|
07/05/2002
ANKARA, 07/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 6 Mayıs 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ALMANYA BASINI: Frankfurter Rundschau gazetesinin (06/05) "Ankara Dışlanma Tehlikesiyle Karşı Karşıya" başlıklı ve Gerd Höhler imzalı yazısında, Kıbrıs sorununun çözümünün ivediliği dile getirilmekte, bu bağlamda, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın mayıs ayı ortasında iki toplum arasında çıkmaza giren görüşmeleri ilerletmek amacıyla Kıbrıs'ın bölünmüş başkenti Lefkoşa'ya gitmek istediği bildirilmektedir. Ocak ayından bu yana Kıbrıslı Rumların Cumhurbaşkanı Glafkos Kleridis ile Kıbrıslı Türklerin lideri Rauf Denktaş'ın yeni bir anayasal düzen üzerinde görüştükleri, ancak, konulan haber yasağına rağmen görüşmelerin çıkmaza girdiği söylentilerinin yayılmış bulunduğuna işaret edilen yazıda, adanın tarihsel sürecinden söz edilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: "Adanın yeniden birleşmesine ilişkin çabalar, özellikle yıl sonunda karara bağlanacak olan Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği nedeniyle ivme kazanmış durumda. Gerçi Brüksel'de Kıbrıs meselesinin çözüme kavuşmuş olmasının üyelik için önkoşul olmadığı resmen konuşuluyor, ama çözüm üyeliği 'kolaylaştırır' deniliyor. Eğer AB, Rum kesimini üye yaparsa, bölünmüşlük daha da derinleşecek. Türkiye böyle bir durumda Kuzey'i 'entegre etmek' istiyor. Bu yüzden Annan'ın çıkmaza giren müzakereleri canlandırma girişimi Brüksel'de sabırsızlıkla bekleniyor. BM Genel Sekreteri'nin Lefkoşa'da başarılı olup olamayacağı bilinmiyor. Zira, Türk hükümeti Akdeniz adasındaki görüşmeleri şaşılacak bir umursamazlıkla izlese de, çözümün anahtarı sonuçta Ankara'nın elinde. Türkiye için Kıbrıs'ın geleceğinden çok daha fazlasının söz konusu olduğu göz önünde bulundurulduğunda ise, Ankara'nın ilgisizliğini anlamak mümkün değil. Görüşmelerin başarılı ya da başarısız olması, ülkenin AB perspektifinde de rol oynayacak. Şayet müzakereler bir sonuca götürmezse, Kıbrıs'ın Rumların kontrolünde olan kesimi 2004 yılında AB'ye üye olacaktır. Aynı zamanda AB'nin kapıları Türkiye için kapanacaktır. Zira Kıbrıslı Rumlar, Kuzey Kıbrıs'ta Türk işgalci askerleri bulunduğu sürece Ankara'nın AB'ye her türlü yaklaşma girişimini engelleyeceklerdir." Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung'da (05/05) "Tek Başına Yöneteceğiz" başlığı ve Jochen Buchsteiner imzasıyla yayımlanan Recep Tayyip Erdoğan ile yapılan mülakata yer verilmekte, Erdoğan'ın çeşitli sorulara verdiği yanıtlar aktarılmaktadır. "Siz ve partiniz ne kadar kısa zamanda AB'ye girmeyi istiyorsunuz?" sorusunu Erdoğan'ın, "Mümkün olduğunca çabuk. Bu macera 53 yıldır sürüyor. Her iki tarafta da aksamalar olmuştur, hem Türk tarafında hem de AB tarafında. Zaman zaman kültürler ve dinler ön plana çıkarılmıştır. Hatta bazı hükümet başkanları, Türkiye'nin Avrupa'daki tek İslam ülkesi olduğundan bahsettiler. Müzakerelerin bir kez daha bu zemine kaymasını istemiyoruz. Eğer AB, Avrupa'nın bir birliği ise o zaman Türkiye'de içinde olmalıdır" şeklinde yanıtladığı belirtilen mülakatta, "Siz, Türkiye'nin henüz üyeliğe hazır olmadığının canlı örneğisiniz. Avrupa'da kimse, sizin başınıza geldiği gibi yanlış bir şiir okuduğu için hapse atılmıyor. Demokratikleşmenin hızlandırılması gerekmiyor mu?" sorusuna ise Erdoğan'ın şöyle dediği aktarılmaktadır: "Türkiye ile AB arasındaki programın bir zamanlaması olduğunu hatırlatmak istiyorum. Türkiye ödevlerini bu zamanlama çerçevesinde yerine getirecektir. Parlamento bu arada 37 Anayasa değişikliği yaptı. Partimiz bunların hepsine katılmıştır." AVUSTURYA BASINI: Die Presse gazetesinin (06/05) "Bülent Ecevit Hastalandığında, Tüm Ülke Ürperiyor" başlıklı ve Jan Keetman imzalı yazısında, Başbakan Bülent Ecevit'in sağlık durumu konu edilmekte, Başbakan'ın hafta sonu hastaneye kaldırılmasıyla birlikte "tüm ülkenin bir an nefesini tuttuğu" ifade edilmektedir. Başbakan'ın sağlık durumunun, "ülkenin tepesinde Demokles'in Kılıcı gibi sallandığı" belirtilen yazıda, Ankara'daki siyasi dengenin de buna bağlı olduğunun anlaşıldığı kaydedilmektedir. Geçmişte Ecevit ve Cumhurbaşkanı Sezer arasındaki bir tartışmanın bile büyük bir ekonomik kriz çıkmasına yettiği hatırlatılan yazıda, şu değerlendirme yapılmaktadır: "Ecevit, Ankara'daki siyasi denge için o zamandan bu yana daha da önemli hale geldi; zira partiden ayrılmalar ve bir milletvekilinin de ölmesiyle DSP mecliste en güçlü grup olma özelliğini yitirdi ve Devlet Bahçeli'nin MHP'siyle eşit konuma geldi. Yani, Ecevit devreden çekildiği an siyasi kriz çıkması kesin görünüyor. Halbuki Türkiye önemli kararlar arifesinde. Görünür gelecekte AB'ye girmek isteniyorsa, sonbahara kadar, müzakerelerin başlaması için gerekli siyasi kriterlerin yerine getirilmesi gerekiyor. Ekonomi cephesinde de hala tehlike var. Gerçi Türk ekonomisi hissedilir iyileşme emareleri gösteriyorsa da, krizin tamamen atlatıldığı kesinlikle söylenemez." Reuter'in (06/05) "Başbakan'ın Rahatsızlığı Türkiye İçin Tehlikelere İşaret Ediyor" başlıklı ve Aslı Kandemir imzalı haberinde de aynı konuya yer verilmektedir. FRANSA BASINI: Le Figaro gazetesinin (06/05) "Onbeşler, Kürt PKK'yı Terör Örgütleri Listesine Kaydediyor" başlıklı ve Eric Biegala imzalı haberinde, aylarca aralıksız sürdürülen lobi çalışmalarından sonra Avrupa Birliği'nin, PKK'yı (Kürdistan İşçi Partisi) ve DHKP-C'yi (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi) terörist örgütler listesine alması konusu ele alınmakta, bunun, Türkiye için büyük bir başarı olduğu ifade edilmektedir. Söz konusu örgütlerin banka hesaplarının AB üyesi 15 ülkede dondurulabileceği, bunun karşılığında ise Ankara'nın, Birliğe dahil olmasını sağlayacak demokratikleşme sürecini hızlandırma sözü verdiğine işaret edilen haberde, Avrupa Birliği'nin kararının, PKK tarafından kurulan Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi KADEK'e de uygulanıp uygulanmayacağı hususunun henüz açıklığa kavuşmadığı kaydedilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in, yaptığı bir açıklamada, Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerinin "yakında" başlayabileceğini ifade ettiğine dikkat çekilen haberde, Birliğin, Ankara'nın azınlık haklarına saygıyı içeren demokratikleşme kriterlerini yerine getirmesini beklediği için, 1999'dan beri aday olan Türkiye'nin, bu müzakerelere henüz başlayamadığı, Kürtlere Kürtçe televizyon yayını ile anadillerinde eğitimden istifade etme imkanı tanınması ve idam cezasının kaldırılmasının AB'nin istekleri arasında yer aldığına işaret edilmektedir. Aynı konuya, Süddeutsche Zeitung'un (04/05) "PKK'nın Kamuflaj Renkleri" başlıklı ve Christiane Schlötzer imzalı yorumunda, Der Standard gazetesinin (04/05) "AB PKK'YI Terör Listesine Alıyor" başlıklı haberinde, Die Presse gazetesinin "PKK, AB Terör Listesinde: Türkiye'de Zafer Şenliği" başlıklı ve Jan Keetman imzalı yazısında, Die Tageszeitung'un (06/05) "Kürtler Listede" başlıklı ve Jürgen Gottschlich imzalı yazısında, Süddeutsche Zeitung'un (04/05) "AB, Kürt PKK'yı Terör Listesine Dahil Ediyor" başlıklı ve Cornelia Bolesch imzalı yazısında, Wiener Zeitung'un (06/05) "'Kara Liste' Uzuyor" başlıklı haberinde de yer verilmektedir. KIBRIS RUM BASINI: Simerini gazetesinin (06/05) "Tehlikeli Görev" başlıklı yorumunda, BM Genel Sekreteri'nin, yıllardır çözülemeyen Kıbrıs sorundan dolayı tehlikeli bir görevi olduğu, çünkü "uzlaşmaz Türk tutumunu" dizginleyemezse ve Amerikalıların yardımıyla Ankara ve Denktaş'ı konfederal modelleri terkederek taktiklerini değiştirmeleri için ikna edemezse, başarısız olacağı ifade edilmektedir. Kıbrıs Rum tarafının "uzlaşmaz" olmakla suçlanma tehlikesiyle yeniden karşılaştığı sürece, müzakerelerdeki konumunun daha incinir olduğu kaydedilen yorumda, bu tehlikenin, çözümden bağımsız olarak, Avrupa ile bütünleşme kesinliğinin arkasında pekiştiği, bu yöntemle Kıbrıs Rum tarafının şimdiye kadar olan avantajlarının dezavantajlara dönüştüğü belirtilmektedir. Haberde, ayrıca şu ifadelere de yer verilmektedir: "BM Genel Sekreteri'nin ve Anglo-Amerikanların hedefinin haziran takvimine ulaşmak olduğu tabii ki gizlenmiyor. Bugüne kadar 'iki tarafın' görüşmelerde ifade ettikleri ortak görüşler konusunda bir prensip anlaşmasının imzalanması gibi, ellerinde bir şey olmasını istiyorlar. Annan'ın görevi zor değildir, ancak kendisi ve Kıbrıs Rum tarafı için yolun diplomatik mayınlarla dolu olması bağlamında tehlikelidir. Çözüm yolunun Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yeniden birleşmesi yerine dağılmasından geçme olasılığı konusunda uyarıda bulunanların sayısı hiç de az değildir." YUNANİSTAN BASINI: Atina Haber Ajansı'nın (APE)(06/05) "Simitis, Ankara'ya AB'nin Uyarılarına Uyması Çağrısında Bulundu" başlıklı haberinde, Başbakan Kostas Simitis'in, Rodos'ta Ano Kalamonas bölgesindeki Yüzbaşı Nikolaos Belubasi kışlasında askerlere hitaben yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorunu ve Kleridis-Denktaş görüşmelerine değinerek, "Kıbrıs Türk toplumunun uluslararası hukuk ve BM kararlarıyla bağdaşmayan tutumunda ısrar ettiği için", bu görüşmelerden hiçbir sonuç çıkmadığını söylediği bildirilmektedir. Simitis'in, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği konusunda prosedürün bugüne kadar çok iyi işlediğini ifade ettiği ve Helsinki Zirvesi kararlarına göre, Kıbrıs'ın AB'ye üye olması için siyasi soruna bir çözüm bulunmasının şart olmadığını hatırlattığı kaydedilen haberde, "Türkiye'nin çıkardığı bütün sorunlara rağmen" Kıbrıs'ın AB'ye üye olacağını vurguladığı ve Türkiye-AB ve Türk-Yunan ilişkilerine de değindiği aktarılmaktadır. Haberde, Ankara'ya, AB'nin uyarılarına uyması çağrısında da bulunan Simitis'in, Atina'nın araştırma temasları çerçevesinde, Ankara'ya, Helsinki Kararlarına uymaya hazır olduklarını ve karşı tarafın da buna hazır olması gerektiğini göstermek istediğini sözlerine eklediği belirtilmektedir. 07/05/2002 14:00:36
|