|
23/07/2002
ANKARA, 23/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 22 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: BELÇİKA BASINI: De Standaard gazetesinde (22/07) "Kıbrıslı Türkler Sinirleniyor" başlığı ve Manu Tassier imzasıyla yayımlanan haberde, 20 Temmuz 1974'te Türk ordusunun Kıbrıs'a gerçekleştirdiği askeri harekatın yıldönümü törenlerinin, "Birleşme görüşmelerinin sona ermesi için baskının arttığı bir anda Türkiye, soydaşlarını yalnız bırakmayacak. Tüm Kıbrıs adına, Güney Kıbrıs Rumlarının yaptığı AB'ye üyelik başvurusu kuzeydeki sinirliliği daha da arttırıyor" mesajını verdiği ifade edilmektedir. Kıbrıs olaylarının tarihi geçmişinden söz edilen ve adada yaşanan olayların hatırlatıldığı haberde, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, gazetecilerle yaptığı bir toplantıda, "20 Temmuz 1974 olayları sayesinde bugün Kıbrıs'ta hala Türk var" açıklaması aktarılmaktadır. Kıbrıs Rum lideri Kleridis ile Denktaş arasında, ocak ayından bu yana Birleşmiş Milletler gözetiminde doğrudan yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamadığına işaret edilen haberde, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle birlikte ciddi sorunların ortaya çıkacağı ileri sürülmektedir. İNGİLTERE BASINI: Financial Times gazetesinin (22/07) internet sitesinden sağlanan "Türkiye Başbakanı Erken Seçimler Konusunda Uyarıda Bulundu" başlıklı ve Leyla Boulton imzalı yazıda, Başbakan Bülent Ecevit'in, erken seçimlerin kasım ayında yapılması halinde tehlikeli olacağı konusunda uyarıda bulunduğu, 3 Kasım'da yapılacak bir seçimin, koalisyonu oluşturan üç partiye ve hem ekonomiyi istikrara kavuşturmak, hem de Türkiye'nin AB adaylığında ilerleme kaydedebilmek için gerek duyulan reformlara zarar vereceğini söylediği aktarılmaktadır. Koalisyon ortakları dahil olmak üzere meclisteki partilerin çoğu erken seçimleri desteklediğinden Ecevit'in seçimleri ertelemeyi başarıp başaramayacağının kesin olmadığı ifade edilen yazıda, "Avrupa Birliği'ne girilmesi gerektiğini savunan milletvekillerine göre, meclisin iki misyonu var; seçim tarihi belirlemek ve Brüksel'in Türkiye hakkında bir ilerleme raporu yayımlayacağı ocak ayından önce insan hakları reformlarını onaylamak" denilmektedir. İTALYA BASINI: La Stampa gazetesinde (22/07) "Seçime Doğru Giden Türkiye Avrupa Trenini Kaçıramaz" başlığı ve Aldo Rizzo imzasıyla yayımlanan yorumda, Türkiye'de son yaşanan gelişmelerin daha önceden başladığı ileri sürülmekte, konunun AB'yle ilişkilere etkisi ele alınmaktadır. Ekonomik kriz, hükümet krizi ve erken seçim krizinin, Türkiye ve Avrupa için iyi ya da kötü yönde derin ve önemli izler bırakacağı belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB üyeliği için yapılacak genel sınava beş ay kaldığına ve şu andan itibaren aralık ayına kadar Ankara'da gerçekleşecek her olayın önemli olduğuna dikkat çekilmektedir. DSP'den kopmaların tamamıyla, AB'ye katılım konusunda Türkiye'nin tutumunu ve çok yakın bir zamanda olmasa da artık kesinleştirilmiş bir tarihte bunu elde etmek için ödenecek bedeli açığa kavuşturmayı hedeflediğine işaret edilen yorumda, bunun, insan hakları (idam cezası), demokratik garantilerin artırılması (Kürt azınlık), ekonominin sağlamlaştırılması ve liberalleştirilmesi, Yunanlarla Kıbrıs konusunda anlaşma isteği konularında bir bedel olduğu kaydedilmektedir. Eski Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, eski Dışişleri Bakanı İsmail Cem ve ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş'in başlattıkları hareketten ve "askerlerin" politika üzerindeki etkisinden de söz edilen yorumda, "Süper güç Amerika, konuyla ilgili fazla soru sormuyor çünkü Türkiye, NATO'nun kalesi ve ABD'nin Irak saldırısı planları açısından çok önemli. Avrupa için ise, Batı yanlısı olmalarına rağmen askerlerin sahip olduğu bu anormal güç bir sorun teşkil ediyor. Ancak, Boğaz'daki fundamentalist kabustan kurtulabilmek için Avrupa'nın Türkiye'ye, Türkiye'nin de Avrupa'ya ihtiyacı var. Soruna aşırı özenle yaklaşılması için yeterli olan bir durum, değil mi?" denilmektedir. JAPONYA BASINI: Yomiuri Shimbun gazetesinin (22/07) "Genel Seçimlerde Fikir Birliğine Varılması Üzerine Karmaşa Önlendi... İnsan Hakları Reformları Gerçekleştiriliyor" başlıklı ve Kenichi Kubo imzalı yazısında, koalisyon hükümeti tarafından alınan erken seçim kararının, siyasi "karmaşa"yı bir bakıma önlenmiş olduğu ve en büyük amaç olan AB üyeliği için insan haklarını ilgilendiren reformların gerçekleştirilmesi yönünde yeniden ışık belirdiği ifade edilmekte ancak, erken genel seçimin gündeme gelmesinin, büyüyen İslamcı partiler ile laikliği koruyan ordunun karşı karşıya gelebileceği endişesine yol açtığından siyasi istikrarsızlığın henüz atlatılamadığı kaydedilmektedir. Aralık ayında başlaması beklenen AB üyelik görüşmeleri için ön şart olarak öne sürülen reformların, muhalefetin bir bölümünün desteğinin de alınarak genel seçimlerden önce gerçekleştirilebilmesinin düşünüldüğü belirtilen yazıda, koalisyon ortaklarının anlaşması üzerine piyasaların da yatıştığı ve anlaşmayı takiben hisse senetlerinin yüzde 10 oranında yükselerek, son altı hafta içindeki en yüksek değerine ulaştığına işaret edilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (22/07) "Türk Krizi ve Biz" başlıklı ve Mihalis Moronis imzalı yorumunda, Türkiye'de uzun zamandır fark edilmeyen krizin patlamasıyla, Atina'nın son yıllarda Ankara karşısında izlediği politikanın tamamıyla haklı olduğu ifade edilmekte, Atina'nın Ankara karşısındaki politikasının destekçilerine göre, Türkiye'nin AB üyesi olma çabasının desteklenmesinin, Avrupa'nın verilerine uyum sağlamasını arzulayan reformcularla, AB ile yakınlaşmanın az ya da çok Türkiye'nin dağılmasına ve bölünmesine yol açacağına inanan neo-Kemalistler arasında anlaşmazlık çıkmasına katkıda bulunduğu ileri sürülmektedir. Türk-Yunan yakınlaşmasına karşı olanların, komşuda hüküm süren belirsizlik ve milliyetçi güçlerin güçlenmesi olasılığının Ege ve Kıbrıs'a kriz ihraç edilmesi tehlikesini artırdığını kuşku içinde ileri sürdükleri belirtilen yorumda, fikirlerinin güçlendirilmesi için de, "yeni şahin" Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel'in özellikle Kıbrıs konusunda "Türkiye'nin çıkarlarının göz önünde bulundurulması koşulu altında" üyelikten yana olduğu yolundaki açıklamalarına atıfta bulunduklarına işaret edilmektedir. Kıbrıs'taki iki tarafın "dürüst vatanseverlerinin" gelişmelerden dolayı kaygı duydukları ifade edilen yorumda, şöyle denilmektedir: "Başka faktörler tarafından etkilenen uluslararası ilişkiler ve siyasette hiçbir şey kesin olamaz. Söz konusu durumda, Türkiye'deki krizin yatıştırılması, nihai aşama ve tabii ki uluslararası faktörün, özellikle AB ve ABD'nin tutumuyla ilgili olarak ordunun rolü etkilidir. Komşudaki Avrupa yanlısı güçlerin dıştan takviye edilme çabası, koşulsuz olmasa da aşikardır. Washington ve AB, Helsinki'nin kararlarına uyum sağlanması gibi, reformların da devam ettirilmesi gerektiğini açıkça vurguluyorlar. Washington'un Türkiye'ye yardımı kesmesi ve onu sadece AB'nin ekonomik açıdan takviye edebileceğine açıklık kazandırması olayı, generalleri temkinli kılmak için mantıklıdır. Hükümetteki istifa dalgalarından ve DSP'deki ayaklanmalardan sonra, generallerin siyasi gelişmeleri etkilemek ve fikirlerini empoze etmek için kullandıkları araçlardan biri olan medya, Ecevit hükümetinin devrilmesini destekliyor. Böylece silahlı kuvvetlerin son gelişmeleri pozitif karşıladıkları teyit ediliyor. Türkler bu yıl içinde sandık başına gitsin ya da gitmesin, ortaya çıkan, Türk siyasi liderliğinin Avrupa sürecini tercih ettiğidir. Bu hedefin ne derece mümkün olduğunu hep birlikte göreceğiz. Ancak Kıbrıs sorununda ve belki de Türk-Yunan ilişkilerinde gelişmeler kaçınılmaz olarak ani olacaktır çünkü AB'nin programlanan genişleme süreci tarafından etkilenecektir. Bu yüzden ne istediğimize karar vermemiz ve hoş olmayan gelişmelerle karşı karşıya kalmamamız için uygun şekilde ön hazırlık yapmamız mantıklı olacaktır." MISIR BASINI: El-Ahram gazetesinde (22/07) "İktidardaki Koalisyon Ortakları ve Ayakta Kalma Mücadelesi... Erken Seçimler Önümüzdeki Kasımda" başlığı ve Seyyid Abdulmecid imzasıyla yayımlanan yorumda, son siyasi gelişmeler ele alınmakta, genel anlamda tüm partiler için geleceğin belirsiz olduğu ifade edilmektedir. Koalisyon ortakları arasında AB'yle ilişkiler konusunda anlaşmazlık bulunduğu belirtilen yorumda, ANAP'ın AB yanlısı tutumuyla, MHP'nin AB karşıtı tutumunun zaten bir süredir yaşanmakta olduğuna işaret edilmektedir. Türk halkının büyük çoğunluğunun kendisini zaten Avrupalı kabul ettiği vurgulanan yorumda, Turgut Özal'ın geçmişte alışılmışın dışındaki "ilk"lerinin kabul görmesinin de bundan kaynaklandığı kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Yenilikçi biri olarak Özal yapılması gereken her şeyi yapmıştır. Özal'a, çağdaş Osmanlı kıyafeti içerisindeki yeni Türkiye'nin kurucusu lakabı verilmiş ve serbest ekonominin temellerini kuran ve o zamanlar kapitalizm olarak bilenen sistemi ilk uygulayan kişi olarak tarihe geçmiştir. Kürtlerin kültürel ve toplumsal değerlerini koruma hakkı olduğunu açıkça söyleyen tek cumhurbaşkanı olmuştur. Özal'ın bunu söylemesinde belki de annesinin Kürt asıllı olması etkili olmuştur. Özal bununla birlikte, herhangi bir Kürt devleti kurulmasına karşı çıkmıştır. Özal'ın siyasi yıldızının parlamasıyla, ayrılıkçı PKK unsurlarına karşı silahlı savaşın başlaması eş zamanlı olarak meydana gelmiştir. Doğal olarak konumuz Özal'ın yaşam öyküsü değil. Ancak, Özal'ın Türk toplum düşüncesinde işgal etmiş olduğu ve halen de devam eden, doğal olarak Atatürk dışında kimsenin rekabet edemeyeceği karizmatik konumunu hatırlatmak istiyoruz." YUNANİSTAN BASINI: Ethnos gazetesinin (22/07) "Papandreu: Kıbrıs Sorunu Çözümlenmeden de Kıbrıs'ın AB Üyeliği İlerliyor" başlıklı ve V.Skuris imzalı yorumunda, Dışişleri Bakanı Papandreu'nun dış politika konularında bilgi vermek amacıyla yaptığı konuşmada, "Helsinki kararları temelinde, adadaki siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyeliğine doğru ilerliyoruz" dediği ve Türkiye'de Batı yanlısı güçler seçimleri kazansa dahi, Kopenhag'da yapılacak AB Zirvesi'ne kadar Kıbrıs meselesinin çözümlenmesinin zor olduğunu söylediği aktarılmaktadır. Papandreu'nun sözlerinin devamında, Kıbrıs'ta siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olmasına ABD'nin de sıcak baktığını ifade etmesine rağmen, ABD, Irak'a muhtemel bir saldırısında İncirlik Üssü'nü kullanmak isteyeceğinden, Türk tarafının bunun karşılığında Washington'dan, Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemesini isteme olasılığından kaygılı olduğunu da saklamadığı belirtilen yorumda, Papandreu'nun, Türkiye'nin içişlerine Yunanistan'ın hiçbir şekilde karışmadığını, bu arada, Türkiye'de kaydedilen gelişmelerin neticesinin ne olacağı konusunda kimsenin fikir sahibi olmadığını, Türkiye'nin AB yolunda ilerleyip ilerlemeyeceği yönünde Ankara'da yapılan tartışmalara da değinerek, Yunan dış politikasının Helsinki Zirvesi'nde takındığı tutum ile Ankara'nın bir ikilem içinde bulunduğunu dile getirdiği kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR |