|
ANKARA,
26/06(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 25
Haziran 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine yer
verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA
BASINI:
Kölner
Stadt Anzeiger gazetesinin Internet sayfasında (25/06) "Türkler
Yol Ayrımında" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yer alan
bir yazıda, Rahatsız olan Başbakan Bülent Ecevit'in, Sevilla'daki
AB Zirvesi için planlanan ziyaretini, mayıs ayından bu yana iptal
ettiği diğer randevuları gibi, iptal etmek zorunda kaldığı ve
onun yerine Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in, Turkish Daily
News gazetesinin yazdığı gibi "eli boş" İspanya'ya geldiği ve
gazetenin yorumuna göre Türkiye'nin AB'ye yakınlaşma sürecinin
duraklama dönemine girdiği belirtilmektedir. Konrad-Adenauer
Vakfı'nın Antalya'daki "11 Eylül'den Bu Yana Türkiye'nin
Stratejik ve Siyasi Pozisyonu" konulu toplantısının ana
konularından birinin Türkiye'nin AB adaylığı olduğu belirtilen
yazıda, ABD'ye yapılan terör saldırılarından bu yana ülkenin
jeostratejik öneminin arttığının tartışma götürmediği, ancak
Ankara'daki hükümetin bu yeni ağırlığı şimdiye kadar AB'ye karşı
kullanamadığı konusunda da bir görüş birliği olduğuna dikkat
çekilmektedir. AB'nin aralık ayındaki Kopenhag zirvesinde üyelik
müzakerelerine başlamak için Türkiye'ye bir takvim vereceği
yönünde Ankara'nın umudunun, gözlemcilerin tahminlerine göre pek
gerçekleşmeyeceği, çünkü Türk Hükümeti'nin o zamana kadar gerekli
reformları gerçekleştiremeyeceğinin ortada olduğu ifade edilen
yazıda, AB karşıtlarının da yakınlaşma sürecini bozmak için
ellerinden geleni yaptıkları, direnişin, sadece sağcı
milliyetçilerden gelmediği, özellikle AB reformlarıyla
ellerindeki gücü kaybetmekten endişe duyanlardan geldiği ve
bunların arasında ordunun, adli makamların ve devlet
bürokrasisinin bir bölümünün bulunduğu vurgulanmaktadır.
Frankfurter
Allgemeine Zeitung'da (25/06) "Türkiye, Sevilla Sonrasında
Umutlanıyor" başlığı altında ve Rainer Hermann imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in, Sevilla Zivesi'nin sonunda yaptığı konuşmada, AB'den
aralık ayında katılım müzakerelerinin başlatılması için bir karar
çıkmasını beklediğini, söz konusu tarihin saptanmasının gecikmesi
durumunda, bunun Türkiye'de morallerin bozulması ve AB'ye inancın
yitirilmesi tehdidini beraberinde getireceğini belirttiği
kaydedilmektedir. AB devlet ve hükümet başkanlarının Sevilla'da,
Türkiye'nin üyelik başvurusunu aralık ayında Kopenhag'ta
yapılacak zirvede yeniden değerlendirme kararı aldıkları
belirtilen yorumda, Sevilla Zirvesi'nin sonuç bildirgesinde,
gerçekleştirilen reformlarla ülkenin AB'ye üyelik şansının
arttığından söz edildiğine dikkat çekilmektedir. Yorumda, Türk
basınında, İspanyol Dışişleri Bakanı Pique'nin, "Türkiye'ye daha
bu yıl içinde katılım müzakerelerinin başlatılması için bir tarih
verilmesini umut ediyorum" sözlerine yer verildiği
vurgulanmaktadır.
AVUSTURYA BASINI:
Die Presse
gazetesinde (25/06) "Boğa Türk Kimliğini Yaralıyor" başlığı
altında ve Jan Keetman imzasıyla yayımlanan bir yazıda,
Türkiye'nin AB ile olan sorunlarının, Türk Milli Takımı'nın Dünya
Kupası'nda gösterdiği başarılar sonucu yeniden belirginleştiği
belirtilmektedir. Yazıda, yükselen ulusal özgüvenin, Sevilla'deki
AB Zirvesi'nde de kendini gösterdiği; Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet
Sezer'in, Avrupalı devlet ve hükümet başkanlarından, aralık ayında
Kopenhag'ta yapılacak olan zirvede, somut üyelik müzakerelerine
başlama tarihinin belirlenmesini istediği, ancak AB'nin,
soğukkanlılığını bozmadığı ifade edilmektedir.
Alman Başbakan Gerhard Schröder'in, "Bağlayıcı bir sürenin tespit
edilme ihtimali olduğunu zannetmiyorum" şeklindeki sözleri
aktarılan yazıda, Alman birlik partilerinden başbakan adayı
Edmund Stoiber'in daha önce Türkiye'nin AB'ye girmesine ret
cevabı verdiği hatırlatılmaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir: "Avrupalıların,
Türkiye'nin AB'ye katılması konusunda ihtiyatlı davranmalarının
nedenleri var. Ülkede yabancıların çok az anlayabildiği, ancak
Türkler için, aşıldığında sanki bütün toplum sistemini
çökertebilecek güçte olan, bazı görünmez sınırlar var. Türkiye,
devlet alanında dini beyanatların hiç hoş görülmediği son derece
laik bir devlet. İşte bu sınırlardan birini, üstelik de futbolcu
Hakan Şükür Dünya Kupası'nda aştı. İstanbul'daki Galatasaray
Kulübü eski oyuncusu ve lakabı 'boğazın boğası' olan futbolcu,
birçok Türkün doğal olarak yaptığı bir şeyi yaptı. 7 Haziran'da
diğer oyuncularla birlikte Güney Koreli Müslümanların Cuma
namazına gitti. Aslında bu yakışıksız bir davranış değil, çünkü
Türklerin yüzde 99'u Müslüman. Nitekim nüfus dairelerinde 'dinsiz'
diye bir kayıda devlet izin vermiyor... Böylece Türkiye, kendini
yeniden Avrupa kimliği konusundaki tartışmanın içinde buluyor."
BELÇİKA BASINI:
Financieel Economische Tijd gazetesinde (25/06) "Türkiye, Üyelik
Görüşmeleri İçin AB'den Tarih İstiyor" başlığı altında yayımlanan
bir haberde, Türkiye'nin, AB'den, 2002 sonuna kadar görüşmelerin
başlayacağı tarihin belirlenmesini istediği belirtilmekte, AB ve
özellikle Almanya'nın, bir tarih belirlenmesi konusunda tereddüt
ettiği ve Türkiye konusunun, diğer adayların görüşmelerini de
zora sokabileceği ileri sürülmektedir. Türkiye Cumhurbaşkanı
Ahmet Necdet Sezer'in, Sevilla'da yapılan zirvede, AB devlet ve
hükümet başkanlarından aralık ayındaki Kopenhag'da yapılacak
zirve sırasında, Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlayabilmesi
için bir tarih belirlemelerini isteyerek, "Bir tarih
belirlenmediği takdirde, Türkiye'deki reformlar yavaşlayabilecek
ve Türk halkında AB'nin samimiyeti konusunda soru işaretleri
belirecektir" şeklindeki sözleri aktarılan haberde, AB'nin,
stratejik açıdan Avrupa için önemli olan Türkiye'yi kendine
bağlamak istediği, ancak Birliğin Türkiye ile görüşmelere
başlamak istemediği, çünkü Türkiye'nin, görüşmelere başlayabilmek
için gerekli kriterlere henüz sahip olmadığı ileri sürülmektedir.
Haberde şöyle denilmektedir: "Bazı Avrupa ülkeleri, Türkiye'ye
bir tarih vermek istemiyor. Özellikle Almanya Başbakanı buna
karşı çıkıyor. Almanya'da eylül ayında yapılacak seçimlerde
Schröder'in rakibi Edmund Stoiber olacak. Stoiber, Türkiye'nin
belki hiç bir zaman AB üyesi olmayacağını söylüyordu. Birçok
Avrupalı politikacı da bu düşünceyi paylaşıyor, ancak bunu yüksek
sesle söylemiyorlar. Türkiye'nin isteği, yılın ikinci yarısında AB
için büyük sorunlara neden olabilir. Çünkü bazı önemli sorunların
çözümü için gerekli anahtarlar Türkiye'nin elinde bulunuyor. AB,
Türkiye'nin, bu kozları bir tarih belirlenmesi karşılığında
kullanmasından korkuyor. En önemli konu Kıbrıs konusudur. AB, Rum
ve Türk olmak üzere ikiye bölünmüş adanın birleşmiş olarak üye
olmasını istiyor. Ancak bunun için Türk tarafının iyi niyeti
gerekiyor. AB Ordusu'nun, NATO olanaklarından yararlanabilmesi
için de Ankara'nın onayı gerekiyor. NATO üyesi Türkiye'nin NATO
ile AB arasındaki anlaşmayı onaylaması gerek. Bu anlaşma,
kurulacak Avrupa güçlerinin, NATO uçaklarını kullanabilmesini
öngörüyor."
İNGİLTERE BASINI:
Reuter'in (25/06) "Türkiye, AB ile Üyelik Görüşmelerinin 2003'te
Başlamasını İstiyor, Ama AB 'Hayır' Diyor" başlıklı ve Marcin
Grajewski imzalı bir haberinde, Türkiye'nin, AB ile gelecek yıl
içinde üyelik görüşmelerine başlamak istediğini belirttiği, ancak
AB'nin yanıtının, öncelikle daha fazla demokratik reformun hayata
geçirilmesi gerektiğini yinelemek olduğu ifade edilmektedir. AB
liderlerinin Sevilla Zirvesi'nde, aralık ayı ortalarında
Kopenhag'da yapılacak olan zirvede Türkiye'nin üyelik girişimine
ilişkin yeni kararlar alabileceklerini belirttikleri, hatta
İspanya'nın, söz konusu zirvede üyelik görüşmelerinin başlangıç
tarihinin de belirlenebileceğini kaydettiğine dikkat çekilen
haberde, Brüksel'in, Türkiye'nin insan hakları ve siyasi özgürlük
alanlarında gerekli standartlara henüz ulaşmamış olduğu gerekçesiyle
Ankara ile katılım görüşmeleri için bu kadar erken bir başlangıç
tarihi belirlemeyi reddettiği vurgulanmaktadır. Devlet Bakanı
Tunca Toskay'ın, üyelik görüşmeleri konusundaki belirsizliğin
giderilmesinin, Türkiye'yi AB ile anlaşmazlığa düştüğü çeşitli
siyasi ve ekonomik sorunları çözmek adına işbirliğine teşvik
edeceğini ifade ederek, "Türkiye için, katılım görüşmelerine 2003
yılında geçilmesi son derece önemlidir" şeklindeki sözleri
aktarılan haberde, başta Alman muhafazakar Edmund Stoiber olmak
üzere kimi Avrupalı siyasetçilerin, "uyum ve birliği" tehlikeye sokacağı
ve Fas ya da Tunus gibi ülkelerin de üyelik talebiyle ortaya
çıkmasında teşvik edici olacağı gerekçeleriyle Türkiye'nin
üyeliğine karşı çıktıkları, birkaç AB ülkesinin ise, Türkiye'nin üyeliği
konusunda, Türkiye'nin, refah içindeki Avrupa bloğuna gelirken 65
milyon Müslüman nüfusu ve ciddi ekonomik sorunlarını da
beraberinde getireceği gibi özel çekinceleri olduğu kaydedilmektedir.
Haberde, Avrupa Komisyonu'nun genişleme direktörülüğünden üst
düzey yetkili Michael Leigh'in, "Türkiye, ekonomik ve siyasi
reformlar konusunda ne kadar hızlı ilerleme kaydederse üyelik
görüşmelerine de o kadar yaklaşacaktır. Türkçe, AB'nin resmi
dilleri arasında yer alacaktır ve Türk yetkililer de
görüşmelerimize katılacaklardır" şeklindeki sözlerine yer
verilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI:
Kathimerini gazetesinde (25/06) "Çok Kritik Bir Altı Aylık
Sürecin Arifesinde" başlığı altında ve Kostas İordanidis imzasıyla
yayımlanan bir yorumda, Sevilla Zirve Konferansının sona
ermesiyle, Yunan dış politikası tam manasıyla bir güç koşullar
sürecine girdiği; gelecek altı ay içinde Kıbrıs'ın AB üyeliğinin,
belki de genel olarak AB genişlemesinin, gelişmelerin Ankara'nın
istediği yönde olmaması halinde, Türkiye'nin olası tepkileri
konularında gelişmeler kaydedileceği belirtilmektedir. Ortak tarım
politikasına ilişkin değişiklikler konusuyla ilgili müzakerelerde
ortaya çıkan zorlukların, AB genişlemesinin ertelenmesine yol
açmasının mümkün olduğu, bazı çevrelerin bunun kesinlikle
yapılmayacağını, AB'nin itibarının sarsılacağını, ortak Avrupa
para birliğinin istikrarına olumsuz yönde çok büyük etkisi
olacağını söyledikleri ifade edilen yorumda, gelecek altı ay
içinde Türkiye'nin başta gelen amacının, AB ile üyelik
müzakerelerinin başlayacağı tarihin saptanmasını başarmaya
yönelik olduğu, AB üye ülkelerinin çoğunun ise, Türkiye'deki
büyük demokrasi eksikliğinden ve ülkenin insan haklarına saygı
gösterilmesine ilişkin Kopenhag kriterlerini yerine getirme
gücünde olmaması yüzünden, Ankara'nın bu talebini kabul etmenin
mümkün olmadığı görüşünde birleştikleri kaydedilmektedir. Yorumda,
AB'nin, Türkiye'nin talebini yerine getirse dahi, AB üyeliğine
ilişkin müzakerelerin başlayacağı tarihin saptanmasına karşılık
olarak, Türklerin beğeneceği bir çözümün bulunmasından önce
Ankara'nın Kıbrıs'ın AB üyeliğine mutabık kalmasının da çok zor
olduğu vurgulanmaktadır.
Elefteros Tipos gazetesinde (25/06) "Ege'de Buluşma" başlığı
altında ve Angeliki Spanou imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Ege
konularına ilişkin Türk-Yunan görüşmeleri konu edilmektedir.
Yunanistan ve Türkiye'nin dışişleri bakanları Papandreu ile
Cem'in, Avrupa Ordusu konusundaki son gelişmeleri, Kıbrıs'ın AB
üyeliği ve Kıbrıs sorunundaki yeni koşulları görüşmelerinin
beklendiği ifade edilen yorumda, diplomatik çevrelere göre,
Sevilla'da zirve toplantısında önerilen Avrupa Ordusu'na ilişkin
uzlaşmaya Ankara'nın itiraz etmesinin, AB ile üyelik
müzakerelerinin başlayacağı tarihin saptanmasına yönelik bir
Türkiye-AB müzakeresi çerçevesinde yapılan bir hareket olduğu,
aynı çevrelere göre, gelecek sonbaharda yapılacak Almanya
seçimlerinin bu konuda oynayacağı rolün kritik olduğu, çünkü
Hristiyan-Demokrat lider ve başbakan adayı Stoiber'in,
Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşmasının aleyhinde olduğunu açıkça
belirttiği kaydedilmektedir.
Elefteros Tipos gazetesinde (25/06) "Papandreu: En Kötü Senaryo
İçin Dahi Hazırız" başlığı altında ve Eleni Kalogeropoulou'nun
Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu ile yaptığı mülakat yer
almaktadır. Mülakatta, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu'nun,
Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs ve Ege konuları, Sevilla'deki AB
liderleri zirvesinde tartışılan Avrupa Ordusu konusundaki
görüşlerini açıkladığı belirtilmektedir. Mülakatta, "Son yıllarda
dış polika, Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşması temeli üzerinde
uygulanıyor. Bu yüzden birçok kişi tarafından aleyhinizde ciddi
bir şekilde eleştiriler ifade edildi..." şeklindeki bir soruya,
Papandreu'nun, "AB adaylığı olmasaydı, bunu bizlerin keşfetmesi
gerekecekti. Çünkü bu işlem yalnız Türkiye için değil, tüm aday
ülkeler için çok önemlidir. Avrupa ülkeleri tarafından her gün
kontrol yapılıyor. Bu çerçevede AB, Türkiye'ye, gerçekten Avrupa
ülkesi olabileceğini kanıtlama fırsatını verdi diyebilirim. Bunu
başarabileceği kesin değil, ancak ben bu soruyu soruyorum: Hangi
Türkiye'yi istiyoruz? Avrupa kurallarına uyum sağlayan, bu
kurallar çerçevesinde hareket eden bir Türkiye mi, yoksa askeri
ya da teokratik iktidarı olan bir Türkiye'yi mi? Bence, Avrupalı
bir Türkiye'yi görmek, AB ülkeleri arasında daha çok bizim
yararımıza olacak. Bu nedenle, bu işlem çok önemlidir. Bence
Türkiye, Türk halkı için önemlidir. Bana soracaksınız şimdi: 'Seni
Türk halkı ilgilendiriyor mu?' Kesinlikle ilgilendirir. Çünkü,
bizim büyük çabalarla elde etmeyi başardığımız barışı, refahı,
demokrasiyi Türk halkı da elde ederse, aşırıcı seslerin,
ekstremizmin, fundamentalizmin ve savaşa susamış liderlerin etkisi
de azalacak. Türkiye, AB üyesi olma durumuna geldiğinde, farklı
bir Türkiye'den söz edeceğiz. Yine de onun AB üyesi olup
olmamasını kararlaştırma yeteneğine sahip olacağız. Karar yalnız
Yunanistan'ın olmayacak, bu ağırlık yalnız bizim omuzlarımızda
olmayacak. Türkiye'nin gerçekten AB üyesi olmaya hazır olup
olmadığı yönündeki değerlendirmenin ilk önce bizler tarafından
yapılacağı kesindir. Kanaatimce Türkiye, Avrupa'nın taleplerine
göre değişirse, Kıbrıs gibi konular çözülürse, ikili ilişkiler
bir düzene girerse, üyeliğini pek de olumsuz karşılamaya bir
neden olmayacak" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.
ESKİ SAYILAR |