|
18/07/2002
ANKARA, 18/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ALMANYA BASINI: Financial Times Deutschland gazetesinde (16/07) "Ankara'daki Kriz, Kıbrıs Görüşmelerini Engelliyor" başlığı ve Marina Zapf imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'de yaşanan son siyasi gelişmelerin, Lefkoşa'da başlayacak olan Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik görüşmeleri olumsuz etkileyeceği ileri sürülmektedir. Ekim ayında genişleme sürecindeki adaylardan hangisinin üyeliğe hazır olduğunu açıklayacak olan AB Komisyonu'nun, Kıbrıs Rum kesimini KKTC olmaksızın üye olarak tavsiye etmek zorunda kalacağı belirtilen yorumda, bu durumun da "AB'nin Türkiye ile ilişkileri açısından bir bahane olarak kullanılacağı" ve "Ankara önemli ev ödevlerini yerine getirmedi ve katılım takvimiyle ilgili şansı kaçırdı" sonucunu doğuracağı ifade edilmektedir. BM'nin, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ile Kıbrıs Rum lideri Glafkos Klerides'in birbirlerine yakınlaşmasına yönelik umutlarının da azaldığı, BM Güvenlik Konseyi'nin daha birkaç gün önce "hayal kırıklığına uğratacak derecede yavaş ilerleyen" görüşmeleri eleştirdiğine işaret edilen yorumda, görüşmelerin hala başlıca uzlaşmazlık konusu olan, iki bağımsız devletten oluşan gevşek bir konfederasyon mu yoksa bir federal devlet ortaklığı mı kurulacağı konusu üzerinde kilitlenmiş durumda olduğu, bu konuda somut bir görüş belirtmeyen AB için önemli olan tek şeyin ise, yeni "ortaklık devletinin" Avrupa siyasetinde tek sesle temsil edilmesi olduğu vurgulanmaktadır. Yorumda, ayrıca, erken bir seçimin gündeme geldiği Türkiye'de yeni başlayan siyasi hareketin Avrupa'yla ilişkilerle birlikte Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik umutları da beraberinde taşıyacağı ifade edilmektedir.
BRÜKSEL BASINI: De Finencieel Economische Tijd gazetesinin (16/07) "Kleridis ve Denktaş, Kıbrıs Konusundaki Görüşmelere Yeniden Başlıyor" başlıklı ve Ludwig De Vocht imzalı yorumunda, Kıbrıs sorunu ve sorunun çözümüne ilişkin girişimlerden söz edilmekte, Denktaş ve Kleridis'in görüşmelere yeniden başlamalarının önemine işaret edilmektedir. AB'nin genişlemesi açısından Kıbrıs sorununun çözümünün gerekliliği vurgulanan yorumda, Türkiye ve Yunanistan'ın da büyük yükümlülük altında olduğu dile getirilmektedir. Bugüne kadarki Kıbrıs, dolayısıyla Türk-Yunan ilişkileriyle ilgili tarihi süreçten söz edilen yorumda, şu değerlendirme yapılmaktadır: "Türkiye'nin erken seçim atmosferine girmesi nedeniyle daha esnek olması da olanaksız. Ecevit hükümetinin durumunun sağlam olduğu bir dönemde Başbakan Ecevit, geçen yıl kasım ayında, Kıbrıs Rum Kesimi'nin, adada bir çözüm bulunmasından önce AB'ye girmesi durumunda Kuzey Kıbrıs'ı ilhak etmekle tehdit ediyordu. Kıbrıslı Rumlar, adanın AB'ye girmesi için görüşmeler yürütüyorlar. Kıbrıslı Türkler, bu görüşmelere katılmıyorlar. Kıbrıs'ın AB'ye girmesi durumunda, üyelik antlaşmasının maddeleri, geçici olarak sadece adanın güneyini ilgilendirecek. Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türkler olmadan AB'ye üyeliği gerçekleştirmeleri ve AB'nin gelecekteki genişlemesinin oy birliği ilkesine dayanması durumunda Kıbrıs, vetosuyla Ankara'nın Avrupa tutkusunu engelleme olanağına sahip olacak. Türkiye, AB'nin, üyelik görüşmeleri için bu yıl bir tarih belirlemesini arzuluyor. AB ise, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları konusundaki Kopenhag kriterlerini yerine getirmesini istiyor. Kuzey Kıbrıs'ta 35 bin Türk askerinin bulunması da işi zorlaştırıyor."
FRANSA BASINI: Le Monde gazetesinin (16/07) "Kıbrıs'ın Geleceği ve AB'ye Girişi Bahis Konusu" başlıklı ve Laurent Zecchini imzalı haberinde, Türkiye'de yaşanan son siyasi gelişmelerle birlikte Kıbrıs sorunu gibi bir çok ihtilafın, Avrupa Birliği ile ilişkileri zedelediği belirtilmekte, Denktaş ile Kleridis'in yapacakları görüşmenin önemine dikkat çekilmektedir. Kıbrıs'ın geleceğinin Türkiye-AB ilişkilerini büyük ölçüde etkileyeceği dile getirilen haberde, özellikle sadece Kıbrıs Rum tarafının AB'ye girmesi halinde Türkiye'nin "ilhak" tehdidinin, Rum tarafının da sorunu AB'ye taşıma girişiminin Türkiye-AB ilişkileri için ağır sonuçları olabileceği ifade edilmektedir. Ecevit hükümetinin, Onbeşler'in geçtiğimiz ay Sevilla'da sergilediği temkinlilikten hayal kırıklığına uğradığı, çünkü Türkiye'nin üyelik müzakerelerinin başlaması için bir tarih belirlenmesinin henüz söz konusu olmadığı, "ölüm cezasının kaldırılması, insan hakları, olağanüstü hal durumu ve Kürtlere kültürel haklar tanınması" gibi ön koşulların ise devam ettiği belirtilen haberde, Ankara'da iktidara Avrupa yanlısı bir geçiş olmasının, müzakereleri kolaylaştıracağı, üstelik Kıbrıs konusunda bir uzlaşmaya varılmasının olumlu etki yapacağı kaydedilmektedir. Haberde, ayrıca, üçüncü bir dosyanın ise, Türk-Yunan ilişkilerinden dolayı karmaşıklaşan Avrupa Birliği ve Atlantik İttifakı arasındaki ilişkiler olduğuna işaret edilmektedir.
İSVİÇRE BASINI: Der Bund gazetesinde (16/07) "Henüz Avrupa Birliği Rayına Girilemedi" başlığı ve Walther Lüthi imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye-AB ilişkisinin tarihi süreci ele alınmakta, bu süreç içinde AB'nin taleplerinin kısmen yerine getirilmeye çalışıldığı, ancak bütünüyle yükümlülüklerin gerçekleştirilemediği ifade edilmektedir. 1999 sonunda Avrupa Birliği'nin, Türkiye'yi aday ülkeler içerisine aldığı, "Kopenhag Kriterleri"nde Ankara'ya reform listesi verilip Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde neler yapması gerektiğinin bildirildiği hatırlatılan yorumda, bazı reformların hayata geçirildiği, diğerlerinde ise Ankara'nın hala "dişlerini sıktığı" kaydedilmektedir. Yazarın Gaziantep Ticaret Odası'nı ziyaret ettiği belirtilen yorumda, yetkililerle yapılan görüşmeler sonucunda edindiği izlenimler aktarılmakta, Türkiye'nin tam üye olmasının önünde büyük engeller olduğuna inanıldığı, ancak bunların aşılması inancının da büyük olduğu ifade edilmektedir. Gaziantep Ticaret Odası temsilcilerinin, şehirlerinin 1500 endüstri merkeziyle ekonomik ve ticari yönden de Avrupa Birliği için "örnek şehir" olduğunu düşündükleri aktarılan yorumda, kendi girişimleriyle Gaziantep'te gelecek yıl Avrupa Birliği temsilciliği açılacağına işaret edilmektedir. Ankara ile İstanbul ve Gaziantep'teki seçkinlerin, yıllardır Avrupa Birliği ile bulunan ortaklık ve gümrük birliği anlaşmalarıyla, birliğe tam üye olma ümidini taşıdıkları belirtilen yorumda, ancak, ülkede Avrupa yanlısı ve karşıtlarının bir arada olduklarına da dikkat çekilmektedir. AB talepleri doğrultusunda yapılan reformlardan da söz edilen yorumda, özellikle Medeni Kanun değişikliğine değinilmektedir. Çabalanan Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin henüz başlamamasına rağmen, Türkiye'de büyük bir şantiye yarattığı ifade edilen yorumda, Avrupa Birliği Genel Sekreteri Volkan Vural'ın iyimserliğinden söz edilmekte ve şu ifadelere de yer verilmektedir: "Nüfusu 62 milyona ulaşan ülkeyi, özellikle 'güvenlik' politikası düşüncelerinden dolayı adaylar listesine alan Avrupa, Türkiye'yi anlamıyor. Bu yüzden Brüksel görüşmelere başlamayı geciktiriyor. Ya başka kültür? Bu noktada da Volkan Vural, aşırı korkuyu saptıyor: Türkiye aydınların arasında yer alıp, ılımlı bir şekilde Avrupa'daki Müslümanlara etki yapabilir. Türkiye -tek laik Müslüman ülke- kültür köprüsü görevini yapabilir. Anavatan Partisi Başkan Yardımcısı, antik çağa değinerek: 'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne alınması, Truva savaşının sona ermesi' demektir diyor. Yine de Türkiye -Avrupa Konseyi üyesi- tam üye olana kadar Karadeniz'den Akdeniz'e Truva harabelerinin yanından çok sular akacak. Sadece bu yüzden değil, Avrupa ülkeleri doğuya genişlemekle meşgulken, üyeliğe karşı büyük bir ihtimalle dini gerekçelerle karşı çıkmalar da büyüyor. Türkiye'nin ilk önce ev ödevlerini yapması gerekiyor: Kopenhag kriterlerinin hayata geçirilmesi, Ankara'nın düşünce özgürlüğü kanununu hayata geçirmesi, Kürtleri azınlık olarak kabul edip gereken hakları vermesi ve son olarak da askerlerin politik güçlerini (Milli Güvenlik Kurulu) demokratik olarak kabul edilebilir bir düzeye geri çekmesi gerekiyor."
ESKİ SAYILAR |