14/05/2002     

 

            ANKARA, 14/05(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  13 Mayıs 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Rundschau gazetesinin (13/05) "'Amber Fox'  Tehlikede... Atina Değişimi Engelliyor" başlıklı ve Martin  Winter imzalı yorumunda, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası  (AGSP)'nin, askeri ve siyasi açıdan uygun bir proje ile bu yıl  içerisinde uygulanabilirliğini göstermek istediği, ancak, buna  Yunanlar ve Türkler arasındaki "derin güvensizliğin" engel  olduğu ileri sürülmektedir. 20 Mayıs'ta İzlanda'nın Reykjavik  kentinde başlayacak olan NATO Dışişleri Bakanları İlkbahar  Toplantıları çerçevesinde, bu sorunun çözülmeye çalışılacağı  ifade edilmekte, ancak Brükselli diplomatlar arasındaki  iyimserlerin bile kötümser tahminlerde bulundukları  belirtilmektedir. Haziran sonuna kadar AB ve NATO arasında  işbirliği ve güvenlik için çok sayıda düzenleme yapılamaz ise  Avrupa Birliği'nin, planlandığı gibi, Makedonya'daki askeri  misyonu Kuzey Atlantik Paktı'ndan devralmasının söz konusu  olamayacağı ifade edilen yorumda, şöyle denilmektedir: "'Amber  Fox' adı altında Makedonya'da yürütülen görevin devralınabilmesi  için, Avrupalıların NATO'nun planlama ve alt yapı yeteneklerine  güvenli bir şekilde ulaşmaları gerekli ve bu konuda istekliler.  Sonuç olarak Avrupa'da 'ikili bir yapı' oluşması istenmiyor,  ancak bunun için, NATO üyesi olan, fakat AB'de bulunmayan  Türkiye, Yunanistan dışındaki tüm AB üyelerinin ödemeye hazır  oldukları bir bedel istiyor; Türkiye'nin jeostratejik ve siyasi çıkarlarını etkileyebilecek olan görevlerin planlama, karar  alma ve gerçekleştirme aşamalarında Ankara'nın fiilen tam  yetkiyle yer alması ve bu çıkarlar da Yunanistan ile olan  sınır anlaşmazlıklarından Balkanlar'a kadar uzanıyor.

            Güç ve etki oyununda, Ankara ve Atina'nın birbirlerine  karşı güçlü konumları var. NATO içerisinde her kararın oybirliği  ile alınması gerektiğinden Türkiye, veto hakkından yararlanıyor.  AB içinde de, yine oybirliği ile gerçekleştirilmesi gereken  Doğu'ya doğru genişleme söz konusu olduğu için diğer AB  devletleri Yunanlıların kollarını fazla bükmek istemiyorlar.  AB'nin Dış Politika Sorumlusu Javier Solana'nın kısa bir süre  önce Atina'ya yaptığı ziyaret, siyasi olarak bir "hiç"le  sonuçlandı. Yunan muhalefetinin, Türkiye ile altı ay önce  müzakere edilen anlaşmaya karşı oluşunun, onurlarının  kırılmasından çok, İngilizlerin idaresinde yapılan görüşmelere kendilerinin dahil edilmeyişlerinin neden olduğu da yavaş  yavaş Brüksel'deki diplomatlar tarafından algılanmaya başlandı.  AB'nin geri kalan üyelerinin aksine, Yunanistan söz konusu  belgenin Türkiye'ye, AB'nin işlerine gereksiz etkide bulunma  hakkı verdiğine inanıyor. Bu nedenle Yunanistan yeni müzakereler  talep ediyor, Türkiye ise kabul etmiyor. Diğer Avrupa  ülkelerinin, Yunanistan'ın endişelerini bir 'Ek Mektup'ta  toplama önerileri Atina tarafından şimdiye kadar geri çevrildi.

            Bu nedenle Makedonya projesi AB açısından en azından bu  yıl için çökmenin eşiğinde. Eğer Yunan-Türk düğümleri haziran  sonuna kadar çözülemez ise, askerlerin değerlendirmelerine  göre operasyonun AB'nin ellerine bırakılması için zaman çok  sınırlı olacak ve 'Amber Fox 2003'ün olup olmayacağını ise  kimse bilmiyor. Sonbaharda seçimler var ve NATO tarafından  iç savaştan kurtarılan Makedonya'da barış gücüne gerek  duyulmayabileceği de düşünülüyor."

            Die Tageszeitung'un (13/05) "Batı'ya Giden Uzun Yol"  başlıklı ve Jürgen Gottschlich imzalı yorumunda, Paris'teki  Saint Lazare metrosunun zemininde yayımlanan Genelkurmay Başkanı  Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun da fotoğrafının yer aldığı haritaya  duyulan tepkilerden söz edilmekte, bu bağlamda, "Batı karar  vermek zorunda: Türkiye'yi gerçekten almak istiyor mu?"  sorusunun yanıtı aranmaktadır. "Sınır Tanımayan Gazeteciler"  örgütünün, "sansür ve gazetecilerin özgürlüğünün kısıtlanmasından  sorumlu oldukları iddiasıyla" Saddam Hüseyin ve Kabila Junior'la  birlikte Kıvrıkoğlu'nun resmine de yer verdiği belirtilen  yorumda, Türk yetkililerin Fransız askerlerinden, Kıvrıkoğlu'na  yönelik söz konusu hareketi yasaklamalarını beklemelerinin,  "düşünce özgürlüğüyle bağdaşmadığı" iddia edilmektedir.

            Türk basınının başlık olarak kullandığı "Fransa Krizi"nin,  AB adayı Türkiye'nin, girmek için çaba gösterdiği kulüp ile  olan ilişkisini gösterdiği belirtilen yorumda, Türkiye'nin  yıllarca bekledikten sonra nihayet adaylık statüsünü elde  ettiği 1999'dan bu yana "Anayasanın değiştirildiği, Milli  Güvenlik Kurulu'nun bir istişare kurulu konumuna indirgendiği",  ancak, anayasada yapılan değişikliklerin yetersiz olduğu  belirtilmekte, özellikle "işkence" sorununun gündemdeki yerini  koruduğuna dikkat çekilmektedir. İki hafta önce, Avrupa Konseyi  İşkenceyi Önleme Komitesi'nin sunduğu raporda, "Hafif ilerlemeler  var, fakat bazı polis karakollarında tutuklulara hala kötü  muamele yapılıyor. Gerçekten de işkence azaldı, fakat yeni  kanunlar nedeniyle değil, siyasi şiddette gerileme olduğu için" denildiğine işaret edilen yorumda, işkencenin dışlanmasının bir  toplumsal bilinç meselesi olduğu vurgulanmakta ve şöyle  denilmektedir:          

            "AB'nin Türkiye ile ilişkisinde en önemli mesele, demokratik  bir bilinç sürecinin dışarıdan hızlandırılıp hızlandırılamayacağı  ve bunun nasıl yapılacağıdır. Buna ilişkin başarılı bir örnek, Almanya'dır. Fakat, 1945'den sonra Batı'ya uyumun şartı,  'vermeye değer' sloganıyla para ve Batılı müttefiklerin,  Almanya'nın aynı gemide olmasını kendi çıkarlarını görmeleriydi.  Bonn her zaman, batılılaşmanın istendiğinden emindi. Her iki  şart da Türkiye için çok az geçerli. Para gelmiyor ve Türkiye'yi  AB'ye almak isteyip istemediklerine ilişkin sinyal de çelişkili.  Önce Osmanlı İmparatorluğu, sonra da Cumhuriyet dönemindeki  elit tabakanın neredeyse 200 yıldır takip ettiği Avrupa projesi,  tam da şimdi, somut hale geldiği anda, temelden şüpheli hale  getiriliyor. Derin endişeye kapılmış ve eleştiriyi kabullenmekten  uzak bir toplum, Kıvrıkoğlu örneğinde olduğu gibi, kendini AB  tarafından teşhir edilmiş görüyor ve paranoyakça bir tepki  veriyor. AB-Türkiye ilişkisi bu yıl belirleyici bir noktada.  Açık eleştiri doğru ve önemlidir, fakat yeterli değildir. AB,  Türkiye'yi gerçekten isteyip istemediğini göstermelidir. Bu da  sadece, katılım müzakereleri için bir tarih vermekle ve gerçek yatırımlarla olur. Şimdiye dek AB, Türkiye'deki elit tabaka ve  halk için boş bir vaat olmuştur."

            FRANSA BASINI:

            AFP'nin (13/05) "AB-NATO İlişkileri: Onbeşler, Seville  Zirvesi'nden Önce Anlaşmaya Varmak İstiyorlar" başlıklı  haberinde, İspanya Savunma Bakanı Federico Trillo'nun basına  yaptığı açıklamaya göre, Brüksel'de toplanan AB savunma  bakanlarının, 21-22 Haziran'da Seville'de yapacakları zirvede,  AB-NATO ilişkileri konusunda tam bir anlaşmaya varmak istedikleri  ifade edilmektedir. Türkiye ve Yunanistan arasındaki görüş  ayrılıkları nedeniyle Atina'nın, NATO ile Avrupa savunması  arasındaki ilişkileri düzenleyecek bir anlaşma imzalanmasını  aylardır bloke ettiğine işaret edilen haberde, Federico  Trillo'nun açıklamasında, "Bu konuda büyük ilerleme kaydedildi.  Zaten, 2 Mayıs'tan bu yana, AB'nin 15 üyesinden 14'ü anlaşmaya  varmış durumda. Bizim arzumuz, Seville Zirvesi'nden önce 15  üyenin de anlaşmış olabilmesidir" dediği aktarılmaktadır.

            RUSYA BASINI:     

            Nezavisimaya gazetesinin (13/05) "BDT Mekanında Türkler...  Bab-ı Ali Yeniden Jeopolitik Arenaya Çıkmaya Çabalıyor" başlıklı  ve Natalya Ayrapetova imzalı haberinde, Türkiye'nin, Rusya gibi  Asya'yı Avrupa ile birleştiren yol kavşağında bulunduğu, yeni  yüzyılda "ebedi rakibi" olan Rusya'ya oranla bu yol kavşağından  yeterince yararlandığı ifade edilmekte, Türk-Rus ilişkilerinin  tarihi geçmişinden söz edilmektedir. Türkiye'nin, daha önceleri  inşaat alanında yaptığı çalışmaların yanı sıra Rusya'daki turizm  alanını da giderek eline geçirdiği ileri sürülen haberde, 50  yıldır NATO üyesi olmasına rağmen, Avrupalı ortakları tarafından  Ermeni soykırımından dolayı suçlandıkları veya Ankara'nın  hedeflerine ulaşmasına engel olunduğu zaman "saldırgan"  davrandığı kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, şu ifadelere de  yer verilmektedir: "Bugün, 'insan hakları ihlali' konusundaki  tüm şikayetleri bir tek Rusya dinlemek zorunda kaldı. Bu arada  Türkiye, Rusya ve eski SSCB mekanında aktif olarak yayılmaktadır.  Başarılı bir şekilde yapılan jeopolitik, insani ve demografik yayılmacılıklar saygıya ve incelenmeye değerdir. Gerçi yine  tarihi uçurumun kenarında bulunan Rusya'nın herhangi bir şey  öğrenmesi için artık çok geç. Türkiye ise geçirdiği birçok  yenilgiden sonra yeniden tarihi ve jeopolitik zaferi elde  etmek zorundadır. Bu nedenle biz, bugün, Bab-ı Ali'nin hızla  yeniden doğuşuna ve bu doğuşun beraberinde getireceği  jeopolitik sonuçların belirmesine tanık oluyoruz."

            YUNANİSTAN BASINI:

            To Vima gazetesinde (13/05) "Kemal Derviş: Türkiye'nin AB  Üyeliğinden Yunanistan Faydalanacaktır" başlığı ile Alkis  Kurkulas'ın Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş ile  yaptığı mülakata yer verilmektedir. Bakan Kemal Derviş'in,  Türk ekonomisindeki sorunun "siyasi" bir sorun olduğuna  inandığını, çünkü ülkenin istikrarlı bir ekonomiye kavuşmasının,  siyaset dünyasının şart olan adımları atıp atmamasına bağlı  olduğunu belirttiği aktarılan mülakatta, ayrıca, "En kötü günler  geride kaldı. Enflasyon düşüyor, kalkınma hızımız artıyor,  ödemeler dengesi iyi yolda. Merkez Bankasının rezervleri her  geçen gün artıyor. Biliyorsunuz büyük bir darbe aldık, büyük  bir kriz yaşadık, birçok insan işini kaybetti, birçok insan  çok zor bir yıl yaşadı. Artık ekonomimiz olumlu yönde gelişiyor.  Ancak, bu olumlu gelişmeyi henüz toplum hissetmiş değildir"  dediği kaydedilmektedir. Bakan Derviş'in, AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinin de Türkiye için yararlı olacağını düşündüğü  vurgulanan mülakatta, AB-Türkiye ilişkilerinin gelişmesinde,  Türk-Yunan işbirliğinin de etkili olacağını söyleyen Bakan'ın,  aynı zamanda  Türk ekonomisinin düzlüğe çıkmasının Yunanistan'ın  da çıkarına olduğuna candan inandığını belirterek, "Yunanistan  ve Türkiye iyi komşuluk ilişkilerini geliştirmekle büyük çıkar  sağlayacaklardır. Balkanlar'da ve Karadeniz bölgesinde önemli  rol üstlenebilecek iki ülkeyiz. İşbirliğimiz ne kadar gelişirse,  bu, Türk ve Yunan ekonomisi için o kadar iyi olacaktır" dediği aktarılmaktadır.

           

            Elefterotipia gazetesinin (13/05) "Yunanistan'dan İki  Hayır" başlıklı ve Tasos Pappas imzalı yorumunda, Yunanistan  hükümetinin, kamuoyuna güçlü olduğunu gösterme çabası  çerçevesinde dış politika konularından faydalanmaya çalışacağı,  ülke güvenliği ve istikrarını bugünkü hükümetin sağlayabileceği  konusunda, PASOK seçmenini ikna etmek amacıyla Avrupa ordusu  ile Kıbrıs'ın AB üyeliği konularından faydalanacağı ifade  edilmektedir. Son dönemde Avrupalı ortakların Yunanistan'a  baskı uygulamak amacıyla, Avrupa ordusu ile Kıbrıs konularını  birleştirme yönünde bir eğilim gösterdikleri yolunda çıkan  haberlerin, hükümetin kaygılanmasına yol açtığı belirtilen  yorumda, konuyla ilgili eleştirilerden söz edilmekte, hükümetin  takındığı tavrın, "1) Bu konulara ilişkin ortam Yunanistan için  geçekten çok mu olumsuzdur, yoksa hükümet, içte siyasi kazanç  elde etmek amacıyla mı ortamın olumsuz olduğu izlenimini  yaratıyor? 2)Başbakan Simitis, bilinen tezi, 'içte siyasi kazanç  elde etmek için Avrupalılarla sürtüşmeler yapılmamalı' ilkesinden  vaz mı geçti? Acaba hükümetin siyasi gidişatı iyi olamamasından  dolayı, Başbakan bir kahraman gibi ayrılmak amacıyla mı böyle  bir ortam oluşturuyor? 3)Yıllardır 'dürüst bir uzlaşma için  diyalog' ilkesi çerçevesinde hareket eden Dışişleri Bakanı  Yorgo Papandreu bütün bunlara ne diyor?" şeklindeki soruları  gündeme getirdiği belirtilmektedir.

           

           

14/05/2002   14:34:57

             

 

             

ESKİ SAYILAR