17/06/2002     

           

 

            ANKARA, 17/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  14-15-16 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            ABD BASINI:

            Amerika'nın Sesi Radyosu'nun (14/06) "AB-Türkiye  Görüşmeleri Başlamalıdır" başlıklı ve Hale Ebiri imzalı  Internet'ten sağlanan haberinde, Türk Sanayici ve İşadamları  Derneği TÜSİAD'ın Washington bürosu tarafından düzenlenen  ve bir grup Amerikalı uzmanın Türkiye'ye yaptıkları gezi  ve incelemenin ardından edindikleri izlenim ve  değerlendirmelerini anlattıkları bir toplantıdan söz  edilmektedir. Konuşmacılardan Heritage Vakfı uzmanı John  Hulsman'ın, "Tren Kazası ve Fırsatlar" başlıklı konuşmasında,  Türkiye'nin NATO ve Avrupa ile ilişkileri ve Kıbrıs konusu  üzerinde durduğu bildirilen haberde, Hulsman'ın, konuşmasının  "fırsatlar" bölümünde NATO üzerinde durduğu; örgütün  genişlemesini, yeni Avrupa Gücü oluşturulmasını, Türkiye'nin  katkılarını değerlendirdiği, "tren kazası" diye nitelediği  bölümde ise, Kıbrıs'ın durumunu ele aldığı belirtilmektedir.  Haberde, Hulsman'ın Kıbrıs konusuna, Amerika dahil kimsenin  fazla ilgi göstermediğini savunarak, bu konuyu neden bir  tren kazasına benzettiğini şöyle anlattığı aktarılmaktadır:  "Neden tren kazası? Pekçok AB yetkilisiyle, Kıbrıs'ın Rum  kesiminin Avrupa Birliği üyeliğine katılmasını konuştuk.  Zaten bu konuda görüşmeler tamamlanıp bitmiş ve Yunanlılar  da, Kıbrıs'tan önce herhangi bir ülkenin üyeliğini veto  edeceğini ilan etmiş bulunuyor. Bunun Türkiye için yaratacağı  sorunları Avrupalılarla konuştuğumuz zaman, bize 'Süreç devam  ediyor. Denktaş ve Kleridis aynı masaya oturmuş konuşuyor.  Bunu başardık' diyorlar. Ben de onlara Arafat'la Barak'ın  aynı masaya oturup görüştüğünü, fakat işlerin yürümediğini  örnek gösteriyorum. Görüşme sürecinin başlaması iyi bir şey,  ama bu içeriğin yerini alıyorsa, konuların aslı hakkında  yanıltıcı izlenimler edinirsiniz."

            Hulsman'ın, Avrupa Birliği'nin, Kıbrıs'la ilgili  sorunları Ankara'nın çözümlemesini ve adımları Ankara'nın  atmasını istediğini ve yardımcı olmaktan kaçındığını, Kıbrıs  sorununu ancak iki toplumun çözebileceğini belirtmekle  birlikte, dışarıdan yardımın da gereğine işaret ettiği  belirtilen haberde, "tren kazası"na doğru gidişin  durdurulamayacağını, fakat tahribatı azaltmanın çeşitli  yolları olabileceğini savunduğu, Avrupa Birliği'nin bir  yandan Kıbrıs konusunda görüşmeleri açık tutarken diğer  yandan da Türkiye'nin Birliğe katılım görüşmelerini  başlatması gerektiğini vurguladığı ve şöyle dediği  aktarılmaktadır:

            "Önerilerimden biri, Avrupa Birliği'nin bağları açık  tutması ve Denktaş'la Kleridis arasındaki görüşmelerin bir  sonuç vermesi durumunda, Kıbrıs'ın kuzey kesiminin de derhal  Avrupa Birliği üyeliğine alınmasıdır. Bu aslında sıkıcı bir  hukuksal manevradır, ama Avrupa Birliği bu alanda çok  başarılıdır. İkinci önerim ise, Türkiye'yi topluluğa alma  görüşmelerini başlatmaktır. Bu, Türkiye'yi üyeliğe almak  zorunda oldukları anlamına gelmez. Sonuç hakkında önceden  bir taahütte bulunmaları da gerekmez. Sadece konuşmayı kabul  edecekler, hepsi bu. Yine bu yöntem, -konuşmak da-  Avrupalıların çok başarılı oldukları bir alandır. Bunun da,  siyasi açıdan işlerin ilerlemesine ve zararın asgari düzeyde  tutulmasına yardımcı olacağına inanıyorum."

            John Hulsman'ın, Avrupa Birliği'nde Kıbrıs konusu ve  Türkiye'yle ilişkilerin kötüye gitmesinin Amerika açısından  önem taşıdığını belirttiği ve "'bizim bu tartışmalarda bir  çıkarımız yok, bu bizim uğraşmamızı gerektiren bir konu  değildir' diyemeyiz, böyle konuşmak dünyaya ve terörizmin  nereye gittiğine bakıldığında bir anlam taşımaz" şeklinde  konuştuğuna işaret edilen haberde, Türkiye'nin, Avrupa Birliği  ile üyelik görüşmeleri yapan Bulgaristan ve Romanya'dan çok  daha önemli olduğunu da belirten Hulsman'ın şu sözlerine de  yer verilmektedir:

            "Türkiye uzun zamandır NATO'nun çok değerli bir üyesidir;  İttifakın askeri gücüne çok büyük katkısı olan bir ülkedir.  NATO içinde bu kadar önem taşıyan fazla üye de yok. Amerika,  Fransa, İngiltere var. Gerçek bu. Değişiklik istiyorsak  realitelere bakarak hareket etmemiz gerekir. Böyle bir ortamda  'tren kazası'nı önlemek için Amerika'nın yardımına ihtiyaç  var."

           

            Washington Times gazetesinin (15/06) "Kıbrıs Açmazı"  başlıklı ve James Morrison imzalı yazısında, Kıbrıs sorunu  ele alınmakta, Kıbrıs Rum kesiminin, sorunun çözümü konusunda  ABD'nin Türkiye'ye baskı yapmasını istediği, ancak bunun  gerçekleşmesi konusunda tereddütlü olduğu ifade edilmektedir.  Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek amacıyla yapılan görüşmelerin,  dördüncü tur müzakerelerden sonra, açmaza girmiş durumda  olduğuna işaret edilen yazıda, Kıbrıs Temsilciler Meclisi  Dışişleri Komisyonu üyelerinden Markos Kipriyanu'nun, "ABD,  çözüm için Türkiye'ye baskı yapmayacaktır" dediğine dikkat  çekilmektedir. ABD'nin, birleşmenin getireceği yararları  Türkiye'ye daha iyi anlatabileceğini kaydeden Kıbrıslı Rum  liderlerin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmek istediğini,  ancak AB'nin, Kıbrıs adasının bölünmüşlüğü devam ettiği  müddetçe Türkiye'yi kabul etmeyeceğini söyledikleri belirtilen  yazıda, Kıbrıs Rum tarafının, AB üyeliği sürecinin düzgün  şekilde devam ettiğini belirterek, Kıbrıslı Türkler  kendilerine katılmasa bile AB'nin Kıbrıslı Rumları kabul  edeceğine inandığı da kaydedilmektedir. Yazıda, "Ancak  birleşmiş bir Kıbrıs'ın AB'ye girmesi herkesin çıkarına  olacaktır" şeklinde konuşan Komisyon Başkanı Nikos  Anastasiades'in, eğer sadece Kıbrıs Rumları kabul edilecek  olursa, "Türkiye'nin 'sınırsız tepki'de bulunacağı  tehditlerinden" yakındığı ve "Türkler, bölgenin istikrarını  ve Yunanistan'la ilişkilerini tehlikeye atacak, AB'ye girme  arzularına zarar vereceklerdir" dediği aktarılmaktadır.  Washington'daki Kıbrıs Türk temsilcisi Osman Ertuğ açısından,  Kıbrıs'ın yeniden birleşmesi amacına yönelik görüşmelerin  önündeki tek konunun “güven” olduğu belirtilen yazıda,  Kıbrıslı Türklerin de Kıbrıslı Rum muhataplarına  güvenmedikleri ifade edilmekte, Ertuğ'un, "Bugünün gerçeği,  adada biri tanınan, biri tanınmayan iki ayrı devletin  olmasıdır. Kıbrıs'ın tamamını temsil ettiklerini ileri  sürüyorlar. Ama bizi temsil etmiyorlar. 'Kıbrıs hükümeti'  ibaresinin arkasına sığınıyorlar" şeklindeki sözlerine yer  verilmektedir.

            ALMANYA BASINI:

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (14/06) "Brok: 'Türkiye  Üyeliğe Hala Hazır Değil'" başlıklı yazısında, Federal  Parlamento Dışişleri Komisyonu Başkanı Elmar Brok'un (CDU)  yaptığı açıklamada, Kıbrıs'ın AB'ye üye olarak alınması  konusuyla, Türkiye ile katılım müzakerelerinin başlatılıp  başlatılmayacağı kararı arasında siyasi bir pazarlık  yapılmasını Avrupa Parlamentosu'nun kesinlikle kabul  etmeyeceğini net bir şekilde ortaya koyduğu ve katılım  müzakerelerinin başlatılması için, aday ülkelerin siyasi  kriterleri yerine getirip getirmediğinin ölçü olarak  alındığını belirttiği bildirilmektedir. “Hukuk devleti olma  yolunda atılan ileri adımlarla ilgili gelişmeler bir tarafa  bırakılacak olursa, Türkiye'nin siyasi kriterleri hala yerine getirmediğine” işaret eden Brok'un, “çözümlenmemiş sorunlar  olarak, idam cezasının tamamen kaldırılamamasının yanı sıra  azınlıkların korunmasının ihmal edilmesi ve öncelikle de Türk  askerinin siyasette oynadığı güçlü rolü saydığına dikkat  çekilen yazıda, AB Parlamentosu'nun, büyük bir oy çoğunluğu  ile katılım müzakereleriyle ilgili değerlendirme raporunu  onayladığı, anılan raporda AB hükümetleri ile AB Komisyonu milletvekillerinin yıl sonuna dek 10 aday ülke ile katılım  müzakerelerini tamamlamak konusunda görüş birliğine varmış  bulunduklarına dikkat çekilmektedir. Yazıda, ayrıca, AB  Parlamentosu'nun, raporda, Dışişleri Komisyonu'nun "Beneş  Kararları"nın yol açabileceği muhtemel sorunların dikkate  alınması tavsiyelerine de uyduğu, Çek Cumhuriyeti'nden,  gerekirse AB hukuku ile bağdaşmayan kararları üyelik  tarihine kadar kaldırmasının talep edildiği belirtilmekte,  Brok'un, yeni ülkeler AB'ye alınmadan önce tarım  politikasının reforme edilmesi için Almanya ya da diğer AB  ülkelerinin gösterdikleri çabalara da karşı çıktığı  kaydedilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Die Presse gazetesinde (14/06) "Avrupa Yasa Dışı Göç  ile Mücadeleyi Yoğunlaştırıyor" başlığı ve Wolfgang Böhm  imzasıyla yayımlanan yazıda, AB ülkelerine yapılan yasa dışı  göç ve alınacak önlemler konusu ele alınmakta, AB  hükümetlerinin yasa dışı göçü frenleme konusunda hemfikir  oldukları, ancak hangi yöntemlerin kullanılacağının tartışma  konusu olduğuna işaret edilmektedir. AB içişleri bakanlarının,  sınırların korunmasında sıkı bir işbirliğinden, üçüncü  ülkelere uygulanacak yaptırımlara varan bir önlemler paketi  üzerinde görüştükleri bildirilen yazıda, İngiltere İçişleri  Bakanı David Bukett'ın, Lüksemburg'daki toplantıdan önce,  yasa dışı göç konusunda yeterince işbirliği yapmayan üçüncü  ülkelere daha az kalkınma yardımı yapılmasını istediği,  İspanyol Başbakan Jose Maria Aznar'ın da buna benzer  yaptırımlardan yana konuştuğu hatırlatılmakta ve şu ifadelere  yer verilmektedir:

            “İtalya, Danimarka ve Avusturya da bu görüşü  desteklediler. İçişleri Bakanı Ernst Strasser, Presse ile  yaptığı söyleşide, Avusturya'nın üçüncü ülkeler için hem  teşvik edici bir sistemden hem de gerektiğinde yaptırımlardan  yana olduğunu belirtti. Strasser, 'Bu ülkelerin, işbirliğine  hazır olmanın, Avrupa Birliği ile ilişkiler konusunda önemli  bir kriter olduğunu bilmeleri gerekir' dedi. İsveç Başbakanı  Göran Persson ise böyle bir öneriyi sert bir dille eleştirdi.  Stockholm, böyle bir tutumdan en çok yoksul ülkelerin  vatandaşlarının zararlı çıkmasından korkuyor. Ancak böyle bir  düzenlemeyi savunanlar, üçüncü ülkelere baskıyı artırıcı  enstrümanların bulunması gerektiği fikrinden yola çıkıyorlar.  Ayrıca yasa dışı göçle mücadeleye AB sınırlarında değil daha  çıkış noktasında başlanması gerektiği de belirtiliyor.

            İçişleri bakanları toplantısının yanı sıra, kendileriyle görüşmelerde bulunulan üçüncü ülkelerin, AB tarafından talep  edilen kontroller ve insan kaçakçılarıyla mücadelenin maddi  açıdan karşılanmasını istedikleri de ortaya çıktı. Brüksel'deki  diplomatik çevreler, bu konuda dikkatlerin beş ülke;  Arnavutluk, Fas, Cezayir, Türkiye ve Çin üzerinde  odaklandığını belirtiyorlar. AB'ye en çok bu ülkelerden yasa  dışı göçmen geldiği söyleniyor. AB içişleri bakanları sınır  kontrollerine ilişkin sıkı bir işbirliği konusunda geniş çapta  görüş birliğine vardılar. Kısa vadede bir ağ sistemi ve bir AB koordinasyon dairesi kurulacak. Bunun devamında da müşterek  eğitim ve hatta uzun vadeli olarak müşterek bir sınır birliği  bile düşünülüyor. İtalya, AB sınır birliklerinin şimdilik  Avrupa havaalanlarında görev yapmasını önerdi. Ancak sınır  birliklerinin görevlendirilmesi, içişleri bakanlarının  görüşmelerinden sonra da bir opsiyon olarak kaldı. Bazı  ülkeler bunun egemenliklerine yoğun bir müdahale olmasından  korkuyor.”

            IRAK BASINI:

            El Cumhuriye gazetesinde (15/06) "Türkiye ve Avrupa  Arasındaki Zorlu İlişkiler... Kimlik ve Çıkar Çatışması"  başlığıyla yayımlanan ve Internet'ten sağlanan bir yazıda,  “Orta Asya'daki mevcut Amerikan askeri varlığı, Türkiye'nin  Amerikan stratejisindeki yerini tehdit eder mi? Dolayısıyla  bu ülkenin AB'ye katılma fırsatlarını azaltır mı?” sorularının  Türkiye'de “ciddiyet ve kaygıyla” tartışıldığı, çünkü AB'den  gelen son sinyallerin cesaretlendirici görünmediği ifade  edilmektedir. AB'nin talepleri doğrultusunda yapılması gerekli  reformlar konusundaki ülkede yaşanan tartışmalara yer verilen  yazıda, Kıbrıs sorununun da AB'ye üyelik yolunda bir engel  olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye'nin, AB yolunda beklerken,  NATO içinde etkin bir üye olduğuna ve 11 Eylül sonrasında  Amerikan siyasetlerinin uygulanmasında etkin bir rol  oynadığına işaret edilen yazıda, Asya ülkelerinin yanı sıra  İslam dünyasıyla da sıkı ilişkileri olduğuna, kısaca dünyadaki  hiçbir hassas strateji dairesinin görmezden gelemeyeceği bir  güç olduğuna da dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin, AB  üyeliğine aday açık bir ağırlığı olduğu konusunda otoritelerin  hemfikir olduğuna işaret edilen yazıda, şöyle denilmektedir: 

            “Ankara'nın en çok çekindiği şey Avrupalı ortaklar için  yeterli olmamasına rağmen Avrupa yönünde fazla adım atmaktır.  AB'nin istediği reformların üyelik görüşmelerinde ilerleme  sağlandıkça artacağını düşündüğümüzde bu durumun önemi ortaya  çıkıyor. Buna karşılık Türkiye, siyasi, stratejik ve coğrafi  koşullarından dolayı kendini bu istekleri yerine getiremez  bir durumda buluverecek ki, Avrupa ve Türkiye arasında  anlaşmazlık üretecek verimli bir zemin bulunuyor. AB  Ankara'dan birçok siyasi, ekonomik ve toplumsal gerçek ve  köklü reform isterken, Türkiye cüzi reformlarla  kurtulabileceğini sanıyor. Ana anlaşmazlık noktasını ise  ordunun rolü oluşturuyor...

            Öyle görünüyor ki, Avrupa yüz de yüz Avrupalı olmayan  bir Türkiye'yi kabul etmek zorundadır. Avrupa'nın çevresinde  genişleme, kıtanın ortası ile çevresinin bir olduğu anlamına  gelmez. Uygulamada Litvanya, Estonya ve Litvanya'yı Fransa,  İngiltere ve Almanya ile bir tutmak mümkün değil. Örneğin  uzmanlara göre Türkiye, resmen AB'ye üye adayı olmasına  rağmen, yapması istenen ekonomik reformları gerçekleştirmesi  için AB'den parasal destek alamıyor. Bu arada gümrük birliğine  üye olduğundan herhangi bir AB ülkesinin tarım ürünlerine  pazarlarını açmak zorunda bulunuyor. Buna rağmen birliğin en  fakir ülkelerine bile yapılan yardımlardan yararlanamıyor.  Avrupa açısından sorun şu ana kadar sağlamış olduğu ilerleme  göz önünde bulundurularak sürekli olarak engellerlerle karşı  karşıya bırakılması yerine Türkiye'nin AB'nin faydalarından yararlandırılmasıdır. Türkiye açısından ise sorun, nereye  kadar Avrupalı olmak isteğini belirlemek ve bunun maliyetini hesaplamaktır. Ancak bu durumda iki taraf arasındaki  ilişkilerde büyük bir krizin patlak vermesi önlenebilir.”

            JAPONYA BASINI:

            Tokyo Shimbun gazetesinin (14/06) "Geleneklerimizi  Koruyarak AB'ye Üyeliği Bir Arada Götürebiliriz" başlıklı ve  Chizu Inaba imzalı yazısında, NATO'nun önemli bir üyesi olan  Türkiye'nin en büyük dileğinin AB'ye üyelik olduğuna dikkat  çekilmekte, bu yolda ekonomik, askeri ve siyasi yönlerden  Batılılaşmaya yönelen Türkiye'de insanların ruhsal ve kültürel  durumu ele alınmaktadır. Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın,  "Bir yandan geleneklerimizi korurken, teknolojiyle modernleşen  Japonya'dan ders almak istiyoruz. Gelenek ve modernite  çelişmeden birbirini tamamlar. Asya ile Avrupa'nın harmonisi  olan zengin kültüre sahip bir ülke olarak Avrupa'dan  moderniteyi edinmek istiyoruz. Türkiye'nin üyeliğiyle AB,  kültürel olarak daha da zenginleşir" şeklindeki sözlerine yer  verilen yazıda, konuyla ilgili şu görüşler de aktarılmaktadır:           “Bakan, 'Atatürk 'Ne mutlu Türküm diyene' dedi. O hem bir  asker hem de bir tarihçiydi. 'Bu bölgede bulunan insanlar  hangi kökten olurlarsa olsunlar Türktürler' derken, 'Avrupa,  Atatürk'ün düşünce sisteminden hareketle gerçek bir  kozmopolitan yapıya kavuşursa, Türkiye'nin ruh kültürü,  Avrupa'nınkiyle yer değiştirebilir ama Türkler Avrupalılaşsa  da, kendi milli kimliklerini arayacaklardır diye düşünüyorum.  Avrupa'daki Türklerin yaşamlarında da bu açıkça görülmektedir.  Bunun sebebi, Hristiyanlık ve İslamiyetin bakış açısından  kaynaklanan dinsel farklılık değil, ruh kültürünün farklı  olmasıdır' diye ilave ediyor. Yurt dışında yaşayan Japonlar  ne düşünüyor acaba? Büyük bir firmanın yöneticisi, 'Gümrük  Birliği'ne üye olması nedeniyle gümrüksüz olarak  ihracat-ithalat yapabildiğimiz için burada Avrupa ile içiçe  yaşıyoruz. AB üyeliği yasal evlilik anlamına geliyor' diyor.

            Orta ve Yakın Doğu Kültür Merkezi'ne bağlı Anadolu  Arkeoloji Araştırmaları Merkezi Başkanı olarak yaklaşık 30  yıldır Türkiye'de kazı çalışmalarını yürüten Sachihiro Omura,  'Giremiyor değil, girmiyor' şeklinde olayı tersinden  yorumluyor.

            Yazar Orhan Pamuk ise şöyle diyor: 'Üyelik benim de  hayalim. Üyelik görüşmeleri başlarsa hükümet reformları  uygulamaya başlayacak. Fakat Türkiye'nin bu üyelik hayalinden vazgeçmemesini diliyorum. Korktuğum şey, umutlar tükendiğinde  buna tepki olarak Avrupa karşıtı duyguların artması ve bir  despotun başa geçmesi. Onun için üyelik yolunda inanarak  devam etmeliyiz.'"

 

 

             

 

ESKİ SAYILAR