|
12/07/2002
ANKARA, 12/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 11 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI: AP'nin (11/07) "Türkiye'nin Siyasi Geleceği Belirsiz; Bütün Gözler Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı ve Dışişleri Bakanı'nda" başlığı altında ve Ben Holland imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'de yaşanan hükümet krizi konu edilmektedir. Dışişleri eski Bakanı İsmail Cem, Başbakan eski Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş arasında gerçekleşen görüşmeye değinilen haberde, çoğu analistin, bu üçlünün, Türkiye'nin AB üyeliğini hızlandırma amacını taşıyan yeni bir parti kuracağını düşündüğü kaydedilmektedir. Hükümet içinde yaşanan AB'nin istediği -idamın kaldırılması ve azınlıklara daha fazla haklar tanınması gibi- reformlar konusundaki görüş ayrılıkları koalisyon hükümetini parçalanmanın eşiğine getirdiği belirtilen haberde, AB'nin dayattığı reformlara karşı olan Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin, anlaşmazlığın yarattığı çıkmazı çözmek için erken seçim çağrısında bulunduğu hatırlatılmakta, 35 milletvekilinin DSP'den bu hafta istifa etmesinin, koalisyonun milliyetçi kanadını güçlendirmek suretiyle koalisyonun dengesini değiştirdiği, koalisyon liderlerinin biraraya geldikleri, ancak erken seçim tarihi ve AB reformları konusunda mutabakata varamadıklarına dikkat çekilmektedir. Koalisyonun küçük ortağı ANAP'ın, AB reformlarının -MHP'yi dışarıda bırakacak yeni bir hükümetle- seçimlerden önce gerçekleştirilmesini ya da eğer bu mümkün olmazsa erken seçimlerin, AB'nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı alabileceği aralık ayındaki zirveden önce reformları çıkarmaya zaman bırakacak şekilde eylül ayında yapılmasını istediği ifade edilen haberde, Londra'da Lehman Brothers'dan ekonomist Tolga Ediz'e göre, milliyetçilerin, AB reformlarını engellemek için ellerinden gelen herşeyi yapıp, erken seçimleri "AB için referanduma" dönüştürmeyi düşündükleri kaydedilmektedir. The Wall Street Journal gazetesinin (11/07) "Türkiye'deki Krizin Etkisi, Yetenekli Liderler Tarafından Hafifletildi" başlığı altında ve Hugh Pope imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Başbakan Bülent Ecevit'in başkanlığındaki DSP'deki istifalar, ekonomik durum, iç siyasi gelişmeler ve koalisyonun geleceği konusunda tartışmalar konu edilmektedir. Tartışmalar devam ederken, Ekonmiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş ve benzer düşüncedeki politikacıların, Türkiye'nin ekonomisine istikrar getirebilecek yeni bir hükümet kurmak ve nihayetinde ülkenin Avrupa Birliği'ne katılması ümitlerini önümüzdeki aylarda devam ettirmek için, gerekli temeli atmak maksadıyla çalıştıkları ileri sürülen yazıda, ABD, Avrupa ve Batı yanlısı Türkler için Derviş'in, Müslüman dünyasının çoğu kesiminin ekonomik duraklama çamurunda boğulduğu ve radikal İslama karşı sempati duyduğu bir sırada, Türkiye'nin laik devletinin başarılı ve istikrarlı bir model olarak geliştirilebileceği ümidini temsil ettiğine işarete edilmektedir. Türk ekonomist Asaf Savaş Akat'ın, "Derviş'ten yana olan politikacılar arasında geniş bir fikir birliği bulunmaktadır. Bu kişilerin başarmayı ümit ettikleri, mart ya da nisan ayındaki seçimleri hedefleyerek, Avrupa Birliği için işlemleri devam ettirecek ve ekonomiyi sağlamlaştıracak, kesin bir yaşama süresine sahip olacak, bir seçim hükümeti oluşturmaktır" şeklinde sözleri aktarılan yazıda, Akat'ın, Türkiye'nin önde gelenlerinin, Avrupa'ya kavuşma konusunda, ülkenin "treni kaçırabileceği" hususunda derin endişeleri bulunduğunu söylediği kaydedilmekte, bu tür çabaların daha önceleri başarısızlıkla sonuçlandığı, ancak bu kişilerin, aralık ayındaki AB zirvesinin Türkiye'yi muhtemel yeni adaylar listesinin dışında bırakması halinde, ülkenin temelli olarak AB'nin dışında kalabileceğinden kaygılandıkları belirtilmektedir.
ALMANYA BASINI: Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (11/07) "Türk Sonbaharı" başlığı altında ve Wolfgang Günter Lerch imzasıyla yayımlanan bir yorumda, ülkenin kötü ekonomik durumu ve Başbakan'ın sağlık durumunun neden olduğu son hükümet kriziyle ilgili olarak bazı Türk gazetelerinin attığı başlıkların, Ecevit'in partisindeki Özkan gibi güvenilir politikacıları harekete geçmeye cesaretlendirdiğinden söz edilmekte, ekonomik kriz ile Türkiye'nin AB'ye üyeliği konuları üzerinde yoğunlaşacak olan sonbaharda yapılması öngörülen seçimler öncesinde, daha şimdiden alışılmadık oluşumların ortaya çıkmaya başladığına değinilerek, "Atatürk'ün 'Batı'ya', 'Avrupalılaşmaya' çağrılarına karşın, bugün AB üyeliğine mesafeli duranların başında, Kürtler için azınlık hakkı ya da başka reformlar koparmak isteyecek olan Brüksel'den 'talimat almak istemeyen' askeri çevrelerdeki Kemalistler ile müttefikleri MHP gelmektedir, beklenmedik bir şekilde solcu ve Avrupa dostu partilere yakınlaşmaya başlayan İslamcıların, ülke dışında pek tanınmayan CHP Lideri Deniz Baykal ile diğer AB yanlılarının ise, AB'yle ilgili reformları zamanında yerine getirebilmek için seçim tarihini sonbahar başına almayı başarıp başarmayacakları merak konusudur" ifadesine yer verilirken, "sonbahar yeni bir Türkiye getirmeyecek, ama değişmiş bir Türkiye getirecek" denilmektedir. Frankfurter Allgemeine Zeitung'da (11/07) "Ecevit Artık Yeni Seçimlere Olası Bakıyor" başlığı altında ve Rainer Hermann imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Meclis'in erken seçim kararı almasını mümkün kılmak amacıyla olağanüstü toplanması için 110 imza toplayan MHP'nin, seçimin "3 Kasım'da" yapılmasını, Almanya'da eylül ayında yapılacak seçimleri Hristiyan Demokrat Edmund Stoiber'in kazanması durumunda, Türkiye'nin AB perspektifinin kötüleşecegi gerekçesiyle istediğinden söz edilmekte, bu arada ANAP lideri Mesut Yılmaz'ın koalisyondan ayrılmayı düşündüğü belirtilmektedir. Der Tagespiegel gazetesinde (11/07) "Ne Kadar Kötü Olursa, O Kadar İyi" başlığı altında ve Christopf Von Marschall imzasıyla yayımlanan bir yorumda, "olayların akışının hızlanması Türklerin çoğunu rahatlattı. Durum ne kadar kötü olursa, esaslı bir değişim gerçeklestiği takdirde, gelecek o denli iyi olur. Avrupa'yla birleşmeyi isteyen Türkler, reform isteğini sadece sözlü ifade etmeyen, kısa sürede Meclis'ten geçirmeyi başaracak yeni bir hükümet iktidara gelmezse, ebedi aday Türkiye'nin Avrupa trenini kaçıracağından endişeleniyorlar. Ecevit'e sırtını çeviren veliaht prens Özkan da, Yılmaz, Çiller ve Erdoğan gibi eylül ayında seçime hazırlanıyor. Ama bu beklenmedik oluşuma güvenilebilir mi? Türk siyasi yapısının eksikleri hala giderilmiş değil, eski partiler halkın portresini yansıtmıyor ve liderleri derebeyleri gibi davranıyorlar ve önemli ekonomi sektörleri hala devletin kontrolünde. Tüm bunları değiştirme isteği ise oldukça az. Özelleştirme milli çıkarları tehlikeye düşüren, temel haklar ve insan hakları ise bölgedeki Kürt sorunu nedeniyle laikliği tehdit eden etkenler olarak görülüyor. Batı Avrupa ilkelerini tam anlamıyla benimseyen bir parti bile yok. Askerin net olmayan tavrı ve bu yıl içinde AB'nin genişlemesi sürecinde, patlak vermesi muhtemel olan Kıbrıs meselesini de unutmamak gerek. Tüm bunlara ragmen bu kriz yeni seçimlere götürür ve AB çizgisinde bir halkoylaması gibi etkili olursa ilk adım atılmış olacak. Brüksel'in müzakerelere davet etmesi için beş, üyeliğin gerçekleşmesi için ise 20 adım daha atılması gerekecek" denilmektedir.
FRANSA BASINI: Dernières Nouvelle d'Alsace gazetesinin internet sayfasında (11/07) "Türkiye... Belki Seçimler" başlığı altında yer alan bir haberde, Türkiye'de koalisyon hükümetinin durumu ve erken seçim tartışmaları konu edilmektedir. Haberde şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girebilmesi için gerekli ağır reformlar da söz konusu krizin merkezinde yerini alıyor. Çoğunluk olarak Müslüman, ancak sıkı bir şekilde laik olan Türkiye, geleneksel olarak Batı yanlısı. Türkiye, NATO üyesi olup aynı zamanda da petrol zengini Kafkaslar, Balkanlar ve Orta Doğu'nun kesiştiği noktada bulunuyor. Avrupa Birliği üyelik sürecinin ilerlemesi, Türkiye'nin uluslararası kredibilitesini güçlendirecektir, bu da yabancı yatırımları destekleyerek ekonomiye olumlu etkide bulunacaktır."
İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (11/07) "Türkler Siyasi Üçlünün Buluşmasına Odaklandı" başlığı altında ve Ralph Boulton imzasıyla yayımlanan bir haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in, aralarında Dışişleri Bakanı'nın da bulunduğu bir siyaset "üçlüsü" arasında gerçekleşen ve medya tarafından erken seçimlerde diğerleriyle mücadele edecek yeni bir partinin temelinin atılacağı bir görüşme olarak değerlendirilen buluşmanın ardından bir son darbe ile karşı karşıya kalacak gibi göründüğü ileri sürülmektedir. Haberde, bu buluşmanın, Avrupa Birliği yolunda çıkış arayışı içindeki NATO müttefikine, yeni ve dinamik bir ruh kazandıracak olan görece genç siyasetçilerden oluşan bu üçlüye büyük umutlar bağlayan durgunluk içindeki Türk piyasalarını, canlandırabilecek bir gelişme olarak görüldüğüne işaret edilmektedir. Reuter'in (11/07) "Seçimler Göründü... Türkiye Dönüm Noktasında" başlığı altında ve Ralph Boulton imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye'de iç siyasi gelişmeler ve erken seçim tartışmaları konu edilmektedir. NATO üyesi Türkiye'nin, ülkeyi Avrupa'ya taşıyacak modern, istikrarlı bir hükümetin oluşmasını sağlayacak seçimlere doğru yol aldığı belirtilen haberde, yeni hükümet senaryoları irdelenmekte, İsmail Cem, Hüsamettin Özkan ve Kemal Derviş üçlüsünün birlikteliği ve bu üçlü artı Mehmet Ali Bayar'ın, eğer bir parti kurarlarsa güçlü bir saf oluşturacakları ileri sürülerek, ancak sadece bazı meselelerle uğraşmakla kalmayacak -Türkiye'nin AB üyeliği için yapılması gereken reformlar, Kıbrıs, ekonomi gibi- ayrıca ulusal siyasi kültürü de yeniden şekillendirmelerinin gerekeceği vurgulanmaktadır. Bugün IMF destekli bir anlaşmayı bulutlandıran ve şüpheci Avrupa'ya daha uyumlu bir duruma getirilmesini engelleyen Türkiye'nin içinde bulunduğu krizin, eski bir otokratik kültürle görece yani demokratik kurumların rahatsız birlikteliğini yansıttığı belirtilen haberde, İslamcı bir hükümetin, bu nitelemeyi reddetse ve kendini muhafazakar olarak tanımlasa bile, yine bir ordu müdahalesi olasılığını artırabileceği, bunun da sosyal gerilimleri çoğaltacağı, Türkiye'nin AB rüyalarını parçalayacağı ve IMF'nin mali desteğini bozacağı vurgulanmaktadır.
İSVİÇRE BASINI: Basler Zeitung'da (11/07) "Türkiye Yeni Seçimlere Giriyor" başlığı altında ve Jan Keetman imzasıyla yayımlanan bir yorumda, şu anda Türkiye'nin, yeni seçim tarihi etrafında döndüğü, bundan Avrupa Birliği taraftarlarıyla karşıtlarının yarar beklediği ve seçimlerin nihayet Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne tavrını belirleyeceği ileri sürülmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin seçimlerin 3 Kasım'da yapılması konusunda diretiyor. Daha önce bu tarihe yaz tatilini gerekçe göstermişti. Şimdi ise CDU'nun 22 Eylül'deki Almanya seçimlerini kazanma spekülasyonunu yapıyor. 3 Kasım'a kadar Türkiye'nin giriş müracaatının olumsuz etkilerinin görüneceği ve herkesin Avrupa konusunda gerçeği kimin söylediğini göreceğini ümit ediyor. Buna karşılık Avrupa yanlısı Mesut Yılmaz seçim tarihinin 29 Eylül olmasını istiyor. Yılmaz, seçimlerin Avrupa için küçük bir referandum olacağı ve Türkiye'nin pozisyonunu Kopenhag öncesi güçlendireceğini gerekçe olarak gösteriyor. İslamcı Saadet Partisi (SP), seçimlerin önümüzdeki nisan ayında yapılmasını isterken, politik yasağı şubat ayında kalkacak olan İslamcı lider Necmettin Erbakan'ın seçimlerde yer almasını istiyor. Bülent Ecevit hala Mart 2004'te diretirken, şimdi artık yandaş bulamıyor. Yeni seçim hayaleti şişeden çıktı. Ve Ecevit, hükümetini bir arada tutmaya çalışırken, Ankara'da seçim kavgası hüküm sürüyor ve Avrupa taraftarlarıyla karşıtları, ekonomi liberalleri ve devletçi ekonomistler arasında gidip geliyor. Anlaşılan sinirler gergin, kulislerde yoğun bir şekilde çalışılıyor. Ecevit, Avrupa'ya şüpheli yaklaşan Şükrü Sina Gürel'i yardımcı tayin etmekle Bahçeli'ye yaklaştı. Bunun yanında DSP'den ayrılan 34 milletvekilinin de katıldığı, İslamcıların da tolerans gösterdiği Avrupa yanlısı olası bir hükümet için spekülasyonlar yapılıyor."
İTALYA BASINI: Il Sole 24 Ore gazetesinde (11/07) "AB'ye Doğru Yürüyüş Gözönüne Alındığında Pozitif Sonuçlanabilecek Bir Kriz... Sanayicilerin 'Yarısı Avrupa' Diyor" başlığı altında ve Alberto Negri imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'de siyasi gelişmeler, ekonomik durum, DSP'deki istifalar ve hükümet krizi konu edilmektedir. TÜSİAD Başkan Yardımcısı Aldo Kaslowski'nin, "Bu kriz, bizzat Avrupa'dan, partiler arasındaki çatışmadan ve içte ise, aynı siyasi oluşumların reformlar konusundaki çatışmalarından doğuyor: Biz TÜSİAD olarak, Avrupa fikrini savunanları tam destekliyoruz. Sonuç olarak bu kriz olumlu. Çünkü yapılan tüm sondajlara göre büyük çoğunluğu AB'ye girmekten yana olan Türk seçmenler, kimin kendi çıkarlarını koruduğuna ve kimin korumadığına karar verebilecekler. Sorun artık ertelenemez. AB'ye girmeyi arzu eden ama halen bir takvim verilmeyen tek ülke biziz ve krizi derinleştirmek ve erken seçim riskine maruz kalmak pahasına da olsa yolumuzda devam etmeliyiz" şeklindeki sözleri aktarılan yorumda, "Türkiye'nin geleceğine siyasetçiler karar verecek diye bir şey yok. Ankara'da sistem değişmedikçe, fesi tavan arasına atarak Türkiye'yi değiştiren Atatürk'ün kurduğu laik cumhuriyetin nereye gideceği konusunda askerlerin sözü halen belirleyici. Ancak Avrupa'ya girmek için şapka değiştirmenin ötesinde daha fazla bir şeyler gerekiyor" denilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI: Elefteros Tipos gazetesinin haftalık eki Aminesthai dergisinde (11/07) "Ege ile Kıbrıs Kriz devresinde" başlığı altında ve Yorgo Kouvaras'ın, "Western Policy Center" mensubu Albay Steven R. Norton ile yaptığı mülakata yer verilmektedir. Mülakatta, Türk-Yunan ilişkileri, Ege sorunu, Kıbrıs sorunu ve AB üyeliği gibi konularda ilginç tahminlerde bulunan Norton'un, "Yunan dış politikasının dikkati, son yıllarda Türkiye'nin Avrupa'ya yakınlaşması konusunda toplanmıştır, ABD de bu politikayı kuvvetle destekliyor. Türkiye'deki durumu biliyorsunuz. Gelecek yıllarda Türkiye'nin AB üyesi olabilmesi için gerekli siyasi, ekonomik ön şartlara sahip olduğuna, insan haklarının gerekli düzeyde olduğuna inanıyor musunuz?" şeklindeki bir soruya, "Herşeyden önce, Yunanistan'ın Türk adaylığını destekleme kararının gerçekten alındığına inanıyorum. Yunan Hükümeti bu konuyu teori düzeyinde görmüyor, açıkça ifade etmiş olduğu bir hedef olarak görüyor. Yunanistan'ın, komşusunun aynı ekonomik birliğin üyesi olmasını istemesi, onunla ortak değerleri paylaşmayı istemesi mantıklıdır. İkili ilişkiler, yalnız Türkiye'nin AB üyesi olması halinde olumlu yönde gelişebilirler. Bu nedenle, Türkiye'nin AB adaylığının Yunanistan tarafından desteklenmesinin, yararına olması nedeniyle, gerçek olduğuna inanıyorum. Türkiye'nin AB üyeliğine gelince, Türkler dahil olmak üzere herkes, 'Hayır, henüz hazır değil' cevabını veriyor. Ancak bu, gelecekte hazır olmayacağı anlamına da gelmez. Asıl soru, Ankara'nın, AB tarafından talep edilen ve yerine getirmesi gereken reformları yapmak için çaba sarfetmeye devam edip etmeyeceğidir. Ne zaman hazır olacağı sorusuna ise, cevap vermek zordur. Türkiye, adım adım, reformları ilerletmeli, bu yolda yürüdüğü sürece ilerleyecek ve AB üyesi olma durumuna da gelecek" şeklinde cevap verdiği kaydedilmektedir. "Sizce hedefine ulaşmasa dahi AB üyeliğine doğru ilerlemesi önemlidir. Önümüzdeki yıllarda bu hedefe ulaşılması çok zordur" şeklindeki bir değerlendirmeyi ise Norton, "Evet, ama hedefine varmaması için bir neden göremiyorum. Kısa vadede başarılacak bir hedef için değil, uzun vadeli bir hedef için konuşuyoruz. Kanaatimce Türkiye, geleceğini AB içinde görmenin daha yararlı olduğuna inanıyor. Bu yolda ilerledikçe, Türk ekonomisinin daha disiplinli daha istikrarlı olacağını göreceksiniz" şeklinde cevaplandırmaktadır. Mülakatta, "Türkiye'nin AB'ye yakınlaşması yönünde ABD tarafından verilen desteğin, AB'yi dolaylı bir şekilde kontrol altına alma amacıyla verildiğini iddia eden çevreler var. Hatta, örnek olarak Avrupa ordusu konusunu gösteriyorlar" şeklindeki bir soruya ise, Norton'un, "AB, ABD'nin müttefiğidir. ABD'nin AB'yi etkileme niyetinde ya da amacında olduğuna inanmıyorum. Avrupa ordusu konusuna gelince bu, yalnız bir AB konusu değil, AB ile NATO arasında bir konudur. Bildiğiniz gibi ABD bir NATO ülkesi olarak, İngiltere de bir AB ve NATO ülkesi olarak, ESDP/NATO sorunun çözümlenmesine yönelik bir çabada bulunarak, Ankara mutabakatının düzenlenmesine yardımcı oldular. Şimdi önemli olan, tüm tarafların Avrupa ordusu konusunda uzlaşmaları, AB ile NATO'nun, Balkanlar'daki barış gibi konularda birlikte çalışmaya başlamalarıdır. Avrupa ordusu bir Türk-Yunan sorunu oluyor; Bu da hiç iyi değildir" ifadeleriyle cevap vermektedir. Elefterotipia gazetesinde (11/07) "Türkiye... Avrupa Yanlıları, Kemalistler ve Perde Arkası Gelişmeler" başlığı altında ve Stratis Balaskas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye'nin, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in, iki gün önce, Dışişleri Bakanı İsmail Cem ile görüşmesinden sonra, "Gelecek aylarda AB ile ilgili işlemlere ivme kazandırmamız ve Türkiye'yi geri dönüşü olmayan bir yola sokmamız çok önemlidir" şeklinde bir açıklama yaptığı, öte yandan Kıbrıs Konularından Sorumlu Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel'in ise, tam aksi yönde olan bir açıklama ile AB'yi lanetleyerek, "Yıl sonuna kadar AB müzakerelere başlama kararını almazsa, bizimle temaslarda bulunanlar, Türk halkının, iktidarda hangi hükümet olursa olsun, ilişkilerimizin yeniden gözden geçirilmesini isteyecek" dediği aktarılmaktadır.
ESKİ SAYILAR |