19/06/2002     

            ANKARA, 19/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Süddeutsche Zeitung'da (18/06) "Kıbrıs'ta Bekleyiş"  başlığı ve Christiane Schlötzer imzasıyla yayımlanan yorumda,  Kıbrıs sorunu ele alınmakta, “bölünmüş” adayla ilgili çetin  müzakerelerin, Rum ve Türk liderlerinin sadece taktik peşinde  olmaları ve yeniden birleşmeye cesaretlerinin olmaması  yüzünden olumsuz sonuçlanabileceği olasılığından söz  edilmektedir.

            Yorumda, gazeteci Mehmet Ali Birand'ın, "Kıbrıs'ta  yaşanabilecek bir felakete hazırlıklı olmalıyız, eğer, Türkiye,  Kıbrıs'ta satranç hamlesiyle birşeyler kazanacağını umut  ediyorsa, hayal kuruyor" sözlerine yer verilerek, hiç de iç  açıcı olmayan senoryolar çizildiği ifade edilmektedir.  Birand'a göre, Avrupa Birliği'nin aralık ayında vereceği  karar sonrasında, adanın güneyini AB'ye üye olarak almasının  ardından, Rum tarafının Brüksel'den "Kuzeydeki Türk 'işgaline'  karşı girişimde bulunmasını talep edeceği, Ankara'ya amborgo  uygulanacağı ve bunun sonucunda da ekonomi ve turizmin zarar  göreceği, buna ilaveten de Yunanistan ile yeni bir soğuk  savaşın başlayacağı” belirtilen yorumda, Kıbrıs engelinin  anahtarının Ankara'da olduğuna inanan Birand'ın, bu yüzden,  "Türkiye'nin ödeyeceği bedel yüksek olacak" uyarısında  bulunduğuna işaret edilmektedir. Kıbrıs sorununun çözümünün gerçekleşmemesinin bedelini adada yaşayan iki kesimin ödediği  ifade edilen yorumda, Ankara'nın da bundan payını aldığı  kaydedilmekte ve şu değerlendirmeye yer verilmektedir: “Ankara'da, AB'den yana olanlar ile AB'ye karşı olanlar  birbirlerini bloke etmekle meşguller, Kıbrıs ise böyle bir  ortamda en uygun ihtilaf konusu. Zira Kıbrıs konusunda çözüme yaklaşılmadıkça, Türkiye'nin AB perspektifi de o denli  uzaklaşıyor. Önünüzdeki beş ay çok önemli' diye baskı yapıyor  Karen Fogg. Haziran ayının sonunda görevi sona eren AB'nin  Ankara'daki büyükelçisi dört yıl süren görevi boyunca  Kıbrıs'la ilgili her türlü gelişmeyi takip etti. Brüksel'e  göre, adanın AB'ye alınması, hala ihtilafın çözümü için en  iyi yol olarak geçerli. Berlin'deki Bilim ve Politika  Vakfı'ndan Karl-Heinz Kramer, 'AB sistemi, oldukça farklı  formlardaki devlet yapıları karşısında azami derecede esnek olabilmektedir' diyor. Kramer'e göre, AB bu nedenle gerek  Denktaş'ın arzuladığı gibi (Belçika modeli) güçlü merkezi  yapıda olmayan bir oluşumla, gerekse Kleridis'in istediği  Almanya'nın örnek alındığı federal devlet modeliyle  yaşayabilir. Kramer, tarafların sadece bir yeniden birleşme  formülü üzerinde anlaşmak için atak yapmak zorunda olduklarını,  aksi taktirde bölünmüşlüğün 'betonlaşacağı' uyarısında  bulunuyor.”

            İSPANYA BASINI:

            ABC gazetesinin Internet sayfasında (18/06) "Mali  Giderler konusundaki Tartışma, AB'nin Genişlemesini Frenliyor"  başlığı ve Amadeu Altafaj imzasıyla yer alan yazıda, AB  genişlemesi ele alınmakta, İspanya dönem başkanlığının,  Katılım Anlaşması'nın Ocak 2004'te yürürlüğe girebilmesi için  Polonya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Estonya,  Litvanya, Letonya, Slovakya, Kıbrıs ve Malta'dan oluşan on  adayın Mart 2003'te anlaşmayı imzalama konumunda olmalarını  beklemenin makul olduğunu savunduğu, geriye kalan Bulgaristan  ve Romanya için Sevilla'da çabalarının "ön adaylık mali yardım  artışıyla" ödüllendirilmesini ve kendilerine muhtemel katılım  tarihi verilmesini önereceği, Türkiye ile ilişkilerin ise,  müzakerelerin başlama tarihi belirlenmeden olduğu gibi devam  edeceği bildirilmektedir.

            Tarım yardımları konusundaki tartışmalarda ise AB'nin,  önümüzdeki sene, ortak tarım politikasını, özellikle direkt  yardımları gözden geçirmek zorunda olduğu, Almanya'nın,  giderleri azaltmak için, bu fırsatı değerlendirmek istediğine  işaret edilen yazıda, Kıbrıs konusuna dikkat çekilmekte ve  şöyle denilmektedir: “Sadece Türkiye'nin adanın kuzeyindeki  rejimi tanıdığı Kıbrıs'ın bölünmüşlük durumu, geriye sayan ve  kimsenin durdurmayı başaramayacağı bir saatli bomba.  Yunanistan, eğer Kıbrıs hariç tutulursa, zamanı geldiğinde  tüm genişleme işlemini bloke etmekten kaçınmayacağını  ortaklarına çoktan duyurdu. Sevilla'da 'AB'nin tercihinin  birleşmiş bir adadan yana olduğu' tekrar edilecek, ancak  kapılar tamamen kapatılmayacak.”

            KIBRIS RUM BASINI:

            Simerini gazetesinin (18/06) “İkilemler” başlıklı ve  Yannos Haralambidis imzalı yorumunda, Kıbrıs'ın AB üyeliğinin  doğru bir stratejik tercih olduğu, çünkü bunun, “Kıbrıs'ı  Batı kampına dahil etmek, güvenlik şartları oluşturmak ve  1974'ün jeo-stratejik oldu bittilerinden kurtulma mantığı  içinde Türkiye aleyhine diplomatik avantajlar yaratmak”  açılarından önem taşıdığı ifade edilmektedir. Ancak Ankara'nın,  “eli kolu bağlı oturup kalmadığı ve kalmayacağına” işaret  edilen yorumda, Türkiye'nin, çözüm ile üyeliği birbirine  bağladığı, Kıbrıs'ın çözümden önce AB üyesi olması halinde  limitsiz tepki vereceği konusunda uyardığı kaydedilmektedir.

            Türkiye'nin nihai karar için göz önünde bulundurulacak  olan ilgili faktörlere, “Sorunun çözümlenmesi ile güvenlik  sorunu ve NATO'nun güneydoğu kanadını ve milyarlarca dolarlık  çıkarların tehlikeye girdiği tam bir jeo-ekonomik bölgeyi  havaya uçuracak istikrarsızlığı” dahil ettiği belirtilen  yorumda, Kıbrıs Rum kesimi tavrının, Ankara ve Denktaş'ın  tavrına bağlı olması ve “konfederal çözümü kabul etmek yerine  üyeliği feda etmeyi tercih edecek miyiz, yoksa böyle bir  çözümü üyeliğin ardına mı gizleyeceğiz?” ikilemi karşısında  hazırlıklı olmanın gerekliliği dile getirilmektedir.

            PAKİSTAN BASINI:

            Dawn gazetesinde (18/06) "Türkiye'nin Batı Yanlısı Rolü"  başlığı ve Eric S. Margolis imzasıyla yayımlanan yazıda,  Türkiye-ABD ilişkileri bağlamında, Türkiye'nin Batı'ya  yönelişinin tarihçesinden söz edilmektedir. Batıya yönelişin  Atatürk'le başladığı belirtilen yazıda, yapılan yeniliklerle  İslamın baskı altında tutulduğu iddia edilmektedir. ABD bakış  açısıyla Türklerin, demokratik, Batı yanlısı, işbirlikçi ve  sorun çıkarmayan “iyi Müslümanlar” oldukları vurgulanan yazıda, Türkiye'nin bölgedeki stratejik önemi ve Müslüman ülkelerle  ilişkilerine de yer verilmektedir. Türkiye'nin son yıllarda  ekonomik ve siyasi sıkıntılar yaşadığı ifade edilen yazıda,  ordunun siyasi irade üzerindeki etkisine dikkat çekilmektedir.  AB'ye üyelik çabalarıyla birlikte Türkiye'de AB talepleri  doğrultusunda bir takım reformların gündeme geldiği, ancak  bunların gerçekleştirilmesi konusunda tartışmalar yaşandığı,  ayrıca yapılan reformların da AB'yi tatmin etmekten uzak  olduğu dile getirilen yazıda, “Halkın en büyük azınlığı  Kürtler, Türkiye için merkezi bir sorun olmaya devam ediyor.  Bağımsız bir devlet için uzun süren Kürt mücadelesinin  bastırılmış olmasına ve Öcalan'ın yakalanmış olmasına rağmen  Kürt milliyetçiliği Türk halkının gözüne batmaya devam ediyor. Türkiye'nin, eşit biçimde, merhametsiz Kürt isyancılara karşı  merhametsiz savaşı Avrupa'nın kınamalarına neden olan ciddi  insan hakları ihlalleriyle damgalandı. Türkiye'nin sıkça  eleştirilen insan hakları sicili, Avrupa'nın Türkiye'nin  AB'ye üyeliğini reddetmesinin görünürdeki nedenidir. Gerçek  neden, Hristiyan Avrupa'nın, milyonlarca çiftçisiyle Müslüman  Türkiye'yi kabul etmeye karşı güçlü önyargısıdır. Avrupa,  kendi Müslüman göçmen nüfusuna karşı ateş püskürmektedir ve  kesinlikle çok sayıda sübvanse edilen çiftçiye sahiptir”  denilmektedir. Yazıda, Türkiye'nin, AB üyeliği için Müslüman  ülkelerle ilişkisini göz ardı etmesi eleştirilmekte, özellikle  İsrail'le stratejik ittifakı ile Irak konusundaki ABD yanlısı  tutumunun Müslüman dünyasını çok kızdırdığına işaret edilmekte  ve şu ifadelere yer verilmektedir: “ABD, Türkiye'ye, İslami  gruplara karşı polis gibi davranması ve İsrail ile İslam  karşıtı işbirliğini derinleştirmesi için baskı yapıyor.  Türklerin büyük çoğunluğu bu tür politikalara karşı çıkıyor.  Çok sayıda Türk Ankara'ya ılımlı İslam'ı kabul etmesi,  Washington'un jandarması gibi davranmaya son vermesi, düşman  Avrupa'yı unutması ve Türkiye'nin, Arap Orta Doğusu ile  geleneksel yakın ilişkilerini sürdürmesi için çağrı yapıyor.  Türkler, NATO'ya muazzam katkılarının, -NATO'nun ikinci büyük  ordusu- gözardı edildiğinden ve kendi ülkelerinin kıymetinin  Batı tarafından takdir edilmemesinden uzun süredir  şikayetçidir. Az sayıdaki Türk entellektüel ve yazar,  Kemalizm'i aşmak, orduyu siyasetin dışında tutmak, gerçek  bir demokrasi kurmak ve Türkleri güçlü, kendine güvenli ve  bir zamanlar oldukları gibi dindar Müslümanlar olmalarını  önermekle hapse atılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.”

           

 

 

        

 

             

 

ESKİ SAYILAR