|
12/06/2002
ANKARA, 12/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 11 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (11/06) "AB: Genişleme 'Yolunda', Ama Adaylar Para Yardımı Taahhütlerinin Yerine Getirilip Getirilmeyeceği Konusunda Endişeliler" başlıklı ve Robert Wielaard imzalı haberinde, Avrupa Birliği'nin genişleme konusu ele alınmakta, 12 ülkeyle sürdürülen üyelik görüşmeleri sonunda, 10 adayın 2004'te birliğe katılmaya hazır olduğunu, ancak kimi adayların, görüşmelerin sonlandırılacağı tarih olarak belirlenen aralık ayının, AB üyeleri arasında aday ülkelere verilmesi düşünülen çiftçi yardımının miktarı konusunda patlak veren bir anlaşmazlık yüzünden belirsizliğe bürünmesinden endişe duyduklarını söyledikleri aktarılmaktadır. Haberde, çiftçi sübvasiyonları ve bölge yardımı konusundaki tartışmanın büyük önem taşıdığı belirtilmekte, adayları asıl endişelendiren konunun, kimi AB üyelerinin, adaylara, 1950'lerin ortalarından beri AB dayanışmasının önemli bir göstergesi olabilecek sübvansiyonların verilmesi gerekip gerekmediği konusundaki uyuşmazlıkların olduğu ifade edilmektedir. AB yetkililerinin iki gün süren görüşmelerin ardından iyimser bir tablo sergiledikleri ve görüşmeleri izleyen Gunther Verheugen'in, AB hükümetlerinin bu sorunu çözümleyeceklerinden emin olduğunu söylediği aktarılan haberde, "AB'nin genişleme projesinde 2004 yılı itibariyle birliğe katılması beklenen aday ülkeler, Kıbrıs, Malta, Slovenya, Macaristan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Letonya, Estonya, Litvanya ve Slovakya. Romanya ve Bulgaristan 2007 yılına dek katılamayabilir ve 13. aday konumundaki Türkiye ile üyelik görüşmeleri içinse yakın bir tarih söylenmiyor” denilmektedir. İSVİÇRE BASINI: Neue Zürcher Zeitung'un (11/06) "Ankara Tereddütlü Bir Avrupa Rotasında... Hükümette Ayrılık... Ordunun Tavrı Belirsiz..." başlıklı ve Amelia van Gent imzalı Internet'ten sağlanan yazısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, parti liderleriyle birlikte gerçekleştirdiği zirveden söz edilmekte, Cumhurbaşkanı Sezer'in, “siyasi bir bedel gerekse bile, laf yapmanın dışında gerçekten ülkenin AB üyeliğini isteyip istemediği sorusunu aydınlığa kavuşturmak istediği ifade edilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit ile DYP Lideri Tansu Çiller'in katılmadığı zirve sonunda cılız bir neticeye varıldığı iddia edilen yazıda, yapılan açıklamada, Türkiye'nin, AB tarafından talep edilen reformları Meclis'te hızlandıracağı ve AB'nin, bu çabaları gözönüne almasının beklendiğine işaret edilmektedir. Ülkede konuyla ilgili olarak yaşanan tartışmalara da yer verilen yazıda, bu tartışmaların, hükümette ayrılıklara yol açtığı iddia edilmekte, özellikle MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin reformlarla ilgili itirazları aktarılmakta ve "Siyasi liderlerin cuma günkü buluşması, AB konusunda toplumsal bir mutabakat sağlayacaktı. Oysa toplantı, bu konuda ne kadar derin ayrılıklar olduğunu ortaya çıkardı. AB konusunda bir mutabakat sağlanamaması ve hükümetin başında ağır hasta bir adamın bulunması, Türkiye'yi yeniden siyasi istikrarsızlığa sürüklemektedir. Ecevit hükümetinin geri çekilmesi ve erken seçim çağrıları, cuma günkü Zirve'den sonra yeniden yükselecektir" denilmektedir. LÜBNAN BASINI: El-Mustakbel gazetesinde (11/06) "Avrupa Birliği Konusunda Keskin Ayrılık... Asker Geri Adım Attı" başlığı ve Mohammed Noureddine imzasıyla yayımlanan yorumda, son zamanlarda AB konusunda tartışmaların arttığı, “dam cezası, Kürtçe radyo-televizyon yayını, Kürtçe eğitim ve Kıbrıs sorunu”yla ilgili olarak görüş ayrılıklarının ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Özellikle Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin, idam cezasının kaldırılmasına, Kürtçe eğitim ve yayına, Kıbrıs sorunu çözülmeden önce adanın AB'ye girmesine ve daha başka "zor şartlara" karşı çıktığına işaret edilen yorumda, ayrıca, “Ecevit'in sağlığı, hükümetin geleceği ve MGK toplantısı”nın da kamuoyunun dikkatini çeken diğer üç önemli olay olduğu kaydedilmektedir. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, parlamentoda temsil edilen partilerin liderlerini çağırdığı “liderler zirvesinin” önemine de değinilen yorumda, zirvenin, AB konusunda ülkeyi saran sıkıntıları ortadan kaldırması beklenirken, iç politika ve seçim hesaplarının ortaya çıktığı iddia edilmekte ve şöyle denilmektedir: “MGK toplantısı ve 7 Haziran'daki Cumhurbaşkanlığı zirvesinin ardından, Türklerin AB konusunda bekledikleri olumlu çıkış sonuç vermedi. 4 Mayıs'tan bu yana hükümetin tam yokluğundan sonra Türkiye'nin artık bu ayın sonunda yapılacak olan MGK toplantısını beklemekten başka yapacağı bir şey kalmadı. Kim bilir belki de çözüm, randevu tarihinden iki ay önce başlayan yaz ile gelebilir.” YUNANİSTAN BASINI: Kıbrıs Haber Ajansı'nın (11/06) "Hasikos, Türkiye'nin Denizkurdu Tatbikatıyla AB'ye Mesaj Vermek İstediğini Söyledi" başlıklı haberinde, Yunanistan Savunma Bakanı Sokratis Hasikos'un, Türkiye'nin, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Denizkurdu adlı deniz-hava tatbikatı aracılığıyla, Kıbrıs'ın aday ülke olarak kabul edilmemesi yönünde etkileme çabaları çerçevesinde, AB'ye "Kıbrıs'ta gerginlik ortamı bulunduğu" yolunda bir mesaj vermek istediğini söylediği bildirilmektedir. Haberde, ayrıca, Hasikos'un yaptığı açıklamada, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin askeri etkinliklerinin, mübalağasız olarak "Kıbrıs'ın AB'ye üyelik sürecini tamamlama yolunda kaydettiği gelişmelerle sıkı sıkıya bağlantılı olduğunu" belirttiği de aktarılmaktadır. Ethnos gazetesinde (11/06) "Avrupa Ordusu Mücadelesinde Bizim Silahlarımız" başlığıyla yayımlanan başmakalede, İspanya Başbakanı'nın Yunanistan'a yapacağı ziyaret bağlamında, Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs sorunu, Avrupa Ordusu ve Türkiye'nin AB'ye üyeliği konuları ele alınmakta, Türkiye'nin bu konularla ilgili tavrı eleştirilmektedir. Yazıda, Yunanistan ulusal hava sahasının Türkiye tarafından “ihlal” edildiği iddiasında bulunulmakta ve bunun, daimi ve ciddi bir sorun oluşturduğuna işaret edilmekte, Türklerin, ihlallerin Kıbrıs'ın AB üyeliği konusuyla ilgili olduğunu resmen açıklamalarının ise sorunun daha geniş anlamlı olduğunu ortaya çıkardığı ifade edilmektedir. Yunan tarafının en basit şekilde ön plana getirmesi gereken şeyin, Türkiye'nin bu belirli, “tahrikçi” davranışının, Yunanistan'a karşı gösterilmekte olduğu izleniminin verilmesine rağmen, aslında AB'nin kendisine ve kararlarına karşı bir hareket olarak değerlendirildiği yazıda, şöyle denilmektedir: “Bunun neden öyle olduğu açıkça belli oluyor: Kıbrıs'ı tek taraflı bir harekette bulunarak, AB üyesi yapan Yunanistan değildir; istese de olamazdı. Kıbrıs'ın AB üyeliğinin tamamlanması, AB tarafından alınan, defalarca tekrarlanmış olan kararını oluşturuyor. Bu işlemlere karşı çıkmak Türkiye'nin üye olmak istediği kuruluşun kararlarını reddetmektir. Ayrıca, bugünkü görüşmelerde doğal olarak ortaya çıkan ve vurgulanması gereken konu şudur: Üyesi olmayı istediğini açıklayan bir ülkenin bu örgüte karşı saygı göstermemesi ve buna rağmen ödüllendirilmesi nasıl olur?" Kathimerini gazetesinde (11/06) "Türkiye'nin AB Yolundaki Engeller" başlığı ve Burak Bekdil imzasıyla yer alan yazıda, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Çankaya Köşkü'ne gerçekleştirdiği, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefi, siyasi birlik ve AB yolunda reform çalışmalarını ilerletme kararlılığının tartışıldığı, “liderler zirvesi”nden söz edilmekte, toplantı sonrası, Ankara'nın, Kıbrıs'ta bir uzlaşma olmadan, AB'ye giriş çerçevesinde her türlü reform tartışmasının zaman kaybına yol açtığının farkında olduğunun ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Konuyla ilgili ülkede büyük tartışmaların yaşandığı ifade edilen yazıda, “15 milyon Türk vatandaşını temsilen 175 hükümet dışı örgütün AB yanlısı bir kampanya başlatması” hatırlatılmakta, Cumhurbaşkanlığı zirvesinde Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin, “partisinin bilinen tavrını tekrar ortaya koyarak”, idam cezasının kaldırılması ile Kürtçe yayın ve eğitim üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesi ve Kıbrıs sorununun AB aracılığında çözümüne karşı olduğunu dile getirdiğine işaret edilmektedir. Toplantının ardından Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Tacan İldem'in basına yaptığı açıklamada, "AB üyeliği toplantıya katılan tüm siyasi partilerin ortak amacıdır" diye konuştuğuna dikkat çekilmekte, yapılan bu toplantının, iktidar mücadelesi verilen bir platforma dönüştüğü belirtilmektedir. Cumhurbaşkanlığı bildirisinde ayrıca, Ankara'nın ulusal program adı altında AB'ye verdiği sözleri yerine getirmesi ve dolayısıyla da bu yıl bitmeden üyelik görüşmeleri için bir başlangıç tarihi alınması gerektiğinin altının çizildiği vurgulanan yazıda, liderlerin, Brüksel'in, "Türkiye'nin hassas konulardaki tavrını daha iyi anlaması gerektiği" üzerinde anlaştıkları, bunun da, Ankara'nın, Brüksel'den çok hassas konuların hiç olmazsa bir kısmında hoşgörü, yani bir tür yarı ayrıcalıklı tutum gösterilmesi beklentisinde olduğu anlamına geldiği ifade edilmektedir. Yazıda, toplantıyla ilgili olarak şu değerlendirme yapılmaktadır: “Toplantı, Türkiye'nin AB ile ilişkilerindeki sıkıntıları hafifletmek açısından önemli bir sonuç arzetmiş değil. İçeriği de şaşırtıcı değildi. Katılımcılar, bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardıklarını ifade ettiler. Ancak daha çözüm bekleyen pek çok açmazın varlığı herkesçe malum. İyimser bir bakışla, liderlerin sıklıkla yaptıklarının tersine 'anlaşmamak' üzere anlaşmaya varmamalarının iyi bir gelişme olduğunu söyleyenlerin aksine, karamsar bir bakışla, toplantıda tartışılan konuların gerekli olmakla birlikte ikincil önemde olduğunu ve asıl meselenin göz ardı edildiğini düşünenler de var. Karamsarlar gerçekten haklı olabilirler. Siyasi yapı reform tartışmalarına gömülmüş bulunuyor; ama asıl mesele Kıbrıs ve Ankara'da herkes, Kıbrıs sorunu çözüme kavuşturulmadan yapılan tüm reform konuşmalarının zaman kaybından başka bir şey olmadığının ve cuma günü gerçekleştirilen üst düzey ama içeriği hafif zirveye katılanlardan hiçbirinin Türkiye'nin Kıbrıs politikasını yapanlar olmadığının pekala farkında.” 12/06/2002 14:18:34
ESKİ SAYILAR |