|
01/05/2002 ANKARA, 01/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30 Nisan 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (30/04) "İngiltere Dış İlişkiler Komitesi'nden Türkiye'nin AB Üyeliğini Geciktirici Engeller" başlıklı haberinde, İngiltere Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesi'nin yaptığı, Türkiye'nin AB'ye üyelik başvurusunu destekler nitelikteki açıklamasında, Türkiye'nin hükümet yapısı, ekonomisi ve dış işlerinde gerekli reformları yerine getirebilmesinin birkaç yıl alabileceğinin belirtildiği bildirilmektedir. Avam Kamarası Dış İlişkiler Üst Komitesi aynı zamanda, Başbakan Tony Blair'i, herkesin çıkarına olacak bu reformlar için ikna etmek amacıyla Türkiye'yi ziyaret etmeye davet ettiğine işaret edilen haberde, Komite'nin, Türkiye'nin AB'ye kabul edilmesinin, diğer Müslüman ülkelere de AB'ye üye olmanın Hıristiyan olmayı gerektirmediği, böyle bir sınırlama bulunmadığı yönünde olumlu bir mesaj vereceğini söylediği belirtilmektedir. Komisyon'un raporunda belirlenen engellere göre, Ankara'nın AB'ye girişinin "birkaç yıllığına" imkansız göründüğüne dikkat çekilen haberde, Komite değerlendirmesine göre, AB'ye katılım aşamasına gelmesi halinde 66 milyonun üzerinde bir nüfusa sahip olan Türkiye'nin, AB'nin en büyük, ancak ekonomik yönden en az gelişmiş üyesi olarak, diğer AB üyeliğine aday ülkeler arasında değerlendirilmesi en zor ülke olacağı ifade edilmekte ve “Komite, Kıbrıs Rum Kesiminin AB'ye üyeliğinin neredeyse kaçınılmaz olduğunu göz önüne alarak Ankara'nın, Kıbrıs yüzünden Yunanistan ile uzun süredir devam eden ihtilafını aralık ayına kadar çözmesi çağrısında bulundu. Komite üyeleri, AB'ye, PKK ve DHKP-C'yi terörist örgütler olarak nitelemeye çağırırken, Türkiye'ye de, kendi sınırları içindeki azınlıkların yasal isteklerini tanıması için çağrıda bulundu” denilmektedir. FRANSA BASINI: AFP'nin (30/04) "Onbeşler, Terörist Örgütler Listesini Genişletiyor" başlıklı haberinde, diplomatik kaynaklara dayanılarak, Onbeşler'in, Brüksel'de, geçtiğimiz aralık ayında kabul ettikleri Avrupa terörist örgütler listesinin genişletilmesi konusunda, içeriğinin her bir üye ülke tarafından yazılı olarak en geç 2 Mayıs'a kadar onaylanması gereken yeni liste üzerinde, henüz kesinleşmeyen bir anlaşmaya vardıkları bildirilmektedir. İsmini kısa süre önce KADEK (Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi) olarak değiştiren ayrılıkçı Kürt örgüt PKK ile, Basklı örgüt Aska Tasuna'nın listeye ilave edilen örgütler arasında bulunduğu belirtilen haberde, temmuz ayından itibaren AB dönem başkanlığı görevini devralacak olan Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen'in, 17 Nisan'da yaptığı açıklamada, PKK'yı listeye eklemek istediğini vurguladığı ve isim değişikliği yapılmasının "özde hiçbir şey değiştirmediğini" belirttiği hatırlatılmaktadır. Bir diplomatik kaynağa göre, sürenin 2 Mayıs'ta bitecek olmasının, Avrupalıların, aynı gün Washington'da başlayacak olan AB-ABD zirvesine yeni bir listeyle katılmalarına olanak sağlayacağı ve böylece de AB'nin, Amerikalılara, terörizmle mücadeleye katılma kararlılığını göstermiş olacağı kaydedilen haberde, yeni listenin, aralık ayındaki ilk liste gibi, onaylandıktan sonra AB'nin resmi gazetesinde yayımlanacağı belirtilmektedir. Ayrıca, AP'nin (ABD, 30/04) "AB, Kürt Asileri Terörist Listesine Eklemeye Çok Yaklaştı" başlıklı ve Paul Ames imzalı haberinde; NTVMSNBC'nin (Belçika, 30/04) "PKK Terör Örgütleri Listesine Giriyor" başlıklı ve Güldener Sonumut imzalı Internet'ten sağlanan haberinde, El Mundo gazetesinin (İspanya, 30/04) "Onbeşler, Terörist Örgütlerin Avrupa Listesini Genişletmek İçin Anlaştılar" başlıklı Internet'ten sağlanan yazısında aynı konuya yer verilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: BBC'nin (30/04) "İngiltere Parlamentosu'nun Türkiye Raporu" başlıklı Internet'ten sağlanan haberinde, İngiltere Parlamentosu Avam Kamarası'nın üç partinin temsilcilerinden oluşan Dış İlişkiler Komisyonu tarafından yayımlanan Türkiye konulu rapordan söz edilmekte, raporda, AB'ye üyeliğin, her iki tarafın çıkarına olacağına dikkat çekildiği, ancak, üyeliğin uzun zaman alabileceği, bu yüzden kapının her zaman açık tutulması gereğine işaret edildiği belirtilmektedir. Raporun hükümetin görüşünü yansıtmadığı vurgulanan haberde, raporun, Türkiye uzmanı yazarlar ve üniversite öğretim üyelerinin görüşlerine de başvurularak hazırlandığı, “AB ile ilişkiler, yapılan ve henüz yapılamayan reformlar, işkence, cezaevlerinin durumu, azınlık hakları, ifade özgürlüğü, idam cezası gibi sorunlar, silahlı kuvvetlerin siyasetteki rolü, Türkiye'nin komşuları, Yunanistan'la ilişkiler, Ege ve Kıbrıs sorunları, Afganistan'da Türkiye'nin oynayacağı rol, Irak konusunda Türkiye'nin endişeleri, uyuşturucu kaçakçılığı” gibi konuların da ayrıntılı şekilde işlendiği kaydedilmektedir. Raporun sonuç bölümünde, "Türkiye büyük bir bölgesel güç ve kendi bölgesindeki Müslüman ülkeler arasında, işleyen bir laik-demokratik sisteme sahip tek ülke. Türkiye'nin AB'ye üye olma arzusunun önünde potansiyel engeller var. Bunlar insan hakları alanındaki eksiklikler, silahlı kuvvetlerin rolü, Kıbrıs sorunu ve bütün bunlar aşılsa bile, hala sorun çıkarabilecek ekonomi. Türkiye pek de kolay olmayan tercihler yapmak zorunda. Türklerin bir kısmı, AB kriterlerinin kabul edilmesiyle, devletin esas aldığı, uzun yıllardır korunan ilkelerden vazgeçileceğine inanıyor. Demokrasilerin doğal süreci içinde, Türkiye tercihlerini, her zaman dışardan gelen talepler yönünde yapmak istemeyebilir, ya da bu tercihleri istenenden daha uzun sürede yapabilir. Biz, Türkiye'nin üyeliğinin, AB'nin çıkarına olacağı görüşündeyiz. Türkiye'nin üyeliği AB'nin ufuklarını genişletecek, yeni pazarlar açacak ve İslam dünyasını dışlamadığını kanıtlayacaktır. Öbür yandan, üyelik için atacağı adımlar Türkiye'ye refah ve istikrar; insan hakları ve özgürlükler gibi avantajlar getirecektir" şeklindeki görüşlerin ifade edildiği aktarılan haberde, Dış İlişkiler Komisyonu'nun AB'ye de şu uyarıda bulunduğu bildirilmektedir: "AB üyesi ülkeler, Türkiye Avrupa'dan uzaklaştığı takdirde gelişebilecek istikrarsızlığı ve karşıtlığı akıldan çıkarmamalı. Türkiye'nin kısa süre içinde üye olması pek olası değil, bunu bütün taraflar biliyor. Önemli olan, reformlar ne kadar zaman alırsa alsın üyelik kapısının açık tutulması. Bu, iki tarafın da büyük çaba ve iyi niyet göstermesine bağlı." Raporla ilgili olarak BBC Türkçe bölümünün sorularını yanıtlayan, Avam Kamarası Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı Donald Anderson'ın, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin iki taraf içinde sınav niteliği taşıdığını belirttiği ve üyeliğin uzun zaman alabileceğini kaydederek şunları söylediği aktarılmaktadır: "Bu yıl sonunda Kopenhag'ta yapılacak toplantıda çok sayıda ülkenin 2004 yılına kadar üye olabilecek düzeye geldikleri tespit edilecek. Romanya ve Bulgaristan gibi ülkelerin bulunduğu ikinci gruptaki ülkeler ise, 2007-2008'den önce üye olamayacaklarını kabullenmiş durumdalar. Türkiye'nin ise çok değişik bir dizi sorunu var. Türkiye'de ve İngiltere'de bu sorunları yakından bilenler, Türkiye'nin üyeliği için çok zamana ihtiyaç olduğunu biliyorlar. Hepimiz bunun bir an önce gerçekleşmesini istiyoruz ama gerçekçi bir bakışla bu sürecin epey zaman alacağı ortada." Raporun bir bölümünde "Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusunda, Türkiye ciddi mi, Avrupa ciddi mi?" sorularına yanıt arandığı belirtilen haberde, Anderson'ın, Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin iki tarafın da çıkarına olduğunu belirterek, "Türkiye, Atatürk döneminden bu yana Batıya yönelmiş durumda. Bizce Türkiye'nin AB'ye üye olmak için yaptığı başvuru, her iki taraf için de sınav niteliği taşıyor. AB, hem Türkiye'nin üyeliği konusunda ciddi olduğunu, hem de AB'nin bir Hristiyan Klübü olmadığını göstermek zorunda. 11 Eylül olayları, dinleri değişik ama aynı değerleri paylaşan halkların arasında yapay engellerin kaldırılmasını daha da önemli kılmıştır. Türkiye'nin üyeliği AB'nin çıkarına olacaktır, buna inanıyorum" dediği, ayrıca, Türkiye'nin hala birçok alanda reform yapması gereğine işaret ederek şu görüşleri dile getirdiği belirtilmektedir: "Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlayabilmesi için Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi gerekiyor. Bizim görüşümüze göre, Türkiye henüz bu noktaya gelmedi. Ülkenin iyi idare edilmesi için gereken reformlar, insan hakları konusunda gereken ilerlemeler henüz sağlanmadı; işkence devam ediyor, hukuk sisteminde birçok sorun ve boşluk var. Azınlık haklarında da ilerleme gerekiyor. Biz Türkiye'nin lâik Kemalist geleneğini, ülkenin bölünmez bütünlüğü ilkesini, herkesin Türk vatandaşı olması gereğini, ayrılıkçılığa karşı mücadele edilmesi gereğini anlayışla karşılıyoruz. Ama İngiltere'de ve Avrupa'da, değişik kültürlerin tanınması da önemli bir ilke. Nasıl burada, İngiltere'deki Türk toplumu kendi kültürel haklarını kullanabiliyorsa, Türkiye'deki azınlıklar da, kendi dillerinde eğitim ve yayın yapabilme haklarını kullanabilmeli. Türkiye'nin şimdiden bazı reformları yaptığını, bazı reformlarında parlamentoda beklemekte olduğunu biliyoruz. Endişemiz, bu reformların bazılarının kağıt üzerinde kalması, uygulamaya geçirilememesi, nasıl uygulandığının denetlenmemesi." İRAN BASINI: Cumhuri İslami gazetesinde (27/04) "Türkiye'nin, ABD'nin Irak'a Saldırı Düzenlemesine İlişkin Projeleri Karşısındaki Çıkarcı Tutumlarına Bir Bakış" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, ABD'nin Irak'a saldırı düzenlenmesine ilişkin projelerinden ve Türkiye'nin tavrından söz edilmekte, bu tavrın hiçbir zaman net ve gerçekçi olmadığı iddia edilmektedir. Türkiye'nin Irak, Suriye, İran ve İsrail ile ilişkilerine de değinilen yorumda, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üye olabilme yönündeki çabaları konusunda şu görüşler aktarılmaktadır: “Türkiye'nin, AB'ye üye olabilme yönünde sarfettiği çabalar bugüne kadar hiçbir aşama kaydetmemiştir. AB, Türkiye'nin birliğe üye olabilmek için gereken koşulları elde edemediğine inanmaktadır. AB, Türkiye'de reformların ve siyasi özgürlüklerin geliştirilmesini istemektedir. Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye, Kürtleri baskı altına almak ve kişisel özgürlükleri çiğnemekle suçlanmaktadır. Öte yandan, Türk ordusunun, Türkiye'nin siyasi hayatındaki rolü açıkça görülmektedir. Bu konular AB'nin Türkiye'nin birliğe üye olmasına karşı gelmesine sebep teşkil etmektedir. Bu nedenle Türkler, iç ve dış politikalarında bazı değişiklikler yaparak, AB'nin onayını kazanmaya çaba göstermektedirler. Bu doğrultuda, Avrupa ülkeleriyle ilişkilerini geliştirerek amaçlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar.” LÜBNAN BASINI: El-Mustakbel gazetesinin (30/04) "'Bin Yıllık Savaş' Yenilendi... Hedef, Erdoğan'ın İşini Bitirmek" başlıklı ve Muhammed Noureddine imzalı yorumunda, Recep Tayyip Erdoğan'ın siyaset yapmasının engellenmesi konusu ele alınmakta, bu bağlamda, Türkiye'de “bazı anayasal ve yasal kararların keyfi şekilde yorumlandığı” iddiasında bulunulmakta, “Tayyip Erdoğan'ı kim durduracak?” sorusunun yanıtı aranmaktadır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun, yolsuzluk olaylarıyla ilgileneceğine dair söz vermesine karşın, “bizzat kendi taahhütlerini yerine getirmediği, buna mukabil, karşı koyma sancağını Erdoğan'ın yükselişine doğrulttuğu” ileri sürülen yorumda, Kıvrıkoğlu'nun açıklamalarına yer verilmekte, “askeri kurumun Erdoğan'a karşı açmış olduğu muharebenin”, şu açılardan tehlikeli olduğu ifade edilmektedir: 1- Asker, İslamcılara karşı "bin yıllık savaşı" sürdürmekte kararlı. Bu da, ordunun siyasete müdahalesinin devam edeceği anlamına gelmektedir. 2- Asker, ne kadar itaat ederlerse etsinler ve ne kadar "biz değiştik" deseler de, siyaset sahnesinde, İslamcı herhangi bir iz görmek istememektedir. Bu bakış, "mutedil" İslamcıları, askeri namlunun, ne radikali ne de mutedili kapsam dışı bırakmamasından hareketle, çalışma üsluplarını yeniden gözden geçirmeye itecektir. Ve bu, sosyal ve siyasi istikrara olumsuz olarak etki yapar ve iç gerilim ve tıkanma için sürekli vesileler oluşturur. 3- Orgeneral Kıvrıkoğlu'nun bu tutumu, AB'ye girme yollarını arayan Türkiye'nin görüntüsünü kötüye çıkarmakta ve ordunun siyasete müdahale etmesinin engellenmesi konusunda daha büyük bir hayal kırıklığı getirmektedir. Aynı zamanda, Kıvrıkoğlu'nun açıklamaları ve ardından Başbakan'ın ona katılıp Erdoğan'ı "Jean Marie Le Pen'den daha kötü" olarak vasıflandırmaları, Türkiye'de, ilk sözün askerlerin olduğunu ve siyasi iktidarın, sadece askerin ayaklarının bastığı yerin gölgesi olduğunu teyit etmektedir. 4- Kıvrıkoğlu'nun açıklamaları, askerin, siyasi rolünden vazgeçme niyetinde olmadığını vurgulamak için yapılmıştır. Bu, AB'ye, Türkiye'nin birliğe üyeliğinin stratejik hedefi olmadığı mesajıdır. Bu da, bir kez daha, AB'ye katılımın en önemli engelleyici etkenlerinin Avrupa şartları değil, Türk ordusunun bu meseleye olan tavrı olduğunu göstermektedir. Washington ve İsrail, bu tavrın uzağında bulunmamaktadır. Çünkü, Türkiye'nin AB'ye girmesi, içinde bulunduğu bölgedeki konumundan ve "Truva atı" rolünden vazgeçmesi ve AB'nin politik ve askeri siyasetlerine uyması anlamına gelmektedir. Ve bu, dünyasal ve bölgesel denkliklerde ne Washington'un, ne de Tel Aviv'in menfaatinedir. 5- Son olarak, Orgeneral Kıvrıkoğlu, Fransa'daki Le Pen'in çıkışına yorumda bulunmakta acele etmiştir. Keşke (mademki siyasetten konuşmaya ısrarlı) gerçekten teşekkür ettiğimiz Türkiye Başbakanı'nın "soykırım" olarak vasıflandırdığı, Şaron'un Filistin halkına yönelik katliamlarını kınasaydı. YUNANİSTAN BASINI: Makedonya Haber Ajansı'nın (30/04) "Simitis, Cumhurbaşkanı ve Milli Savunma Bakanı İle Kıbrıs, Avrupa Ordusu ve Balkanlar Konusunu Görüştü" başlıklı haberinde, Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis'in temaslarına yer verilmekte, Simitis'in, Cumhurbaşkanı Kostas Stefanopulos ve Milli Savunma Bakanı ile Kıbrıs, Avrupa ordusu ve Balkanlar konusunu görüştüğü bildirilmektedir. Simitis'in görüşme sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanı ile dış politika ve iç gelişmeleri ele aldık. Dış politika konusunda bugünlerde dikkatler Avrupa ordusu konusu olarak bilinen AB ile NATO arasındaki ilişkiye ve Kıbrıs'taki müzakerelere çevrilmiş bulunuyor. Birinci konuyla ilgili olarak, bugüne kadar desteklenen görüşler haricinde başka fikirlerin de olması ve bu konunun AB tarafından ele alınması yönünde, AB'nin Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana ile bir telefon görüşmesi yaptım. Ayrıca Kıbrıs Cumhurbaşkanı sayın Kleridis ile de bir görüşme yaptım. Kleridis, bana esaslı bir gelişme olmadığını belirtti. Kıbrıs Türk tarafının, sorunun esaslı bir şekilde görüşülmesine yol açacak önerilerde bulunması gerektiğine inanıyorum. BM çerçevesinde yapılan müzakereler, bir fikir alış verişi olması gerektiği için yapılmıyor. Bu, bir çözüm ile sonuçlanması gereken bir müzakeredir. Tabii ki çözüm, Kıbrıs Türk tarafının BM kararlarına ne ölçüde uyacağına bağlı. Her iki taraftan da kabul görecek bir çözüme ulaşılması için hareket etmeleri, taktik değiştirmeleri gerekir. Bunun gelecek tur görüşmelerde olmasını umut ediyorum. Kleridis ile, gelişmelere göre, mayıs ayı ortalarında haziran ayı başında biraraya gelme konusunda anlaştık" dediği aktarılan haberde, AB'nin Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solana ve Kıbrıs Cumhurbaşkanı Glafkos Kleridis ile birer telefon görüşmesi yaptığını da belirttiği kaydedilmektedir. Bu arada Yunanistan Milli Savunma Bakanı Yannos Papandoniu'nun, Başbakan Kostas Simitis ile yaptığı görüşmede, savunma stratejisinin yeniden gözden geçirilmesi, silahlanma programları ve 8-9 Mayıs tarihlerinde Londra'ya yapacağı ziyaret öncesi Kıbrıs ve Avrupa ordusu konularını görüştüğü belirtilen haberde, Papandoniu'nun, Kıbrıs konusuna ilişkin olarak, Kıbrıs'ta siyasi bir çözümün sadece kendileri ve Kıbrıs'ın menfaatine değil, Türkiye'nin de yararına olduğu yönünde Avrupalı dostlarının ikna olmaları gerektiğini söylediğine işaret edilmektedir.
|