|
11/06/2002 ANKARA, 11/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 10 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ALMANYA BASINI: Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (10/06) "Ortak Hedef Avrupa" başlıklı ve Rainer Hermann imzalı yazısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in başkanlığında gerçekleştirilen liderler zirvesinde, TBMM'de temsil edilen parti liderlerinin, Türkiye'nin AB üyeliğini ortak hedefleri olarak tanımladıkları belirtilmekte, görüşmelerin yapıcı bir atmosferde gerçekleştiğini açıklayan Cumhurbaşkanlığı Sözcüsünün, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle mutabakatın sağlanması açısından, Meclis'in, anayasal ve diğer yasal değişiklikleri acilen gerçekleştirmesi konusunda görüş birliğine varıldığını belirttiğine işaret edilmektedir. AB yasalarıyla uyumun sağlanması için gerekli önlemlerin de derhal alınmasına başlanacağı ifade edilen yazıda, Cumhurbaşkanı Sezer'in, zirveyi, “reform isteği azalan Türk siyasetçilere yeniden canlılık kazandırmak için gerçekleştirdiği” belirtilmektedir.Türkiye'nin, katılım müzakerelerinin başlatılması için AB'nin somut bir tarih belirlemesini arzu ettiğine değinilen yazıda, zirveye hükümette temsil edilen MHP ve ANAP'ın liderleri ile İslamcı muhalefet partileri AK ve Saadet partilerinin liderlerinin katıldıkları, İslamcı liderler Erdoğan ve Kutan'ın, AB'ye üyelik koşullarını yerine getirmeye hazır olduklarını açıkladıkları aktarılmaktadır. Yazıda, “Türk askerlerinin, generallerin”, idamın kaldırılması ve Kürtçe eğitim konusunda taviz vermeye hazır olduklarına dair basında çıkan haberleri yalanladıkları, MHP'nin, “arkasına aldığı bu destekle, reformlar konusunda özüne ters düştüğü halde verdiği söze rağmen katılım müzakerelerinin başlatılması öncesinde, hükümet içinde alınması gereken önlemleri engellemeye devam ettiği”, hükümete bağlı olmayan 175 sivil toplum örgütünün, Türk siyasetçilerin, ülkenin AB'ye giden yolunda daha fazla zaman kaybetmemelerini talep ettiği şeklindeki gelişmelerden de söz edilmektedir. AVUSTURYA BASINI: Die Presse gazetesinin (10/06) "Stoiber Türkiye'nin AB'ye Girmesine ve Birliğin Aşırı Pahalılaşmasına Karşı" başlıklı ve Andreas Unterberger imzalı yazısında, Alman CDU/CSU'lu Başbakan adayı Edmund Stoiber'in hafta sonunda yapılan Ekonomik Araştırmalar Enstitüsü Cesifo ile Herbert Quandt Vakfı tarafından düzenlenen ve Doğu Avrupa'dan üst düzey politikacılar, Alman firmaların müdürleri, uluslararası uzmanlar ve gazetecilerin katıldığı "Munich Economic Summit"te yaptığı konuşmada, ağırlıklı olarak, Türkiye'nin AB'ye girmesine red cevabı ve AB'nin tarım ve yerel teşvikler konusunda önemli reformlar yapması konularına yer verdiği bildirilmektedir. Yazıda, Stoiber'in, Türkiye'nin AB ülkeleri tarafından desteklenen üyeliğine karşı, AB'nin Avrupa'nın coğrafi sınırlarını aşmaması gerektiği argümanını dile getirdiği ve "Bu sınırın Türk-Irak sınırına dayandığını sanmıyorum" dediği aktarılmaktadır. FRANSA BASINI: AFP'nin (10/06) "Atina'ya Göre, Avrupa Savunması Konusunda Bir Anlaşmaya Varılabilmesi İçin 'Daha Alınacak Çok Yol Var'" başlıklı haberinde, İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar'ın konu hakkında görüşmek üzere gerçekleştireceği ziyaretten bir gün önce Yunanistan'ın, Avrupa Savunması konusundaki AB-NATO anlaşmasına koyduğu engeli kaldırabilmesi için "daha katedilecek çok yol olduğunu" belirttiği bildirilmektedir. Günlük basın toplantısı sırasında Yunanistan Hükümet Sözcüsü Christos Protopapas'ın, "AB dönem başkanlığını yürüten İspanya tarafından bu konuda gerçekleştirilen müzakereler henüz arzu edilen bir sonuca ulaşmadı ve bu yüzden, ilk bakışta, bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuzu söyleyemeyiz" açıklamasında bulunduğu aktarılan haberde, ayrıca, "Hala yapılacak iş ve katedilecek yollar" olduğunu belirttiği ve "İspanya'nın somut ve resmi öneriler" getirmediğini, ortada yalnızca "bir fikir ve tartışma yelpazesinin" olduğunu sözlerine eklediğine işaret edilmektedir. Bununla beraber Protopapas'ın, bu "yelpazenin" içine artık "Ankara metninin" de katılıyor olmasını olumlu olarak nitelediğine dikkat çekilen haberde, Sevilla'da yapılacak Avrupa zirvesi öncesinde üye devletleri ziyaret eden Aznar'ın Atina ziyaretinin gündemini bu konunun oluşturmasının beklendiği kaydedilmektedir. MISIR BASINI: El-Hedef gazetesinde (10/06) "Türkiye, Arap ve Müslüman Ülkelerin Dostudur" başlığıyla yayımlanan Kahire Büyükelçiliği Basın Müşaviri Salih Melek'le yapılan söyleşide, Türkiye'nin Mısır'la ilişkileri bağlamında, Arap ve Müslüman ülkelerle ilişkileri ve bölgedeki rolü konusu ele alınmaktadır. Türkiye'nin daima komşu ülkelerle, özellikle de Mısır'la iyi ilişkiler içinde bulunduğu vurgulanan söyleşide, Filistin halkının çektiği sıkıntı ve zorluklara karşı Türk devletinin saygın bir tutum sergilediğine ve Filistin'i devlet ve oluşum olarak kabul eden ilk Müslüman ülke olduğuna dikkat çekilmekte, Basın Müşaviri Salih Melek'in konuyla ilgili şu değerlendirmesine yer verilmektedir: "Batı'yla sağlam bağları bulunan, NATO ve çok sayıda başka Avrupa kuruluşuna üye olmakla birlikte Avrupa Birliği'ne de aday olan Türkiye, İslam Konferansı Örgütü üyesi ülkelerle özellikle de ortak kültürel ve dini paydalar ve değerleri paylaştığı Orta Doğu ve Afrika ülkeleriyle ilişkilerine özel bir önem vermektedir. İslam medeniyeti, tarih ve kültürüne sahip olan; kardeş Arap ve Müslüman ülkelere yakınlığı bulunan Türkiye, daima diğer ülkelere nazaran daha fazla Arap ve Müslüman ülkelerin yanında yer almıştır. Hakların sahiplerine geri dönmesinde gösterilen destek konusunda Türkiye, tarihi bir tutum sergilemektedir. Türkiye, kendi ulusal toprağı üzerinde Filistin devletini tanıyan ilk Müslüman devlet özelliği taşımaktadır. Türkiye, Devlet Başkanı Yaser Arafat'ı devlet büyükleri protokolü ve resmi törenle Ankara'da ağırlamaktadır... Türkiye'nin Mısır Arap Cumhuriyetiyle siyasi, ekonomik, turizm ve kültür alanlarındaki ilişkileri ise son derece iyidir. Bu bağlamda karşılıklı ziyaretler yapılmaktadır. Bu ilişkileri geliştirmeye yönelik her iki ülkede de isteklilik mevcuttur. Özellikle Türkiye, Mısır ürünlerinin Orta Asya ve Kafkas cumhuriyetleriyle Balkan ülkelerine girmesinde kapı rolü oynayabilir. Buna karşın Mısır da, Türk ürünlerinin Afrika ve Orta Doğu ülkelerine girişinde bir kapı vazifesi görebilir... İki ülke arasında serbest ticaret bölgesi kurulmasına ilişkin 1997 yılından bu yana görüşmeler sürdürülmektedir. Serbest ticaret bölgesi kurulması, iki ülke arasında ortak ticaret ve yatırım hacminin arttırılmasına katkıda bulunacaktır...” Egypian Mail (The Egyptian Gazette) gazetesinde (08/06) "Yeni Kadın Hakları Türklerin Yanlışlarını Düzeltecek mi?" başlığı altında yayımlanan başmakalede, 1 Ocak'ta yürürlüğe giren yeni medeni kanun ele alınmakta, böylece, yarım yüzyıldan daha fazla süren mücadeleden sonra Türk kadınlarının, evlilikte erkekle eşit haklara sahip olmayı başardığı ifade edilmektedir. Medeni Kanun'un içeriğinden söz edilen başmakalede, Kanunun Meclis'ten geçmesini "bir rüya gerçek oldu" sözleriyle niteleyen Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk'ün, yeni medeni kanunu, Türk kadınını 21'inci yüzyıla taşıyacak bir yol olarak tanımladığına işaret edilmektedir. Ancak, “rüyanın neredeyse bir kabusa dönüştüğü, çok fazla tartışmaya yol açan -boşanma halinde, evlilikte edinilen mal varlıklarının kadınla erkek arasında eşit olarak bölüştürülmesini sağlayan- kanuna, geleneksel aile kavramını tehdit ettiğini iddia eden milliyetçi ve İslamcı milletvekilleri tarafından aşırı derecede muhalefet edildiği” hatırlatılan başmakalede, kadın örgütlerinin eleştirilerine de yer verilmektedir. Kadının İnsan Hakları Projesi'nden Pınar İlkkaracan'ın, yeni kanunun Türkiye'nin AB'ye katılım hakkını kazanmak için bulunduğu girişimle uyumlu olsa da, AB'ye katılımın, ülkenin, kendi kanunlarını AB üyesi devletlerin demokratik uygulamaları düzeyine getirmesine bağlı olduğunu belirterek, "Medeni kanun reformu, yıllarca kadın hareketlerini savunmanın bir sonucu olarak gerçekleşti. Medeni kanun değişikliğine halkın karşı koymadığı gerçeği, halkın çok uzun zaman önce kadın hareketlerinin taleplerini kabul ettiğini kanıtlıyor, ancak Meclis bu sosyal değişikliğe yanıt vermede çok geç kaldı" dediğine dikkat çekilen yazıda, diğer birçok kadın örgütü temsilcisinin de eleştiri ve değerlendirmesi aktarılmaktadır.
YUNANİSTAN BASINI: Ta Nea gazetesinde (10/06) "Kıbrıs Konusunun Ertesi Gününe İlişkin Üç Senaryo" başlığı ve İrini Karanasopoulou imzasıyla yayımlanan yorumda, Ankara'nın, Kıbrıs'ın işgal altındaki kesimini ilhak etme tehdidiyle, gerek Yunanistan ile Türkiye, gerekse de AB ile Türkiye arasında soğuk savaş olasılıklarını gündeme getirdiği ileri sürülmekte, 15'lerin Kıbrıs'ın AB üyeliğine ilişkin karar alacakları saat yaklaştıkça, Türk “siyasi-askeri düzeninin” ön plana çıkardığı senaryolardan söz edilmektedir. Bu senaryolardan üçünün, “Yunan ya da Avrupa tezlerine en küçük bir yaklaşım noktalarının olmaması” şeklinde bir ortak özelliği olduğuna işaret edilen yorumda, senaryolar şöyle ifade edilmektedir: “Birinci senaryo, 'Kıbrıs Rum kesiminin' AB üyeliği ardından işgal kesiminin Türkiye'ye ilhakını öngörüyor. Bunun gerçekleşmesi halinde, Türkiye Avrupa'dan uzaklaşacak, Türk-Yunan ilişkilerinde gerginliğe geri dönüş kaydedilecektir. Türk kaynakları, bu senaryonun başka etkilerinden de söz ediyorlar: Avrupa ordusuyla ilgili girişimler ilerleyemeyecek çünkü, Türkiye'nin AB ailesinden 'kovulmasından' sonra Avrupa ordusu kurulamayacak. Ankara'da konuyu yakından izleyen ve bilen kişiler tarafından 'olası' görülen ikinci senaryoda, Kıbrıs sorunu çözümlenmeden, Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının ardından, 'sahte' devletin resmen onbeş ülke tarafından tanınması ve taksimin kesinleşmesi öngörülüyor. Aynı kaynaklar, Amerikalıların, özellikle Körfez'deki ülkelere Denktaş'ı tanımaları yönünde 'yeşil ışık' yakma girişimlerinde bulunmakta olduklarını iddia ediyorlar. Üçüncü senaryo da, Kleridis-Denktaş arasındaki görüşmelerin Aralık ayına kadar devam etmesi, Kıbrıslı Türklerin ayrı egemenlik talebini çözecek, AB ilkelerinin uygulanması yönünde 7-15 yıllık bir moratoryum süresini saptayacak, Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle ilgili müzakerelerin yeniden yapılmasını ve Türkiye ile AB üyeliği müzakerelerinin başlamasını kararlaştıracak bir anlaşma öngörülüyor. Hatta, Ankara'daki 'sert' çevreler, Kıbrıs ile Türkiye'nin, birlikte AB üyesi olmalarının gereğini vurguluyorlar.” Yorumda, ayrıca, Türk başkentinin siyasi-askeri bürolarında sözü geçen bu senaryolardan, hiçbir görüşün-senaryonun, Yunan tezlerine -şimdilik Avrupa tezlerine de- uzaktan dahi yaklaşmadığı, böylece, Ankara'da birçok kişinin, Kıbrıs sorununun çözümlenmemesi krizinin ardından, Kıbrıs ile Ege'de gerginliğin başgöstermesini olası gördüğü, buna rağmen, Kıbrıs konusunun, Türkiye-AB ilişkilerinin en önemli konusunu oluşturduğu görüşüne katılan Türk yetkilinin olmadığı da ifade edilmektedir.
ESKİ SAYILAR |