29/04/2002     

 

            ANKARA, 29/04(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26-27-28 Nisan 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            AVUSTURYA BASINI:

            Wiener Zeitung'un (26/04) "Denktaş, Önceden Uzlaşmaya  Varılmadan Kıbrıs'ın Üye Olmaması Konusunda Uyardı" başlıklı  haberinde, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, AB'yi,  Kıbrıs'ın  üyeliği konusunda acele edilmemesi yönünde uyardığı,  Yunanistan ile Türkiye arasındaki Kıbrıs ihtilafının böylece   "AB'ye de taşınacağını", Kıbrıs Türklerinin, AB içinde Kıbrıs   Rum hükümeti tarafından temsil edilmeyi kabul etmeyeceklerini   ve bu durumda da "aradaki sınırın tamamen kapatılacağını"  belirttiği bildirilmektedir. Cumhurbaşkanı Denktaş'ın, ayrıca,  Kıbrıs'ın AB'ye alınmasının, Türk kesiminin "Türkiye'ye daha  çok bağlanmasına" da yol açacağını sözlerine eklediği kaydedilen  haberde, iki tarafın, ocak ayında BM himayesi altında yeniden   birleşme konusunda görüşmeler yapmaya başladığı, adanın bundan  sonraki statüsünün, Türk tarafının toprak taleplerinin ve  mültecilere verilecek mali tazminatların, hassas konular  arasında yer alacağına işaret edilmektedir.

            BELÇİKA BASINI:

            De Morgen gazetesinde (26/04) “İslam Tarihi” başlığı  altında Paul Lunde imzasıyla yayımlanan dosyada yer alan  Türkiye ile ilgili bölümde, ülke çeşitli açılardan ayrıntılı  bir şekilde ele alınmakta, “kuruluş, politika, son seçimler,  ekonomi, savunma, basın-yayın, eğitim, sağlık, harcamalar,   uluslararası ilişkiler, toplumsal yapı, profili” bakımlarından incelenmektedir. Yazıda, Türkiye'nin uluslararası ilişkileri  ve profili konularında şu bilgiler aktarılmaktadır: “Türkiye'nin  üye olduğu teşkilatlar: Avrupa Konseyi, NATO,  Avrupa'da  Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı, BM (1945), İslam Konferansı  Teşkilatı, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı. Türkiye,  soğuk savaş boyunca NATO için büyük bir  stratejik öneme  sahip oldu. Şimdi komşuları ile, özellikle  Bulgaristan  ve Gürcistan ve Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile daha sıkı  bağları var. Türkiye, Karadeniz Ekonomik İşbirliği tasarısına  katılıyor ve Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki savaşa  müdahale etmeye çalışıyor. 2000 yılında Türkiye, asi  Müslümanlarla mücadele için Özbekistan'a silah gönderdi.  Bu, 1991'de Sovyetler Birliği'nin çökmesinden bu yana  Orta Asya'ya ilk askeri müdahale oldu. 1996-1997 yıllarında  Türkiye'deki İslam yanlısı hükümet, Arap devletleri ile  bağları sıkılaştırmak istiyordu. AB'ye üyelik görüşmeleri,  1999'da başladı ve Türkiye tarafından desteklenen Kıbrıs'ın bölünmüşlüğünün ve insan haklarının durumunun bir engel  olarak durmasına rağmen, Yunanistan ile ilişkilerin  iyileşmesinden olumlu biçimde etkilendi. Serbest piyasa  ekonomisine geçilmesi, 90'lı yıllarda güçlü bir büyüme  meydana getirdi. Tarım, kendi imkanlarıyla desteklenmektedir.  İnşaat, hafif sanayi ve tekstil alanında dünya piyasasında  rekabet etme gücüne sahiptir. Turizm sanayii güçlüdür.  Özel sektör, dinamiktir. Kalifiye işçisi vardır. 1995'ten  bu yana AB ile Gümrük Birliği antlaşması mevcuttur.  Sürekli yüksek enflasyon, mali durumu ve bürokrasisi   zayıftır. Özelleştirmeler dengeli değildir. Banka sektörü,   hassastır. Organize suçlar etkilidir. Kürtlere karşı savaş   pahalıya mal oldu. Türkiye, en eski ve en gelişmiş piyasa  ekonomilerinden  birine sahiptir. 90'lı yıllarda ekonomi,  büyük oranda büyüdü. Ancak yüksek enflasyon da sürdü.  1997-1998 yıllarında hükümet, vergi toplama konusunda  yeni yasalar çıkardı ve yapısal reformlar gerçekleştirdi.  2000-2001 yıllarında ciddi bir mali krizle tehdit edildi  ve banka sektöründe reforma gidilmesi için radikal yasalar  ve özelleştirme yasaları karşılığında Şubat ve Mayıs 2001'de  IMF'den yardım istedi.”

            Financieel Economische Tijd gazetesinin (25/04)  "Polonya, AB Adayları Arasında Ekonomik Açıdan En Zayıf  Olanı" başlıklı haberinde, AB Komisyonu'nun, üye adayları  konusunda yayınladığı ekonomik öngörülerden söz edilmekte,  açıklamada, 2004 yılından itibaren AB'ye üye olmaya aday  en büyük ülke olan Polonya'nın, ekonomik açıdan Doğu  Avrupalı adaylar arasında en zayıfı olduğunun ifade  edildiği aktarılmaktadır. Komisyon'un, bu yıl aday  ülkelerden yüzde 2.9 oranında bir büyüme beklediğine  işaret edilen haberde, Orta ve Doğu Avrupalı   10 aday ülkenin, geçen yıl gayrı safi iç hasılasında  yüzde 3.1'lik  bir büyüme yaşadığı, üç Baltık ülkesinin,  en olumlu ekonomik sonuçlara sahip olduğu, bu ülkelerin,  güçlü bir iç talep ve Rusya'daki olumlu ekonomik gelişmenin  ardından geçen yıl en büyük ekonomik büyümeyi kaydettikleri  ifade edilmekte ve Türkiye ile ilgili olarak da şöyle  denilmektedir: “Türkiye de kötü bir gelişme kaydetti.  Türkiye en  büyük üye adayıdır, ancak AB ile üyelik  müzakerelerine henüz başlamadı. Türk ekonomisi, mali bir  krizin ardından yüzde 7.4'lük bir gerileme yaşadı.  Komisyon, bu yıl yüzde 2.5 oranında bir büyüme bekliyor.  Ayrıca, enflasyonun geçen yıl yüzde 54 olmasına karşın  bu yıl yüzde 51'e kadar gerilemesi bekleniyor.”

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (26/04) "Le Pen, Avrupa Konusundaki  Taleplerinin Listesini Açıkladı" başlıklı haberinde,  Fransa'nın aşırı sağcı lideri Jean-Marie Le Pen'in,  Paris'te, Avrupa politikası çerçevesindeki taleplerinin  listesini yayımladığı bildirilmektedir. Fransa başkanlık  seçimlerinin ilk turunda beklenmedik bir şekilde başarılı  olan Le Pen'in Avrupa Parlamentosu'nda yapacağı basın  konferansının, "Nazileri durdurun" yazılı pankartlar  taşıyan protestocuların odaya dolması üzerine iptal  edildiğine işaret edilen haberde, Le Pen'in Paris'teki  bürosunda düzenlediği basın konferansında dağıtılan  talep listesine yer verilmektedir. Haberde, "Anavatan  Avrupa için anlaşmaları yeniden görüşelim" başlığı  altında sıralanan talep listesinde, “Türkiye'nin AB'ye  girmesinin kabul edilmemesinin” yer aldığına dikkat  çekilmekte, “1- Kurumsal reform, 2- Bütçe reformu,  3- Ortak Tarım Politikası reformu, 4- Avrupa göçmen  politikasının reddedilmesi (yabancıların girişi, ikameti,  vizeleri, sığınmaları ile siyasi, ekonomik ve sosyal  haklarıyla ilgili politikaların reddedilmesi, Şengen  anlaşmasından vazgeçilmesi, AB vatandaşı olmayanların  serbest hareketi ve  ayrımcılık karşıtı ilkelerle  mücadele), 5- Ekonomik ve ticari reform (AB ile AB üyesi  olmayan ülkelerle imzalanan serbest ticaret anlaşmalarından  vazgeçilmesi), 6- Avrupa genişleme politikasının reddedilmesi  (Türkiye'nin AB'ye girmesinin kabul edilmemesi, Doğu  Avrupa ülkeleriyle ortaklık anlaşmalarının  sürdürülmesi),  7- Avrupa savunma politikasının reddedilmesi” şeklindeki  maddeler aktarılmaktadır.

            İTALYA BASINI:

           

            Corriere  Della Sera gazetesinin (25/04) "Diplomasi...  Yunanlar ve Türkler Barış Misyonunda Birlikte" başlıklı  ve Antonio Ferrari imzalı yorumunda, Dışişleri bakanları  İsmail Cem ile Papandreu'nun Filistin ve İsrail'e yaptıkları  ziyaret ele alınmakta, ziyaretin, “sembolik jest” olması ve  “savaşlar ve mucizeler ülkesinde her şeyin önemli olması”  bakımından önemi vurgulanmaktadır. “Ramallah'taki karargahında  hapsedilmiş Yaser Arafat'a ve İsrail Başbakanı Ariel Şaron'a  zeytin dalı götürmeye karar veren, biri Hıristiyan, diğeri  Müslüman, azimli ve seçkin iki şahsiyet olan Türkiye Dışişleri  Bakanı İsmail Cem ile Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu'nun  içinde bulundukları haleti  ruhiyenin, “sıkıntılı barış sürecini   yeniden canlandırabilmek” olduğu ifade edilen yorumda, iki  “güçlü” bakanın, “Düşman olan halkların da büyük bir  güven ortamı yaratabileceklerini kanıtladıkları”  kaydedilmektedir.

            Son haftalarda oldukça “utanan” Avrupa'nın, Orta Doğu   konusundaki büyük diplomasi sahnesinde tekrar yer almaya   çalışarak Solana ve Morotinos aracılığıyla şansını yeniden   denemeye karar vermesinin de, Cem ve Papandreu'nun  kararlılığının eseri olduğu dile getirilen yorumda,  onları bu kararı almaya şu önemli değerlendirmelerin  teşvik ettiği belirtilmektedir: “1. Tüm engellemelere ve  polemiklere rağmen iki ülkenin birbirlerine yaklaştırılması  konusunda iki diplomatın oynadığı rol. 2. Avrupa'da  içinde yer almayı hedefleyen, ABD'nin ve İsrail'in sağlam  bir müttefiki olan, Müslüman ülke Türkiye'nin, Filistin'e  açıkça destek veren kamuoyunun öfkesini yatıştırma arzusu.  3. Orta Doğu'nun kapılarının AB'ye yeniden açılmasında   Yunanistan'ın pay sahibi olmak istemesi.”      

            Papandreu ve Cem'in gücünün, Yunanistan ve Türkiye  arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi sürecinde attıkları  her adıma eşlik eden eleştirilerin, kendilerini koşullandırmasına  asla izin vermemiş olmalarında yattığı ileri sürülen yorumda,  iki ülkeyi zaman zaman savaşın eşiğine getiren olayların  yaşandığı, ancak, iki bakanının akıllı ve başarılı  politikaları sonucu, dostluğun pekiştirilmeye ve savaş  tehlikesinin bertaraf edilmeye çalışıldığı kaydedilmektedir.

            Corriere Della Sera gazetesinin (26/04) "Sahillerin  Daha Sıkı Kontrol Edilmesine Avrupa 'Evet' Dedi" başlıklı  bir diğer haberinde, Lüksemburg'da biraraya gelen Avrupa  içişleri bakanlarının, deniz yolu ile kaçak göçe karşı  yürütülen mücadeleyi desteklemeye karar verdikleri ve  dışişleri bakanlarından söz konusu gemilerin engellenmesi  için, güney Akdeniz ülkelerine baskı yapmalarını talep  ettikleri bildirilmektedir. Haberde, “kaçak göçmenlerin  Avrupa'ya doğru yola çıktıkları limanlara ev sahipliği  yapan Lübnan ve Türkiye gibi ülkelerin, kaçak göç  konusundaki kontrolleri ve önlemleri arttırmamaları  durumunda, AB ile ilişkilerinin bozulmasından doğacak   sonuçlara katlanmak zorunda kalacakları” vurgulanmakta,  29 ve 30 Mayıs tarihleri arasında Roma'da içişleri   bakanlarının katılacağı bir toplantıda İtalya'nın,  sınır kontrollerinin sıkılaştırılması konusunda bir  çalışma sunacağı, ancak bu kez, AB'nin Orta Avrupa'ya  doğru genişleme sürecini de göz önünde bulunduracağı  kaydedilmektedir.

            YUNANİSTAN BASINI:

            Ependitis gazetesinde (27/04) "Avrupa Ordusu Konusuna  Son Çözüm Veto" başlığı ve Lambros Kalarritis imzasıyla  yayımlanan yorumda, Avrupa ordusu konusunun, Yunanistan'ın  sert diplomatik poker oyununda zor bir kart oluşturduğu  belirtilmekte, haziran ayında Sevilla'da yapılacak AB  Zirve Konferansı'nda, İspanyolların dönem başkanlığını  Danimarkalılara devredecekleri sırada, Yunanistan'ın,    Avrupa'nın Ortak Dış Politikası ile Savunma ve Güvenlik   Politikası ve Avrupa Para Birliği konularında AB dönem   başkanlığını üstleneceğine dikkat çekilmektedir. Asıl  konunun, “AB ortaklarının ABD'nin teşvikiyle, zirve  toplantısı masasına Avrupa ordusu konusunu getirecekler  mi, yoksa ortamı bozmamak için, konunun görüşülmesini  daha sonraya mı bırakacaklar?” sorusunun cevabını bulmak  olduğu ifade edilen yorumda, diplomatik  kaynakların  değerlendirmelerine göre, Sevilla'da bu konunun hiç  görüşülmeyebileceği, ancak, görüşüldüğü ve baskı uygulandığı  taktirde, tüm olasılıkların, Yunanistan'ın veto hakkını  kullanmasının dahi mümkün olabileceğini vurguladıkları  kaydedilmektedir. Aynı kaynakların, İngiliz-Türk metninde  öngörülen konularda Yunanistan'ın güvence altına alınmaması  halinde, konunun, yıl  sonuna kadar bir neticeye ulaşamaması  olasılığından söz  ettikleri belirtilen yorumda,  değerlendirmelere dayanılarak, "Veto hakkımızı kullanmamızın   gerekli olacağı kesin değildir. Çünkü, ilgili diğer  tarafların da konuyu o kadar ilerletmeye yönelecekleri de  kesin değildir. Hiçbir şey kesin değil, ancak büyük bir  olasılıkla görüşmeler, çözümün bulunmasına kadar  sürecektir" denilmektedir. AB ortaklarının, Balkanlar'dan  geri çekilecek olan ABD güçlerinin görevini AB güçlerinin  üstleneceğini öne sürerek, Yunanistan'ın, en kısa zamanda  söz konusu metinle ilgili ihtiyatlarını kaldırması gereğini  dile getirdikleri belirtilen yorumda, ancak, Yunanlı  diplomatların, "Bu tür operasyonları üstlenmek için, Avrupa   ordusu-NATO ilişkileri konusunda çözümün bulunmuş olmasının  gerekli olmadığı, Yunanistan'ı güvence altına alacak formül  bulunana kadar bu operasyonların, duruma göre anlaşmalara  dayanılarak yapılabileceği, kurumlar dışı işlemlerle yapılan  ve hayati çıkarlara zarar verecek bir metni kabul etmenin  imkansız" olduğunu kaydettikleri aktarılmaktadır. Yunanistan'ın,  ulusal düzeydeki zararlar konusu dışında, Ankara metni yüzünden  aslında iptal edilen AB'nin kurumsal açıdan savunma otonomisi  konusunu da ön plana çıkardığı ve Avrupalıların bu konuda  takındıkları tavrın, Atina'yı hayal kırıklığına uğrattığı  ifade edilen yorumda şu ifadelere de yer verilmektedir:  “Bu gerçekler karşısında Yunanistan'ın 'minimum' düzeyde   istediği, metinde yer alan ve ulusal hayati çıkarlarına  zarar veren maddelerin çıkarılması ya da değiştirilmesidir.  Avrupa'nın savunma otonomisi ve teknik içerikli diğer  konularda Yunanistan, 'Avrupa gururunun bayrağını tek  başına kaldıramayacağını' biliyor.  Diğerleri, Avrupa'nın  Ortak Dış Politika, Savunma ve Güvenlik Politikasının  otonomisi için mücadele etmek niyetinde değilse, biz,  kendi haklarımızı ve çıkarlarımızı korumak dışında, tek  başımıza hiçbir şey yapamayız.”

            Kathimerini gazetesinin (26/04) "Türkiye, AB  Kriterlerine Tam Uyum Sağlamalıdır" başlıklı haberinde,  AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiser'i Günter   Verheugen'in, Brüksel'de, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi   konusunda "ihtiyatlı bir iyimserlik" ifade ettiği ve  Türkiye'yi, Kopenhag kriterlerini yerine getirme  çabalarına devam etmeye çağırdığı bildirilmektedir.  Verheugen'in, "AB Genişlemesi: Anahtar Sorular" konulu  konuşması sırasında, müzakerelerde bulunan her iki  tarafın, doğrudan müzakerelerle Kıbrıs sorununa kalıcı  bir çözüm bulmaya kararlı oldukları izlenimini edindiğini  söylediği aktarılan haberde, Verheugen'in ayrıca, her iki  tarafın, önlerine gelen fırsattan yararlanabilmeleri  için yapıcı bir şekilde görüşmelere devam etmeleri ve  2002 yılı sonunda AB üyeliği müzakerelerinin tamamlanmasından  önce soruna, barışçı ve kalıcı bir çözüm bulmaları konularında cesaretlendirdiğini belirttiği, özellikle insan hakları  konusu üzerinde durarak Türkiye'yi, Kopenhag kriterlerini  yerine getirmeye davet ettiği kaydedilmektedir.

           

 

 29/04/2002   13:36:47

             

 

   

 

           

                    ESKİ SAYILAR