|
24/04/2002
ANKARA, 24/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 22-23 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ALMANYA BASINI: Frankfurter Rundschau gazetesinin (22/04) "Ermeniler Bırakmıyor" başlıklı ve Edgar Auth imzalı yazısında, Almanya'daki Ermenilerin Merkez Komitesi tarafından düzenlenen Frankfurt'taki anma töreninde, Komitenin Başkanı Şavarş Ovassapyan'ın, Avrupa'daki birçok parlamentonun, son olarak da Fransız Ulusal Meclisi'nin sözde “soykırımı” resmen tanıdığını ve Alman Federal Meclisi'nin ise "maalesef" bu konuda karar veremediğini söyleyerek, "Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Türkiyesinin müttefiki olarak Almanya'nın tarihi iç çeliği bu adımı kolaylaştıracaktır. Türkiye soykırımı tanımadığı sürece, AB'ye alınmamalıdır" dediğine işaret edilmektedir. Yazıda, “24 Nisan 1915'de, Ermeni sanatçı, politikacı ve aydınların tutuklanması ve öldürülmesiyle birlikte, Türkiye'deki Ermenilerin takibi de başlamıştı. Ermeniler, vatana ihanet ve savaşta, düşman Ruslarla işbirliği yapmakla suçlanıyorlardı. Bunu takiben, o zamanlar sayıları iki milyon kadar olan Ermenilerin, yaklaşık dörtte üçü Musul'a doğru ölüm yürüyüşüne çıkarıldı. Tarihçilerin çoğunluğuna göre, çok azı oraya ulaşmıştı ve Ermeniler, 'Genç Türkler' tarafından, ulusal devlet oluşumunda bir engel olarak görülmüşlerdi” denilen yazıda, Türkiye Kültür Bakanlığına göre ise, 1915 yılında tam 438 bin 758 kişinin, sadece "cephe güvenliğini" tehdit eden bölgelerden "tehcir" edildiği, bunlardan 382 bin 148'inin yerlerine ulaştıkları, geri kalan 56 bin 610 kişinin ise hastalıklara veya "çetelerin" saldırılarına kurban gittiklerinin belirtildiğine dikkat çekilmektedir. BELÇİKA BASINI: La Libre Belgique gazetesinin (22/04) "AB'nin Kara Listesine Alınma Tehlikesiyle Karşı Karşıya Bulunan DHKPC-C'nin, AB Kurumlarının Çok Yakınında Bürosu Var" başlıklı ve Cristophe Lamfalussy imzalı yazısında, Brüksel'de Stevin Sokak'ta küçük bir evde kendisini sergilediği ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı tarafından Şubat ayında "terörist" örgüt olarak tanımlanan 33 örgütten birisi olduğu ileri sürülen DHKP-C'den söz edilmekte, söz konusu örgüt militanlarının, “kendilerini gizlemeden çalıştıkları ve onlara göre Türk rejimi tarafından yapılan canavarlıkları kınamak için basınla sürekli temasları olduğuna” işaret edilmektedir. Amerikalı ve Türk yetkililerin, Marksist-Leninist hareketin yasaklanması için yıllardan bu yana Belçika'ya baskı yaptıkları, Brüksel'in yanıtının ise, “Türkiye'de ölüm cezasının olması ve DHKP-C'nin siyasal gerekçeleri sığınma hakkı veriyor” şeklinde yıllar boyunca aynı olduğu ifade edilen yazıda, ancak 11 Eylül saldırılarının, verileri değiştirdiği, Washington'un atılımıyla Avrupalıların, Aralık ayının sonundan beri bir terörist gruplar listesi oluşturmaya başladığı bildirilmektedir. 1995'ten bu yana Brüksel'de yerleşik olan Türk grubun, bugün incelemeye alındığı, Onbeşler'in, bu grubu listeye ekleme kararı almaları durumunda mal varlıklarının dondurulacağı, örgütün, hukuki bir kovuşturmanın da hedefi olabileceği, kısacası örgütün, açıkça yasaklanma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu kaydedilmektedir. Örgütün bir sözcüsüyle yapılan görüşmeye ve dolayısıyla örgütün amaçlarına değinilen yazıda, Türk hükümetinin örgüte bakışı aktarılmakta ve şöyle denilmektedir: “Tümüyle çıkmaz sokak gibi görünüyor. Ancak Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik perspektifi, her iki tarafı da, şaraplarına su katmak zorunda bırakacak. Türkiye'nin cezaevlerinde halen, çoğu genç ve kamikaze olmaya hazır 10 bin siyasi tutuklu bulunuyor. Terörizme karşı yeni Avrupa işbirliği adına DHKP-C'nin ise, Londra, Amsterdam, Atina ve Brüksel'deki bürolarının kapatılması tehlikesi var. Washington tarafından uzun bir tarihten bu yana terörist örgüt olarak görülen Türk devrimci grubu DHKP-C, Onbeşler'in, geçen yılın sonunda hazırlamaya başladıkları kara listeye dahil edebilecekleri dört grup arasında yer alıyor. Diğer gruplar ise, Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ve siyasi kanadı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Cephesi (ERNK) ve Irak tarafından desteklenen İran muhalif örgütü Halkın Mücahitleri. Karar, Avrupa Birliği'nin 15 daimi temsilcisini ve bir terör uzmanını gizlilik içinde bir araya getiren bir 'temizlik odası' bünyesinde verilecek. 'Temizlik odasının' geçen hafta Brüksel'de bir toplantısı öngörüldü. Ancak İspanya dönem başkanlığı tarafından belirsiz bir tarihe ertelendi. Gizli pazarlıklar, saklı tutuluyor ve bu da, söz konusu merciden az haber sızdığını gösteriyor. Bununla birlikte, Türk Hükümeti'nin, Avrupalılara, 10 örgütün yasaklanmasını önerdikleri ve Onbeşler'in, üçü konusunda ön seçim yaptıkları, ancak İslamcı örgütlerin göz ardı edildikleri biliniyor. Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, bu konuyu savunmak için Brüksel'de idi. Türk diplomatları, konuya ilişkin olarak Avrupa'da ve DHKP-C ile PKK'nın iyi yerleşmiş olduğu Belçika'da sıkı bir tartışma bekliyorlar. Türk diplomatlar, savaşın Türkiye'de 30 bin kişinin ölümüne neden olduğunu, Avrupa basınının, İnsan Haklarına saygı konusuyla daha fazla ilgilenirken bu konuya az yer verdiğini belirtiyorlar.” YUNANİSTAN BASINI: Elefteros Tipos gazetesinde (22/04) "Kıbrıs: AB'ye Üyelik Yolu Uzun" başlığı ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan yazıda, Lefkoşa'daki Yunan Büyükelçiliği'nin 2001 yılı yıllık raporunda yer Kıbrıs sorunu ve "Kıbrıs'ın AB üyeliğine" ilişkin bölümünden söz edilmekte, raporda, ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya'nın Kıbrıs konusuna bakış açılarına yer verildiği belirtilmektedir. Yazıda, "Kıbrıs'ın AB üyeliği için en kritik dönem başlamış bulunuyor. Amerikalılar ile Türkler arasında dostluk bağları güçlüdür. İngiltere, Kıbrıslı Türklere yönelik bir iyi niyet hareketinin yapılması gerektiğine inanıyor. AB üyesi diğer ülkeler ise adadaki siyasi sorun çözümlenmedikçe Kıbrıs'ın AB üyeliğine soğuk baktıklarını hissettirmiş bulunuyorlar" şeklindeki bir değerlendirmeye yer verilmekte, söz konusu ülkelerin Kıbrıs'la ilgili şu görüşleri aktarılmaktadır: “George Bush, ABD Başkanı olarak göreve başladığında, Kıbrıs adasında adil bir çözümün bulunması yolunda BM Genel Sekreteri'nin çabalarını destekleyeceğini söyledi... Amerikalılar, BM Genel Sekreteri'nin çabalarını desteklediklerini, toplumlararası görüşmelerin yeniden başlaması gerektiğini ve Helsinki kararlarını benimsediklerini vurguladılar. Helsinki AB zirvesinde alınan kararlardan sonra açıkça ifade edilmese de, adadaki siyasi sorunun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşmesi olasılığı AB üyesi ülkeleri arasında kaygılara yol açıyor. Fransızlar, Kıbrıs'ın AB üyesi olmadan önce adadaki siyasi sorunun çözümlenmesini istediklerini dolaylı bir şeklide ifade ederlerken, Almanlar, Kıbrıs adasında BM kararları çerçevesinde uygulanacak bir çözümden yana olduklarını söylemelerine rağmen, Ankara'yı tutumundan ötürü açıkça eleştirmekten kaçınıyorlar. Geçmiş yıllara nazaran İtalya 2001 yılı içinde Kıbrıs konusunda daha objektif bir yaklaşım sergiliyor. İtalya yönetimi de Kıbrıs'ta siyasi sorunun çözümlenmesinden sonra Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını daha doğru bulduğunu dolaylı bir şekilde hissettiriyor. İspanya, Kıbrıs sorunu konusunda Rum tarafının tezlerini benimsemesine rağmen, Türkiye ile İspanya arasında ticaret ilişkilerinin çok sıkı olmasından dolayı ve iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin bozulmasını istemediğinden, Kıbrıs sorununa müdahalede bulunmaktan kaçınıyor. İngiltere garantör güç olduğundan, Kıbrıs konusunda da ayrı bir role sahiptir. İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi David Hannay, üç kez adayı ziyaret etmiştir. Kıbrıs sorununun çözümü, Denktaş'ın tekrar masaya oturmasını sağlamak amacıyla Kıbrıs Rum kesimine 'iyi niyet hareketinde' bulunması yolunda Hannay'ın yoğun baskı uygulaması, Kıbrıs hükümetinde büyük rahatsızlık yarattı.” Elefterotipia gazetesinin (22/04) "Helsinki Kararlarının Devrildiği Aşikar" başlıklı ve Mihalis Moronis imzalı yorumunda, Türkiye'nin ağırlığını koyduğu NATO'nun savunma alanında AB ile ilişkilerinin saptanması konusunun, Kıbrıs ve Ege konuları gibi, ulusal bir konu olarak gelişmeye başladığı ileri sürülmekte, hükümet, muhalefet ve medya tarafından konuya gösterilen ilgisizliğin ardından, Ankara anlaşması ile de Yunanistan ulusal çıkarlarının zarar gördüğü ifade edilmektedir. “Durum böyle iken, biz neden bu şekilde sert tepki gösteriyoruz ve korkuyoruz? Yoksa, AB-NATO ilişkileri konusunu, jeostratejik ve jeopolitik gelişmeler hakkında bilgimiz olmadığı için, çıkarlarımızı olumsuz yönde etkileyecek bir şekilde mi ele aldık?” sorularına yanıt aranan yorumda, şu ifadelere yer verilmektedir: “AB-NATO ilişkileriyle ilgili gelişmeler bu soruya cevap veriyor. Bu konu, 2000 yılının Aralık ayında, Nice'teki AB zirvesinde ön plana çıktı ve Türkiye'nin şiddetli itirazlarına rağmen, 'Onbeşler', AB'nin 'güvenlik ve savunma alanlarında otonom kararlar alma yeteneğine sahip olduğu' şeklinde bir karar aldı... Türkiye'nin amacı aşikardır; Avrupa'nın Ortak Dış Politikası ve Güvenlik Politikasına katılımıyla Avrupa ilkelerine uyum sağlamadan, Brüksel'den mali yardım görmesidir. Bu tür bir gelişmenin gerçekleşmesi halinde, Helsinki kararları artık bir hatıra olacak, ulusal çıkarlarımızla ilgili gelişmeler de çok olumsuz olacaktır. Bu nedenle, AB-NATO ilişkileri konusunu ön planda tutarak hayati çıkarlarımızı güvence altına almaya çalışmamız gereklidir. Tabii, bu güvencelerin basit açıklamaların yapılmasıyla verilmesi yeterli sayılmamalı, kanıtların gösterilmesi gereklidir. Avrupa ordusu konusu halledilmeden önce Kıbrıs konusunun çözümlenmesinin ilerletilmesi, Türk-Yunan sorunlarının çözümlenmesi yönünde yolun açılması gereklidir.” To Vima gazetesinde (22/04) "Avrupa Ordusu ve Çıkmaz" başlığı ve Yannis Kartalis imzasıyla yayımlanan yorumda, Avrupa ordusu konusunda yapılan ardı ardına temasların, konunun kapanmasına yol açacağı yerde, çıkmaza sürüklenmesine ve ulusal açıdan önemli bir konu haline dönüşmesine neden olduğu ileri sürülmekte, Yunan tarafının, “Türk çıkarlarına hizmet eden 'Ankara metninin' hazırlanmasına tepkide bulunmakta geç kaldığı ve "köşeye sıkıştığı" ifade edilmektedir. "Ankara metninde" Yunanistan'ın kaygı duyduğu konularda Yunan tarafını tatmin edecek ifadelerin bulunmadığı iddia edilen yorumda, Avrupalıların, Avrupa savunmasından NATO'nun sorumlu olacağı yönünde karar almış bulundukları, oluşacak olan AB'ye bağlı "Acil Müdahale Gücü"nün 60 bin askerden meydana gelen bir güç olacağı ve "AB Silahlı Kuvvetleri" adını kesinlikle taşımayacağı, Amerikalıların NATO aracılığıyla müdahale etmek istemediği bölgeye müdahalede bulunacağı kaydedilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin, NATO içindeki "veto" hakkını baskı aracı olarak kullanarak, Avrupa ordusu konusunda lehine kararlar alınmasını başardığı, Yunanistan'ın Avrupa ordusu konusundaki görüşünü ise hiçbir AB üyesi ülkenin benimsemediği ve Türkiye'nin kabul etmeyeceği yeni bir metnin oluşmasını da istemediği belirtilmekte, Avrupalıların da, Avrupa ordusu konusunda bir an önce uzlaşma sağlanmasını istediklerine dikkat çekilmektedir. 24/04/2002 13:08:51
|