupa'nın geleceğine bakacak olursak, Avrupa yalnızca çekirdekte kalmamalı. Eğer Ortodoks Yunanistan Avrupa'ya dahil ise, neden Ukrayna, Rusya ya da Müslüman Türkiye olmasın? BUSEK: Avrupa'nın kimliği demek aslında Avrupa zihniyetinin çeşitliliği demek anlamına geliyor. Öte yandan kimlik deyince bunun eşitlik anlamına geldiği düşünülüyor. Bu yüzden bu kavrama sıcak bakamıyorum. Avrupa tüm bu çeşitliliğe rağmen birlikte yaşamak ve geçinebilmek anlamına geliyor. Bu nedenle de Samuel Huntington'un tezine ters düşüyor. Çünkü gerçekten birlikte yaşıyoruz, yollarımız ayrı değil, ben bir ayrılık göremiyorum. LÜBBE: Avrupa ve AB kavramlarını ayırmamız gerekir. Avrupa'ya çok romantik yaklaşan Doğu Avrupa ülkelerinin aksine, coğrafi anlamda da Avrupa içinde bulunan, ancak AB'ye dahil olmak istemeyen ülkeler de var. Örneğin İsviçre, Norveç gibi. İngiltere de çok geç katıldı, Fransa da kıtı kıtına razı oldu. Yani AB'ye katılmak için çok iyi nedenlere sahip olmak gerekiyor. BUSEK: Bu ülkelerin tarihlerine yakından bakmak ve edindikleri tecrübelerin ışığında kararlarını değerlendirmek gerekir. NUSSBAUMER: Din sorununa gelelim. Avrupa'da 30 milyona yakın, AB'de de 15 milyon Müslüman yaşıyor. Bugün din, birliğe katılma konusunda bir argüman olabilir mi? BUSEK: Olamaz. Örneğin Ortodoks olan Yunanistan da birliğin bir üyesi. Bence bu bir sorun teşkil etmemeli. Ancak din şimdiye kadar çoğu kez politika aracı yapılarak suistimal edildi. Eski Yugoslavya örneğinde olduğu gibi. ÖZKAN: Bu AB içinde de hep böyle oldu. Bazı gruplar ya da ülkeler dışlanmak istendiğinde, hep din öne sürüldü. Halbuki örneğin Akdeniz ülkelerinde kültürler birbirine öylesine benziyor ki. 1994 yılında Atina'daydım. Yediklerim ve içtiklerim, dinlediğim müzik, oynanan oyunun Müslüman Türk kültürüne mi, Ortodoks Yunan kültürüne mi ait olduğu konusunda büyük bir ikilemde kaldım. Ülkeler din ve kültür nedeniyle AB'den dışlanacaksa, o zaman Yunanistan'ı da dışlamak gerekirdi. LÜBBE: Son günlerde ülkelerin tıpkı dil gibi din özgürlüklerini de koruyacak bir Avrupa anayasasından bahsediliyor. BUSEK: Dinin politikaya alet edilmesine kesinlikle karşıyım. Allah inancı, kişi için ne kadar önem taşısa da, bu, politika tarafından düzenlenmemeli. Bu dinlerin görevi. NUSSBAUMER: Konumuzun 'kimlerin Avrupa'ya dahil olduğu' düşünülürse, genel bir çerçeve çizebilmemiz için, sizlere göre kimler AB içinde yer almalı? BUSEK: Avrupa'nın şuradan başlayıp burada bittiği şeklindeki tartışmalara karşıyım. Önemli olan hedeflediğimiz genişleme sürecini başarıyla tamamlamamız. Örneğin Rus yetkililerle konuşsanız, onlar kendilerini Avrupalı hissettikleri halde, AB'ye girmek istemediklerini söyleyeceklerdir. Çünkü onlar, kendilerini hala süper güç olarak hissediyorlar. Türkiye konusuna gelince; Türkiye'de AB'ye girmek ya da girmemek konusunda bir tartışma var. Bu konudaki kararı verecek olan biz değiliz, Türkiye'nin kendisi. ÖZKAN: Türkiye kararını çoktan verdi. Bu karar da Batı'dan yana. Birçok Avrupa ülkesinde benzer tartışmalar yaşanıyor. Türkiye'nin de birtakım eksikleri, yanlışları var, fakat hedefini Batı'dan yana koymuştur. Bu konuda iki tarafın da yapması gereken şeyler var. Biraraya gelmek isteniyorsa, karşılıklı işbirliği yapmak, yardımlaşmak gerekir. Şayet 'Türkiye'yi almak istiyoruz, ama o önce ev ödevlerini yapsın' dersek, olmaz. Evet, ben de bunu isterim, fakat Türkiye bunu kendi başına halledemiyorsa, yardım etmek zorundayız. Tıpkı Yugoslavya'da olduğu gibi, krizdeki başka ülkelere yapıldığı gibi. NUSSBAUMER: Balkanlar için Avrupa perspektifine sahip olmak özellikle önemli değil mi? BUSEK: Bu, İstikrar Paketi'nde özellikle vurgulanmıştır. Neden reformlar yapılması gerektiğinin yegane açıklaması da budur. Avrupa perspektifi itici bir güç durumundadır. Artık 'barut fıçısı Balkanlar' imajından uzaklaşmamız gerekiyor. Kendi yararımız için bu bölgede istikrar sağlamamız gerekiyor. Onların tümünün Avrupalı olduğu konusunda da kimsenin şüphesi yok. Her ne kadar Türk elit kesiminin tamamen Avrupai olduğunu biliyorsam da, sanıyorum yine de belli ölçüde tarihi bir sürece ihtiyaç var. Bunun belki bir nedeni de Kemal Paşa ya da Kemal Atatürk'ün sisteminin ordunun koruması altında bir demokrasi yerleştirmiş olmasına bağlı olabilir ki, bu AB ülkeleri için zor açıklanabilir ve kabul edilemez bir durum. Fakat bu, Türk tarihinin bir parçası ve bunu da saygıyla karşıladığımı özellikle belirtmek isterim. Bu nedenle talep edilen gelişme sürecinin kabul edilmesi lazım. İki konuya dikkat etmek gerekir: Birincisi, Türk elitiyle konuştuğunuzda, kesinlikle her açıdan Avrupalı olduklarını söylemek mümkün. Bu kesin. Ancak Türkiye, alt sosyal kesimlerden gelen ve iletişim kurulamayan yabancı işçiler vasıtasıyla resim veriyor. Bu, tabii ki onların suçu değil, ancak sorun teşkil ediyor. İkincisi, Sovyetler nedeniyle Türkiye'nin uzun yıllar askeri-stratejik öneme sahip bulunmuş olması. Türkiye boğazlardan geçen her gemiyi tek tek saydı. Orta Doğu'daki durum, El Kaide, vs. düşünülecek olursa şimdi de tehlike büyük ve Türkiye önemli. Ancak bu Türkiye için yeterli değil. Türkiye Avrupa Birliği'ne daha fazla katkıda bulunabilir; bunun da daha iyi ifade edilmesi, ortaya konması lazım. FRANSA BASINI: AFP'nin (18/04) "Atina, Lord Robertson'a Avrupa Savunmasındaki Tıkanıklığı Doğruladı" başlıklı haberinde, NATO Genel Sekreteri George Robertson'un, Atina'nın reddi ile karşılaşan, savunma konusunda NATO ile AB arasında bir anlaşmaya varılması için ortaya konulan çabaların sürdürülmesini istediği bildirilmektedir. Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis ile görüştükten sonra yaptığı açıklamada Robertson'un, NATO ile AB arasında mutabakat sağlanmasının "aciliyet" arzettiğini tekrarladığına işaret edilen haberde, Robertson'un, "Bir planla gelmedim, ancak Avrupa Birliği'nin (AB) Balkanlar'da bir barış operasyonunu üstlenmek istediği ve savunma politikasının, Avrupa halklarını ilgilendirdiği ölçüde bu mutabakata bu sene içinde (...) yakın bir zamanda ulaşılması gerektiği mesajıyla geldim... Yunanlıların bazı endişelerinin olduğunu, bu endişelerin dikkate alınması gerektiğini kabul ediyorum, ancak bir çözüm bulunması gerektiğini de kabul ediyorum" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır. Simitis'in ise, AB-NATO anlaşmasının önünü açmak için ele alınan Türkiye ile uzlaşma projesini Yunanistan'ın kabul etmediğini tekrarladığına dikkat çekilen haberde, "Yunanistan'ın, Ankara'nın metnini kabul etmediği biliniyor. Bir başka çözüm gerekiyor. Yapıcı tekliflere devam edeceğiz" diyen Simitis'in, bulunacak çözümün "hakkaniyet esasına" dayalı olması ve "AB organlarından" kaynaklanması gerektiğini vurguladığı kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, "Türkiye-ABD- İngiltere müzakerelerinden ortaya çıkan 'Ankara metninde' Onbeşler, özellikle bölünmüş Kıbrıs adasına atıfta bulunarak Türkiye'nin yüksek menfaatlerinin söz konusu olduğu bölgelere müdahalede bulunmamayı zımnen kabul ediyorlar. Bu uzlaşma, Türkiye'nin yaklaşık bir yıl boyunca karşı çıktığı anlaşmanın önündeki engeli kaldırmayı hedef alıyor" denilmektedir. İNGİLTERE BASINI: Guardian gazetesinin (18/04) "Yunanistan, AB Acil Müdahale Gücü'nün Oluşumunu Tehdit Ediyor" başlıklı ve Ian Black imzalı internetten sağlanan haberinde, "Yunanistan'ın, yeni oluşmakta olan Acil Müdahale Gücü'nün konuşlandırılması hususunda ezeli rakibi Türkiye'ye danışılmasını kapsayan bir anlaşmayı veto etmesiyle", Avrupa gücünün oluşturulma planlarının yine çıkmaza girdiği bildirilmektedir. "Yunanistan'ın uzlaşmaz tavrının", AB'nin temel amacı olan ilerleme sağlanması konusunda "umutsuz" olan AB Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Komiseri Javier Solana ile Atina'da başlayacak görüşmelerin arifesinde geldiğine işaret edilen haberde, Solana'nın Yunanistan'ı yeniden düşünmeye ikna etme çabalarını NATO Genel Sekreteri Lord Robertson'un da desteklediği belirtilmektedir. Planlanan 60 bin acil müdahale birliğiyle, NATO'nun dahil olmadığı sınırlı sayıda barış gücü ve insani yardım görevlerinin tatbik edilerek AB'ye askeri bir güç kazandırılmasının amaçlandığı, ancak donanımlarının kullanılabilmesi için NATO'yla bir anlaşma sağlanmasının gerektiği ve bu da AB'deki statüsü konusunda çok hassas olan NATO üyesi Türkiye ile bir uzlaşma sağlanması anlamına geldiği hatırlatılan haberde, şu ifadelere de yer verilmektedir: "Yunanistan'ın komşusu Türkiye ile Ege adaları ve Kıbrıs konuları yüzünden uzun zamandır arası açık. AB'li diplomatlar, Türkiye'nin itirazlarının üstesinden gelindiği bir dönemde, şimdi de Yunanistan'ın planı bloke etmesine öfkeleniyorlar. Brüksel'deki yetkililer, pazartesi günü Lüksembourg'da yapılan görüşmelerin ardından bir çözüm sağlanacağına pek inanmadıklarını söylediler. Yunanistan'ın onayının sağlanamaması, AB'nin sonbaharda NATO'nun Makedonya'daki barış gücü operasyonlarını devralamayacağı anlamına gelecek. Makedonya, Amerika'nın Avrupalı müttefiklerinin pasifliğine karşı artan sabırsızlığı karşısında birliğin, iddiasız savunma görevlerini bile üstlenebilme potansiyelinin ilk sınavı olarak görülüyor. Dün gece bir diplomat 'Burada etkili bir Avrupa savunma politikası tehlikede bulunmaktadır' dedi." YUNANİSTAN BASINI: Makedonya Haber Ajansı'nın(18/04) "Simitis ve Robertson, Orta Doğu, Balkanlar ve Avrupa Ordusu Konusunu Görüştüler" başlıklı haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in, NATO Genel Sekreteri George Robertson ile Atina'da yaptığı görüşmeye yer verilmekte, görüşmeye, Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu, Milli Savunma Bakanı Yannos Papandoniu, Yunanistan'ın daimi NATO Temsilcisi Büyükelçi Basilis Kaskarelis, Başbakanın Diplomatik Büro Başkanı Büyükelçi Theodoros Sotiropulos ve Başbakanın Danışmanı Nikos Themelis'in katıldıkları bildirilmektedir. Görüşmeden sonra Başbakan ve NATO Genel Sekreteri'nin açıklamalarda bulundukları, Simitis'in, Yunan hükümetinin, Avrupa ordusu konusunda, 'Ankara metnini' kabul etmesinin mümkün olmadığı yönündeki tezlerini tekrarladığı, Robertson'un ise, ortak bir sorun olduğunda ortak bir çözümün de arandığını belirttiği aktarılmaktadır. Robertson'un, "buraya, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) konusunu görüşmek için geldim. Yunanistan, AB'nin ve NATO'nun etkin bir üyesidir ve NATO ile işbirliği çerçevesinde güçlü ve etkili bir Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nın gelişmesi için her türlü çabayı gösterecektir... Bugün Atina'ya herhangi bir plan ile gelmedim. Bir mesaj ile geldim: Politikamızın etkinliğini ve uygulanabilirliğini en kısa zamanda işler hale getirmemiz gerekiyor. Yunanistan'ın, cevap vermemiz gereken, bazı çekinceleri olduğunu biliyorum. Ancak, çözüm bulunması için de iradenin olduğunu biliyorum. Bunun da, AB'nin Balkanlar'da barışçı operasyon üstlenmesinde ihtiraslı olduğu bu yıl içinde olması gerekiyor" şeklindeki sözlerinin aktarıldığı haberde, Başbakan Simitis'in de şu sözlerine yer verilmektedir: "NATO Genel Sekreteri ile gündemde olan konuları görüştük... Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) ve AB'nin NATO üyesi olan ancak AB üyesi olmayan ülkeler ile işbirliğini görüştük. Yunanistan'ın kabul etmediği ve 'Ankara metni' olarak adlandırılan bir belgenin olduğu biliniyor. Robertson'a, bizim bu belgeyi kabul edemeyeceğimizi vurguladım. Başka çözümlerin bulunması ve başlamış olan temasların devam etmesi gerekir. Biz, herkese eşit davranılması, kararların AB kurumları içinde alınması ve katılımcıların eşdeğer sayılmaları ilkelerimiz temelinde, yapıcı önerilerde bulunmaya devam edeceğiz. Bu görüşmenin çok faydalı olduğuna inanıyorum. Çünkü bazı tezler onaylanırken, aramızda görüşmeye devam edeceğimiz bazı sorunlar da ortaya çıktı."
ESKİ SAYILAR |