|
20/06/2002 ANKARA, 20/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 19 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (19/06) "Türk Politikacılar Dünya Kupası Başarısından Kendilerine Bir Ders Çıkarsınlar" başlıklı ve Ralph Boulton imzalı haberinde, Türk halkının, Dünya Kupası'nda başarıyı yakalayan milli takımın gösterdiği öz güven ve ekip ruhundan bir parça da ekonomik kurtuluşa ve AB üyeliğine giden yolda “kararsızlık, telaş ve ağız dalaşı” içinde savrulup giden siyasetçilere bulaşması umudu içinde olduğu dile getirilmektedir. Kimilerinin, “futbol yalnızca futboldur” derken, kimilerinin de, uzlaşma konusunda “zayıf bir siyasi kültür ve AB'nin telkin ettiği reformlar etrafında ağız birliği edemeyen üç partili bir koalisyon için” Türk futbolcuların birlik, kararlılık ve taktik becerisinden derin dersler çıkarılabileceği kanısında olduğu ifade edilen haberde, konuyla ilgili Türk basınında yer alan değerlendirmelere yer verilmektedir. Basının önde gelen gazeteci ve yazarlarından İngilizce yayımlanan Turkish Daily News'ın köşe yazarlarından Mehmet Ali Birand, Sabah gazetesinden Okay Gönensin ve Milliyet gazetesinden Hasan Pulur'un bu yöndeki görüşlerinin aktarıldığı haberde, koalisyon ortaklarının AB talepleri doğrultusundaki reformlar konusundaki anlaşmazlıklarının ülke açısından risk yaratabileceği ileri sürülmektedir. Haberde, ayrıca, hükümetteki birliğin bozulacağı yönündeki korkuların, ardında milyonun üzerinde işşiz insan bırakan Şubat 2001 krizinin gölge düşürdüğü piyasaları vurabileceğine işaret edilmektedir. AB'nin istediği reformlara karşı çıkan sağ kanadın ağırlıkla, Müslüman Türkler arasında pek yaygın olduğu ileri sürülen "Ne yaparsak yapalım Avrupalılar bizi geri çevireceklerdir. Biz Türkleri istemiyorlar" fikri üzerinden siyaset yaptıklarına da dikkat çekilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: “Gözardı edilmişlik ve kasten yanlış anlaşılmışlık duygusu çok güçlü; yabancılar, son yirmi yılda medyada, ekonomide ve ülkede kaydedilen ilerlemeyi görmezler; onlar yalnızca katedilmesi gereken uzun yolu görürler. Dışarıdaki görüşmelerde Türk yetkililer, bazen haklı bazen da haksız olarak, geçimsiz, hatta inatçı insanlar olarak görülürler... Bu yıl Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek bir yıl. İki olası 'uç sonuç' da bir kenara atılır gibi değil. Türkiye, herşey bir yana, insan hakları reformlarını parlamentodan geçirme kararlılığı etrafında birleşebilir ve AB'nin, Kıbrıs'ı yeniden birleştirmek için istediği türden bir anlaşmayı ortaya koyabilir. Bunlar oldu diyelim, ama yine de, AB'nin, Türkiye'nin üyelik görüşmeleri için istediği kesin tarihi belirlemesi olasılık dışı. Aslında oldukça basit; reformlar tamamlandığında görüşmelere geçilir. İşte o zaman aralık ayında yapılacak olan AB zirvesinden, Türkiye'nin bloğa girişini hızlandıracak çok şey çıkabilir. Bahsi geçen iki 'uç sonuç'tan karanlık olanında, ülke içinde uzayıp giden iç ihitilaflar, reformlar ve Kıbrıs konusunda yaşanan tıkanıklık var. AB zirvesinden, Türkiye'yi teşvik edecek bir sonuç ya çıkmayacak ya da yok denecek kadar az çıkacaktır. Zaten hep ortada olan Batı karşıtlığı giderek artıyor ve AB karşıtı güçler yükselişte.”
İRAN BASINI:
Aferineş gazetesinin (19/06) "Tahran ile Ankara, İki Ülkenin Yakınlığı İçin Diyalog ve Diplomasiyi Seçtiler" başlıklı Internet'ten sağlanan yazısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in İran ziyareti ele alınmakta, ziyaretin iki ülkenin bölgedeki rolü ve ilişkileri açısından önemine işaret edilmektedir. Yazıda, son yıllarda İran ve Türkiye arasında “bazı ihtilafların patlak verdiği ve defalarca haber konusu olduğu bir dönemde” Türkiye Cumhurbaşkanı'nın İran ziyaretinin gerçekleştirilmesi, iki ülke ilişkilerinde dönüm noktası sayılacak diplomatik bir girişim olarak değerlendirilmekte, İran ve Türkiye'yi farklı dönemlerde ve noktalarda uzak düşüren faktörler şöyle sıralanmaktadır: “Bu doğrultuda önemli bir faktör olarak iki ülkenin hükümet yapılarının farklılığına değinilebilir... İran ve Türkiye hükümet yapılarındaki tezat, iki ülkenin birbirine yakınlaşmasını önleyebilecek bir faktördür... İran ve Türkiye arasındaki görüş ayrılığına yol açan bir diğer faktör ise, iki ülke ilişkilerine yabancı güçlerin karışmasıdır. Son yıllarda Türkiye'nin müttefiki olarak ABD, İran-Türkiye ilişkilerini soğutmak için hiçbir çabadan geri kalmıyor, bazen Siyonist güçlerin etkisi altındaki Türk basını da küçük ihtilafları artırmış, bu da iki ülke ilişkilerini krize sürüklemiştir. Bu yüzden Türk hükümetinin ve siyasi yapısının içindeki ılımlılar, diplomatik ilişkileri güçlendirmek ve diyalog aracılığıyla yanlış anlamaları gidermek yönünde adım atılmasını istiyorlar, bunu da diplomatik ilişkilerin güçlendirilmesi doğrultusunda başka bir faktör olarak kabul etmek mümkün. Tarafları ilişkilerin güçlenmesine ve diplomatik trafiğin yaşanmasına teşvik eden diğer bir faktör iki ülkenin iç durumudur. Bir taraftan İran, gelişmekte olan ve uygun ekonomik potansiyele sahip olan Türkiye'yi gözardı edemezken, diğer taraftan Türk yetkilileri de siyasi, ekonomik ve stratejik menfaatler coğrafyasından İran'ı yok edemiyorlar. İran ve Türkiye ilişkilerinin güçlendirilmesi, her iki ülke politikacıları için olumlu bir ayrıcalık olarak değerlendirilir.” Türkiye'de Cumhurbaşkanlık makamının sembolik olarak sayılmasına rağmen Cumhurbaşkanı Sezer'in yolsuzluklarla mücadele programları ve girişimlerinin, halk, siyasi çevreler ve partiler arasında seçkin ve özel bir yere sahip olmasına neden olduğu vurgulanan yazıda, bu yükselişin, halihazırda Türkiye'nin AB üyeliği sürecinin hızlanması ve ekonomik reformların ilerlemesi amacıyla, Cumhurbaşkanının şahsına yönelik saygınlığa dönüştüğüne işaret edilmektedir. Cumhurbaşkanı Sezer'in, şu ana kadar hiçbir parti ve siyasi gruba dahil olmadığına dikkat çekilen yazıda, Türkiye'de son yıllarda yaşanan ekonomik krize rağmen, Cumhurbaşkanının dış politikanın öncelikleri arasına komşu ülkelerle ilişkilerini güçlendirmeye ve bölge ülkeleriyle ilişkilerini yeniden yapılandırmaya önem verdiği belirtilmektedir. Türkiye'nin, siyasi alanda Kürtler ve Kürt yerleşim bölgeleri ile ilgili sorunların dışında dış politika alanında da birçok sorunlarla boğuştuğu, Kıbrıs sorunu ve Yunan kesimiyle ihtilafının bunların başında geldiği ifade edilen yazıda, bu arada AB üyeliği konusundaki çabasının, AB üyelerinin karşı çıkması nedeniyle sonuçsuz kaldığı vurgulanmakta, bu nedenle ülkenin başta İran olmak üzere komşu ülkeleriyle ilişkilerini düzelterek bu sorunların üstesinden gelmeye çalıştığı kaydedilmektedir.
İSPANYA BASINI:
ABC gazetesinde (19/06) "NATO'yla Anlaşmak İçin Yunan Vetosunu Kaldırma Yönünde AB'nin Son Çabası" başlığı ve Alberto Sotillo imzasıyla yayımlanan ve Internet'ten sağlanan bir yazıda, Avrupa Birliği İspanyol Bönem Başkanlığı ile AB Savunma ve Dış Politika Yüksek Komiseri Javier Solana'nın, Avrupa ordusu ve NATO arasında bir anlaşmaya varılmasını engelleyen Yunanistan vetosunu kaldırmak için son bir çaba içinde oldukları belirtilmekte, bir diplomatın "Bu girişim, öncelikle Türkiye konusunda varılan anlaşmanın hafif bir gözden geçirilmesinden öte olacak, ancak Türkiye'nin, uzlaşma yolunun yeniden açıldığına ve Ankara'yla müzakerelerin tekrarlanması ve girişimin yeniden başlamasının gerekliliğine inanmasını engellemek için anlaşmaya yeni unsurlar katıştırmadan yapılacak. Aksine, parçaları tamir etmek ya da yeniden düzenlemek tutumunda olunacak. Yeni bir şey eklenmeyecek, belki çıkarılacak" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Ankara Metni'nde Türkiye'yle varılan anlaşmanın, Avrupa ordusunun, Kıbrıs anlaşmazlığı konusunda ya da Ege'de Türk çıkarları aleyhine işlerle asla meşgul olmayacağı anlamına geldiği, şimdiye kadar çok az ilgi çeken Ankara Metni'nin, hiçbir durumda ve hiçbir krizde Avrupa ordusunun, Türkiye'nin durumundaki gibi, bir Avrupa müttefikine karşı kullanılmayacağına işaret edilen yazıda, Ankara'ya verilen garantilerin, AB'nin, NATO'nun yardımı olmaksızın kendi başına bir operasyon düzenlemesi durumunda da geçerli olacağı, söz konusu hallerde, bir NATO müttefiki, yani Türkiye'nin, coğrafi konumu itibariyle yakınında gelişen bir operasyondan dolayı "endişesini ifade ederse", ortakların müttefike danışmak ve Avrupa ordusunun, bir Avrupa müttefikine karşı asla kullanılmayacağını hesaba katmak zorunda olacakları, bu şekilde Avrupa ordusunun, Kıbrıs, Ege ve Türk-Yunan anlaşmazlığının dışında tutulacağı kaydedilmektedir. Yorumda, İspanya Dışişleri Bakanı Josep Pique'nin, Avrupa Güvenlik Politikası ve AB ordusunun, NATO'nun amaçlarına geçişine imkan sağlayacak söz konusu anlaşmaya varılması hakkında çok iyimser bir tavır sergilediği, bugünlerde ortakların güçlü baskısına maruz kalan Yunan meslektaşının "esnekliğini" övdüğü bildirilmekte ve “Bununla beraber, Yunan hükümetinin, Avrupa savunmasının başkanlığını Eylül ayında bir yıllığına üzerine alıncaya kadar, herhangi bir öneriyi bloke etme fikrini hayata geçirme endişesi hep var. Bu durumda Avrupa savunması, Kıbrıs'ın AB'ye girişinde ve Türk-Yunan anlaşmazlığında verilecek bir vaat için rehin kalmış olacak. Eğer kötü sonuç çıkarsa, bir karışıklık tüm genişlemeyi felakete sürükleyebilir” denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Elefteros Tipos gazetesinde (19/06) "Ankara, Üyelik Müzakerelerinin Başlaması Konusunda Baskıda Bulunuyor" başlığı ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan yorumda, Türk hükümetinin hedefinin, Sevilla Zirvesi'nde, Türkiye'nin AB hedefine yaklaştığını ortaya koyacak bir gelişmenin kaydedilmesi olduğu, zira, oluşan koşulların varılacak noktayı değil, kaydedilecek olan yolu önemli kıldığı ifade edilmektedir. Ankara'daki siyasi çevrelerin, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in cuma günü Sevilla'ya, "yıl sonuna kadar AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesine psikolojik açıdan Türkiye'nin ihtiyacı vardır" şeklinde Türkiye için önemli olan bir mesajı iletmek amacıyla gideceklerini söylediklerine işaret edilen yorumda, son dönemde Ankara'da yapılan kamuoyu yoklamalarının, Türk kamuoyunun, Dünya Kupası'nda Türk Milli Futbol takımının oyunuyla verdiği moralin bir benzerinin, AB-Türkiye ilişkilerinde de yaşanmasını istediğini ortaya koyduğu belirtilmektedir. Halkın yüzde 72'sinin Türkiye'nin AB'ye girmesinden yana olmasına rağmen, ancak yüzde ikisinin, AB üyesi olmanın ne anlama geldiğini bildiği ifade edilen yorumda, Türkiye'deki kurulu düzenin, AB üyeliğine, hem ekonomik refah hem de kendine özgü siyasi sistemin bir anlamda yasallaşması gözüyle baktığı kaydedilmektedir. Yorumda, Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in yaptığı açıklamalarda, AB hükümetlerini, Türk ekonomisinin düzelmesi yolunda gereken desteği vermemekle suçladığı, Savunma Bakanı Çakmakoğlu'nun da, AB'nin Türkiye'den, Kıbrıs konusunda geri adım atmasını istediğini, ancak bunun kaşılığında Türkiye'ye vaatten başka bir şey vermediğini söylediğine dikkat çekilmekte, AB-Türkiye ilişkileri konusunun, Türkiye'nin gündemine oturmuş olduğu, artılar ve eksilerin ise tartışma konusu olduğu ifade edilmektedir.
|