|
13/05/2002
ANKARA, 13/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 10,11,12 Mayıs 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI: AP'nin (10/05) "Yunanistan ve İngiltere Savunma Bakanları Bir Araya Geldiler" başlıklı ve Audrey Woods imzalı haberinde, İngiltere Savunma Bakanı Geoffrey Hoon ile Yunanistan Savunma Bakanı Yannos Papandoniou'nun yaptıkları görüşme ele alınmakta, Hoon'un, "Tek tek her konuda uzlaşılamasa bile, İngiltere ile Yunanistan'ın karşılıklı çıkarlarına dayalı konular üzerinde ortak çalışabileceklerini ve halihazırda çalıştıkları pekçok konu bulunduğunu" dile getirdiğine işaret edilmektedir. Hoon'un, kendisi ve Papandoniou'nun "bu konulardan bazılarını" tartıştıklarını ve "bunları İngiltere ile Yunanistan'ın ortak çıkarlarını gerçekleştirmek üzere yakın işbirliğiyle birlikte çalışabilecekleri şekilde" ele aldıklarını belirttiği aktarılan haberde, Savunma Bakanı'nın, görüşmelerin detaylarıyla ilgili bilgi vermediği, ancak, Savunma Bakanlığı'ndan bir sözcünün, görüşmenin Avrupa savunmasıyla ilgili karşılıklı ilişkiler konusunda olduğunu belirttiği aktarılmaktadır. AB üyesi olmayan Türkiye'ye, birliğin savunmasında söz hakkı tanınması yönünde getirilecek olan teklifin, Yunanistan'ı sıkıntıya soktuğu ve Yunanistan ile Türkiye'nin, 1974 yılından bu yana Ege Denizi sorunları nedeniyle üç kere savaşın eşiğine geldiği belirtilen haberde, Papandoniou'nun, NATO'ya Yunanistan'ın 60 bin kişilik güçlü AB Acil Müdahale Gücü'nün faaliyete geçmesine izin vermek üzere Türkiye konusunu görüşmeye istekli olduğunu, ancak, İngiltere'nin, Türkiye ve ABD tarafından getirilen bir öneriyi kabul etmeyeceğini bildirdiği aktarılmaktadır. Yunanistan'ın, Türkiye'ye, barış gücü ve insani görevler için planlanan güç içerisinde söz hakkı sağlayan her teklifi veto edeceğini söylediği, NATO üyesi Türkiye'nin de, Ankara'nın nasıl kullanılacakları üzerinde söz hakkı olmaması halinde, NATO imkanlarının AB gücü tarafından kullanılmasını engelleyeceğini ifade ettiği hatırlatılan haberde, uzlaşmazlığa çözüm getirmek için İngiltere, Türkiye ve ABD tarafından önerilen anlaşmaya göre, AB'nin, operasyonlar için NATO'nun olanaklarından faydalanılırken, Türkiye'ye çıkar alanına etki edeceğine inandığı operasyonları engelleme hakkı tanıdığına işaret edilmektedir. ALMANYA BASINI: Junge Welt gazetesinin (10/05) "AB'nin Aldığı Onur Kırıcı Karar" başlıklı ve Peter Nowak imzalı Internet'ten sağlanan yazısında, AB'nin PKK'yı terör listesine alması kararının Kürtleri olumsuz etkilediği ifade edilmekte, Berlin Parlamentosu'nun Kürt üyeleri olan Evrim Baba ve Giyasettin Sayan'ın düzenledikleri basın toplantısında, alınan bu kararın, Berlin'de yaşayan binlerce Kürt için onur kırıcı olduğunu belirttikleri ve kararın, AB tarafından alınmasının da çok önemli olduğunu dile getirdikleri aktarılmaktadır. Birçok insan hakları örgütünün de AB'nin, PKK'yı terörist listesine geçirme kararını kınadığı belirtilen haberde, bunun, “Türk generallerine verilen bir hediye” ve “AB ülkeleri yönetimlerinin, Türkiye'nin izlediği insan haklarını zedeleme politikasına aslında sözde karşı koymasına rağmen bu duruma göz yumduğunun bir sinyali olduğu” iddia edilmektedir. “Kapatılma cezası ile karşı karşıya kalan HADEP gibi yasal demokratik organizasyonların da AB'nin bu kararı yüzünden zor durumda kaldığı” ifade edilen haberde, “Kürtler, PKK'nin özellikle şu sıralar terör listesine alınmasından da çok endişeli. Organizasyon, Türkiye'ye karşı 15 yıl sürdürdüğü silahlı mücadelesini tek taraflı bir ateşkes ile noktalamıştı. PKK, Türkiye'nin AB'ye üye olmasını herkesten daha çok istedi. Ancak Türk hükümeti Kürtlere hiç bir zaman anlayış göstermedi. Tam tersi bir tutum izledi: Barış isteklerini dile getirmek için Türk adaletine teslim olan Kürt siyasi sürgünler tutuklanarak uzun yıllar hapis cezasına çarptırıldı” denilmektedir. AZERBAYCAN BASINI: EKO gazetesinin (10/05) "AB'nin Türkiye'ye Baskı Yapmaya Hakkı Var mı?" başlıklı haberinde, RİA Orenda Ajansı'ndan yayımlanan haberlere göre, İsviçre'deki sol parti milletvekili Ionas Sestedt'in, Ermenistan Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği'nin Ermenistan'a uyguladığı ablukayı kaldırması için Türkiye'ye baskı yapmakta haklı olduğunu belirttiği bildirilmektedir. Sestedt'in, "Eğer Türkiye AB'ye üye olmak istiyorsa ülkede yaşayan Hıristiyan azınlıkların haklarına saygı göstermeli ve tarihi gerçekleri kabul etmelidir... Bu konu, Türkiye ile AB arasındaki üyelik görüşmelerinde temel şart olarak konmalıdır. Azınlıkların dil, kültür v.s. gibi insan haklarına saygı duymayan bu ülkenin Avrupa Birliği'ne üye olması söz konusu değildir" şeklindeki sözlerine yer verilen haberde, Sestedt'in, ayrıca, İsviçre sol partisinin "1915 sözde Ermeni soykırımı"nın İsviçre Parlamentosu'nda olduğu gibi Avrupa Parlamentosu'nda da kabul edilmesi için çalışmalar yaptığını ifade ettiği aktarılmaktadır. FRANSA BASINI: AFP'nin (12/05) "Ankara, AB'ye Üyeliğinin Kıbrıs Konusuyla Paralel Bir Şekilde İlerlemesini Bekliyor" başlıklı ve Florence Biedermann imzalı haberinde, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın 14-16 Mayıs tarihlerinde Kıbrıs adasına yapacağı ziyaretin önemi dile getirilmekte, Annan'ın her iki tarafa da çözüm yönünde baskı yapacağı ileri sürülmektedir. Müzakerelere yakın bir kaynağa göre Türkiye'nin, Kıbrıs'ın yeniden birleştirilmesini hedef alan görüşmelerde ilerleme sağlanmasını kendisinin AB üyeliğinde ilerleme sağlanmasına bağladığı ifade edilen haberde, aynı kaynağın, "Türkiye Dışişleri Bakanı İsmail Cem, mart ayında Brüksel'e yaptığı ziyaret sırasında bu bağlantıyı zaten kurmuştu" dediğine dikkat çekilmektedir. “İnsan haklarına ve demokrasiye saygı konularındaki siyasi kriterleri yerine getirmek zorunda olduğu için Türkiye'nin, 13 aday ülke arasında üyelik müzakerelerini başlatamayan tek aday ülke” olduğu belirtilen haberde, Ankara'nın, kendisine özgü "ulusal programını", “gerçekleştirilecek reformlar için tespit edilen bir takvimle izah ettiği, ancak kısa vadeli hiçbir hedefe zamanında ulaşamadığı ve katı anayasayı yumuşatmayı hedef alan bir dizi reformun da AB tarafından yetersiz görüldüğü”, ancak, Bakan Cem'in, aylardan beri üyelik müzakerelerinin başlatılması için bir tarih tespit edilmesinde ısrar ettiğine dikkat çekilmektedir. Yorumculara göre, Avrupa'ya şüpheci yaklaşan ve aralarında “aşırı milliyetçiler ile kuvvetli ordunun” en azından bir kısmının bulunduğu kuvvetli direnişçilere karşı koyan Türkiye'deki Avrupa yanlısı çevrelerin, bir tarih belirlenmesinin teşvik niteliği taşıyacağını, yoksa bu sürecin ebediyen silinebileceğini düşündükleri ifade edilen haberde, Avrupa işlerinden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın yaptığı açıklamada, "Siyasi kriterlerle ilgili yerine getirme sözü verdiğimiz şeyler karşısında her zaman saçma bir direniş ve kör bir kafa tutma ile karşılaşıyoruz" dediğine işaret edilmektedir. Haberde, Kıbrıs'ı resmen "milli bir dava" olarak kabul eden Türkiye'nin, yıllardan beri bir konfederasyon bünyesinde iki devletin mevcudiyetini isterken, AB ve Rumların iki toplumlu ve iki bölgeli bir federasyon arzu ettikleri belirtilmekte, müzakerelerin, 25 yıl süren bu çıkmazdan kurtulmayı hedeflediği, Türkiye'nin, bölünmüşlüğüne bir çözüm bulunmaksızın Adanın AB'ye alınması halinde Kuzeyi ilhak edebileceğini söyleyerek kendisinin AB'ye üyeliğini tehlikeye attığı ileri sürülmektedir. AFP'nin (10/05) "Avrupa Parlamentosu Başkanı, Kıbrıslıların 'Tek Bir Fırsata' Sahip Olduklarını Söyledi" başlıklı haberinde, Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox'un AB'ye aday ülkelere yaptığı ziyaret çerçevesinde, Ocak ayında başlatılan adanın yeniden birleşmesi konusundaki görüşmelerin durumu hakkında bilgi almak amacıyla üç günlük bir ziyaret için geldiği Kıbrıs'taki temaslarına yer verilmektedir. Kıbrıs Rum Lideri Glafkos Klerides'in ardından Kıbrıslı Türk lideri Rauf Denktaş ile görüşen Cox'un yaptığı açıklamada, Kıbrıslı Rum ve Türk tarafları, Avrupa Birliği üyeliğine olanak sağlamak amacıyla adanın bölünmüşlük sorununun çözümlenmesi yönünde teşvik ettiği ve BM himayesinde yapılan görüşmelerle "yetinmenin" gerekliliği konusunda kendilerini ikna etmek istediğini belirttiği bildirilen haberde, Cox'un, Parlamento Başkanı Demetris Christofias ile görüşmesi sonrasında yaptığı açıklamada da, "İki taraf, 'tek bir fırsat olduğunu' göz önünde bulundurmalıdır" dediğine işaret edilmektedir. İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (12/05) "Türkiye Bu Hafta, IMF ve Kıbrıs Sınavlarıyla Karşı Karşıya" başlıklı ve Steve Bryant imzalı haberinde, IMF'den ve BM'den üst düzey yetkililerin bu hafta yapacakları ziyaretlerin, dikkatleri Türkiye'nin ekonomik canlanma ve AB üyeliği gibi iki önemli projesine çektiği bildirilmektedir. Çarşamba günü bir IMF heyetinin, 16 milyar dolarlık ekonomik canlanma paketi içinde yer alan 1.1 milyar dolar tutarındaki bir sonraki kredi diliminin serbest bırakılması için Türkiye'nin üstüne düşenleri yapıp yapmadığını görmek amacıyla iki hafta sürecek Türkiye ziyaretine başlayacağı belirtilen haberde, ikinci önemli ziyaretin de, Türkiye'ye uğramamakla beraber, 14-16 Mayıs tarihleri arasında Kıbrıs'a bir gezi yapacak olan BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ziyareti olacağı kaydedilmekte ve söz konusu gezinin, Türkiye'nin AB'ye katılma umutlarının önündeki en büyük engeli yeniden gündeme getireceğine işaret edilmektedir. Ankara tarafından desteklenen ve “tek taraflı olarak ilan edilen” KKTC'nin, uluslararası alanda tanınan Lefkoşa hükümetine karşı bağımsızlığını ileri sürmeye devam ettiği müddetçe Türkiye'nin AB'ye üye olması konusunda Yunanistan'ın muhalefetini aşma şansı bulunmadığı ileri sürülen haberde, Türkiye'nin AB'ye, Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi için Annan'ın çabalarını destekleyeceğine dair söz verdiği, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği konusunda aralık ayında bir karar alınmasının beklendiği, bu durumun, bir çözüme ulaşılması meselesine ivedilik kazandırdığı ifade edilmektedir. Annan'ın ziyareti ve AB'nin ufukta beliren genişleme planlarının, Türkiye'nin üç partili koalisyonundaki “fay hatlarını”da meydana çıkarttığı ve hükümet üyeleri arasında AB'ye üyelikle ilgili görüş ayrılıklarının olduğu iddia edilen haberde, yetkililerin konuyla ilgili açıklamalarına da yer verilmektedir. Reuter'in (10/05) "Avrupa Milletvekilleri Türkiye'den Kürt Partisini Kapatmamasını İstediler" başlıklı ve Ayla Jean Yackley imzalı bir diğer haberinde, Avrupa Parlamentosu'ndan milletvekillerinin Ankara'dan, Türkiye'nin tek yasal Kürt partisini kapatarak, Brüksel'in Kürt ayrılıkçıları "terörist" gruplar listesine ekleme kararını suiistimal etmemesini istedikleri bildirilmektedir. Halkın Demokrasi Partisi'nin (HADEP), Türkiye'nin güneydoğusunda bir Kürt devleti kurmak için 17 yıldır silahlı mücadele yürüten Kürdistan İşçi Partisi (PKK) asileriyle bağlantısı olduğu iddiasıyla kapatılmayla karşı karşıya olduğu ileri sürülen haberde, Avrupa Birliği'nin, PKK'yı 11 Eylül'de ABD'ye yapılan saldırılardan sonra hazırlanan "terörist" örgütler listesine eklediği hatırlatılmaktadır. Avrupa Parlamentosu'nun HADEP davasıyla ilgilenen heyetinin başkanı Joost Lagendijik'in, "Türk yetkililerden gerçekten, yasal örgütleri bastırmak için PKK'nın artık terörist listesinde olduğu gerçeğini suiistimal etmemelerini istiyoruz" şeklindeki sözlerine yer verilen haberde, ayrıca, "Eğer HADEP kapatılırsa bu, AB ile Türkiye ilişkilerinde ciddi bir gerileme olacak" dediğine dikkat çekilmektedir. AB'nin, Ankara'dan değişik olaylarla dolu insan hakları sicilini geliştirmesini ve “12 milyon” Kürdüne dil ve kültürel haklar verilmesi gibi sivil özgürlükleri genişletmesini beklediği vurgulanan haberde, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin geçen ay, 1993'de devletin bütünlüğünü tehdit ettiği gerekçesiyle HADEP'in selefi Halkın Emek Partisi'ni (HEP) kapattığı için Türkiye'yi mahkum ettiği” hatırlatılmakta ve Mahkemenin, Türkiye'nin kararının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni ihlal ettiğini söylediği ve HEP yetkililerinin uğradığı zararların tazmin edilmesini istediği de kaydedilmektedir. Aynı konu, AFP'nin (10/05) "AB, Kürt Yanlısı HADEP'in Kapatılması Konusunda Türkiye'yi İkaz Etti" başlıklı haberinde de ele alınmaktadır YUNANİSTAN BASINI: To Vima gazetesinde (11/05) "Tzohatzopoulos ve Derviş, Papandreu ile Cem'in İzinde İlerliyorlar" başlığı ve A. Hristodoulakis imzasıyla yayımlanan haberde, Kalkınma Bakanı Tzohatzopoulos ile Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş arasında, nisan ayında Selanik'te gerçekleştirilen sade bir nezaket görüşmesinin ardından, iki ülke arasında enerji ve ekonomi alanlarında işbirliği yapılması yönünde büyük hareketlenmelerin baş göstermesinin, dışişleri bakanları Yorgo Papandreu-İsmail Cem arasındaki ilişkiye benzer bir ilişkinin Tzohatzopoulos ile Türk ekonomisinin "çarı" Kemal Derviş arasında da gelişmeye başladığını gösterdiği ifade edilmektedir. İki bakanın görüşmesinin sıcak bir ortamda geçtiği belirtilen haberde, böylece enerji alanında iki ülke arasında işbirliğinin gelişmesi yönünde temelin de atılmış olduğu kaydedilmektedir. Yunanistan'ın, Orta Asya ülkelerinden, yani İran, Türkmenistan ve Azerbaycan'dan doğalgaz almak için Doğuya açılmak istediği, bunun gerçekleşmesi için de Türkiye ile işbirliği yapmasının şart olduğunu bildiğine işaret edilen haberde, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Yunan Kalkınma Bakanı'nın hedefi, Doğudan Avrupa'ya doğalgaz sevkıyatında, Yunanistan ile Türkiye'nin birer önemli kavşak oluşturmalarıdır. Yunan Kalkınma Bakanı, Türkiye-Yunanistan üzerinden doğalgazın, ya deniz altında yapılacak boru hattı ile İtalya'ya ve oradan Avrupa ülkelerine sevk edilebileceğini ya da Üsküp-Yugoslavya-Bosna-Hırvatistan-Slovenya-İtalya yoluya Avrupa ülkelerin sağlanabileceğini düşünüyor. Türkiye ise böyle bir gelişmenin kaydedilmesini çok istiyor. Türkiye'nin Doğuda sözünü ettiğimiz ülkelerle ilişkileri çok iyidir. Dolayısıyla, Türkiye enerji alanında AB ile bütünleşmeyi ümit ediyor. Bunun gerçekleşmesi için Atina'dan faydalanmanın şart olduğunun farkında. Bu arada, Yunanistan'ın hem AB üyesi, hem de NATO üyesi bir ülke olmasının da ayrı bir anlamı vardır. İki bakan da çıkarlarının ortak olduğunun farkındalar. Bu arada, Türk toprakları içinde yapılacak boru hattı için gerekli finansmanın AB tarafından sağlanması yolunda, Yunan Kalkınma Bakanı'nın girişimlerde bulunması, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Derviş tarafından memnuniyetle karşılandı.” Ependitis gazetesinin (11/05) "Şeytan Üçgeni: Avrupa Ordusu, Kıbrıs ve Türk-Yunan İlişkileri" başlıklı ve Lambros Kalaritis imzalı haberinde, Savunma Bakanı Papandoniou'nun Londra turunun, Avrupa ordusuna ilişkin herhangi bir sonuç alınamadan sona erdiği, İngiliz yetkililerin Yunanistan'ın "Ankara metnini" kabul etmesi yönünde Papandoniou'ya baskı yaptıkları, ancak Papandoniou'nun, "Ankara metninin" Yunanistan tarafından kabul edilemeyeceğini söylediği aktarılmaktadır. Papandoniou'nun buna rağmen İngiliz yetkililerle yaptığı temaslardan sonra gazetecilere yaptığı açıklamalarda, İngiliz meslektaşı Goeffrey Hoon'un Avrupa ordusu konusunda ilgili taraflar arasında uzlaşma sağlanması yolunda çaba harcayacağını söylemesinin, "Ankara metninde" Yunanistan için olumlu sayılabilecek değişikliklerin yapılması ümidinin olduğunu gösterdiği ifade edilen haberde, “Şu bir gerçek ki, Kıbrıs'ın AB üyeliği için karar alma zamanı geldiğinde, Avrupa ordusu ve Kıbrıs sorunu konusunda uzlaşma sağlanmamışsa, Kıbrıs'ın AB üyeliği karşılığında diğer iki konuda (Avrupa ordusu, Kıbrıs sorunu) Yunanistan'ın benimsemediği çözümleri kabul etmesi için hükümet yoğun baskı altında kalabilir. Dışişleri Bakanı Papandreu'nun Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin karar alma zamanı geldiğinde bir dizi sorunun çıkabileceğini, ancak bunların aşılacağını söylemesi tesadüf değildir. Önemli olan ödeyeceğimiz bedelin ne olacağıdır” denilmektedir. Haberde, ayrıca, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak olan AB Zirvesi'nde, Türkiye'nin AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması talebinde bulunması durumunda, Yunan hükümetinin bu konuda takınacağı tavrın merak konusu olduğu belirtilmektedir. 13/05/2002 14:31:17
|