29/07/2002                       

            ANKARA, 29/07(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  26-27-28 Temmuz 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB  ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara  değinilmektedir:

            AZERBAYCAN BASINI:

            Hürriyet gazetesinin (26/07) "Ermeniler İsmail Cem'in  İktidara Gelmesini İstiyorlar" başlıklı haberinde, Türk  politik hayatında yaşanan olayların birçok yabancı ülkenin,  bu bağlamda Güney Kafkasya ülkelerinin de dikkatle takip  ettikleri temel konulardan biri olduğu belirtilmekte, Erivan  resmi çevrelerinin de, Ermenistan'ın bölgedeki geleceği  açısından etkili olabilecek bir ülke olan Türkiye'yi ve bu  ülkede yaşanan siyasi gelişmeleri yakından izlediğine işaret  edilmektedir. Bu konuda Ermenistan resmi çevrelerinin, bir  süre önce Ankara ve Erivan arasında başlayan diyalogu yeniden  kurmanın çok zor olduğunu ifade ettikleri, Türkiye hükümeti  ile diyalog kurmama nedenlerini açıklarken, Ankara'nın yakında  seçimlere gideceğini, dolayısıyla da şimdiki hükümetin geçici  olduğu ve bu nedenle de diyalog kurmaya çalışmanın hiçbir  anlamı bulunmadığını belirttiklerine dikkat çekilen haberde  şu görüşlere yer verilmektedir: "Fakat birçok siyasi  gözlemciye göre, aslında bazı noktalarda endişeleri bulunduğu  için Erivan, Türkiye ile diyaloga başlamaya cesaret edemiyor. Ermenistan'ın endişe duyduğu noktalardan biri, Türkiye'de  siyasi liderliği elinde bulunduran güçlerin, Ermenistan'ı,  Türkiye'nin önüne koyduğu temelsiz talepler nedeniyle  affetmeyecekleridir. Bu nedenle de, Ermeni toplumu ve resmi  çevreleri, 3 Kasım tarihinde yapılacak olan erken seçimden  sonra İsmail Cem'in lideri bulunduğu partinin iktidara  gelmesini istiyorlar. Şunu hemen hatırlatalım ki, Ermenilerin   Cem'in iktidara gelmesini bu kadar çok istemelerinin ardında,   Cem ile Oskanyan arasında kurulmuş olan ve gelecek vadeden   diyalog durmaktadır... Erivan'dakiler, milliyetçilerin iktidara  gelmesiyle Türkiye'nin dış politikasında radikal adımlar  atılacağından kesinlikle emin görünüyorlar. Bundan dolayı da  şimdi Ermeni politikacılar ve Ermeni basını, Ecevit  hükümetinin istifa etmemesi veya yeni hükümetin başına Cem'in  gelmesi temennisi içindeler. Hem AB üyeliği konusunda, hem de  Türkiye'nin Batı'dan kredi alabilmesi için Türkiye'nin önüne  konan şartlarla ilgili olarak Bahçeli'nin sergilediği tutum  ile diğer siyasi parti liderlerinin tutumları arasında kesin  bir farklılık bulunuyor. Diğer taraftan da Türkiye'de yaşanan  olaylar, MHP lideri Bahçeli'nin iktidara gelme şansının gün  geçtikçe daha da arttığını gösteriyor."

            FRANSA BASINI:

            Le Figaro gazetesinde (27/07) "Başbakan Bülent Ecevit,  Avrupa Birliği'ne Girme Sürecinin Erken Seçim Yüzünden  Ertelenebileceği Kanısında" başlığı ve Eric Biegala imzasıyla  yayımlanan haberde, Başbakan Bülent Ecevit'in yaptığı  açıklamada, önümüzdeki kasım ayı için öngörülen erken seçimler  yüzünden ülkesinin Avrupa Birliği'ne girme sürecini ilerletme  şansını kaybettiğini ifade ettiği bildirilmektedir. Başbakan  Bülent Ecevit'in, basın toplantısında, "Erken seçimlerin  etkisiyle maalesef AB konusundaki çalışmalar belli bir süre  için gecikecek" diyerek, "Bu elverişli durum belli bir noktaya  kadar kaybedilmişe benziyor" şeklinde de eklemede bulunduğu  aktarılan haberde, Avrupa yanlısı birçok çevrenin, Ankara'nın  diğer adaylarla aynı anda, yani sene sonuna kadar Kopenhag  Zirvesi sırasında üyelikle ilgili teknik müzakereleri  başlatmak için belli bir tarih alamadığı taktirde Türkiye'nin  AB'ye giriş dosyasının temelli olarak donmasından korktuğuna  dikkat çekilmektedir. Son siyasi gelişmelerle birlikte  "kurumsal blokaj içinde olan" Türkiye'nin, kendisini Avrupa  standartlarına yaklaştıracak demokratik reformları,  koalisyonun başlıca ortağının karşı çıkması nedeniyle, geçen  mayıs ayı başından beri gerçekleştirmeyi başaramadığı  belirtilen haberde, bu krizin temelinde, Ecevit'in DSP'sinden  çok sayıdaki ayrılmalar ve dolayısıyla hükümetin parlamentoda   azınlığa düşmesinin yattığı kaydedilmekte ve şöyle  denilmektedir: "Seçimler ister 3 Kasım'da ister başka bir  tarihte olsun, Türk Parlamento seçimleri tek bir konuya  odaklanacaktır: 'Avrupa'. İslam, Türkçülük, Avrupalı olma  arzusu ve Amerika ile 'stratejik' işbirliği arasında bölünmüş  olan Türkiye'nin, bazen karşıtlıklar içeren zor bir denklemi  çözmesi gerekiyor... Türkiye'nin hedefi, önümüzdeki aralık  ayında yapılacak Avrupa zirvesinde üyelik müzakerelerinin  başlaması için bir tarih elde etmekti. AB, aday ülkelerin  uyması gerektiği ilkeleri tanımlayan 'Kopenhag kriterleri'  yerine getirilmedikçe bunun söz konusu olamayacağı yanıtını  veriyor. Bu ilkelerin arasında 'azınlıkların hakları' da var.  Bu ise Türkiye'nin, rejimin başlıca tabularından birini kırarak,  Kürt sorununu masanın üzerine koyması demek oluyor... Kürtler,  12 milyonluk nüfusla (toplam nüfusun beşte biri) Türkiye'nin  en önemli azınlığını oluşturuyor, fakat milliyetçi resmi  ideolojiyi ellerinde tutanlar onlara en ufak bir özel hak   tanımaya niyetli değil. Zaten erken seçim isteyenlerin ateşini   söndürmek için Başbakan, Kürt yanlısı HADEP'in yüzde 10'luk  barajı geçerek Parlamento'da temsil edilebileceğine dikkat  çekerek, Kürt korkuluğunu gösteriverdi. HADEP için halen bir  yasaklanma prosedürü işliyor.

            Başbakanın güvenlik çarkına doğru salladığı bir kırmızı  mendil daha var: 'İslam'. Erken seçim halinde, bütün kamuoyu araştırmaları, Recep Tayyip Erdoğan ve liderliğindeki Adalet  ve Kalkınma Partisi'nin (AKP) oyların yüzde 15 ila 19'unu  alabileceğini gösteriyor, ki bu neredeyse kesinlikle bir  koalisyon hükümetine girebilir anlamına geliyor... Üçüncü  mesele, 'Kıbrıs'. Ada, AB'ye giriş yarışında en iyi pozisyonda  olan aday, fakat adanın kuzeyinde üçte biri Ankara ordusunun  'işgalinde'. Sene başında başlatılan birleşme müzakereleri,  bu müzakereleri izleyen BM temsilcilerine göre, özellikle  Türkiye'nin yeterince çaba göstermemesinden dolayı yerinde  sayıyor. Ankara, Kıbrıs sorununu kendi Avrupa adaylığından  soyutlayabilmek isterdi, fakat adanın kuzeyinde askerlerinin  bulunmasının sadece güvenlikle ilgili zorunluluklardan  kaynaklandığına inandırmakta güçlük çekiyor. Türk denkleminin  son bilinmezi, 'en büyük güçlü müttefik Amerika ile ilişkiler'. Washington'un, Saddam Hüseyin Irak'ının  işini bitirme arzusu,  Türkiye'yi tutum belirlemek zorunda bırakıyor. Ankara, Irak'a  Amerikan müdahalesiyle bir bağımsız Kürdistan olasılığının  filizlemesinden korkuyor. Ankara böyle bir şeyi bir savaş  nedeni olarak görüyor. Bu da Avrupa'ya girme isteğiyle  bağdaşmayacak tehditler oluşturuyor. Kürtlerin varlığını  kabullenmek, İslamcıları siyasi oyuna almak ve en önemlisi  egemenliğin, askeri tanımın ötesine gitmek... İşte Türkiye'nin  Avrupa'ya girmesi için gerekli olanlar. Büyük olasılıkla  önümüzdeki sonbaharda yapılacak olan seçim tartışmalarının  konuları bunlar olacak."

            Le Figaro gazetesinde (27/07) "Birlik İçin Saatli Bomba"  başlığı ve Pierre Bocev imzasıyla yayımlanan bir diğer haberde, Avrupa Birliği ile ilişkileri açısından olası tüm gelişmelerin,  sadece ve sadece Türkiye'ye bağlı olduğu ileri sürülmekte, bir  ay  önce Sevilla Zirvesi'nde 15'lerin devlet ve hükümet   başkanlarının, önümüzdeki aralıkta Danimarka başkanlığında   gerçekleşecek buluşma için, "Sevilla ve Kopenhag AB konseyleri  arasındaki dönemde kaydedilecek gelişmelere göre Kopenhag'da  Türkiye'nin adaylığının bir sonraki aşaması konusunda yeni  kararlar alınabilir" şeklinde ne olumsuz ne de olumlu  sayılabilecek bir görüş belirttikleri hatırlatılmaktadır.  "Elbette gerçeklerin, Avrupa zirvelerinde edilen boş laflarla  inandırılmak istendiği kadar basit olmadığı", çünkü Fransa  gibi bazı üye ülkelerin, Türkiye'nin uzun vadede de  olsa  adaylığına olumlu bakmakla birlikte, Almanya gibi başka üye  ülkelerin, Birliğin gelecekteki sınırının Irak olabileceğini  tasavvur edemediklerine işaret edilen haberde, Aralık 1999'da  ülkesi Helsinki Zirvesi'nde "aday" statüsü aldığı vakit  Başbakan olan Bülent Ecevit'in, "Kaçınılmaz olarak Avrupa'nın  sınırları daha doğuya, Kafkasya'ya, Orta Asya ve Asya'nın  tamamına kadar gidecektir" dediği vurgulanmakta ve bu durumun,  o dönemde Jacques Chirac'ın, Türkiye'nin "tarihi, coğrafyası  ve hedefleri" açısından Avrupalı istidadı olduğunu kabul  etmesini engellemediği ifade edilmektedir. İki buçuk yıl sonra  ise, meselelerin aciliyet arz ettiği dile getirilen haberde,   NATO'nun planlama imkanlarına giriş şartları konusundaki  Türk-Yunan anlaşmazlığının halen çözümlenmediği, oysa   Onbeşler'in, sonbaharda Makedonya'da NATO'dan görevi devralmak   istediği, özellikle de Kıbrıs'ın Birliğe üyelik perspektifinin  neredeyse kapıda olduğu, bunun da gerçek bir saatli bomba  olduğu, zira Bülent Ecevit'in, adanın sadece güneyinin  Onbeşler'in arasına katılması halinde kuzeyi "ilhak etme"  tehdidinde bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Türkiye'de  önümüzdeki kasım ayında erken seçime gidilmesi olasılığının  meseleleri iyice karmaşık hale soktuğu, zira bu durumun,  Avrupa tarafından istenen, ölüm cezasının kaldırılması veya   Kürtlerin özel durumunun kabul edilmesi gibi reformların  hızla gerçekleştirilmesini nerdeyse imkansız kıldığı  belirtilen haberde, oysa Ankara'nın, Sevilla Zirvesi'nden  hareketle, Kopenhag Zirvesi'nde "üyelik takviminin"  belirlenmesini ümit ettiği belirtilmektedir.

            İSRAİL BASINI:

            Ha'aretz gazetesinin (26/07) "Türkiye'de Havuç ve Sopa"  başlıklı ve Zvi Bar'el imzalı internetten sağlanan makalesinde,  Türk ordusunun Kürtleri rahat bırakmayı kabul etmiş olsa da,   bu azınlığın, siyasi beklentilerini gerçekleştirmek için  fazlaca şansa sahip olmadığı ifade edilmekte, onlara etnik  haklar tanınmadıkça Türkiye'nin üye olamayacağını söyleyen  AB'den yardım istedikleri belirtilmektedir. Kürtlerin şimdi  tüm umutlarını Avrupa Birliği'ne bağlamış durumda oldukları,  AB'nin, "Türkiye üye olmak istiyorsa, Kürtlere etnik haklar   versin" görüşünde ısrar ettiği ifade edilen makalede, diğer  bir deyişle, AB üyesi olmak için Türkiye'nin, Kürtlere kendi  kültürlerini kendi dillerinde öğrenme izni vermesi gerektiği belirtilmekte, geçen seçimlerde parlamentoya girmeye yeter  sayıda oy toplayamayan Kürt partisinin önde gelen bir  mensubunun şöyle konuştuğu aktarılmaktadır: "Avrupa çok uzak.  Avrupa Türkiye'yi istemiyor. Avrupa'nın milyonlarca Türk  işçisinin kendi iş piyasasına girmesine izin vereceğini  düşünebiliyor musunuz? Kürt hakları konusundaki tüm laf  kalabalığı, İstanbullu işsizlerin Berlin veya Paris'e gelmesini  engellemek için kurulmuş bir tezgahtır. Bunu biliyoruz ama  kızmıyoruz. Eğer Avrupa'da Kürtlere gerçekten yardım etmek  isteyen biri varsa, Kürt bölgelerinde sanayi tesisleri kurabilir,  yolları iyileştirmeye yardımcı olabilir, okullara bilgisayar bağışlayabilir. Bunlar da insan haklarıdır. Aslında Avrupa bizi, Türkiye'nin AB üyeliğinin önünü kesmek için sarf malzemesi  olarak kullandı."

            İTALYA BASINI:

            Il Sole 24 Ore gazetesinde (26/07) "Türkiye... Eski  Başbakan Çiller Reformlar Konusunda Ecevit'e Açılıyor"  başlıklı yorumunda, Başbakan Ecevit'le DYP Lideri Çiller'in  görüşmesine yer verilmekte, yapılan toplantının sonunda  Çiller'in ilk kez Başbakan'ın istifasını istemediği, ancak  seçim tarihinin 3 Kasım 2002 olarak saptanması karşılığında  bu geçiş döneminde ona destek vermeye hazır olduğunu  bildirdiği aktarılmaktadır. DYP'nin, AB müzakerelerinin  başlatılmasını sağlayacak reform paketini onaylamak amacıyla,  halen Başbakan'a sadık olan çoğunluk partileriyle beraber oy kullanabileceğine işaret edilen yorumda, Çiller'in teklifini  takdir eden Başbakan Ecevit'in, kesinlikle istifa etmek  istemediğini tekrarladığı belirtilmektedir. TBMM'nin,  milletvekillerini iki önerge sunulmak üzere 29 Temmuz  tarihinde toplantıya çağırdığı, bunlardan birincisinin, İsmail  Cem'in liderliğini yaptığı "Yeni Türkiye" tarafından  desteklenen ve seçim tarihini, AB'ye katılmak için gereken  reformlar ve seçim yasası konularını içeren DYP'nin hazırladığı  önerge, diğerinin ise, 3 Kasım tarihi üzerinde ısrar ederek  sadece seçim tarihi konusunun ele alınmasını isteyen MHP'nin  önergesi olduğu ifade edilmekte, bu krizin ortasında  Türkiye'nin, yaklaşık 75 milyar dolara yükselmiş olan  olağandışı kamu borcu konusunu da göğüslemek durumunda olduğuna  dikkat çekilmektedir.

            KIBRIS RUM BASINI:

            Fileleftheros gazetesinin (26/07) "Türk-Yunan İlişkileri:  Sıcak Yaz mı, Serin Yaz mı?" başlıklı yorumunda, Atina  Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Profesörü ve  Yunanistan  Avrupa ve Dış Politika Enstitüsü Müdürü Theodoros Kulumbis'in  görüşlerine yer verilmektedir. Devletlerarası ilişkilerde  tahminlerde bulunmanın her zaman çok tehlikeli bir konu  olduğunu dile getiren Kulumbis'in, analizcilerin tahminlerinin politikacıların davranışlarını etkilediğini belirttiği  aktarılan yorumda, Yunanistan'da yayımlanan analizlerin "sıcak  bir çatışmadan" söz etmesi üzerine tedirginliklerin oluştuğuna  işaret ettiği kaydedilmekte ve şu açıklamaları aktarılmaktadır:  "Komşudaki ekonomik kriz, sıcak bir çatışmanın Türkiye'ye  turist akınını dikey şekilde azaltacağı sonucunu veriyor. Aynı  zamanda siyasi kriz (Ecevit'in hastalığı, 2004 yılından önce  seçim ilan edilmesi konusundaki isteksizlik, Kemal Derviş gibi  eski ve yeni siyasi güçlerin rekabeti) Türk sisteminde tek  istikrarlı kutbun askeri rejim olduğu sonucunu ortaya çıkarıyor.  Ancak askerler, iktidarı darbe veya pronunsiamento  (authoritarian declaration) vasıtasıyla üstlenmeleriyle, derin  ekonomik krizin sorumluluklarını yükleneceklerini ve özellikle  'Avrupalı Türkiye' hayalinin üzerine mezar taşı  yerleştirileceğini anlıyorlar... Geriye, önümüzdeki ayların  ölçülmemiş etkeni olarak Kıbrıs sorunu ve büyük adanın AB'ye  üye olma biçimi (çözümle veya çözümsüz) kalıyor. Mevcut  aşamada Kıbrıslı Türkler, hatta Denktaş bile üyelik otobüsünün  2002 Aralığı'ndan sonra yola çıkacağını ve otobüsün dışında  kalırlarsa, tarihi bir fırsatı kaçıracaklarını anlamışlardır...  İstikrarlı şekilde artan bir oranla, 'Belçika modeli'  (tek  uluslararası şahsiyetli, tek vatandaşlı ve siyasi açıdan eşit  iki federe devletin ilan edilmesi) Kıbrıs'ın AB üyeliğiyle  kırılmaz şekilde bağlanması ön koşuluyla, mümkün bir seçenek  olarak zemin kazanıyor. Birçok Kıbrıslı Türkün talebi, ilk  önce bağımsızlıklarının tanınması ve sonra da yeni bir  'ortaklık devleti' kurulmasıdır. Kıbrıslı Rumlar için çözüm,  Kıbrıs Türk toplumunun Kıbrıs Cumhuriyeti'yle bütünleşmesinden  geçiyor. Yunanistan, AB üyesi bir devlet olarak, Avrupa  tercihinden yana Kıbrıs rüyasını hiç çekincesiz destekliyor.  Türkiye, daha eski jeo-politik bir zihniyeti muhafaza ederek,  Kıbrıs'ın siyasi denetimini kaybetmekte olduğunu anlıyor ve  bocalıyor. Bölgemizin 'stratejik örneğiyle' ilgili olarak  hepimizin zihniyetinin değişmesinin zamanı geldi. NATO ve  AB'nin paralel genişleme prosedürleri aracılığıyla, kuzeydoğu  Avrupa ve kuzey Akdeniz, Karl Deutsch'in söylediği gibi  'güvenlik toplumlarına' dönüşüyor. Bu bölgelerdeki ülkeler  (örneğin Kuzey Amerika, merkezi batı Avrupa) sınırlarını  güçlendirmekten vazgeçiyorlar ve farklılıklarını çözmek için  barışçı  yöntemleri kullanıyorlar. Gelecek hakkında felsefe  yapmaya geri dönersek, benim tahminim bu yıl sıcak bir yaz geçirmeyeceğimiz yönündedir. Yaz, kavurucu sıcaklara rağmen,  politik açıdan serin geçecek. Ancak her zaman saldırgan  tahrikleri önleyecek hazırlıkta olmalıyız. Çatışmalar  konusunda açıklanan tahminler kolayca, kendi kendilerini  besleyen kehanetlere dönüşebilir." 

           

            YUNANİSTAN BASINI:

            Elefteros Tipos gazetesinin (27/07) "Türkiye Çıkmazda"  başlıklı ve Yorgos Kirtsos imzalı yorumunda, Türkiye'de  yaşanan siyasi krizin kontrol dışına çıkma ihtimalinden söz  edilmekte, yapılan bütün kamuoyu araştırmalarının, yapılacak   seçimlerde oyların yüzde 20'sini alarak İslamcı partinin  birinci parti geleceğini gösterdiği, ayrıca, Kürtlerin  desteklediği HADEP'in de yüzde 10'luk barajı aşarak  Parlamento'ya girme olasılığının olduğunu gösterdiği  belirtilmektedir. Başabakan Bülent Ecevit'in, İslamcıların  ve Kürtlerin siyasi krizden faydalanmaya çalışacakları  uyarısında bulunduğu hatırlatılan yorumda, ancak, bu  görüşünün dikkate alınmadığı vurgulanmaktadır. Böylece,  gerçek Türkiye'nin yine ön plana çıkacağı ve  Yunanistan'ın  uyguladığı yeni dış politikanın ne kadar "gülünç" olduğu  görüleceğinden, Yunan hükümetinin zor anlar yaşayacağı ileri  sürülen yorumda, "Gerçek şu ki, Türkiye'nin AB ile bütünleşmesi  söz konusu değildir. Yunanistan, AB'nin siyasi haritasındaki  değişikliklerden ve Türkiye'nin bir kez daha kalkınmamış bir  ülke olduğunun görülmesinden faydalanarak, Türkiye 'arabasını'  AB içine çekme çabalarından vazgeçmelidir.            Türkiye ile dostluk ilişkilerine, işbirliğine ve Türkiye'nin belli alanlarda AB  ile temaslarına 'evet', ancak Avrupalı olmayan bir ülkenin  Avrupa ile bütünleşme hayallerine 'hayır', çünkü böyle bir  şey diplomatik bir kuruntudan öte bir şey değildir"  denilmektedir.

            Ta Nea gazetesinin (27/07) "Yunanistan, Krizden  Kaçınılması İçin AB-Türkiye İlişkilerinde Türkiye'nin  'Avukatı' Oluyor" başlıklı ve İrini Karanasopoulou imzalı  yorumunda, Ankara'nın AB taleplerinden hiçbiri yerine  getirilmeden Kıbrıs'ın güney kısmının AB üyesi olması halinde  Türk-Yunan ilişkilerinde ciddi bir krizin yaşanması kaygısı  içinde olan Yunan hükümetinin, AB içinde Türkiye'nin  "avukatı" rolünü üslenmeye hazırlandığı belirtilmektedir.  Dışişleri Bakanı Papandreu'nun danışmanlarının, kendisine,  Ondörtler'le Ankara arasında arabulucu rolü üslenmesi için  öneri götürdükleri, bir yandan, Türkiye içinde yaşanan siyasi istikrarsızlık, diğer yandan, AB üyesi ülkelerin Türkiye'ye  üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih belirlemeye  yanaşmamalarının, Papandreu'nun danışmanlarının böyle bir  öneriyi gündeme getirmelerine yol açtığı ifade edilen yorumda, danışmanların, Kıbrıs sorunu konusunda uzlaşma sağlanmaz ve  aralık ayındaki Kopenhag AB zirvesinde, Onbeşler Kıbrıs'ın  AB ailesine katılması kararı alır ve bu arada, karşılığında  Türkiye'nin talebi yerine gelmezse, Yunanistan ve Avrupa'nın  "yaralı bir canavar" ile karşı karşıya kalacaklarını öne  sürerek, böyle bir gelişme karşısında, Ankara'nın Ege ve  Kıbrıs konularında nasıl tepki göstereceğinin bilinmediğini vurguladıklarına işaret edilmektedir. Yunanistan'ın söz  konusu tehlikeleri AB'ye ileterek, Türkiye'ye üyelik   müzakereleri konusunda itirazlarından vazgeçmelerini talep   etmesi gerektiğini vurguladıkları belirtilen yorumda,  danışmanların, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak AB  Zirvesi'nde, Türkiye'ye örneğin, üyelik müzakerelerinin 2003  yılının aralık ayında başlayacağı vaadinde bulunabileceklerini söyledikleri, böyle bir şeyin Türkiye'ye moral vereceği  kaydedilmektedir. Yorumda, Papandreu'nun danışmanlarının,  Yunanistan'ın böyle bir rol üslenmesinin kolay olmayacağının  altını da çizdikleri, çünkü AB üyesi ülkelerin, Türkiye'ye  üyelik müzakereleri için tarih vermekten kaçındıkları gibi,  Denktaş'ın Kıbrıs konusunda uzlaşmaz tutumunda ısrar  ettiğinden, Yunanistan'ın AB içinde bir anlamda Türkiye'nin "avukatlığını" üslenmesi zorunluluğunu Yunan kamuoyuna kabul  ettirmenin de zor olacağı ifade edilmektedir.

             

ESKİ SAYILAR