19/07/2002                       

                                              

           

           ANKARA, 19/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  18 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

            ALMANYA BASINI: 

            Frankfurter Allgemeine Zeitung'un (18/07) "Türkiye  Avrupa Yolunda" başlıklı ve Rainer Hermann imzalı başyazısında,  son siyasi gelişmelerden sonra koalisyon hükümeti tarafından  alınan erken seçim kararının, şimdilik bir hükümet krizini  önleyeceği, ancak hükümetten bir çok önemli konuda karar  almasının beklenemeyeceği ifade edilmektedir.  Irak'a askeri  bir saldırı yapılması ya da Avrupa Güvenlik ve Savunma  Kimliği'yle ilgili ihtilafın giderilmesinde Türkiye'nin nasıl   bir tutum sergileyeceğine ilişkin kararı kendi aralarında   alamayacakları ileri sürülen yazıda, Başbakan Bülent Ecevit'in  partisi DSP'den istifa eden 59 milletvekili ile görevinden  ayrılan eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in, Türkiye'nin AB  perspektifini görünür gelecekte kaybetmemesi için daha hızla  reformlaşmaya gidilmesini talep ettiğine işaret edilmektedir.  Seçim sonucuyla ilgili tahminlerin yapıldığı ve hiçbir  partinin çoğunluğu sağlamasının beklenmediği belirtilen yazıda,  konu AB'ye üyelik perspektifi açısından ele alınmakta ve şu  ifadelere yer verilmektedir: "Türklerin büyük çoğunluğu,  demokrasi ve refaha kavuşacakları umuduyla AB'ye üye olmak  istiyorlar. Ancak, AB'ye üyeliğin egemenlik haklarından  vazgeçmek anlamına geldiğine ve Türkiye'nin müdahale hakkının  bulunmadığı kurallara boyun eğmek zorunda olduğuna hiçbir  şekilde hazırlıklı değiller. Bu yüzden de sadece her iki  Türkten biri idam cezasının kaldırılmasına razı. Partilerin  çoğu programlarına AB yazmalarına karşın, Meclis'te fikir  özgürlüğünün sınırlandırmasından yana oy kullanıyorlar. Üst  düzey yöneticiler, sadece AB istediği için, Kopenhag  kriterlerinin gerçekleştirilmesi girişiminde bulunuyorlar.  İçlerinde çok az bir kesim söz konusu reformların halk ve  ülkenin çağdaşlaşması için iyi olduğu  görüşünü paylaşıyor... Halihazırdaki cumhuriyetin değişmeden devamını isteyen,   Atatürk'ün siyaset içindeki, askeri çevrelerdeki ve  bürokrasideki halefleri direnseler de, AB üyeliği Mustafa   Kemal'in Türkiye'ye getirdiği modernleşme sürecinin   tamamlanması olarak görülüyor... Türkiye 3 Kasım'da  çağdaşlaşma yolunda ilerlemeye devam edip etmeyeceğine ve  aynı zamanda da AB'nin genişleme sürecine dahil edilme  şansını yakalamak isteyip istemediğine karar verecek. NATO  ülkesi Türkiye, mevcut düzenindeki eksikleri soğuk savaş  sürecinde sadık bir müttefik olmakla dengeleyebileceği  düşüncesiyle çok zaman kaybetti. Türkiye, 1999 yılından bu  yana AB adayı. Seçmenler 3 Kasım'da bu teklifi kabul edip  etmediklerini gösterecekler."

            Der Tagesspıegel gazetesinin (18/07) "AB İçin Engel  Yok" başlıklı ve Susanne Güsten imzalı yorumunda, Türk  hükümetinin, erken seçimlerin 3 Kasım tarihinde yapılması  kararını alarak, şimdiye kadar AB tarafından istenen  reformları bloke eden kördüğümleri çözdüğü belirtilmekte,  Parlamentonun kendini feshederek, yeni seçim tarihini  belirlemeden önce özel oturumla toplanarak, dondurulan reform  projelerini kabul etmesi gerektiği, böylece hükümet krizine  rağmen, sonbahardaki AB genişlemesinden önce Avrupa politikası  ödevlerini zamanında tamamlayabileceği kaydedilmektedir.  Türk parlamentosunda uzun süreden bu yana, Brüksel'le üyelik  müzakerelerinin başlamasından önce, idam cezasının kaldırılması,  azınlık haklarının genişletilmesi ve diğer reformların gerçekleştirilmesini isteyen bir çoğunluk olduğu, ancak bu   çoğunluğun, AB karşıtı olan milliyetçilerin hükümette yer  alması ve muhalefetin yardımıyla reformların kabulü durumunda  koalisyondan ayrılma tehdidinde bulunması nedeniyle harekete  geçemediği, ilkbahardan bu yana Türkiye'nin AB üyeliği  yolundaki her türlü gelişmeyi bloke eden bu ihtilafın, sonunda  koalisyonun dağılmasına neden olduğuna işaret edilen yorumda,  bu dağılma ile, Avrupa yanlısı koalisyon ortakları olan Mesut  Yılmaz'ın Anavatan ve Başbakan Bülent Ecevit'in Demokratik  Sol Partisi'nin rehin oldukları koalisyon bahanesinden  kurtulmuş oldukları, Milliyetçilerin lideri Devlet Bahçeli'nin,  ortaklarına reform yasaları için mecliste yeni çoğunluklar   aramaları konusunda şahsen yeşil ışık yaktığı ve idam cezası   ve azınlık haklarına ilişkin yasaların kendi aleyhte oylarına   rağmen kabul edilmesi halinde bile hükümetten ayrılmayacaklarını   kişisel olarak taahhüt ettiği ifade edilmektedir. Yorumda,  ayrıca, Meclisin ağustos ayında, 13 Eylül'de AB Komisyonu'nun   Türkiye'nin ilerleme raporunu açıklamasından önce, yaklaşık   40 yasayı kabul edebileceği, böylece, kasım ayındaki seçimlerin  ardından yeni hükümetin, aralık ayında Kopenhag'daki AB  Zirvesi'nde müzakereler için bir takvim  talep edebileceği belirtilmektedir.

           

            AVUSTURYA BASINI: 

            Die Presse gazetesinde (18/07) "Türk Partileri  Seçimler İçin Pozisyonlarını Alıyorlar" başlığı ve Jan  Keetman imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin Avrupa  ile olan ilişkisinin, 3 Kasım'da yapılacak seçimlerin  ağırlıklı konusu olacağına dikkat çekilmekte, yapılacak olan  seçimlerde mevcut partilerin durumu değerlendirilmekte, ancak  bir belirsizliğin hakim olduğu vurgulanmaktadır. Yaşanan son  siyasi gelişmelerin asıl nedeninin Avrupa sorunu olduğu ileri  sürülen yazıda, "Ecevit de Türkiye'yi Avrupa Birliği'ne  götürmek istiyor. Ama bunun için, örneğin, Kürt azınlığa daha  fazla hak tanımaya hazır olup olmadığı şüpheli. Ecevit'ten  ayrılıp, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem etrafında toplananlar,  AB sorunu konusunda daha inandırıcı olmalarına rağmen, Kemalist  sosyal-demokratların oylarını alabilmek için çetin bir mücadele  vermeleri gerekiyor, çünkü Deniz Baykal'ın üçüncü güç olan  CHP'si de bu oyları kapmaya çalışıyor" denilmektedir.

 

            AZERBAYCAN BASINI: 

Cumhuri İslami gazetesinde (18/07) "Türkiye'deki Siyasi  Kriz Yıkıcı Bir Depreme Dönüşecek" başlıklı ve Elif Salah  imzasıyla yer alan ve Internet'ten sağlanan yazıda, ekonomik  krizle birlikte Türkiye'deki siyasi krizin bir kez daha  dünyanın siyasi çevrelerinin ilgisini çektiği ifade  edilmektedir. Türkiye'de meydana gelen krizin, ülkenin laik  yetkililerini tekrar ABD'den yardım istemeye mecbur ettiği,  bu yüzden eski ABD Başkanı Clinton'ın, Türkiye ziyareti  sırasında yaptığı açıklamada, ABD ve Batı'nın, Türkiye'nin  özellikle doğu (İran) tarafından İslami devrim ve radikal  hareketlerle karşı karşıya iken bu ülkeyi yalnız  bırakmayacağını belirttiğine işaret edilen yazıda, şu  ifadelere de yer verilmektedir:

            "Söylenmeden geçilmeyecek husus ise şu; Türkiye'nin iç  durumu 22 yıl önce de gergindi. Saddam'ın İran'a yönelik  saldırıya hazırlandığı dönemde ABD, Kenan Evren'e askeri   darbeyle dönemin hükümetini devirme ve iktidarı alma görevini   verdi, çünkü Türkiye NATO üyesi olduğundan, savaşan iki ülke,  yani İran ve Irak tarafından bu ülkeye bir sataşma söz konusu  olduğunda ABD doğrudan işe girişecekti. Şimdi de ABD'nin  Irak'a saldırısı arifesinde Türkiye siyasi kriz yaşıyor, ABD  de buna tepkisiz kalamaz ve Türkiye'yi savaşa sürüklememe  konusunda da isteksiz değil...

            Türkiye'nin bir çok politikacısı AB üyeliğini istiyor,   hatta kapatılan Refah Partisi'den doğan Kutan liderliğindeki   Saadet Partisi ve Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti  gibi partiler bile diğer partilerle birlikte Türkiye'nin AB  üyeliği için çaba sarf ediyor. Bu partiler, AB üyeliği  durumunda bütün Türk Müslümanlarının sorunlarının biteceğini  zannediyorlar.

            Diğer taraftan Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin AB üyeliğine   kabul edilmesi için bazı şartlar öne sürdüler, öyle ki Türkiye   çok sorunla karşılaşacak. AB tarafından öne sürülen şartlar   arasında idam kararının kaldırılması, Türk güçlerinin Kıbrıs   adasından geri çekilmesi vs gösterilebilir...

            Sonuçta, kanıtlar, Türkiye'deki laikler ve batı  çevrelerinin, ilk aşamada Ecevit Hükümeti'nin düşmesini  engellemeye çalışacağını, eğer bunda başarılı olunamazsa   Tayyip Erdoğan'ın seçimleri kazanmamasına çalışacakları ve   nihayetinde yatırımlarını İsmail Cem'in zafer ve başarısı   için kullanacaklarını gösteriyor. Eğer hiç birinde başarılı   olunmazsa, Türkiye'de yaşanan şu anki krizin yıkıcı bir  depreme dönüşeceği, hatta bu depremin bazı bölge ülkelerini   de etkileyeceği söylenebilir."

           

            İNGİLTERE BASINI: 

            Reuter:'in (18/07) "Ecevit: Türk Hükümetinin  Gerçekleştireceği Reformlar Avrupa'yı Şaşırtacak" başlıklı  ve Steve Bryant imzalı haberinde, Başbakan Bülent Ecevit'in,  muhtemel kasım seçimlerinden önce hükümetinin son eylemi  olarak, Türk siyasetinin en hassas alanlarında yapılacak  reformları yasallaştırarak Avrupa Birliği'ni "şaşırtmayı"  planladığı bildirilmekte, idam cezasının tamamen kaldırılması  ve Kürtçe eğitim ve yayın haklarına getirilen yasal  kısıtlamaların azaltılmasını kapsayan reformların, Türkiye'nin  AB üyelik müzakerelerine başlamaya hak kazanmaya daha da  yaklaşmasını sağlayabileceği ifade edilmektedir. Hükümet  tarafından alınan erken seçim kararıyla birlikte Türkiye'nin   Avrupa'daki geleceğinin, seçim kampanyası sırasındaki en  önemli mesele olarak ortaya çıkacağı belirtilen haberde,  Başbakan Ecevit'in, "Aramızda bir çözüm bulabileceğimize  inanıyorum. Bundan umutluyum. Eğer bunu başarabilirsek, AB'ye  bir sürpriz yapabiliriz" dediği aktarılmaktadır. Haberde,   diplomatların, seçimlere gidilirken yasaların parti içi   münakaşalarda sıkışıp kalabileceğinden korktukları, AB'nin,  ekim ayında, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamaya hak  kazanabilmesi için demokratik kurumları ve insan haklarını  güçlendirmede kaydettiği gelişmelere dair bir değerlendirme  yayımlayacağı, Avrupa yanlısı güçlerin, bu yayında  yüreklendirici bir ifade bulunabilmesi için o zamana kadar   reformların yasallaştırılması ve aralık ayında kesin bir   müzakerelere başlama tarihi belirlenebilmesi için  zorladıklarına işaret edilmektedir.    

 

            İRAN BASINI: 

            Noruz gazetesinde (18/07) "Siyasi Partiler Halkın  İsteklerine Kulak Vermeli... Türkiye Örneğinden Alınacak  Dersler" başlığı ve Murat Veysi imzasıyla yer alan ve  Internet'ten sağlanan yazıda, Türkiye'de, ülkenin en büyük   partisinin Parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmek üzere olduğu,  buna  karşılık Türk vatandaşlarının çoğunun Avrupa Birliği'ne   hızlı üyelik isteğine dayalı yeni bir partinin şekillendiği  belirtilmekte, Türkiye'deki parti düzeniyle İran'daki  partilerin durumu karşılaştırılmakta, bundan alınacak  dersler olduğu dile getirilmektedir. Vatandaşların istek ve  dileklerinin algılanması ve tanınmasının, siyasi rekabette  partilerin başarı sırrının yarısı, diğer yarısının ise uygun  teorik ve pratik programın yapılması ve bunların hayata  geçirilmesi olduğu ifade edilen haberde, şu değerlendirme  yapılmaktadır: "Bu tanıma ulaşmak için gerekli olan şart,  toplum ve vatandaşlarla sürekli temasın sağlanması ve halkın  gerçek istek ve arzularına ulaşmak için uygun materyallerin  kullanılmasıdır. Bir parti ve siyasi grup, bu süreçte daha   detaylı materyalleri kullandıkça, diğer taraftan toplumdan   yükselen gerçek istek ve arzular karşısında direnç  göstermedikçe, bu istekleri yanıtlamak için gerekli ortamı   hazırlamış ve ilk adımı atmış olur. Bu sürecin diğer adımı,  toplumda ortaya çıkan gerçek istekler karşısında kendini  kandırmaktan kaçınırken, bu isteklere yanıt vermek için  'programcılık şartlarını ve ortamını' hazırlamaktır.            Batı  komşumuzda son günlerdeki gelişmeler, politikacıların halkın  isteklerini, arzularını ve toplumsal gelişmeyi algılayamazlarsa, seçmenlerin oyunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya  kalacaklarını gösteriyor... Türkiye deneyimi, partilerin,  hatta toplumsal gelişmelere hakim ve başarılı partilerin  gafletinin, daha önemlisi de parti içindeki istek ve  eğilimlerinden habersiz olmanın bile, bir partiye ve siyasi  bir gruba ağır bir darbe vurduğunu, hatta o partiyi yok olma  sınırına kadar  getirdiğini gösterdi.

            Şimdi erken seçim arifesindeki Türkiye'de, halkın istek  ve arzularını doğru şekilde algılayan ve gelecek programlarını  bu temel üzerine hazırlayan partiler gelecek seçimlerde başarı  şansını artırmıştır. Bu gerçeğin de solculuk, sağcılık veya  İslamcılıkla bir ilgisi yok. Örnek: Türkiye'nin istifa eden  Dışişleri Bakanı İsmail Cem, AB'ye acil üyeliği konusunda  halkın isteklerinin artığını bilerek, programını, sloganını  ve propagandasını bu temel üzerine  hazırladı. Recep Tayyip  Erdoğan liderliğindeki yenilikçi AK Parti de seçim sloganı  ve programını, Türk halkının 'yenilikçi siyasi İslam' ile  'milli', 'demokratik' eğilimlerini bağdaştırarak hazırladı.  Bu deneyim, yenilikçi olmanın, halkın istek ve dileklerini  temel alarak geleceğe bakmanın, siyasi partiler için hem  sürekliliğin hem de başarının şartı olduğunu gösteriyor."

 

            İSPANYA BASINI: 

            El Comercio gazetesinde (18/07) "Ecevit, AB'ye Girmek  İçin Seçimden Önce Reform Yasalarını Çıkarmayı Önerdi"  başlığıyla yer alan ve Internet'ten sağlanan bir haberde,  Başbakan Bülent Ecevit'in Sabah gazetesindeki açıklamalarına  atfen Türk hükümetinin, kasım ayında öngörülen erken seçimden  önce, Türkiye'nin AB'ye katılması için Meclis'ten gerekli  reformları çıkarmaya çalışacağı bildirilmekte, Ecevit'in,  "Liderler bu noktada anlaşmaya vardılar. Bu yasalar seçimlerden  önce çıkarılacak" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Koalisyon ortaklarının, erken seçimlerin 3 Kasım'da yapılması için salı  günü anlaşmaya vardıkları, bu kararın, DSP'den istifalar  üzerine Ecevit'in Meclis'teki çoğunluğu kaybetmesi üzerine  ortaya çıktığı belirtilen haberde, Meclis'e hangi reformların  sunulduğunun sorulması üzerine Başbakan Ecevit'in, ölüm   cezasının kaldırılması ve Kürtlere kültürel haklarının   verilmesi gibi en çok tartışılan konular hakkında olacağını   belirttiği kaydedilmektedir.

 

 

 

                          

ESKİ SAYILAR