08/07/2002                       

                       

           ANKARA, 01/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  05-07 Temmuz  2002 tarihleri arasında yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI:

            Financial Times Deutschland gazetesinde (05/07)"Ecevit'in  Sağlık Durumu Türk Hükümeti'ni Felç Ediyor" başlığı altında ve  Marina Zapf imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Bülent  Ecevit'in sağlık durumu, ekonomik durum, koalisyon hükümetini  oluşturan partiler arasındaki çekişmeler ve erken seçim  tartışmaları konu edilmektedir. Geçtiğimiz hafta hisse  senetleri, lira ve faiz oranlarının yeni seçimlerle ilgili  söylentilere olumsuz tepki gösterdiği, fakat yönetimin Ecevit  tarafından yürütülmemesi durumunda MHP içindeki reformları  frenleyenlerin açtığı uçurumun aşılmasının mümkün olamayacağına  yönelik kuşkuların da oldukça büyük olduğu ifade edilen haberde,  idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe dilinde eğitim ile yayına  izin verilmesi için Meclis'in toplanması öngörülen eylül ayında  bile yeni bir krizin çıkmasının söz konusu olduğu vurgulanmakta,  anılan her iki yasanın da AB'nin yıl sonunda Kopenhag'da yapılacak genişlemeyle ilgili zirvesine dek Ankara'nın yerine getirmesi  gereken siyasi kriterlerin bir bölümünü oluşturduğu kaydedilmektedir. "Kriterleri aralık ayına kadar yerine getirmek için elimizden  geleni yapacağız, geriye yerine getirilmeyen birkaç reform  kalırsa, en azından bunları da yerine getirdiğimizde otomatikman  katılım müzakerelerinin başlatılmasını bekliyoruz" diyen Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın, "Bu, bizim Kopenhag'a yönelik beklentimiz. Umarım AB kendi gücünü ortaya koyar ve bazı eski politikacıların önyargılarına karşı karar verir" sözleri aktarılan haberde, koalisyon hükümetinin yeni seçimler öncesinde başlatılan reformların meyvelerini toplamak istemelerinin sadece Avrupa siyasetiyle ilgili olmadığı ileri sürülmektedir.

 

            BELÇİKA BASINI:

            Le Soir gazetesinde (05/07) "Bülent Ecevit Rahatsız,  Ancak Görevini Bırakmıyor" başlığı altında ve Eric Biegala  imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs sorunu, Başbakan Bülent  Ecevit'in sağlık durumu ve koalisyon hükümetinin geleceği konu edilmektedir. Türkiye'nin, gerçek AB üyelik görüşmelerinin  başlatılmasını istiyorsa özellikle temel özgürlüklerle ilgili  siyasi uygulamalarda ciddi bir güncelleştirme gerçekleştirmesi  gerektiği, öngörülen reformların, bazı batılı diplomatlar  tarafından olumlu karşılansa da, çoğunun bunların geciktiğini  düşündüğü belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB'ye girebilmek için televizyonda Kürtçe yayın yapılması izni konusunu tartışırken,  İçişleri Bakanlığı'nın yüzlerce Kürtçe ismin kullanılmasını  yasaklamaktan çekinmediği vurgulanmaktadır.

 

            ÇEK CUMHURİYETİ BASINI: 

            Radio Free Europe/Radio Liberty Radyosu'nun (05/07)  internet sayfasında "Ecevit'in Rahatsızlığı Reformları ve AB  Girişimlerini Muallakta Bıraktı" başlığı altında ve Jean-Christophe  Peuch imzasıyla yer alan bir yazıda, Başbakan Bülent Ecevit'e  yönelik istifa çağrıları yoğunlaşırken, Avrupa Birliği'nin de  Ankara'ya, üyeliği hak edebilmesi için gereken yasal reformları ilerletmesi yönünde baskıyı artırdığı, Ankara'daki birçok kişinin önümüzdeki birkaç ayın yalnızca iktidardaki koalisyonun geleceği  açısından değil, Türkiye'nin Batı Avrupa'yla bütünleşmeye yönelik  olarak uzun süredir devam eden rüyası açısından da hayati değer  taşıdığı inancında olduğu ifade edilmektedir. Türkiye'de koalisyon hükümetinin, Avrupa Birliği'nin, Ankara'nın üyelik görüşmelerine  yakın bir gelecekte başlamasının söz konusu olmadığını fiilen  ifade etmesiyle ağır bir darbe daha aldığı belirtilen yazıda,  Ankara'nın üyelik müzakerelerine önümüzdeki yıl başlamak ve  AB'ye 2007 yılında girmek istediği, ancak Türk Hükümeti'nin  bazı yetkililerinin artık 2010 yılının daha gerçekçi olacağını  kabul ettikleri, Brüksel'in ise üyelik müzakerelerinin  başlayabilmesi için Türkiye'nin yasalarını Kopenhag Kriterleri'yle,  yani AB üyeliği için şart koşulan siyasi ve insan hakları gereklilikleriyle uyumlu hale getirecek hayati değerdeki  reformları tamamlamasının zorunlu olduğunu, ayrıca Ankara'nın  AB üyesi Yunanistan ile olan sınır anlaşmazlıklarını çözme  yolunda da somut bir ilerleme kaydetmesini ve "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)" yönetimine bu Akdeniz adasındaki 28 yıllık bölünmüşlüğe son verecek bir anlaşmaya varması için baskı yapmasını  da istediği vurgulanmaktadır. AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri  Gunther Verheugen'in, 1 Temmuz günü Almanya'da "Frankfurter  Allgemeine Zeitung"da yayımlanan söyleşisinde, Türkiye ile  pazarlık yapılmayacağını ve üyelik müzakerelerine başlamak için  elzem olan yasal reformlardan herhangi bir taviz verilmesinin  söz konusu olmadığını, Ankara'dan beklenen acil gelişmeler  arasında ölüm cezasının kaldırılması ve Türkiye'deki 12 milyon  nüfuslu Kürt azınlığa daha fazla kültürel haklar tanınması  konularını da saydığı kaydedilen yazıda, Danimarka Başbakanı  Anders Fogh Rasmussen'in, Ankara'nın üyelik kriterlerinden  herhangi bir sapma beklememesi gerektiğini, Türk Hükümeti'ne  reformlarda ilerleme kaydedilmesi gerektiğini aksi takdirde  geride kalma tehlikesiyle yüzleşilmesi konusunda açık bir  uyarı mesajı gönderdiği belirtilerek, "Türkiye, üyelik  müzakerelerine başlama tarihi almak için gerekli kriterleri  karşılamıyor. Yani böyle bir tarihin belirlenmesi, nihayetinde  az çok Türkiye'ye bağlıdır, çünkü Türkiye siyasi kriterleri  karşıladığı takdirde ve karşıladığı zaman üyelik müzakerelerini başlatabiliriz" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.

 

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (07/07) "Başbakan Ecevit: İstifa Etmeyeceğim,  Gideceğim Zamanı Bilirim" başlığı altında ve Ayla Jean Yackley  imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in  yaptığı açıklamada, istifa etmeyi düşünmediğini ve ne zaman  gideceğini bilecek bir tecrübeye sahip olduğunu belirttiği kaydedilmektedir. Ecevit'in, koalisyon hükümetinin 1999'da  AB'den aday üyelik statüsünün alınması ve kronik enflasyonun  düşürülmesi konusunda gösterdiği başarıyı hatırlattığı belirtilen  haberde, koalisyon hükümeti içinde, Türkiye'nin AB standartlarını tutturmak için yapması gereken siyasi reformlar konusunda görüş ayrılıklarının derinleştiği, hükümetin milliyetçi kanadının, ölüm cezasının kaldırılmasına ve Türkiye'nin 12 milyonluk Kürt nüfusu  için kültürel hakların genişletilmesine destek vermeyi reddettiği vurgulanmaktadır.

 

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefteros Tipos gazetesinde (06/07)  "Batı ile Doğu'nun  Kavşağında" başlığı altında ve Angeliki Spanou imzasıyla yayımlanan  bir yorumda şöyle denilmektedir: "'Ankara'da, iki şeyden kaçınmak imkansızdır: Mustafa Kemal'in bakışından(fotograflarla, panolarla, resimlerle, her yerde bulunuyor) ve ülkenin Avrupa'ya yakınlaşmasıyla ilgili konuşmalardan.' Bu konuşmalar çok boyutlu; herşeyden önce psikolojik boyutu var: Sokaktaki Türk için ülkesinin Avrupa'ya üye  olarak kabul edilmesi, Türkler için büyük önem taşıyan, ulusal  kimliğinin kabul edilmesi, doğrulanmasıdır. Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapılan reformlar, 70'ten fazla etnik gruptan oluşan  Osmanlı dönemi sonrası Türkiye'de kişisel kökenin unutulmasını da içeriyordu. Türk kamuoyu, devletin laik olması nedeniyle, diğer  Müslüman dünyasına karşı üstünlük duyuyor, ancak bu üstünlüğü  Avrupalılara karşı duymuyor. Batı ile Doğu'nun kavşağında,  Avrasya'nın ucunda, Türk toplumu, Avrupalı olarak nitelendirilmeyi  tercih ediyor. Türkiye'nin Avrupa'ya yaklaşımına ilişkin konuşmaların  çok önemli bir parametresini politika oluşturuyor... Türk düzeni,  kendine has siyasi 'özelliklerinin', '15'ler tarafından ödüllendirilmesiyle, yasallaşmalarını amaçlıyor. Ayrıca, bölgesel  süper güç teorisine dayanan karmaşık bir dış politikanın  tamamlanmasını amaçlıyor. Avrupalılar için kötü olan ise bu  amaçlara Amerikalıların da katılmış olmasıdır... Aslında, ülkenin Avrupa'ya yakınlaşması konusunda, partiler arasında mutabakat  sağlanmış bulunuyor. Ordu, Avrupa'ya yakınlaşmadan yana olduğunu  resmen açıkladı, iki islam partisi de AB'den yana olduğunu belirtti, Başbakan Ecevit'in partisi Helsinki döneminden bu yana bu konuda  zaten öncülük yapıyordu, Yılmaz'ın ANAP'ı ile Çiller'in partisi aralarında, reformları kimin daha fazla desteklediği konusunda  sürtüşme başladı. Yalnız 'Bozkurtların' lideri Bahçeli mutabık  değil ama, yine de, Avrupa'ya yakınlaşmayı reddetmiyor, uygulanacak  olan işlemlere karşı çıkıyor; örneğin, Öcalan'ın idam edilmesinin  gerekli olduğunu söylüyor, ancak idam cezasının kaldırılması  reformlar listesinin başında yer alıyor... Türk siyasi sınıfı  Avrupa'ya yakınlaşma yolundan söz ederken, Türkiye'nin AB  kurallarına yaklaşım yolunu değil, AB kurallarının Türk kurallarına  uyum sağlayacağını düşünüyor... Mustafa Kemal tarafından yapılan  reform zordu, oysa Kopenhag kriterlerini yerine getirmek basittir,  yeter ki AB, Türkiye'ye karşı iyi niyetini göstersin, Türkiye hemen kriterlere uyum sağlama yeteneğine sahip olduğunu gösterecek, o kadar basit. Genel olarak hüküm süren görüşe göre, demokratileşme konuları  da basittir... Sevilla zirvesinde, Türkiye'nin şimdiye kadar yaptığı reformlar hakkında duyulan memnuniyet ifade edildi ve Kopenhag'da yapılacak zirvede, gelecek Aralık ayında, AB-Türkiye iklişkilerini planlayıcı belirli bir projenin yapılacağı vurgulandı. Bu atıflar, '15'lerin üyelik müzakerelerinin başlama tarihini saptama niyetinde olmadıklarını gören Ankara'yı tatmin etmedi. Avrupa ordusuna ilişkin metinde de ikinci derecede öneme haiz bir değişikliğin yapılmasını reddetmesi --belirtilere göre-- bundan kaynaklanıyor. Aynı zamanda, Almanya'da sonbaharda yapılacak seçimler, kamuoyu yoklamalarına göre birinci parti olarak gösterilen Hristiyan-demokrat lideri Stoimber'in  AB-Türkiye yakınlaşması alehinde olduğunu açıklamış olması nedeniyle, kaygı yaratıyor. AB dönem başkanı İspanya Dışişleri Bakanı Pike'nin, Kopenhag zirvesinde, Ankara'ya talep ettiği tarihin verileceği  şeklinde bir açıklamada bulunmuş olmasına rağmen, Almanya Başbakanı Schroeder, açıkça aleyhte olduğunu belirtti. Bu birbirinden farklı görüşler, önümüzdeki siyasi gelişmelere göre, AB genişlemesiyle  ilgili politikasını da değiştirmesi olası sayılan AB'nin kafasında  kopmuş olan fırtınanın bir belirtisidir. Yasa dışı göçmenler,  ortak tarım politikası, AB aleyhtarı olanların sayısının artması,  aşırı sağın yükselmesi, gelişmelerde büyük rol oynayacak olan faktörlerdir."

 

 

                 

ESKİ SAYILAR