25/04/2002     

       

 

            ANKARA, 25/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  24 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            BELÇİKA BASINI:

            Financieel Economisch Tıjd gazetesinin (24/04) "AB,  Orta Doğu'da Yeni Bir Rol Üstleniyor" başlıklı haberinde,  AB'nin 15 üyesi ile 12 güney komşusunun, Valencia'da AB ile  Akdeniz ülkeleri arasında işbirliğini güçlendirmek için yeni  bir eylem planını onayladıkları, bu planın, Avrupa ile  Akdeniz ülkeleri arasındaki işbirliğine, politik, ekonomik  ve sosyokültürel açıdan yeni bir boyut kazandırmasının  beklendiği bildirilmektedir. AB, İsrail ve Arap ülkeleri  dışişleri bakanlarının toplantısından sonra, Avrupa'nın Orta  Doğu'daki barış sürecine yeniden katılması kararının alındığı,  AB'nin iki heyeti -biri Javier Solana, diğeri ise Yunan-Türk   girişiminin- Arafat ile görüşebileceği belirtilen haberde,  Valencia'da Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve Yunan  mevkidaşı Yorgo Papandreu'nun, Orta Doğu'ya birlikte  gideceklerini açıkladıkları, iki bakanın, Şaron ve Arafat  ile görüşeceği, Perez'in, bu girişim için, "iki halk arasında  karşılıklı anlayışın canlı örneğini oluşturan güzel bir çift"  dediği aktarılmaktadır.

            FRANSA BASINI.

           

            AFP'nin (24/04) "AB, 2002 ve 2003 Yıllarında AB Adayı  Ülkelerde Ekonomik Canlanma Öngörüyor" başlıklı haberinde,  Avrupa Komisyonu'nun, 2001 yılında ekonomilerinde gerileme  yaşayan AB adayı 13 ülkede, 2002 ve 2003 yıllarında ekonomik  büyümenin yeniden canlanacağını öngördüğü bildirilmektedir.  2001 yılında ortalama büyümesi yüzde 3.1 olarak tespit  edilmiş olan Doğu Avrupa'dan aday olan 10 ülkenin büyüme  oranının, 2002 yılı için yüzde 2.9, 2003 yılı için ise yüzde  4 olarak öngörüldüğü belirtilen haberde, bu ülkelere Kıbrıs,  Malta ve Türkiye dahil edilince, 2001 yılında Türk ekonomisinde  yaşanan küçülmeden dolayı yüzde -0.1 olarak tespit edilen  ortalama büyüme oranlarının, 2002 için yüzde 2.8, 2003 yılı  için ise yüzde 3.9 olarak tahmin edildiği kaydedilmektedir.  Bununla beraber Komisyon'un, en büyük iki aday ülke olan  Polonya ve Türkiye'de 2002 yılında yaşanacak gelişmeler   konusunda "belirsizlik" bulunduğunu itiraf ettiğine işaret  edilen haberde, şu ifadeler de aktarılmaktadır: “Komisyon,  'Polonya'da, yeniden canlanmaya yönelik henüz herhangi bir  emare bulunmuyor. Türkiye ise, şayet IMF'nin programı olduğu  gibi uygulanmaya devam edilirse, doğru yolda' şeklinde  tespitlerde bulunuyor. Komisyon'a göre, aday ülkelerde  endüstriyel yeniden yapılanmadan ötürü yaşanan işten  çıkarmaların, 2002 ve 2003 yıllarında 'istihdam yaratılmasının hızlanması' sonucu 'aşamalı olarak ikame edilmesi' bekleniyor.  Komisyon, 2003 yılından itibaren istihdam konusunda durumda  'hafif bir iyileşme' öngörüyor. Komisyon, 'yapısal reformlar,  2001 yılında Bulgaristan, Litvanya, Polonya ve Türkiye'de  büyük bir istihdam azalmasına yol açmıştır. Buna mukabil,  başka ülkeler, işten çıkarma dönemi sayfasını kapatmıştır'  vurgulamasında bulunuyor.”

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (24/04) "Avrupa Konseyi: Türkiye'de İşkence  Azaldı" başlıklı ve Claudia Parsons imzalı haberinde, Avrupa  Konseyi İşkenceyi Önleme Komitesi'nin, geçtiğimiz eylül  ayında Türkiye'deki cezaevlerinde ve karakollarda   incelemelerde bulundukları hatırlatılmakta ve Konsey'in  yayımlanan Türkiye raporundan söz edilmektedir. Avrupa  Konseyi'nin açıklanan raporunda, Türk cezaevlerinde  tutuklulara karşı muamelelerin iyileştiği ve elektrik şoku  gibi kötü muamelelerin geçmişe oranla daha az görülmeye  başlandığının belirtildiği ve AB adayı Türkiye'ye dair genel  izlenimin olumlu olduğunun vurgulandığı bildirilmektedir.  Özellikle İstanbul bölgesinde bulunan tutuklulara yönelik  muameleye değinilen raporda, "Elektrik verme ve kollardan  asılma gibi yöntemlerin geçmişte olduğundan daha az görülmeye başlandığının" ifade edildiği aktarılan haberde, ancak,  ülkenin doğu bölgelerinde bazı yetkililerin hala bu tür  yöntemleri kullanmaya devam ettiklerinin dile getirildiği  ifade edilmekte ve şöyle denilmektedir: "Avrupa Konseyi  delegasyonu ayrıca, genellikle siyasi radikaller ya da  çetelerin kontrolünde bulunan koğuş tarzı hapishanelerin  yerine getirilmeye çalışılan ve bir ila üç kişilik küçük  hücreleri bulunan iki yeni 'F tipi' cezaevini de denetledi.  F tipi cezaevi uygulaması, elli kişinin ölümüyle sonuçlanan  açlık grevlerini başlatan solcu grupların şiddetli direnişine  neden olmuştu. Avrupa Konseyi raporunda, yeni cezaevlerinde  daha çok sosyal aktivitenin bulunması gerektiği üzerinde  duruluyor ve  'F tipi cezaevi projesinin güvenilirliğinin  buna bağlı olduğu', bazı tutukluların bu tür aktivitelere  katılmaktaki isteksizliklerinin de duruma yardımcı olmadığı  belirtiliyor. Türkiye, yeni cezaevlerinin Avrupa ve BM  standartlarında olduğunu söylüyor ve solcu radikalleri açlık  grevleri organize etmekle suçluyor. Raporda kötü muamele  yapıldığına dair bir kanıt bulunmadığı belirtildi ve Abdullah  Öcalan'ın hücresindeki maddi koşullar 'oldukça iyi' olarak  nitelendi. Ancak Öcalan'ın uzun süredir devam eden tecrit  hapsinin telafisi için televizyon, daha çok hareket özgürlüğü  ve avukatlarıyla telefonla görüşme hakkı gibi bazı  uygulamaların başlatılması önerildi. Türkiye ise, Öcalan'a  tutuklulara verilen temel hakların uluslararası kurallara  uygun olarak sağlandığını, ancak yetkililerin, Öcalan'a  televizyon gibi özel ayrıcalıkların verilmesi halinde  güvenlikle ilgili endişeleri ve Türk kamuoyunun tepkisini  gözönüne almaları gerektiğini söyledi."

            İSVİÇRE BASINI:

            Basler Zeitung'un (24/04) "İnat ve Uzlaşmacı Olmayan  Türkler ile Rumlar" başlıklı ve Jan Keetman imzalı haberinde,  Kıbrıs sorununun çözümünün zorunluluğu dile getirilmekte,  çözümsüzlüğün, AB de dahil, tüm tarafları zarara uğratacağı  ileri sürülmektedir. Çözüm için gerçekleştirilen girişimlerden  söz edilen ve ilgililerin açıklamalarına yer verilen haberde,  “haziran ayı sonuna kadar bir amaca ulaşılmak istendiği,  çünkü yıl sonuna kadar Avrupa Birliği'nin Kıbrıs'ın AB'ye  alınması konusunda bir karar vermek zorunda olduğuna” işaret  edilmektedir. AB'nin, görüşmelerden bir sonuç alınmazsa,  adanın sadece Rum kesiminin alınması konusunda Yunanlılara   söz verdiğine dikkat çekilen haberde, Yunanlıların, adanın  AB'ye alınmaması durumunda diğer adayların Birliğe toplu  alınma sürecini bir vetoyla durduracakları tehdidinde  bulundukları, sadece bu tehdidin bile AB ülkelerinin Doğu  Akdeniz'de yaptıkları manevraların karmaşasını ortaya koyduğu  ifade edilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in, adanın Türk  kontrolü altında bulunan kesiminin “ilhak edileceği”  şeklindeki açıklaması hatırlatılan haberde, “Rum tarafının  Kıbrıs Cumhuriyeti olarak AB'ye alınması halinde Ankara'nın  bir parça AB toprağını işgal etmiş sayılacağı” değerlendirmesine  yer verilmektedir. Haberde, şimdi görünen başlıca engelin,  Türk tarafının iki bağımsız devletten oluşan bir konfederasyon  üzerinde ısrar etmesi olduğu vurgulanmakta, problemlerin  sadece Türk tarafından kaynaklanmadığı, Rum tarafının da  üretken teklifler getirmediği belirtilmektedir. Şimdiye kadar  tek gerçek çözüm teklifinin Kıbrıs'taki Türk muhalif  çevrelerden gelen "Federal üç devlet" veya "kanton"dan oluşan  bir öneri olduğu ifade edilen haberde, ancak bu önerinin Rum  tarafınca kabul edilmediği kaydedilmektedir. Ankara'nın kendi  AB adaylığını tehlikeye sokmamak için adanın AB'ye kabulünü  konuşmak konusunda fazla katkı sağlamak istememesinin aldatıcı  olarak göründüğü ifade edilen haberde, “Gerçi her dört  Türk'ten üçü Avrupa Birliği'ne girmek istiyor, ancak sadece  yüzde 30'u AB'ye girebileceklerine inanıyor. Türkiye'nin  AB'ye girmesine karşı muhalefet açıkça pek yapılmıyor. Ama  Kemalist devlet anlayışının AB üyeliğine karşı çıkışı gizlice  yapılıyor. Memurlar, hukukçular, askerler ve politikacılar, çocukluklarından itibaren ulusal devleti ilahlaştırdıkları  için AB'ye girmeyi reddediyorlar” denilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Fileleftheros gazetesinin (24/04) "Atina ve Lefkoşa'da  Tepki Fırtınası... Solana'nın Demeci Çözüm İçin Şantaj"  başlıklı haberinde, AB'nin Ortak Savunma ve Dış Politika  Yüksek Temsilcisi Javier Solana'nın, Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle  ilgili olarak To Vima gazetesinde yayımlanan “çözüm olmaması  durumunda adanın bir bölümünün AB'ye katılacağı” şeklindeki  demecinden söz edilmekte, demecin, “fırtınalı tepkilere” neden  olduğu ifade edilmektedir. Yunanistan ve Kıbrıs hükümetlerinin,  ilk şaşkınlıktan sonra, olası hoş olmayan gelişmeleri önlemek  için çeşitli düzeylerde hareket etmeye başladıkları ve Brüksel  ile ilk temaslarına başlamış bulundukları belirtilen haberde,  Solana'nın aksine, Verheugen'in Sözcüsünün, "Pek tabii olarak  Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütünü AB'ye katılacak. Bu, AB'nin  Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığı andan itibaren gün gibi  aşikardır" dediği ve aynı durumun devam etmesi halinde AB  ilkelerinin bütün adada uygulanmasının zor olacağını da  sözlerine eklediği aktarılmaktadır. Böylesine bir demecin  Solana tarafından verilmesinin, üzerinde durulmaya değer  olduğu vurgulanan haberde, Lefkoşa'da hükümet ve partilerin,  Solana'nın demecine gösterdikleri tepkilere yer verilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            To Vima gazetesinin (24/04) "Yunanistan'ın AB Dönem  Başkanlığına İlişkin Washington Planları" başlıklı ve D.  Apokis imzalı yorumunda, Yunanistan bir yıl süreyle AB dış  politika ve savunmasında başkanlık yapacağından, Washington'ın,  Atina ile bu bir yıl içinde nasıl bir işbirliği yapacağı  yolunda taktik belirlemeye çalıştığı ifade edilmekte,  önümüzdeki iki altı aylık dönemin uluslararası alanda  kaydedilecek gelişmeler açısından kritik olacağını düşünen  Beyaz Saray'ın ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin,  dikkatlerini Atina'ya çevirdikleri kaydedilmektedir.  Atina'nın, söz konusu dönemde, ABD ile AB ilişkilerinde  aracı ülke olacağına işaret edilen yorumda, bir Amerikalı  yetkilinin, özellikle Dışişleri Bakanı Papandreu'nun rolüne  değinerek kendisiyle işbirliği yapmaktan Amerikalıların  duyduğu memnuniyeti saklamayarak, "Uluslararası gelişmeler  açısından kritik sayılan bir dönemde, Papandreu gibi alçak  gönüllü, aynı zamanda uluslararası alanda kaydedilen  gelişmelerde önemli deneyime sahip olan bir siyaset adamının  Avrupa düzeyinde böyle önemli bir rol alacağı için çok   memnunuz" dediğine dikkat çekilmektedir. Yunanistan'ın AB  dönem başkanı ülke olacağı süre içinde, AB'nin genişlemesi,  NATO'nun yeni stratejik rolü, uluslararası terörle mücadele  gibi konularda ABD, Atina ile yakın işbirliğinde bulunmak  istediği kaydedilen yorumda, aynı süre içinde, Yunan ulusal  çıkarları açısından önem taşıyan Kıbrıs'ın AB üyeliği, Kıbrıs  sorununun çözümü, Türkiye ile Yunanistan arasındaki  ilişkilerin gelişmesi ve ayrıca Washington'ın istediği olan  AB-Türkiye ilişkilerinin pekiştirilmesi konularının ön plana  çıkmasının da söz konusu olacağı ifade edilmektedir.

            Fileleftheros gazetesinde (24/04) "Avrupa Ordusu Konusunda Papandreu'nun Yanlışları" başlıklı ve Kostas Yordanidis imzalı  yorumunda, NATO Genel Sekreteri George Robertson ve AB Dış  Politika Sorumlusu Javier Solana'nın geçen perşembe günü  Atina'da Başbakan Simitis ve Yeni Demokrasi Başkanı Kostas  Karamanlis ile yaptıkları temasların, Avrupa ordusu ve dış  güvenlik konularında NATO'nun AB üyesi ülkelerle olan  ilişkileri hakkındaki çıkmazı gösterdiği ileri sürülmekte,  Türk çıkarlarının tatmin edilmesinin, Yunanistan ve Kıbrıs'ın  aleyhine işlediği kaydedilmektedir. Bu şekilde, Yunanistan'ın  NATO ve AB arasında uzlaşmazlık yuvasına dönüşmemesi için  Simitis'in sorunun çözümü konusunda verdiği çabaya rağmen,  Atina'nın bir kez daha ortakların ve müttefiklerinin  baskılarına hedef olduğu belirtilen yorumda, NATO Genel  Sekreteri'nin, önümüzdeki Kasım ayında yapılacak Prag  Zirvesi'nden önce sorunun çözümlenmesini dilediği ifade  edilmektedir. Yunan hükümeti ve özellikle de Dışişleri Bakanı  Yorgo Papandreu tarafından ciddi hatalar yapıldığı ileri  sürülen yorumda, Papandreu'nun, “sorunun başlangıçta AB'nin   organlarında ele alınmasında ısrar etmek yerine, ABD ve  İngiltere'nin Türkiye ile kurum dışı girişimine yumuşak   davranması sonucu konunun geçen aralık ayında Yunanistan  tarafından kabul edilmeyen Ankara anlaşmasıyla son bulduğu hatırlatılmaktadır. İlgili ülkelerin sonuç olarak bu metin  üzerinde anlaştıkları andan itibaren, görüşlerinin temel  noktalarında değişiklik olmasının hoş bir durum olmadığı  belirtilen yorumda, Yunanistan'ın, Atina için bahane  sunabilecek açıklamaların olabileceğini umut ettiği, ancak  Türkiye'nin, AB üyesi olmasa da, veto hakkına sahip olmadan  Avrupa savunma politikasının şekillenmesinde ciddi bir rol  oynayacağının kesin olduğu vurgulanmakta ve “Elbette Avrupa  ordusunun, NATO veya AB bölgesi içinde harekete geçmesi  mümkün değildir; ne de Ege veya Kıbrıs'ta olası bir  Türk-Yunan krizine garantör olması mümkündür. Anlaşma,  AB'nin savunma konusunda NATO'dan ayrı kalmaya niyeti  olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, Türkiye'nin  rolünün önemli olduğu ve hedefinin Avrupa savunma politikası  çerçevesinde Ege ve Kıbrıs'ı etkisiz hale getirmek olduğu  ispatlanmıştır. Bütün bunlar Yunan tarafı için derin hayal  kırıklığına neden olmaktadır” denilmektedir.

           

           

25/04/2002   15:08:22

             

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR