04/07/2002                       

                       

             ANKARA, 04/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  3 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Deutsche Welle Radyosu'nun internet sayfasında (03/07)  "Türkiye Ebedi Olarak Aday Ülke mi?" başlığı altında ve Leona  Frommelt imzasıyla yer alan bir yazıda,  Dışişleri Bakanı  Joschka Fischer'in, Türk meslektaşı İsmail Cem'le yaptığı  görüşmede, üyelik müzakerelerine başlamanın AB Komisyonu'nun  elinde olduğuna dikkat çektiği, ancak ülkeyi AB yolunda  desteklemeye devam edeceği güvencesini verdiği kaydedilmektedir.  Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in ise, Türkiye'nin siyasi  kriterleri yerine getirmeye başladığını, müzakerelere başlama  takviminin verilmesiyle diğer aday ülkelerden farklı muamele  görmek istemediklerini dile getirdiği belirtilen yazıda, AB  Komisyonu'nun, 1998 yılından bu yana yıllık ilerleme raporlarıyla Türkiye'nin AB üyeliği için hazırlıklarını değerlendirdiği,  2000 yılından bu yana Komisyonun, Türkiye'de birçok olumlu  gelişme kaydettiği, ancak demokrasi, hukuk devleti ve insan  hakları konularında öteden beri eleştirilerde bulunduğu  vurgulanmaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir: "İşkence ve kötü  muamele bugüne kadar bitmiş değildir, oysa yetkili makamlar ve  Parlamento bu konuları ciddiye almakta, insan hakları konusunda  eğitim programları düzenlemektedirler. Türkiye, cezaevleri  alanında esaslı reformlar yapmaya başlamış olsa da cezaevi  koşulları iyileşmiş değildir. Halen, düşünce, örgütlenme ve  toplanma özgürlüğü alanında sürekli sınırlamalar yapılmakta.  Ayrıca çok belirgin olan şudur: Kürt sorunu çözülmeden AB  üyeliği yok. Bugüne kadar ne Kürtçe eğitim ne de Kürtçe yayına  izin verilmiştir. Ayrıca ekonomik olarak da Türkiye üyelik  için hazır değildir... Ekonomik güç noksanlığı nedeniyle  Türkiye'nin üyeliğe alınması birçok Avrupa devleti için mantıklı  değil. Ayrıca ekonomik program da durabilir, çünkü IMF kredileri  ülkede reform yapılmasına bağlanmaktadır. Ancak bunlar yapılsa  bile sadece kağıt üzerinde kalmaktadır... AB, üyelik  kriterlerinden en ufak bir taviz vermeye yanaşmazken Türkiye,  uluslararası siyasette giderek etkin bir rol oynamaya  başlamaktadır. Orduları Afganistan'da barış birliğine komuta  etmektedir. Türk Milli Takımı'nın dünya üçüncüsü olmasından  bu yana ülke özgüvenini kazandı. Aynı ölçüde AB'ye yönelik  şüpheler de artmaktadır. Bazı uzmanlar, eğer orada üyelik  müzakereleri için bir takvim verilmezse, AB ve Türkiye'nin  aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde çarpışabilecekleri'  uyarısında bulunuyor. Galiba Türkiye daha çok uzun bir yol  katedecek."

            Financial Times Deutschland gazetesinde (03/07) "Fischer,  Türkiye'ye Çağrıda Bulunuyor" başlığı altında yayımlanan bir  haberde, Dışişleri Bakanı Joschka Fischer'in, Türkiye'ye, Kıbrıs ihtilafında ilerleme kaydedilmesi ve AB üyeliğine hazırlık  konularında canlanma çağrısında bulunduğu bildirilmektedir.  Fischer'in, meslektaşı İsmail Cem ile Berlin'de gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, Türklerin, AB'nin yıl sonunda katılım  müzakerelerinin başlatılması için bir tarih saptayacağına yönelik umutlarını azalttığı kaydedilen haberde, tarihin belirlenmesinin  öncelikle Ankara'nın elinde olduğunu ve ekim ayında üyeliğe hazır  olacak adaylar hakkında karar vereceği AB Komisyonu'nun takdirine kaldığını belirten Fischer'in, "katılım müzakerelerinin başlangıç  tarihi, zamanı geldiğinde saptanır" ifadesini kullandığı  belirtilmektedir. Haberde, gerek Fischer'in gerekse Cem'in,  Almanya'nın bugün Türkiye'ye, ülkenin adaylığının tanındığı  1999'daki Helsinki Zirvesi döneminde olduğundan daha az yardımcı  olduğu izleniminin doğru olmadığı görüşünü savunduklar ifade  edilmektedir.

 

            FRANSA BASINI: 

            Le Monde gazetesinin internet sayfasında (03/07) "Danimarka, Avrupa'nın Genişleme Düğümünü Çözmek İstiyor" başlığı altında ve  Arnaud Leparmentier imzasıyla yayımlanan bir yorumda,  Avrupa  Birliği'ni 15'ten 25 üye devlete çıkarmanın, 1 Temmuz tarihinde  AB Dönem Başkanlığı'nı yıl sonuna kadar devralan Danimarka'ya  düşen ağır bir görev olduğu, Aralık 2002'de yapılacak Kopenhag Zirvesi'nde, 15'lerin, üyelik görüşmelerini Polonya, Macaristan,  Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Baltık ülkeleri, Slovenya, Kıbrıs ve  Malta ile sonlandırmayı düşündüğü belirtilmektedir. Danimarkalı  Avrupa İşleri Bakanı Bertel Haarder'in, "Brüksel zirvesinde  finansman sorunları çözümlenmiş olsaydı, Kopenhag'ta Romanya,  Bulgaristan ve Türkiye üzerine yoğunlaşılabilirdi" şeklindeki  sözleri aktarılan yorumda, kendilerine müzakere tarihi verilmeyen  aday ülkelerin akıbetinin çıkmaza girme riski bulunduğu, Romanya  ve Bulgaristan'ın, Birliğe gireceklerine dair güvenceler istediği, Türkiye'nin ise, Kopenhag'ın belirleyici unsuru haline  gelebileceği ve bölünmüş ya da değil, sorun o tarihe kadar  çözümlenmezse Kıbrıs'ın Birliğe girişinin Ankara ile kriz yaratma  riski olduğu vurgulanmaktadır. 15'lerin, Birlik ile NATO -gerçekte  NATO üyesi Türkiye ile Yunanistan arasında- arasındaki Avrupa  savunması konulu görüşmeleri sona erdirmeye çalıştıkları, bu iki  konuyu çözüme kavuşturmak için, Avrupalı diplomatların Ankara'ya  üyelik konusunda olumlu işaretler göndermeye çalışabilecekleri  ileri sürülen yorumda, "Birlik ile Türkiye arasında işbirliğini güçlendirmenin hayati bir önem" taşıdığını ve bu ülkenin, Birliğe  girişte "aday" statüsüne sahip olduğunu belirten Danimarka  Başbakanı Fogh Rasmussen'in, "Batılı bir tutuma yönelmiş bir  Türkiye'yi muhafaza etmekte yarar vardır" şeklinde konuştuğu kaydedilmektedir. Yorumda, Türkiye'nin yeterli demokratik  kriterleri yerine getirmesi halinde görüşmelerin başlayabileceği  ve sürüncemede kalan Türkiye'nin üyeliği konusunun, Avrupa  kamuoyunda gergin nitelik taşıdığı savunulmaktadır.

            Aynı gazetede (03/07)  "Danimarka'nın Meydan Okuyuşu"  başlıklı ve Laurent Zecchini imzasıyla yayımlanan bir yazıda,  AB Dönem Başkanlığı'nı üstlenen Danimarka'nın, genişleme  takvimine uyacağını ve ilk genişleme dalgasında yer alan 10 aday  ile müzakerelerin tamamlanacağını açıkladığı duyurulmaktadır.  Sevilla'da yapılan toplantıya da değinilen yazıda, "15'ler,  Kıbrıs'ın 'birleşik ada' olarak AB'ye girmesini tercih  ettiklerini hatırlattılar. Ancak Lefkoşa'da yapılan  toplumlararası müzakerelerde ilerleme kaydedilmediği dikkate  alınacak olursa, böyle bir perspektif pek olası görünmüyor.  Adanın sadece Rum tarafı AB'ye girecek olursa, Türkiye ile  kriz yaşanması da büyük bir olasılık olarak görülüyor.  Türkiye'nin AB'ye adaylığı meselesine gelince (ki bunlar  elbette birbirinden bağımsız dosyalar), Danimarkalılar çok  temkinli davranıyor: Kopenhag Zirvesi sırasında Ankara'nın  ne gibi ilerlemeler kaydettiğine bakılacağını söylemekle  yetiniyorlar" denilmektedir.

            Libération gazetesinde (03/07)  "Danimarka, Tarihi Bir Anda  Avrupa Birliği'nin Dönem Başkanlığı'nı Alıyor... Danimarka'nın  Misyonu Genişleme" başlığı altında ve Jean Quatremer-Olivier  Truc imzalarıyla yayımlanan bir yazıda, AB'nin ilk etapta 10  yeni ülkeye doğru genişlemesiyle ilgili müzakereleri tamamlamanın  Danimarka'nın Dönem Başkanlığı'na denk geldiği kaydedilmektedir.  Üyelik müzakerelerinin tamamlanmasının beklendiği ülkelerin  "Kıbrıs, Malta, üç Baltık ülkesi, Polonya, Çek Cumhuriyeti,  Slovakya, Macaristan ve Slovenya" olarak sıralandığı yazıda,  "Ama genişleme dosyası üzerindeki ipotekler henüz kalkmış değil.  Bunlardan en hassas olanı ise hiç kuşkusuz Kıbrıs meselesi.  Türkiye tarafından işgal edilen adanın kuzeyi ile, hükümeti  uluslararası toplum tarafından tanınan güneyi arasında bir  anlaşmaya varılamadığı takdirde tüm bir üyelik süreci durabilir.  Atina, veto hakkını hatırlatarak, Birliğin Lefkoşa'yı üyeliğe  kabul etmesini istiyor. Ankara da, böyle bir tutum karşısında  Kıbrıs'ın kuzeyini ilhak etmekle ve askeri bir tırmanışı  başlatmakla tehdit ediyor" denilmektedir.

 

            İSVİÇRE BASINI: 

            Neue Zürcher Zeitung'un internet sayfasında (03/07) yer  alan bir yazıda, Türkiye'de iç siyaset ve Başbakan Bülent  Ecevit'in sağlık durumundaki gelişmeler konu edilmektedir.  Gözlemcilere göre Ecevit'in başbakanlıktan ayrılmasıyla  hükümetin bozulacağı ve erken seçimin kaçınılmaz olacağı,  kamuoyu yoklamalarına göre de bu durumda İslamcılar, aşırı  sağcılar ve Kürtlerin seçimlerden güçlü çıkacağı ileri sürülen  yazıda, bunların Türk siyasetinin temel unsurlarını tartışmaya  açtığı ve Atatürk'e dayanan, Türkiye'yi laik ve üniter bir  devlet olarak tanımlayan resmi ideolojiye itiraz ettikleri,  kültürel ve toplumsal yaşamda batılılaşma ve AB'yle yakınlaşma  yanlısı oldukları savunulmakta ve bu hedefin Türkiye siyasetinin  son 20 yılında iyice belirginleştiği kaydedilmektedir. Aşırı  sağcıların, 20 yıl önce bir iç savaş denedikleri, zamanla  sessizleştikleri ve hükümet ortağı oldukları, ancak milliyetçi- şoven tavırlarıyla hala Kürt sorununun çözümünü ve AB'yle  yakınlaşmayı engelledikleri, isyancı Kürtlerin ise silah  bıraktıkları belirtilerek,  ekonomik alanda önlem alınmasının  yanı sıra Avrupa standartlarına göre sahip oldukları kültürel  haklarını talep ettikleri vurgulanan yazıda, İslamcıların ne  yapacaklarını tahmin etmenin zor olduğu ve bazılarının batılı  anlamda farklı bir toplum modelinin savundukları ifade  edilmektedir. İslamcıların, özellikle askerden korktukları  için AB üyeliğini savundukları iddia edilen yazıda şöyle  denilmektedir: "Türkiye'nin AB üyeliği söz konusu olduğunda  İslam ve İslamcılık konusu Avrupa tarafından dile getirilecektir.  Bugüne kadar bu konu, siyasetçiler ve diplomatlarca, çekingenlik  nedeniyle ele alınmamıştı. Oysa muhtemelen tam bu noktada  yakınlaşma sürecini başarısızlığa götürecek asıl engel  bulunmaktadır. Burada söz konusu olan müzakarelerle ve teknokrat yöntemlerle hazırlanmış anlaşmalarla çözülebilecek olan siyasi,  ekonomik ve stratejik sorunlar değil, halkın din ve kültüründeki farklılığın kabullenilmesidir. Asya'ya giden köprü konumundaki  Türkiye olayında coğrafi açıdan kaçınılmaz şekilde şu soru  sorulmalıdır: Avrupa'nın sınırları nerede bitmektedir? Buna  belirgin kriterlerle somut bir cevap verilememektedir.  Ankara'daki hükümet ve parlamento, AB'nin üyelik müzakerelerine  başlamak için anayasa ve yasaların Avrupa normlarına uygun hale getirilmesi yönündeki talepleri üzerinde son aylarda çalışmalar  yaptı. Biraz mesafe alınabildi. Örneğin kadın ve erkek arasında  eşitlik sağlandı. Ancak şimdi Parlamento tatile girecek ve reform  çabaları duracak. Kürtçe eğitim halen yasak. Yeni basın yasası  bir sansür yasasıdır ve halen gazeteciler makaleleri nedeniyle  hapiste yatmaktalar. İdam cezasının kaldırılması talebi yerine getirilmedi, diğer yandan idam cezaları yıllardır infaz edilmiyor.  Asıl halledilmesi gereken sorunun da Kıbrıs sorunu olduğu ortaya  çıktı. Soruna siyasi bir çözüm bulma yolu aranmaktadır, ancak  henüz bulunmuş değildir... Genç ve sabırsız bir kuşak, ülkenin  gelişmesi ve Batı istikametinde ilerlemesi yönünde ısrar  etmektedir, bu çoğunluğun arzusudur. Tüm sorunlara rağmen  Türkiye hayati öneme sahip bir ülkedir."

 

            İNGİLTERE BASINI:           

            Reuter'in (03/07) Claudia Parsons imzalı bir haberinde,  Başbakan Bülent Ecevit sağlık durumu, ekonomik durum ve iç  siyasi gelişmeler konu edilmektedir. Haberde,  analistlerin,  istifa etmesi yönündeki inatçı çağrılar sürerken, Başbakan  Bülent Ecevit'in yaz dönemini, otoritesini yeniden kabul  ettirme ve Türkiye'nin AB üyeliği girişimi konusunda fikir  birliği sağlamak için harcaması gerektiğini söylediği  kaydedilmektedir. Ecevit'in sağlık durumunun ve üç partili  koalisyondaki Avrupa Birliği üyelik görüşmelerinin yolunu  açacak olan reformlara ilişkin fikir ayrılıklarının, seçimlerin  gelecek yıl, hatta bu yılın sonunda yapılması yönündeki  beklentileri artırdığı belirtilen haberde, Türkiye'yi, AB  içinde muhtemel bir yere hazırlamaya yönelik -idam cezasının  kaldırılması, Kürtçe yayın ve eğitimdeki kısıtlamaların  kaldırılması dahil- reformlarla başa çıkmak önemli bir görev  olacağı, Türkiye'de aralık ayındaki AB zirvesinde üyelik  görüşmelerinin başlamasına yönelik bir takvim belirlenmesini  isteyen pekçok kişinin başarı için gerekli olan bu reformlara  odaklanmış durumda oldukları, ancak AB diplomatlarının bu  reformların tek başına demokrasi ve insan hakları konusundaki  katı kriterlerin karşılanması için yeterli olmadığı konusunda  uyarıda bulundukları ifade edilmektedir. Türkiye'nin AB'ye  girme arzusunun, Almanya'da eylül ayında yapılacak seçimlerdeki  dönemeç ile kenara itilebileceği ve muhafazakar başbakan adayı  Edmund Stoiber'in, Türkiye'nin Birliğe girmesine asla izin  verilmemesi gerektiğini söylediği hatırlatılan yazıda,  Türkiye'nin zaten mayın tarlasına benzeyen yolunda, en azından  bölünmüş ada Kıbrıs'ın yakında gerçekleşmesi muhtemel AB üyeliği  nedeniyle daha başka engeller çıkabileceği ileri sürülmektedir.

 

 

 

               

ESKİ SAYILAR