24/07/2002                       

    

 

            ANKARA, 24/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

            ALMANYA BASINI:

            Berliner Zeitung'un (23/07) "Kimse Türkiye'yi AB'de  İstemiyor" balıklı ve Bettina Vesting  imzalı yazısında,  Türkiye'de yaşanan siyasi gelişmeler ele alınmakta, konunun  ciddi bir şekilde ele alınması gerektiği, çünkü, Türkiye'nin  Avrupa için siyasi ve stratejik açıdan olduğu kadar AB adayı  olması bakımından da öneminin büyük olduğu dile getirilmektedir. Ankara'daki hükümet krizi nedeniyle Avrupa'yla yakınlaşma   sürecine iki kat yük bindiği belirtilen yazıda, şöyle  denilmektedir: "Ağustos ayında Türk Parlamentosu, AB'nin uzun  süredir talep ettiği siyasi reformları yasalaştırmak için  olağanüstü toplanmak amacında. Bu reformlar arasında Kürtçe  eğitim ve yayın da bulunmaktadır. Ancak gündemde özellikle  sembolik açıdan belirleyici olan idam cezasının kaldırılması  var. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği belirsiz. Hükümetteki  en güçlü parti olan milliyetçiler, kesinlikle idam cezasının kaldırılmasına karşı.

            İkinci sınav ise, kasım ayı başında yapılması düşünülen   erken seçimler. Bundan sonra gelecek olan hükümet, Avrupa'yla   ilişkilerde sürdürülecek politikayı belirleyecek.  Milliyetçilerin kazanması halinde Türkiye uzun bir süre   Avrupa'dan uzaklaşacak. İslamcıların kazanması halinde,  hükümet programı ve ordunun tavrı belirleyici olacak. Ordu,  1997'de olduğu gibi İslamcı bir partiyi hükümetten dışlamazsa,  bu da Türkiye'yi Avrupa için imkansız kılacaktır."

            Hükümet tarafından varılan anlaşma doğrultusunda erken  seçimin gerçekleştirilmesi durumunda siyasi partilerin  durumunun belirsiz olduğu ifade edilen yazıda, Reformcuların  başarısız olması halinde Avrupa başkentlerinde bir rahatlama  yaşanacağı, hiçbir Avrupa ülkesinde Türkiye'nin AB'ye  alınmasından yana bir çoğunluk olmadığı, hatta politikacılar  arasında Türkiye'ye adaylık statüsünün verilmiş olmasının  bir hata olduğunu savunanların bulunduğu na işaret  edilmektedir. Türkiye'nin kendi isteğiyle Avrupa'dan  uzaklaşmasının yanında, Ankara'yla kötü ilişkiler içerisinde  olmanın da bedelinin ağır olacağına işaret edilen yazıda,  "NATO üyesi Türkiye'nin onayı olmadan AB ve NATO arasındaki   güvenlik anlaşması yürürlüğe giremiyor. Kıbrıs için doğacak  sonuçlar da daha ağır olacaktır. AB, Ankara'nın baskısıyla  Kıbrıs Rumları ve Kuzey Kıbrıs Türk kesimiyle müzakereler  yapılmasına öncelik vermektedir. Aksi durumda Avrupalılar  yıl sonunda sadece güneydeki Rumların AB'ye alınması  kararını vermek zorunda kalacaklar. Böylelikle Kıbrıs'ın  bölünmesi kesinlik kazanmış olacak, bunun sonucu ise   yeni gerginliklerdir" denilmektedir.

            AVUSTURYA BASINI:

            Kurier gazetesinde (23/07) "İki Arada" başlığı ve Walter  Friedl imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'nin, Doğu ile  Batı'nın kesiştiği noktada kimlik arayışı içinde olduğu,  ülkeyi hem batılı yaşam stili, hem de Müslüman  gelenekselliğin şekillendirdiği ifade edilmektedir. Son  yıllarda ülkede bir "din rönesansı" yaşandığı, ancak ordunun  ve laik kesimin dini gelişmeler karşısında dikkatli bir tutum  izlediği belirtilen yazıda, konunun devlet meselesi haline  gelmesi,  "Ülke 22'inci yüzyılın başında Avrupa ile Asya   arasında kimliğini arıyor. Ankara'daki yetkililer, demokrasi   ile yönetilen tek Müslüman devleti olmak sıfatıyla kendilerini  batı ile doğu arasında bir bağlantı unsuru olarak görmekten   hoşlanıyorlar ancak bazen her iki tarafça da dışlanıyorlar.  Türkiye'nin gittiği yol, dünyadaki diğer din kardeşlerine   pek çekici gelmiyor. Müslüman kadınlar resmi dairelerde   başörtüsü takamıyor, çocukların Kuran kursuna gitmeleri   zorlaştırılıyor, İslamcı partilerin yanı sıra dini dernekler   de kapatılıyor" şeklinde değerlendirilmektedir. Yazıda,  Avrupa'nın Ankara'ya bir kez ülkenin aslında Hıristiyanlar   kulübünde istenmediğini ima ettiği hatırlatılmakta, bu arada  Türkiye'nin gerçi adaylık statüsüne geçtiği, ama birçok  Avrupalının kafasında bir fikir değişikliği olmamış gibi  gözüktüğü belirtilmekte, ülkenin uzun vadede kendi yerini  bulacağına inanıldığı kaydedilmektedir.

            Die Presse gazetesinde (23/07) "Troyka'nın Türkiye'yi  Krizden Çıkarması ve AB'ye Götürmesi Hedefleniyor" başlığı ve  Jan Keetman imzasıyla yayımlanan yazıda, Eski Dışişleri Bakanı  İsmail Cem'in "Yeni Türkiye” partisini kurduğu bildirilmekte,  yeni partinin, seçmenlere kendisini öncelikle AB'ye götürecek   parti olarak lanse edeceğine işaret edilmektedir. Cem'in,  "Türkiye'yi baştan başa yenilemek" istediği, bu nedenle   kendisinin, mümkün olduğunca az, ya da hiçbir şeyi  değiştirmeye çalışmayanlardan farklılık arz ettiği vurgulanan  yazıda, Cem'in, yeni partiye daha ziyade sosyal-demokrat  imajı vermeye çalıştığı, Derviş'in ise, özellikle ekonomik  çevrelerin sıcak baktığı, ılımlı neo-liberalizmin temsilcisi  olduğu belirtilmektedir. Gündeme gelen erken seçim konusunda  partilerin seçim kampanyasına hazırlanması ve seçim sonucu  konusunda endişeli oldukları dile getirilen yazıda, Başbakan  Ecevit'in, bir televizyon söyleşisinde, anket göstergeleri  doğru çıkarsa, Türkiye'nin AKP ve HADEP yüzünden ağır  sarsıntılar yaşayacağını belirttiğine dikkat çekilmektedir.

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter'in (23/07) "Türkiye'nin Güneydoğusu İşkenceyi Sona  Erdirmekte Gecikiyor" başlıklı ve Claudia Parsons imzalı  haberinde, Avrupa'da yayımlanan bir raporda, yeni tarz Türk  cezaevlerindeki koşulların iyiye gitmekte olduğu, ancak   özellikle Kürtlerin çoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesindeki   mahkumların halen sıklıkla avukatla görüşme hakkından yoksun bırakıldıkları ve işkencenin devam ettiğinin belirtildiği bildirilmektedir. Haberde, Avrupa Konseyi İşkenceyle Mücadele Komitesi'nin, Avrupa Birliği adayı Türkiye'nin, insan  haklarının iyileştirilmesi konusunda kaydettiği gelişmeyi  denetlemek amacıyla Ankara yakınlarındaki Sincan Cezaevine  ve güneydoğu kenti Diyarbakır'a mart ayında bir ziyarette  bulunduğu ifade edilen haberde, Türkiye'nin, "F tipi" olarak  adlandırdığı, 2000 yılında tasarladığı ve geniş koğuş sistemi  yerine küçük hücrelerden oluşan cezaevlerini, uluslararası  standartları yakalamak amacıyla uygulamaya koyduğu, ancak  muhaliflerin yeni cezaevlerini, tecridi artırmaya ve  mahkumları cezaevi çalışanlarının kötü muamelesine maruz  bırakmaya elverişli olduğu gerekçesi ile eleştirdikleri,  büyük bir çoğunluğu solcu olan düzinelerce mahkumun, yeni   cezaevlerini protesto etmek amacıyla gerçekleştirdikleri   açlık grevlerinde yaşamlarını yitirdikleri hatırlatılmaktadır.   NATO üyesi Türkiye'nin, 1999 yılında resmi olarak Avrupa   Birliği'ne aday üye olarak kabul edildiği, ancak AB'nin insan   hakları ve demokrasi konusundaki katı koşullarını yerine   getiremediği için henüz üyelik görüşmelerine başlayamadığı,  ülkenin üç partili koalisyonunda yaşanan kargaşanın, son   aylarda ilerleme kaydedilmesini güçleştirdiğine işaret edilen  haberde, Avrupa Konseyi'nin raporda, heyetin Sincan'daki  F-tipi cezaevinde kötü muamele konusunda herhangi bir iddia  ile karşılaşmadığı ve mahkumların toplu sosyal aktivitelere   katılma haklarının gelişmekte olduğunun bildirildiği  aktarılmaktadır. Raporda ayrıca, başkent Ankara'da avukatlarla  görüşme imkanlarıyla ilgili yeni önlemler alınmakta olduğuna  dair işaretler olduğu, ancak halen, kısmen olağanüstü hal   uygulaması altında bulunan, "Kürtlerin çoğunlukta olduğu   güneydoğu bölgesinin idari merkezi Diyarbakır'da" koşulların   aynı şekilde gelişmediğinin bildirildiğine işaret edilen  haberde, raporda, ayrıca, "Heyet, 2001 yılının sonunda  jandarma tarafından gözaltına alınan bazı kişilerin şiddetli  kötü muameleye ve artan işkenceye maruz kaldığına ilişkin   deliller toplamıştır" denildiği de aktarılmaktadır. Hükümetin  geçen yıl mahkumların ve gözaltındakilerin haklarının  geliştirilmesini amaçlayan bazı reformlar yaptığı, ancak  AB'nin, reformların sürekli olarak uygulandığını görmeyi  istediğine dikkat çekilen haberde, Türkiye'nin, 1987'den bu  yana "Kürt ayrılıkçıların şiddet eylemlerine sahne olan ve  30 bin kişinin öldüğü" güneydoğu bölgesinde, polise ve  yargıya geniş yetkiler veren olağanüstü hal uygulamasını  sürdürdüğü vurgulanmaktadır.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Alithia gazetesinin (23/07) "Danimarka AB Başkanlığı  Doğrudan Görüşmelerin Yoğunlaştırılmasını İstedi" başlıklı  haberinde, Kopenhag'ta BM Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De  Soto'yla görüştükten sonra demeç veren AB Dönem Başkanı  Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Möller'in, mümkün olan  en yakın zamanda sonuç alınması için Kıbrıs konusundaki  doğrudan görüşmelerin yoğunlaştırılmasının gereğine işaret  ettiği bildirilmektedir. Danimarka AB Dönem Başkanlığı'ndan  yapılan açıklamada, doğrudan görüşmelerle ilgili De Soto'dan  bilgi aldıktan sonra konuşan Möller'in, Helsinki Zirvesi  sonuçlarının Kıbrıs konusunda referans noktası olmaya devam  ettiğini belirttiğinin bildirildiği, Möller'in, "siyasi bir  düzenlemenin Kıbrıs'ın AB üyeliğini kolaylaştırdığı"  yönündeki AB görüşünü tekrarladığı aktarılmakta ve şu  görüşlerine yer verilmektedir: "Kıbrıs AB üyelik müzakereleri tamamlanıncaya kadar Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunamazsa,  çözüm koşulu olmaksızın üyelik kararı alınacak ve AB tüm  ilgili parametreleri dikkate alacaktır. Mümkün olan en yakın  zamanda çözüm bulunması konusunda, her türlü çabanın  gösterileceğiyle ilgili tüm taraflarla anlaştık. Görüşmeyle  ilgili zaman çerçevesi belirlenmiştir ve AB Konseyi Sevilla'da  AB'nin 2002 yılı sonuna kadar hazır olacak ülkelerle  müzakereleri tamamlayacağını teyit etmiştir. BM'nin Kıbrıs   sorununa çözüm bulunması çabalarındaki rolü en büyük öneme   haizdir ve De Soto müzakerelere katılmayı sürdürecektir."

            YUNANİSTAN BASINI:

            Makedonya Haber Ajansı'nın (23/07) "AB Dışişleri Bakanlar  Konseyi AB'nin Genişlemesi ve Türkiye'deki Siyasi Durumu Ele  Aldı" başlıklı internetten sağlanan haberinde, Avrupa Birliği  Dışişleri Bakanları'nın Brüksel'deki toplantısında, AB'nin  genişlemesi, Türkiye'deki siyasi durum ve Orta Doğu  konularının ele alındığı, AB Dışişleri Bakanlar Konseyi'nin,  Kıbrıs'ın da dahil olduğu AB'ye aday 10 ülke ile ilgili  üyelik tarihlerine ilişkin "yol haritasını" bir kez daha  onayladığı bildirilmektedir. Genişleme ile ilgili  görüşmelerde, genişlemeden sorumlu Yüksek Komiser Gunther  Verheugen'in, Kıbrıs'ın, soruna çözüm bulunsun veya  bulunmasın, Helsinki kararları temelinde AB'ye üye olacağını  belirttiği aktarılan haberde, toplantıda ayrıca, Türkiye'deki  siyasi durumun, en azından 3 Kasım'da yapılması beklenilen  erken seçimden önce, Avrupa ile yakınlaşmasına izin  vermediğinin vurgulandığı belirtilmektedir. Konsey'de Yunan  tarafının, "Türkiye için AB kapısının açık tutulması" ve  bu ülkenin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi ile  demokratikleşmesine yönelik cesaretlendirmenin devam etmesi  gerektiğini, aksi halde hiçbir AB üyesi ülkenin arzu  etmeyeceği, Türkiye'nin içindeki Avrupa karşıtı güçlerin  güçleneceğini vurguladığına işaret edilen haberde,  Yunanistan Dışişleri Bakanı Yorgos Papandreu'nun, Avrupa   Güvenlik ve Savunma Politikası'nın Yunanistan'ın öncelikli   konusu olduğunu belirterek, "Avrupa ordusunun" 2003 yılına  kadar operasyona hazır vaziyete getirilmesi ve ayrıca AB  ile NATO arasında var olan anlaşmazlıkların giderilmesi için  çözüm  arayışlarının devam edeceğini söylediği aktarılmaktadır.  Yorgos Papandreu'nun, Brüksel'deki toplantı çerçevesinde AB   Komisyonu Başkanı Romano Prodi ile de bir görüşme yaptığı,  Prodi'nin görüşme sonrası yaptığı açıklamada, Türkiye'deki  siyasi krizin Kıbrıs'ın AB üyeliğini etkilemesinin mümkün  olmadığını, çünkü Kıbrıs'ın AB üyeliğinin Kopenhag kriterleri  ile belirlendiğini dile getirdiğine dikkat çekilen haberde,  Papandreu'nun ise açıklamasında, diyalogun devam ettiğini  ve  Kıbrıslı Rum ve Türklerin, uluslararası gelişmelerden  bağımsız olarak, bir çözüm bulmaları için büyük bir  fırsatın olduğunu vurguladığı kaydedilmektedir.

 

             

    

ESKİ SAYILAR