|
29/07/2002 ANKARA, 29/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 26-27-28 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: AZERBAYCAN BASINI: Hürriyet gazetesinin (26/07) "Ermeniler İsmail Cem'in İktidara Gelmesini İstiyorlar" başlıklı haberinde, Türk politik hayatında yaşanan olayların birçok yabancı ülkenin, bu bağlamda Güney Kafkasya ülkelerinin de dikkatle takip ettikleri temel konulardan biri olduğu belirtilmekte, Erivan resmi çevrelerinin de, Ermenistan'ın bölgedeki geleceği açısından etkili olabilecek bir ülke olan Türkiye'yi ve bu ülkede yaşanan siyasi gelişmeleri yakından izlediğine işaret edilmektedir. Bu konuda Ermenistan resmi çevrelerinin, bir süre önce Ankara ve Erivan arasında başlayan diyalogu yeniden kurmanın çok zor olduğunu ifade ettikleri, Türkiye hükümeti ile diyalog kurmama nedenlerini açıklarken, Ankara'nın yakında seçimlere gideceğini, dolayısıyla da şimdiki hükümetin geçici olduğu ve bu nedenle de diyalog kurmaya çalışmanın hiçbir anlamı bulunmadığını belirttiklerine dikkat çekilen haberde şu görüşlere yer verilmektedir: "Fakat birçok siyasi gözlemciye göre, aslında bazı noktalarda endişeleri bulunduğu için Erivan, Türkiye ile diyaloga başlamaya cesaret edemiyor. Ermenistan'ın endişe duyduğu noktalardan biri, Türkiye'de siyasi liderliği elinde bulunduran güçlerin, Ermenistan'ı, Türkiye'nin önüne koyduğu temelsiz talepler nedeniyle affetmeyecekleridir. Bu nedenle de, Ermeni toplumu ve resmi çevreleri, 3 Kasım tarihinde yapılacak olan erken seçimden sonra İsmail Cem'in lideri bulunduğu partinin iktidara gelmesini istiyorlar. Şunu hemen hatırlatalım ki, Ermenilerin Cem'in iktidara gelmesini bu kadar çok istemelerinin ardında, Cem ile Oskanyan arasında kurulmuş olan ve gelecek vadeden diyalog durmaktadır... Erivan'dakiler, milliyetçilerin iktidara gelmesiyle Türkiye'nin dış politikasında radikal adımlar atılacağından kesinlikle emin görünüyorlar. Bundan dolayı da şimdi Ermeni politikacılar ve Ermeni basını, Ecevit hükümetinin istifa etmemesi veya yeni hükümetin başına Cem'in gelmesi temennisi içindeler. Hem AB üyeliği konusunda, hem de Türkiye'nin Batı'dan kredi alabilmesi için Türkiye'nin önüne konan şartlarla ilgili olarak Bahçeli'nin sergilediği tutum ile diğer siyasi parti liderlerinin tutumları arasında kesin bir farklılık bulunuyor. Diğer taraftan da Türkiye'de yaşanan olaylar, MHP lideri Bahçeli'nin iktidara gelme şansının gün geçtikçe daha da arttığını gösteriyor." FRANSA BASINI: Le Figaro gazetesinde (27/07) "Başbakan Bülent Ecevit, Avrupa Birliği'ne Girme Sürecinin Erken Seçim Yüzünden Ertelenebileceği Kanısında" başlığı ve Eric Biegala imzasıyla yayımlanan haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in yaptığı açıklamada, önümüzdeki kasım ayı için öngörülen erken seçimler yüzünden ülkesinin Avrupa Birliği'ne girme sürecini ilerletme şansını kaybettiğini ifade ettiği bildirilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit'in, basın toplantısında, "Erken seçimlerin etkisiyle maalesef AB konusundaki çalışmalar belli bir süre için gecikecek" diyerek, "Bu elverişli durum belli bir noktaya kadar kaybedilmişe benziyor" şeklinde de eklemede bulunduğu aktarılan haberde, Avrupa yanlısı birçok çevrenin, Ankara'nın diğer adaylarla aynı anda, yani sene sonuna kadar Kopenhag Zirvesi sırasında üyelikle ilgili teknik müzakereleri başlatmak için belli bir tarih alamadığı taktirde Türkiye'nin AB'ye giriş dosyasının temelli olarak donmasından korktuğuna dikkat çekilmektedir. Son siyasi gelişmelerle birlikte "kurumsal blokaj içinde olan" Türkiye'nin, kendisini Avrupa standartlarına yaklaştıracak demokratik reformları, koalisyonun başlıca ortağının karşı çıkması nedeniyle, geçen mayıs ayı başından beri gerçekleştirmeyi başaramadığı belirtilen haberde, bu krizin temelinde, Ecevit'in DSP'sinden çok sayıdaki ayrılmalar ve dolayısıyla hükümetin parlamentoda azınlığa düşmesinin yattığı kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: "Seçimler ister 3 Kasım'da ister başka bir tarihte olsun, Türk Parlamento seçimleri tek bir konuya odaklanacaktır: 'Avrupa'. İslam, Türkçülük, Avrupalı olma arzusu ve Amerika ile 'stratejik' işbirliği arasında bölünmüş olan Türkiye'nin, bazen karşıtlıklar içeren zor bir denklemi çözmesi gerekiyor... Türkiye'nin hedefi, önümüzdeki aralık ayında yapılacak Avrupa zirvesinde üyelik müzakerelerinin başlaması için bir tarih elde etmekti. AB, aday ülkelerin uyması gerektiği ilkeleri tanımlayan 'Kopenhag kriterleri' yerine getirilmedikçe bunun söz konusu olamayacağı yanıtını veriyor. Bu ilkelerin arasında 'azınlıkların hakları' da var. Bu ise Türkiye'nin, rejimin başlıca tabularından birini kırarak, Kürt sorununu masanın üzerine koyması demek oluyor... Kürtler, 12 milyonluk nüfusla (toplam nüfusun beşte biri) Türkiye'nin en önemli azınlığını oluşturuyor, fakat milliyetçi resmi ideolojiyi ellerinde tutanlar onlara en ufak bir özel hak tanımaya niyetli değil. Zaten erken seçim isteyenlerin ateşini söndürmek için Başbakan, Kürt yanlısı HADEP'in yüzde 10'luk barajı geçerek Parlamento'da temsil edilebileceğine dikkat çekerek, Kürt korkuluğunu gösteriverdi. HADEP için halen bir yasaklanma prosedürü işliyor. Başbakanın güvenlik çarkına doğru salladığı bir kırmızı mendil daha var: 'İslam'. Erken seçim halinde, bütün kamuoyu araştırmaları, Recep Tayyip Erdoğan ve liderliğindeki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) oyların yüzde 15 ila 19'unu alabileceğini gösteriyor, ki bu neredeyse kesinlikle bir koalisyon hükümetine girebilir anlamına geliyor... Üçüncü mesele, 'Kıbrıs'. Ada, AB'ye giriş yarışında en iyi pozisyonda olan aday, fakat adanın kuzeyinde üçte biri Ankara ordusunun 'işgalinde'. Sene başında başlatılan birleşme müzakereleri, bu müzakereleri izleyen BM temsilcilerine göre, özellikle Türkiye'nin yeterince çaba göstermemesinden dolayı yerinde sayıyor. Ankara, Kıbrıs sorununu kendi Avrupa adaylığından soyutlayabilmek isterdi, fakat adanın kuzeyinde askerlerinin bulunmasının sadece güvenlikle ilgili zorunluluklardan kaynaklandığına inandırmakta güçlük çekiyor. Türk denkleminin son bilinmezi, 'en büyük güçlü müttefik Amerika ile ilişkiler'. Washington'un, Saddam Hüseyin Irak'ının işini bitirme arzusu, Türkiye'yi tutum belirlemek zorunda bırakıyor. Ankara, Irak'a Amerikan müdahalesiyle bir bağımsız Kürdistan olasılığının filizlemesinden korkuyor. Ankara böyle bir şeyi bir savaş nedeni olarak görüyor. Bu da Avrupa'ya girme isteğiyle bağdaşmayacak tehditler oluşturuyor. Kürtlerin varlığını kabullenmek, İslamcıları siyasi oyuna almak ve en önemlisi egemenliğin, askeri tanımın ötesine gitmek... İşte Türkiye'nin Avrupa'ya girmesi için gerekli olanlar. Büyük olasılıkla önümüzdeki sonbaharda yapılacak olan seçim tartışmalarının konuları bunlar olacak." Le Figaro gazetesinde (27/07) "Birlik İçin Saatli Bomba" başlığı ve Pierre Bocev imzasıyla yayımlanan bir diğer haberde, Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından olası tüm gelişmelerin, sadece ve sadece Türkiye'ye bağlı olduğu ileri sürülmekte, bir ay önce Sevilla Zirvesi'nde 15'lerin devlet ve hükümet başkanlarının, önümüzdeki aralıkta Danimarka başkanlığında gerçekleşecek buluşma için, "Sevilla ve Kopenhag AB konseyleri arasındaki dönemde kaydedilecek gelişmelere göre Kopenhag'da Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda yeni kararlar alınabilir" şeklinde ne olumsuz ne de olumlu sayılabilecek bir görüş belirttikleri hatırlatılmaktadır. "Elbette gerçeklerin, Avrupa zirvelerinde edilen boş laflarla inandırılmak istendiği kadar basit olmadığı", çünkü Fransa gibi bazı üye ülkelerin, Türkiye'nin uzun vadede de olsa adaylığına olumlu bakmakla birlikte, Almanya gibi başka üye ülkelerin, Birliğin gelecekteki sınırının Irak olabileceğini tasavvur edemediklerine işaret edilen haberde, Aralık 1999'da ülkesi Helsinki Zirvesi'nde "aday" statüsü aldığı vakit Başbakan olan Bülent Ecevit'in, "Kaçınılmaz olarak Avrupa'nın sınırları daha doğuya, Kafkasya'ya, Orta Asya ve Asya'nın tamamına kadar gidecektir" dediği vurgulanmakta ve bu durumun, o dönemde Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin "tarihi, coğrafyası ve hedefleri" açısından Avrupalı istidadı olduğunu kabul etmesini engellemediği ifade edilmektedir. İki buçuk yıl sonra ise, meselelerin aciliyet arz ettiği dile getirilen haberde, NATO'nun planlama imkanlarına giriş şartları konusundaki Türk-Yunan anlaşmazlığının halen çözümlenmediği, oysa Onbeşler'in, sonbaharda Makedonya'da NATO'dan görevi devralmak istediği, özellikle de Kıbrıs'ın Birliğe üyelik perspektifinin neredeyse kapıda olduğu, bunun da gerçek bir saatli bomba olduğu, zira Bülent Ecevit'in, adanın sadece güneyinin Onbeşler'in arasına katılması halinde kuzeyi "ilhak etme" tehdidinde bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Türkiye'de önümüzdeki kasım ayında erken seçime gidilmesi olasılığının meseleleri iyice karmaşık hale soktuğu, zira bu durumun, Avrupa tarafından istenen, ölüm cezasının kaldırılması veya Kürtlerin özel durumunun kabul edilmesi gibi reformların hızla gerçekleştirilmesini nerdeyse imkansız kıldığı belirtilen haberde, oysa Ankara'nın, Sevilla Zirvesi'nden hareketle, Kopenhag Zirvesi'nde "üyelik takviminin" belirlenmesini ümit ettiği belirtilmektedir. İSRAİL BASINI: Ha'aretz gazetesinin (26/07) "Türkiye'de Havuç ve Sopa" başlıklı ve Zvi Bar'el imzalı internetten sağlanan makalesinde, Türk ordusunun Kürtleri rahat bırakmayı kabul etmiş olsa da, bu azınlığın, siyasi beklentilerini gerçekleştirmek için fazlaca şansa sahip olmadığı ifade edilmekte, onlara etnik haklar tanınmadıkça Türkiye'nin üye olamayacağını söyleyen AB'den yardım istedikleri belirtilmektedir. Kürtlerin şimdi tüm umutlarını Avrupa Birliği'ne bağlamış durumda oldukları, AB'nin, "Türkiye üye olmak istiyorsa, Kürtlere etnik haklar versin" görüşünde ısrar ettiği ifade edilen makalede, diğer bir deyişle, AB üyesi olmak için Türkiye'nin, Kürtlere kendi kültürlerini kendi dillerinde öğrenme izni vermesi gerektiği belirtilmekte, geçen seçimlerde parlamentoya girmeye yeter sayıda oy toplayamayan Kürt partisinin önde gelen bir mensubunun şöyle konuştuğu aktarılmaktadır: "Avrupa çok uzak. Avrupa Türkiye'yi istemiyor. Avrupa'nın milyonlarca Türk işçisinin kendi iş piyasasına girmesine izin vereceğini düşünebiliyor musunuz? Kürt hakları konusundaki tüm laf kalabalığı, İstanbullu işsizlerin Berlin veya Paris'e gelmesini engellemek için kurulmuş bir tezgahtır. Bunu biliyoruz ama kızmıyoruz. Eğer Avrupa'da Kürtlere gerçekten yardım etmek isteyen biri varsa, Kürt bölgelerinde sanayi tesisleri kurabilir, yolları iyileştirmeye yardımcı olabilir, okullara bilgisayar bağışlayabilir. Bunlar da insan haklarıdır. Aslında Avrupa bizi, Türkiye'nin AB üyeliğinin önünü kesmek için sarf malzemesi olarak kullandı." İTALYA BASINI: Il Sole 24 Ore gazetesinde (26/07) "Türkiye... Eski Başbakan Çiller Reformlar Konusunda Ecevit'e Açılıyor" başlıklı yorumunda, Başbakan Ecevit'le DYP Lideri Çiller'in görüşmesine yer verilmekte, yapılan toplantının sonunda Çiller'in ilk kez Başbakan'ın istifasını istemediği, ancak seçim tarihinin 3 Kasım 2002 olarak saptanması karşılığında bu geçiş döneminde ona destek vermeye hazır olduğunu bildirdiği aktarılmaktadır. DYP'nin, AB müzakerelerinin başlatılmasını sağlayacak reform paketini onaylamak amacıyla, halen Başbakan'a sadık olan çoğunluk partileriyle beraber oy kullanabileceğine işaret edilen yorumda, Çiller'in teklifini takdir eden Başbakan Ecevit'in, kesinlikle istifa etmek istemediğini tekrarladığı belirtilmektedir. TBMM'nin, milletvekillerini iki önerge sunulmak üzere 29 Temmuz tarihinde toplantıya çağırdığı, bunlardan birincisinin, İsmail Cem'in liderliğini yaptığı "Yeni Türkiye" tarafından desteklenen ve seçim tarihini, AB'ye katılmak için gereken reformlar ve seçim yasası konularını içeren DYP'nin hazırladığı önerge, diğerinin ise, 3 Kasım tarihi üzerinde ısrar ederek sadece seçim tarihi konusunun ele alınmasını isteyen MHP'nin önergesi olduğu ifade edilmekte, bu krizin ortasında Türkiye'nin, yaklaşık 75 milyar dolara yükselmiş olan olağandışı kamu borcu konusunu da göğüslemek durumunda olduğuna dikkat çekilmektedir. KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (26/07) "Türk-Yunan İlişkileri: Sıcak Yaz mı, Serin Yaz mı?" başlıklı yorumunda, Atina Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Enstitüsü Müdürü Theodoros Kulumbis'in görüşlerine yer verilmektedir. Devletlerarası ilişkilerde tahminlerde bulunmanın her zaman çok tehlikeli bir konu olduğunu dile getiren Kulumbis'in, analizcilerin tahminlerinin politikacıların davranışlarını etkilediğini belirttiği aktarılan yorumda, Yunanistan'da yayımlanan analizlerin "sıcak bir çatışmadan" söz etmesi üzerine tedirginliklerin oluştuğuna işaret ettiği kaydedilmekte ve şu açıklamaları aktarılmaktadır: "Komşudaki ekonomik kriz, sıcak bir çatışmanın Türkiye'ye turist akınını dikey şekilde azaltacağı sonucunu veriyor. Aynı zamanda siyasi kriz (Ecevit'in hastalığı, 2004 yılından önce seçim ilan edilmesi konusundaki isteksizlik, Kemal Derviş gibi eski ve yeni siyasi güçlerin rekabeti) Türk sisteminde tek istikrarlı kutbun askeri rejim olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor. Ancak askerler, iktidarı darbe veya pronunsiamento (authoritarian declaration) vasıtasıyla üstlenmeleriyle, derin ekonomik krizin sorumluluklarını yükleneceklerini ve özellikle 'Avrupalı Türkiye' hayalinin üzerine mezar taşı yerleştirileceğini anlıyorlar... Geriye, önümüzdeki ayların ölçülmemiş etkeni olarak Kıbrıs sorunu ve büyük adanın AB'ye üye olma biçimi (çözümle veya çözümsüz) kalıyor. Mevcut aşamada Kıbrıslı Türkler, hatta Denktaş bile üyelik otobüsünün 2002 Aralığı'ndan sonra yola çıkacağını ve otobüsün dışında kalırlarsa, tarihi bir fırsatı kaçıracaklarını anlamışlardır... İstikrarlı şekilde artan bir oranla, 'Belçika modeli' (tek uluslararası şahsiyetli, tek vatandaşlı ve siyasi açıdan eşit iki federe devletin ilan edilmesi) Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle kırılmaz şekilde bağlanması ön koşuluyla, mümkün bir seçenek olarak zemin kazanıyor. Birçok Kıbrıslı Türkün talebi, ilk önce bağımsızlıklarının tanınması ve sonra da yeni bir 'ortaklık devleti' kurulmasıdır. Kıbrıslı Rumlar için çözüm, Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti'yle bütünleşmesinden geçiyor. Yunanistan, AB üyesi bir devlet olarak, Avrupa tercihinden yana Kıbrıs rüyasını hiç çekincesiz destekliyor. Türkiye, daha eski jeo-politik bir zihniyeti muhafaza ederek, Kıbrıs'ın siyasi denetimini kaybetmekte olduğunu anlıyor ve bocalıyor. Bölgemizin 'stratejik örneğiyle' ilgili olarak hepimizin zihniyetinin değişmesinin zamanı geldi. NATO ve AB'nin paralel genişleme prosedürleri aracılığıyla, kuzeydoğu Avrupa ve kuzey Akdeniz, Karl Deutsch'in söylediği gibi 'güvenlik toplumlarına' dönüşüyor. Bu bölgelerdeki ülkeler (örneğin Kuzey Amerika, merkezi batı Avrupa) sınırlarını güçlendirmekten vazgeçiyorlar ve farklılıklarını çözmek için barışçı yöntemleri kullanıyorlar. Gelecek hakkında felsefe yapmaya geri dönersek, benim tahminim bu yıl sıcak bir yaz geçirmeyeceğimiz yönündedir. Yaz, kavurucu sıcaklara rağmen, politik açıdan serin geçecek. Ancak her zaman saldırgan tahrikleri önleyecek hazırlıkta olmalıyız. Çatışmalar konusunda açıklanan tahminler kolayca, kendi kendilerini besleyen kehanetlere dönüşebilir."
YUNANİSTAN BASINI: Elefteros Tipos gazetesinin (27/07) "Türkiye Çıkmazda" başlıklı ve Yorgos Kirtsos imzalı yorumunda, Türkiye'de yaşanan siyasi krizin kontrol dışına çıkma ihtimalinden söz edilmekte, yapılan bütün kamuoyu araştırmalarının, yapılacak seçimlerde oyların yüzde 20'sini alarak İslamcı partinin birinci parti geleceğini gösterdiği, ayrıca, Kürtlerin desteklediği HADEP'in de yüzde 10'luk barajı aşarak Parlamento'ya girme olasılığının olduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Başabakan Bülent Ecevit'in, İslamcıların ve Kürtlerin siyasi krizden faydalanmaya çalışacakları uyarısında bulunduğu hatırlatılan yorumda, ancak, bu görüşünün dikkate alınmadığı vurgulanmaktadır. Böylece, gerçek Türkiye'nin yine ön plana çıkacağı ve Yunanistan'ın uyguladığı yeni dış politikanın ne kadar "gülünç" olduğu görüleceğinden, Yunan hükümetinin zor anlar yaşayacağı ileri sürülen yorumda, "Gerçek şu ki, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi söz konusu değildir. Yunanistan, AB'nin siyasi haritasındaki değişikliklerden ve Türkiye'nin bir kez daha kalkınmamış bir ülke olduğunun görülmesinden faydalanarak, Türkiye 'arabasını' AB içine çekme çabalarından vazgeçmelidir. Türkiye ile dostluk ilişkilerine, işbirliğine ve Türkiye'nin belli alanlarda AB ile temaslarına 'evet', ancak Avrupalı olmayan bir ülkenin Avrupa ile bütünleşme hayallerine 'hayır', çünkü böyle bir şey diplomatik bir kuruntudan öte bir şey değildir" denilmektedir. Ta Nea gazetesinin (27/07) "Yunanistan, Krizden Kaçınılması İçin AB-Türkiye İlişkilerinde Türkiye'nin 'Avukatı' Oluyor" başlıklı ve İrini Karanasopoulou imzalı yorumunda, Ankara'nın AB taleplerinden hiçbiri yerine getirilmeden Kıbrıs'ın güney kısmının AB üyesi olması halinde Türk-Yunan ilişkilerinde ciddi bir krizin yaşanması kaygısı içinde olan Yunan hükümetinin, AB içinde Türkiye'nin "avukatı" rolünü üslenmeye hazırlandığı belirtilmektedir. Dışişleri Bakanı Papandreu'nun danışmanlarının, kendisine, Ondörtler'le Ankara arasında arabulucu rolü üslenmesi için öneri götürdükleri, bir yandan, Türkiye içinde yaşanan siyasi istikrarsızlık, diğer yandan, AB üyesi ülkelerin Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih belirlemeye yanaşmamalarının, Papandreu'nun danışmanlarının böyle bir öneriyi gündeme getirmelerine yol açtığı ifade edilen yorumda, danışmanların, Kıbrıs sorunu konusunda uzlaşma sağlanmaz ve aralık ayındaki Kopenhag AB zirvesinde, Onbeşler Kıbrıs'ın AB ailesine katılması kararı alır ve bu arada, karşılığında Türkiye'nin talebi yerine gelmezse, Yunanistan ve Avrupa'nın "yaralı bir canavar" ile karşı karşıya kalacaklarını öne sürerek, böyle bir gelişme karşısında, Ankara'nın Ege ve Kıbrıs konularında nasıl tepki göstereceğinin bilinmediğini vurguladıklarına işaret edilmektedir. Yunanistan'ın söz konusu tehlikeleri AB'ye ileterek, Türkiye'ye üyelik müzakereleri konusunda itirazlarından vazgeçmelerini talep etmesi gerektiğini vurguladıkları belirtilen yorumda, danışmanların, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak AB Zirvesi'nde, Türkiye'ye örneğin, üyelik müzakerelerinin 2003 yılının aralık ayında başlayacağı vaadinde bulunabileceklerini söyledikleri, böyle bir şeyin Türkiye'ye moral vereceği kaydedilmektedir. Yorumda, Papandreu'nun danışmanlarının, Yunanistan'ın böyle bir rol üslenmesinin kolay olmayacağının altını da çizdikleri, çünkü AB üyesi ülkelerin, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih vermekten kaçındıkları gibi, Denktaş'ın Kıbrıs konusunda uzlaşmaz tutumunda ısrar ettiğinden, Yunanistan'ın AB içinde bir anlamda Türkiye'nin "avukatlığını" üslenmesi zorunluluğunu Yunan kamuoyuna kabul ettirmenin de zor olacağı ifade edilmektedir.
ESKİ SAYILAR |