|
10/06/2002
ANKARA, 10/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 7-8-9 Haziran 2002 tarihlerinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (09/06) "Türk Başbakan Yardımcısı, AB Reformları Konusunda Hükümetin Bölündüğünü Kabul Ediyor" başlıklı ve Ben Holland imzalı haberinde, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başlayabilmesi için yapması gereken reformları ele almak üzere parlamentoda grubu bulunan siyasi partilerin liderlerini bir araya getirdiği liderler zirvesinden söz edilmekte ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın konuyla ilgili açıklamalarına yer verilmektedir. Başbakan Yardımcısı Yılmaz'ın gazetecilere yaptığı açıklamada, hükümetin AB'nin talep ettiği idam cezasının kaldırılması ve Kürtlere daha fazla hak tanınması da dahil birçok reform konusunda bölündüğünü kabul ettiği, fakat hükümetin süreceğini umduğunu belirttiği aktarılan haberde, koalisyon hükümetinin büyük ortağı Milliyetçi Hareket Partisi'nin (MHP) ise, zirveyi, AB'nin taleplerine karşı olduklarını vurgulamak için kullandığı ifade edilmektedir. Haberde, Başbakan Bülent Ecevit ve Yılmaz'ın, Türkiye'nin AB'ye üye olma çabalarını, kritik öneme sahip reformları erteleyerek veya yapmayarak heba etmek pahasına koalisyon hükümetini ayakta tutmak gibi zor bir seçimle karşı karşıya kalmış göründükleri belirtilmekte, gelişmelerin, siyaset sahnesinin yenilenmesi için bir erken seçimi gündeme getireceği ileri sürülmektedir. ALMANYA BASINI: Financial Times Deutschland gazetesinin (07/06) "AB, Kıbrıs'ı Bölünmüş Haliyle Alacak" başlıklı ve Marina Zapf imzalı yazısında, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliği konusu ele alınırken, Kıbrıs'ın, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini muhtemelen bölünmüş ada olarak tamamlayacağı ifade edilmektedir. Lefkoşa'nın baş müzakerecisi Yorgo Vasiliu'nun yaptığı açıklamada, Kıbrıs Türklerinin çıkmaza giren Kıbrıs müzakerelerinde en erken ekim ayında tutum değişikliği göstereceklerini hesaba kattığı, adadaki Türk toplumunu da “gemiye almak” için, AB Komisyonu'nun, planlandığı gibi bu yılın sonunda aday ülkelere resmen "hoşgeldiniz" demeden önce, en geç ağustos ayında bir ilerleme kaydedilmesi gerektiğini dile getirdiği aktarılmaktadır. AB Komisyonu ve AB devletlerinin, Türkiye'nin baskı, hatta adanın kuzeyini ilhak etme tehditlerine rağmen, müzakerelerde başarı elde edilememesi durumunda da Kıbrıs'ı almak istedikleri, çünkü, Yunanistan'ın, Kıbrıs'ın bulunmadığı bir genişlemeyi engelleyeceği tehdidinin söz konusu olduğu belirtilen yazıda, eski Cumhurbaşkanının, ada cumhuriyetinin önümüzdeki salı günü Brüksel ile yapacağı müzakerelerde, 30 başlıktan 28'ini tamamlayacağını söyleyerek, Kıbrıs'ın, 2004 yılında katılıma hazırlılık konusunda aday ülkeler liginde ilk sıraya çıktığına işaret edilmektedir. AVUSTURYA BASINI: Wiener Zeitung'un (07/06) "En Büyük Aday Ülke Geçmişin Yaralarını Sarıyor" başlıklı ve Heike Hausensteiner imzalı yayımlanan yazısında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusu ele alınmakta, Türkiye'nin yıl sonuna kadar AB'den üyelik müzakerelerine başlama tarihi vermesini istediği belirtilmektedir. Türkiye'nin AB yolunun, birliğin geçmişindeki başka hiçbir aday ülkede olmadığı kadar zorlu olduğu ifade edilen yazıda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in parlamento partilerini davet ettiği "AB zirvesinin" önemi vurgulanmaktadır. Türkiye'de yapılan anketlere göre, yüzde 70-80'lik bir çoğunluğun AB üyeliğinden yana olduğuna değinilen yazıda, buna rağmen bazı kesimlerin ya bu konuda konuşmak istemedikleri, ya da gerçekten konuyu hala bilmedikleri belirtilmekte, ancak, aydınlar, gazeteciler ve akademisyenlerin, "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne gireceğinden" emin olduklarına dikkat çekilmektedir. AB'ye üyelik yolunda ilerlerken Türkiye'nin hala çözümlenememiş birçok konuyla karşı karşıya olduğu dile getirilen yazıda, ayrıca, “idam cezası, eski PKK lideri Öcalan'ın durumunun ne olacağı ve Kürtçe ders ve TV programlarının mümkün olup olmayacağı” şeklindeki üç konunun hala tartışıldığına dikkat çekilmektedir. Gerçekten de Türkiye için Avrupa yolunun başka hiçbir ülkede olmadığı kadar zorlu olduğu ifade edilen yazıda, Türkiye'nin ta 1987'de, yani Avusturya'dan da önce AB'ye üyelik başvurusunda bulunduğu hatırlatılmakta ve "AB, 1989'da başvuruyu geri çevirdi. Bundan on yıl sonra 1999 Aralık ayındaki Helsinki zirvesinde Türkiye'ye adaylık statüsü tanındı, ancak birlik hukukunun (acquis communitaire) kabul edilmesine ilişkin üyelik görüşmelerine başlanmadı. Buna karşın Türkiye, Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağının bulunduğu ülke ve NATO üyesi" denilmektedir. FRANSA BASINI: Dernieres Nouvelles D'alsace gazetesinin (08/06) "Ecevit Konusunda Artan Kaygı" başlıklı Internet'ten sağlanan haberinde, AB'nin Seville zirvesi öncesinde, AB'ye üyelik müzakerelerinin başlatılabilmesinin yolunu açacak reformlar konusundaki görüş ayrılıklarının ortaya konarak bir uzlaşıya varılması amacıyla Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından düzenlenen zirveye Başbakan Bülent Ecevit'in katılmadığı bildirilmektedir. Üç partiden oluşan koalisyon hükümetinde bu konuda derin görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı ileri sürülen haberde, ülkenin Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından desteklenen bir programla ciddi bir ekonomik krize karşı mücadele verdiği bir sırada, erken genel seçim olasılığının arttığına işaret edilmektedir. Le Monde gazetesinin (07/06) "Yunanistan'ın Ankara İle Yapılan Bir Anlaşmanın Önünü Tıkaması, Avrupa Savunmasını Yıpratıyor" başlıklı haberinde, Avrupa savunması konusunda Yunanistan'ın tavrı eleştirilmekte, Seville'de 21-22 Haziran tarihlerinde yapılacak AB Zirvesi'ne 15 günden az bir sürenin kaldığı bugünlerde, Yunanistan'ın Avrupalı ortaklarının, Costas Simitis hükümeti üzerindeki baskıları arttırdığı ifade edilmektedir. 2001 Aralık ayındaki Laeken Zirvesi'nden bu yana pek bir ilerleme kaydedilmediği, Atina'nın, Avrupa Birliği ile NATO arasındaki "daimi düzenlemelerin" sonuçlandırılmasının önünü tıkamaya devam ettiği vurgulanan haberde, konunun, Avrupa savunmasının gelişmesi için hayati önem arzettiğine dikkat çekilmektedir. En azından iki sebepten dolayı sonuca ulaşmanın aciliyet arz ettiği belirtilen haberde, savunma politikası konusunda temmuz ayından itibaren Birliğin dönem başkanlığını fiilen Yunanistan'ın üstlenmiş olacağı, esasen kendi sırası 2003 Ocak ayına denk geldiği, ancak Kopenhag'ın, savunma konusunda muafiyetten istifade ettiği, dolayısıyla tarafsız davranması zorlaşacağından Atina'nın, Ankara ile uzlaşmaya varmak için uygun bir konumda bulunmadığı kaydedilmektedir. Haberde, Yunanistan'ın, Londra ve Washington'un müzakeresini yaptığı "Ankara Metni"ne Atina'nın iki sebeple karşı çıktığı belirtilmekte ve şöyle denilmektedir: "Şekil açısından Atina, Avrupa Birliği tarafından müzakere edilmemiş bir oldu-bitti karşısında olduğunu düşünüyor. Konunun özü açısından ise Yunanistan, Ankara'nın kendi jeopolitik güvenlik çevresi olarak mütalaa ettiği bir yere Birlik'in harekat düzenlemek için NATO'nun imkanlarını kullanmak istemesi halinde, (NATO üyesi olan, ancak Birlik üyesi olmayan) Türkiye ile 'istişarelerde bulunulması' ilkesini kabul edemeyeceğinin altını çiziyor. Yunan diplomatlar, bunun üçüncü bir ülkeye Avrupa savunması konusunda veto hakkı verme anlamına geleceğini kaydediyorlar. Birçok diplomat ise 'Tüm bunlar Ankara Anlaşması'nın asabi bir şekilde okunmasından kaynaklanıyor. Zira Birlik'in, NATO'nun iki üyesini karşı karşıya bırakacak bir ihtilafa askeri müdahalede bulunabileceği nasıl düşünülebilir ki?' diyorlar. Seville'de hükümet ve devlet başkanları arasında bir karara varılamaması tahmininden hareketle bir fikir geliştirildi. Ankara Metni'nde değişiklik yapmaksızın, Avrupa güvenlik ve savunma politikasının genel ilkelerini bir beyanatta bir araya toplamak veya Yunanistan'ın çekincelerini dile getiren bir ilave yapmak." İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (08/06) "Türkiye Başbakan Yardımcısı: İnsan Hakları Reformlarını Engellemeyeceğiz" başlıklı ve Ralph Boulton imzalı haberinde, AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması için yapılması gereken, fakat bir türlü gerçekleştirilemeyen, aralarında idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe öğretim ve yayın yasağının hafifletilmesinin de bulunduğu reformlar konusunda düzenlenen liderler zirvesinden sonra gazetecilere bir açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin, AB'nin yolunu açacak olan ve kilit öneme sahip insan hakları reformlarını engellemeyeceğini belirttiği bildirilmekte, bunun da, koalisyon hükümetinin öteki ortaklarına önemli bir taviz olarak yorumlandığına işaret edilmektedir. İdam cezası ve Kürtçe öğretim ve yayın konusundaki reformların, Türkiye'nin, AB ile üyelik müzakerelerine başlayabilmesi için tutturması gereken kriterlerin bir parçası olduğu belirtilen haberde, Ankara'nın, bu alanda yapılacak ilerlemelerin siyasi ve ekonomik geleceği için esas olduğunu düşündüğü ifade edilmektedir. Koalisyonun diğer ortağı Anavatan Partisi'nin lideri Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ise, dünkü liderler zirvesinde muhalefet partilerinin reformlara destek verdiklerini belirttiği ve "Bugünkü toplantıda muhalefet partileri, bu konuya parlamentoda çözüm bulunması sürecine katılmaya hazır olduklarını açıkladılar. Eğer koalisyon ve muhalefet partileri bir uyumu başaramazlarsa, o zaman yeni bir hükümet meselesi kaçınılmaz olur. Fakat konunun ilk olarak parlamento çatısı altında ele alınması gerekir, ilk olarak yapılması gereken şey budur. AB konusu benim için bu hükümet kadar önemlidir" dediği aktarılmaktadır. YUNANİSTAN BASINI: Ta Nea gazetesinde (08/06) “Uzlaşmazlık” başlığı altında yayımlanan başmakalede, “Batı yanlısı ve ılımlı sayılan Mesut Yılmaz'ın sabit Türk tezlerinde ısrar ederek Yunanistan ve AB'yi tehdit etmesinin” gerek Yunanistan gerekse AB'yi kaygılandırdığı belirtilmekte, “Avrupa yanlısı olarak tanınan bir Türk siyaset adamı böyle düşünüyorsa, dış politikada rol oynayan aşırı milliyetçiler ve askeri çevrelerin neler düşündüğünü tahmin etmek zor olmasa gerek” denilmektedir. Türkiye için başlıca hedefin AB'ye yakınlaşmak olmasına rağmen, Türkiye'nin “uzlaşmaz” tutumundan da vazgeçmeye niyetli olmadığı ifade edilen haberde, Kıbrıs konusunda Türkiye'nin Ada'daki siyasi sorunun çözümlenmemesi durumunda bölgede gerginlik yaratacağı tehdidinde bulunurken, Türk-Yunan ilişkileri konusunda uzlaşmaz tutum takınarak Yunanistan için tarışma konusu olmayacak konuların masaya getirilmesini istediği aktarılmakta ve Türk yönetiminin bu şekilde davranmakla sadece Kıbrıs ve Türk-Yunan ilişkilerinde sorun yaratmadığı, aynı zamanda Türkiye'nin AB üyesi olma yolunu da kapattığı kaydedilmektedir. Kathimerini gazetesinde (08/06) "Türk Çelişkisi" başlığıyla yayımlanan başmakalede, Türkiye'nin AB'ye aday ülke ilan edilmesinin çelişkilerin de su yüzüne çıkmasına yol açtığı ifade edilmekte, Türk yönetiminin bir yandan AB'ye yakınlaşmak istediği, diğer yandan ise AB kriterlerini uyguladığı taktirde kendi kendini yok edeceğini düşündüğü belirtilmektedir. MGK ve Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer başkanlığında yapılan liderler zirvesinde Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesi kararı alınmasına rağmen bu yönde icraatlar konusunda şimdilik umutsuzluğun mevcut olduğu vurgulanan yazıda, dolayısıyla da AB'nin, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama tarihini belirlemekten kaçındığına işaret edilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin, AB ailesine katılmak için Avrupa'nın siyasi kültürünü benimsemesi gerekiği ifade edilmekte, bunun, pratikte Türkiye'nin bir anlamda Yunanistan'a yönelik yayılmacı politikasını tekrar gözden geçirmesi ve Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözümün bulunmasına katkıda bulunması anlamına geleceği belirtilmekte, Türkiye'nin ise, tam aksine davranarak Ege'de ihlallerde bulunmaları için Türk savaş uçaklarını gönderdiği ve Kıbrıs'ta Denktaş aracılığı ile iki devletin mevcudiyetinde ısrar ettiğine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin bu tutumuyla AB yolunu kendisine kapatma yolunda ilerlediği iddia edilen yazıda, Avrupalıların Yunanistan'ın hayati çıkarları ile ilgilenmediği, ancak hiçbir şekilde şiddete başvuran bir ülkeye de kapılarını açmaya niyetli olmadığı ifade edilmektedir. Yazıda, ayrıca, “Adadaki siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olmasından sonra Türkiye'nin nasıl bir tutum takınacağı Türkiye için büyük önem taşıyacaktır. Türk yönetimi gerginlik yaratarak, AB üyesi ülkelerin Kıbrıs gibi bir sorunu AB içine taşımaktan kaçınmalarını sağlayacağını düşünüyor. Bu aptalca bir düşüncedir ve Türkiye'nin AB mentalitesinden uzak olduğunu gösteriyor" denilmektedir.
ESKİ SAYILAR |