|
21/06/2002
ANKARA, 21/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 20 Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ALMANYA BASINI: Der Tagesspiegel gazetesinde (20/06) "Riskli Prestij" başlığı ve Thomas Seibert, Hans Monath imzalarıyla yayımlanan yazıda, Türkiye'nin Afganistan'daki Uluslararası Güvenlik Gücü ISAF'ın komutasını üstlenmesi konusu ele alınmakta, 19 ülkeden gelen 5 bin askerden oluşan ISAF'ın komutasını üstlenmenin, “her ne kadar Washington'un müttefiki olan Ankara'nın pozisyonunu güçlendirse ve NATO içinde tek Müslüman ülke olan Türkiye'nin özel rolünün önemini artırsa da”, bu prestijin kazanımının birtakım riskleri de beraberinde getirdiği ileri sürülmekte ve şöyle denilmektedir: “Türk askerleri Kabil'de muhtemelen planlandığından daha uzun süre kalmak zorunda kalacaklar. Zira, Ankara'daki yönetim Afganistan macerasının siyasi sembolik gücünü kullanmaya oldukça önem veriyor. AB ile ilişkilerde, Kıbrıs meselesinde ve Irak konusunda Ankara'dan çok şey bekleniyor. Fakat Başbakan Bülent Ecevit'in rahatsızlığı ve koalisyonunda yaşanan sürekli ihtilaf Türkiye'nin dış siyasi konumunu zayıflatıyor. Hükümet dışarıya karşı bir şekilde uyumlu çalıştığı izlenimini vermeye çaba harcıyor. Böylece Başbakan Ecevit gidemeyeceği için de, AB'nin Sevilla Zirvesi'ne Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer katılıyor. Buna rağmen 'bloke olmuşlar gibi bir izlenim var' diyor AB'li bir diplomat Türk meslekdaşlarıyla ilgili olarak. Ankara'daki hükümetin belirsiz tutumu yakında Alman dış politikasını da daha yakından meşgul edecek: Yani Türkiye'nin AB'ye katılım müzakerelerine davet edilip edilmeyeceği sorusu gündeme geldiğinde. AB Komisyonu'nun talimatıyla yaz sonuna doğru, aday ülkelerin AB'ye üyeliğe ne denli hazır olduklarının değerlendirildiği 'ilerleme raporları' hazırlanacak. Türkiye'nin AB kriterleriyle ilgili attığı ileri adımlar konusunda Almanların vereceği hüküm ise muhtemelen pek de olumlu olmayacak görünüyor. Hükümet çevrelerinde 'bu konuda siyasi istisna yapılmayacak' deniliyor. İlerlemeler kaydedildiği, 'ancak karar aşamasına varıncaya dek daha çok uzun bir yol olduğu'" dile getiriliyor. AB'nin yerine getirilmesini talep ettiği reformlar arasında idam cezasının kaldırılması ve okullarda Kürtçe dilinde eğitim de yer alıyor.” Deutsche Welle Radyosu'nun(20/06) "Göç Trafiğinde Türkiye" başlığıyla Internet sayfasında yer alan yazıda, Dünya Mülteciler Günü ve İspanya'nın Sevilla kentinde toplanacak Avrupa Birliği zirvesi bağlamında Avrupa'ya yasa dışı göç konusu ele alınmakta, alınabilecek önlemler üzerinde durulmaktadır. Göç güzergahı olarak Türkiye ve Yunanistan'ın gösterildiği yazıda, iki ülkede de yasadışı yollarla Avrupa'ya gitmeye çalışan göçmenlere karşı çeşitli önlemler alınmaya çalışıldığı, ancak bunun yeterli olmadığı ifade edilmektedir. Türkiye'nin 10 bin kilometrelik bir sınırı denetlemek zorunda olduğu, Doğudan gelen göçmenleri tanımadığı, göçmenlerin çoğunun Irak'tan geldiği, 3 bin ila 5 bin euro vererek, dağları aşarak Van'a, sonra da İstanbul'a geldikleri, İstanbul'a kadar gelebilenlerin, orada yakalansalar dahi serbest bırakılmaları olasılığının çok yüksek olduğu belirtilen yazıda, şöyle denilmektedir: “Resmi rakamlar, 2001 yılında Türkiye'nin mülteciler için 150 bin euro harcadığını gösteriyor. Yılda yaklaşık 250 bin mültecinin geçtiği Türkiye'de şu ana kadar tek bir göçmen kampı bile yok. Yunanistan'la birlikte Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri'nin kara listesinde. Bu listede, yasa dışı göçe karşı hemen hemen hiç önlem almayan ülkeler yer alıyor. Yunanistan'da, en azından insan kaçakçılarına karşı sert cezalar uygulanırken, Türkiye'de buna karşı bir yasa dahi yok. Şimdi bu yasayı çıkarmaya hazırlanan Türkiye, Yunanistan'la da bir anlaşma imzaladı. Buna göre, Türkiye'den geldiği belirlenen göçmenleri Türkiye geri alacak. Ancak bunun önkoşulu, Yunanistan'ın, bu göçmenlerin kendi ülkelerine gönderilme masraflarını tamamen karşılaması. Bilgi Üniversitesi'nden göç araştırmaları uzmanı Ayhan Kaya, Türkiye'nin, ancak mali yardım karşılığı, Avrupa'nın sınır bekçiliğini yapmaya razı olacağını söylüyor. Avrupa Birliği zirvesinde gündemde olan yaptırım tehditlerinin ise yapıcı olmadığı kanısında: 'İnsanlar yoksulluktan kaçıyor? Peki yaptırımların ne etkisi olacak? Bu ülkeleri daha da yoksul hale getirecek. Avrupa Birliği'nin yaptırımları, göç dalgasını daha da kabartır. Bu tam bir felaket olur.'" İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (20/06) "Doğru Sözcükler Seçilirse Yunanistan'ın Endişeleri Yatıştırabilir ve AB Gücü Hayata Geçirebilir" başlıklı ve Paul Taylor ve Dina Kyriakidou imzalı haberde, AB kaynaklarının, geçtiğimiz hafta yürütülen yoğun diplomatik temaslar sayesinde, aylardır Yunanistan'ın, Ankara'nın rolü konusundaki kaygıları dolayısıyla sürüncemede kalan Acil Müdahale Gücü'nün Sevilla Zirvesi'nde hayata geçirilmesi şansının arttığını söylediklerine işaret edilmektedir. Avrupa'nın, Makedonya'daki NATO barış gücünün görevini bir an önce devralmak için sevketmeyi umduğu gücün ağırlıkla NATO planları ve varlıklarına bel bağlamış durumda olduğuna dikkat çekilen haberde, NATO üyesi olmakla birlikte AB'ye üye olmayan Türkiye'nin güç içinde söz sahibi olmak isterken iki bloğa da üye olan Atina'nın ise, “ezeli düşmanının” karar mekanizmasında yer almasına izin verilmesi konusunda tereddütlü olduğu, bu düğümü çözmek adına bir adım atan İngiliz ve Amerikalı yetkililerin, aralık ayında Türkiye ile, hem Yunanistan hem de AB'yi tatmin edecek bir metin üzerinde anlaşmaya vardıkları, ancak Atina'nın, gizliliği korunan ve değişiklikler gerektiren söz konusu Ankara metnine itiraz etttiği hatırlatılmaktadır. Haberde, Yunanistan'ın, gücü veto etme hakkı olduğunu ima ettiği açıklamasında, "Memnun olmadığımız durumda sahip olduğumuz -resmi ya da değil- tüm olanakları kullanacağımız kesindir" diye konuştuğu aktarılan haberde, Yunanistan'ın sert itirazlarına karşın, AB kaynaklarından gelen duyumlara göre, Yunanistan ile Türkiye'nin yanı sıra AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Javier Solona, İspanya, İngiltere, ABD'nin yer aldığı son yoğun diplomatik temaslar sayesinde bir anlaşmaya varma olasılığının artmış bulunduğu ifade edilmektedir. Financial Times gazetesinde (20/06) "Kıbrıs'ın Şansı" başlığı ve Judy Dempsey imzasıyla yer alan ve Internet'ten sağlanan yorumda, Kıbrıs sorunu ve yapılan müzakereler ele alınmakta, bugüne kadar bir sonuç alınamadığı ifade edilmektedir. Kıbrıs adasında yaşanan tarihsel olayların anlatıldığı yorumda, bu defa görüşmelerin “Kıbrıs'ın bekleyen Avrupa Birliği üyeliği” bağlamında sürdürüldüğü, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak zirvede, AB ülkeleri devlet başkanlarının, Kıbrıs'ın diğer aday dokuz ülke ile birlikte AB'ye katılmaya hazır olduğu açıklamasının beklendiğine işaret edilmektedir. Üst düzey bir Avrupalı yetkilinin, "Eğer bir çözüme ulaşılmazsa her iki tarafın da kaybedecek çok şeyi var" dediğine işaret edilen yorumda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “AB kendisini çoktan köşeye sıkıştırmış durumda. Çözüm bulunamadan, bölünmüş bir adayı bünyesine kabul edecek. AB diplomatları bunun büyük risk taşıdığını kabul ediyorlar. Bu durum görüşmelere tekrar başlanmasını da zorlaştıracak.Yunanistan ve Türkiye'nin Ege meselelerinin çözümüne yönelik kademeli yakınlaşmasında da ciddi bir geri adım anlamına gelecek. Diplomatlar Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmesinden de endişe duyuyor... Yine de, özellikle Kleridis iyiniyetle görüşmelere devam ettiğini ispatlarsa ve Kıbrıs üyelik için gerekli şartları yerine getirmiş olursa, AB'nin çözüm bekleyerek Kıbrıs'ı dışarıda bırakmaya niyeti yok... Pek çok şey Ankara'ya bağlı. Türk diplomatlar, AB, Ankara'ya üyelik müzakerelerine başlamak için bir tarih verdiği takdirde bir anlaşmaya varmanın mümkün olduğunu söylüyor. AB büyükelçileri ise böyle bir teklif yapma niyetinde olmadıklarını söylüyorlar ve Türkiye'nin öncelikle insan hakları, ekonomi ve siyasetle ilgili temel kriterleri yerine getirmesi ve güçlü askeri kurulu siyasi yaşamın dışına çekmesi gerektiğini kaydediyorlar.” YUNANİSTAN BASINI: Elefteros Tipos gazetesinin (20/06) "Türkiye '4 Silahla' AB Üyeliğine Yönelik Şantajda Bulunuyor" başlıklı ve Angeliki Spanou imzalı yorumunda, ANAP Milletvekili ve Demokrasi Vakfı Başkanı Bülent Akarcalı'nın, "Kıbrıs AB üyesi olursa, aynı zamanda da AB'nin Türkiye ile müzakerelere başlayacağı tarih saptanmazsa, Kıbrıs'tan başlayarak Batı Trakya'ya kadar uzanacak olan bir ateş yanacak" şeklindeki açıklamasına yer verilmekte ve bu açıklamanın, “Türkiye'deki düzenin en Avrupa yanlısı siyasi görüşünü ifade ettiğine” işaret edilmektedir. Akarcalı'nın, "Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda anahtarın, Türkiye'nin AB adaylığında gelişme kaydedilmesi" olduğuna inandığı belirtilen yorumda, Akarcalı'nın, "bunun bir şantaj oluşturmadığını", "siyasal realizm olduğunu" sözlerine eklediği de kaydedilmektedir. Yorumda, Akarcalı'nın, "Keşmir, Filistin ve Kıbrıs'ın, dünyanın üç saatli bombasını oluşturduklarını söylediği, Kıbrıs'ta gelişmekte olan müzakerelerin, AB'nin, "Güney Kıbrıs" olarak nitelendirdiği serbest bölgelerin adaylığını kabul etmesi nedeniyle, Kıbrıs Türk tarafına karşı ilk baştan haksızlık yapıldığına inandığını ifade ettiği, adanın AB üyeliği konusunda "Avrupalıların Kıbrıs'ı bugünkü durumuyla AB üyeliğine kabul etmeleri hem gülünç, hem de tehlikeli olur” şeklinde atıfta bulunduğu ve Avrupa hükümetlerine, "Türkiye'nin Avrupa içindeki varlığı her zaman önemli olmayabilir, ancak Avrupa dışında kalması önemlidir"mesajını verdiği aktarılmakta ve şöyle denilmektedir: “Akarcalı, bu sözlerle acaba neyi ima ediyor? Avrupa ülkelerinin Türkiye ile ticari ilişkilerini, AB'nin enerji alanındaki otonomisinde ülkesinin oynadığı rolü, ABD ile temaslarını, Müslüman dünyasıyla ilişkilerini ima ediyor. Türk milletvekili, Ankara'nın AB ile müzakerelere başlaması için yerine getirmesi gereken kriterler konusu üzerinde durmuyor; Türk devletinin 20'nci asırda kökten değişmesini, teokratik bir devlet iken, laik bir devlet olması, monarşiden demokrasiye, İmparatorluktan uluslararası örgütler üyesi bir ülkeye dönüşmesini yeterli sayıyor. Akarcalı, Avrupa ülkelerinin başında Hitler, Mussolini ve Franco'nun bulundukları sıralarda, 'Türkiye demokrasiye yönelik devrimlerini yaptı' diyerek, 'biz fedakarlıklarımızı yaptık' şeklinde konuştu. Akarcalı, Ankara'nın, 1980'li yıllarda cereyan eden İslam hareketi nedeniyle, AB trenini kaçırdığını söyledi ve 'tarihimiz, bize hem yasal, hem de siyasal açıdan, AB üyesi olma hakkını tanıyor' diyor... Türkiye'yi, Irak ve İran'dan yasa dışı göçmenlerin geçeceği bir kapı olarak gören Avrupalılara, Akarcalı şu cevabı veriyor: 'Saddam'a silahları kim satıyor? Saddam'ı Alman şirketleri silahlandırıyor. Avrupa önce özeleştirisini yapsın. Biz tehlike oluşturmuyoruz' diyor. Türk milletvekilinin Türk-Yunan yakınlaşmasına ilişkin görüşü, 'Şarkıcılar, modacılar, işadamları arasında bir diyalog yapılıyor, ancak sorunun özüne değinecek siyasi bir diyalog yapılmıyor. Birbirimize karşı dürüst davranmıyoruz, parmağımızı konuların özüne koymuyoruz, yalnızca yüzeyine dokunuyoruz' şeklindedir. Akarcalı, Türk siyasi ortamında, yıl sonuna kadar Ankara'nın AB müzakerelerine başlaması gereği hakkında 'consensus'un kesinlikle var olduğunu söylüyor, bunun gerçekleşmesi halinde, Kıbrıs konusuna ilişkin koşulların değişeceğini de ima ediyor: 'Bir Denktaş dahi farkı kavrıyor' diyor.
ESKİ SAYILAR |