|
02/08/2002
ANKARA, 02/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 01 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP'nin (01/06) "Türkiye Parlamentosu Başbakanın İtirazına Rağmen Erken Seçim Kararı Aldı" başlıklı ve Louis Meixler imzalı haberinde, aylar süren siyasi karmaşanın ardından Türkiye Parlamentosunun, Başbakan Bülent Ecevit'in şiddetli itirazlarına rağmen ezici bir çoğunluk ile erken seçime gidilmesi kararı aldığı bildirilmekte, erken seçim kararının ardından, ülkenin Avrupa Birliği'ne olası üyeliği için talep edilen reformları yerine getirip getirmeme konusundaki niyetini de ortaya çıkaracak oylamalara odaklanıldığı kaydedilmektedir. Seçimlerin, Washington'un komşu Irak'a askeri saldırı planladığı bir zamanda denk geldiğine işaret edilen haberde, Başbakan Ecevit'in, seçimlerin, AB reformlarını kesintiye uğratabileceğini ve 2 milyon insanı işsiz bırakan bir ekonomik durgunluğu atlatmaya çalışan hassas Türk ekonomisine zarar verebileceğini, öte yandan, ekonomik açıdan yaşanan zorlu dönem nedeniyle hüsrana uğrayan seçmenlerin, önde gelen partiler aleyhinde oy kullanması sonucu seçimlerin İslam yanlısı bir partiyi iktidara getirebileceği uyarısında bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Parlamento komisyonlarının, idam cezasının yerini müebbet hapis cezasının almasını sağlayacak ve Kürt dilinde eğitim ve yayını yasallaştıracak yasaların kabul edilip edilmeyeceği konusunda görüştüğü belirtilen haberde, AB'nin, Türkiye'nin üyeliğinin değerlendirilmesinde bu reformları yerine getirip getirmediğine bakılacağına dikkat çektiği vurgulanmaktadır. ALMANYA BASINI: Lausitzer Rundschau gazetesinde (01/08) "3 Kasım'da Yapılacak Olan Seçimlerin Türkiye'yi Siyasi Krizden Kurtarması Bekleniyor" başlığıyla yayımlanan internetten sağlanan yazıda, Parlamentonun erken seçim kararı ele alınmakta, Türkiye'deki siyasi krize yol açan süreçten söz edilmektedir. AB üyeliği için gerekli olan reform paketinin görüşülmesinin devam edeceği belirtilen yazıda, yasa değişikliğine şiddetle karşı çıkan tek partinin MHP olduğu, terör suçlarından yargılananlar için idam cezasının kaldırılmasını ve Kürt dilinde eğitim yapılmasını istemediğine işaret edilmektedir. AB ile üyelik görüşmelerine başlamayan tek aday ülkenin Türkiye olduğuna dikkat çekilen yazıda, Türkiye'deki AB yanlılarının, talep edilen siyasi ve demokratik reformların yıl sonuna kadar gerçekleştirilmediği takdirde, AB treninin kaçmasından endişe ettikleri kaydedilmektedir. AVUSTURYA BASINI: Wiener Zeitung gazetesinin (01/08) "Türk Parlamentosu Erken Seçimi Onayladı" başlıklı haberinde, erken seçim kararının sorunsuz bir şekilde alındığı, ancak, AB reform paketi konusunda şiddetli tartışmalar yaşandığı aktarılmaktadır. Öte yandan Başbakan Ecevit'in, ABD'nin Irak'a saldırısı halinde, bunun Türkiye'ye olumsuz sonuçlarını mümkün olduğunca asgariye indirmek için çabalarına devam ettiğine değinilen haberde, ABD Büyükelçisinin, iki kez Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldığı, Ecevit'in ayrıca, Milli Güvenlik Kurulu toplantısında görevi sona ermekte olan Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ve halefi Hilmi Özkök'le biraraya geldiği, toplantı sonunda Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le de görüşmeler yapıldığı, Ecevit'in, görüşmelerin konusunun "bölgesel sorunlar" olduğunu açıkladığına işaret edilmektedir. Haberde, Radikal gazetesine atfen, yoğun diplomatik trafikle, Iraklı muhalif liderlerin ABD yetkilileriyle ağustos ayında yapılması planlanan buluşmada, Türkiye'ye karşı kesinlikle bir Kürt sorunu olmayacağının garanti edilmeye çalışıldığı belirtilmekte, ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'ın, yaptığı açıklamada, BM silah denetçilerinin Irak'a alınmasının ABD'yi tatmin etmeyeceğini söylediği, bunun ise, her halükarda savaş olacağı anlamına gelebileceği kaydedilmektedir. FRANSA BASINI: AFP'nin (01/08) "Türk Milletvekilleri, Avrupa Yanlısı Reformlar Konusunda Hararetli Tartışmalara Başladı" başlıklı ve Sibel Utku imzalı haberinde, Parlamentonun 3 Kasım'da yapılacak genel seçim kampanyası başlamadan önce Türkiye'nin AB'ye giriş adaylığını hedefleyen demokratik reformlar konusundaki hararetli tartışmaları başlatmış bulunduğu, oturumun açılışından itibaren görüş ayrılıklarının derhal ortamı hareketlendirdiği, aşırı milliyetçi milletvekillerinin, reformlar arasında yer alan, Kürt halkına özel kültürel haklar verilmesinin Türkiye'nin bütünlüğünü "dinamitleyeceğini" ileri sürdüğü bildirilmektedir. Değişiklik tasarılarının, savaş hali dışında ölüm cezasını kaldıracağı, böylece, idama mahkum edilen ve Marmara Denizi'ndeki ada cezaevinde tutuklu bulunan Öcalan'ın hayatını da kesin olarak kurtaracağı ifade edilen haberde, Kürtçe öğrenim yanında bu dilde radyo-televizyon yayınının da serbest olacağı ve ifade özgürlüğü ile dernek kurma özgürlüğü önündeki engellerin de hafifleyeceği kaydedilmektedir. Başbakan Ecevit'in, Avrupa'nın genişlemesi görüşmelerine Türkiye'nin dahil olabilmesi için kaçınılmaz olan bu reformların kabul edileceği konusunda iyimser olduğunu belirterek, "Umut doluyum. Dönüşü olmayan bir noktaya ulaşmış bulunuyoruz. Siyasi partiler sözlerinde dururlarsa, hiçbir sorun olmayacaktır" dediği aktarılan haberde, MHP'nin, etnik azınlıklara genişletilmiş hakların verilmesinin, Kürtler arasındaki milliyetçi duyguları yeniden canlandıracağını ve Kürt çoğunluklu güneydoğuda neredeyse kesilmiş durumdaki çatışmaları yeniden başlatacağını düşündüğüne işaret edilmektedir. Gözlemcilerin, milletvekillerinin önümüzdeki 3 Kasım genel seçimlerinde milliyetçi duyguların ağır bastığı seçmenlerin oylarını kaybetmemek için idam cezasının kaldırılmasında olduğu gibi, Kürtlere bu hakların verilmesinde de olumsuz yönde oy kullanabileceklerini belirttikleri aktarılan haberde, reformların savunucularının, Türkiye'nin üyelik görüşmelerinin başlaması için belli bir takvim alamaması durumunda, genişlemiş Avrupa'ya aday 13 ülke arasında yer alma şansını kaçırmasından korktuklarına dikkat çekilmektedir. İNGİLTERE BASINI: Reuter'in (01/08) "Türkiye AB'ye Üyelik Yolunda Kürt Tabusunun Üstesinden Gelmeye Çalışıyor" başlıklı ve Steve Bryant imzalı haberinde, Parlamentoda AB'nin talep ettiği reformların görüşülmesinin ülke için büyük bir aşama olduğu, çünkü, birkaç yıl önce, Türk parlamentosunun şimdi tartıştığı bazı reformları sadece önermenin bile suç sayıldığı ifade edilmektedir. Şimdi, Türkiye'nin yaklaşık 12 milyonluk Kürt nüfusunun kendi dillerinde eğitim ve yayın yapmalarına izin verilmesi fikrinin, artık genel anlamda "bölücü propaganda" olarak düşünülmediğine işaret edilen haberde, bunun, 3 Kasım'da yapılacak seçim kampanyasında birçok parti için önemli bir malzeme ve AB'ye üyelik yolunda temel bir destek olacağı kaydedilmektedir. AB'nin talep ettiği insan hakları reform paketi konusundaki tartışmanın sonucunun, Türkiye'nin, ulusal kimliği konusunda aşırı hassasiyete sahip bir ülkeden, ciddi, kendine güvenen bir AB adayına ne ölçüde dönüşebildiğini göstereceği belirtilen haberde, 10 yıl önce, Türkiye'nin çoğunluğu Kürtlerden oluşan güneydoğu bölgesinde Kürdistan İşçi Partisi (PKK) asileriyle gerçekleşen savaş doruk noktasındayken, Kürtçe televizyona ya da eğitime izin verilmesini öneren bir kişinin, PKK için çalışan biri olarak değerlendirildiği hatırlatılmaktadır. Ayrıca, “resmi istatistiklere göre, çoğunluğu PKK asisi olmak üzere çatışmalarda 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, birçok Kürdün hapse atıldığı, PKK sempatizanı olduğundan şüphelenilen birçoğunun da şüpheli bir şekilde öldürüldüğü” dile getirilen haberde, Türkiye'nin, uzun zamandan beri Kürtlere kültürel haklar verilmesinin bölücülüğü teşvik edip etmeyeceğini tartıştığı vurgulanmaktadır. Reform paketinin Kürt dilinin kullanılması ve idam cezasının kaldırılmasını da içerdiği belirtilen haberde, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Ancak reformlarda temel bir sorun yatıyor. Reformların gerçekleşmesi yönünde kampanyalar yapan solcuların ve radikallerin birçoğu, dış ülkelerde refah içindeki, eğitimli ve Avrupa yanlısı banliyölerde, değişiklikler için halkın desteğini almak yönünde çok az şey yapıldığına dair endişe duyuyorlar. Merkezi Londra'da bulunan Kürt İnsan Hakları Projesi Başkanı Kerim Yıldız, 'Türkiye'nin attığı adımlar, demokrasi yolunda atılan doğru adımlar değil. Son yıllarda yapılan her şey AB standartlarını karşılamak için çok erken yapıldı ve bir ölçüde suni. Türkiye, şu ana kadar bu reformların bir tekini bile gerçekleştirmemişti, şimdi AB istediği için yapıyor. Ancak erken bile olsa bu reformları olumlu olarak değerlendirmeliyiz. Bunu 10 yıl önce hayal edemezdik ve birçok insan da bunun için ağır bir bedel ödedi' dedi.” The Independent gazetesinde (01/08) "Yeni Türkiye Avrupa'ya Kabul Edilmelidir" başlığıyla yer alan internetten sağlanan bir makalesinde, erken seçim kararı alınmasından söz edilmekte, bu kararın, Türkiye'ye en fazla ihtiyaç duyduğu reformları eski programa göre mümkün olandan 18 ay önce ele alma fırsatı ve ayrıca Türkiye'ye ve seçmenlerine Avrupalı kimliğini gösterme şansı tanıyacağı ifade edilmektedir. Çok kısa bir süre önce Türkiye'de yaşanan siyasi krizin, fiilen değilse de bir tür askeri darbe olacağı yolunda söylentilere neden olduğu, Başbakan Ecevit'in sarsıntı içindeki koalisyonundan kopmaların yeni seçimler yönünde baskı yarattığı ve Türkiye'nin AB üyeliğinden yana yeni bir siyasi oluşuma kaynaklık ettiği belirtilen makalede, Ankara'da, Türkiye'nin Avrupalı kimliği üzerindeki iddiası çevresinde dönen sorulara yanıt olacak reform yasalarında, “idamın yerini ömür boyu hapsin alması, Kürtçe yayın ve eğitimin yasallaşması ile toplanma özgürlüğü önündeki kısıtlamaların azaltılmasının” olduğuna dikkat çekilmektedir. Başbakan Ecevit ve destekçilerinin, seçimlerin, “Türkiye'nin Avrupa yolundaki seyrini engelleyeceği, İslam yanlısı (ancak kökten dincilikten uzak) Adalet ve Kalkınma Partisi'ne zafer getireceği ve 16 milyar dolarlık IMF kredisini tehlikeye atacağı” şeklindeki uyarısına yer verilen makalede, yaklaşan seçimlerin, Türk seçmenlere bu korkuların yersiz olduğunu göstermek için bir şans olduğu dile getirilmektedir. Makalede, ayrıca şu ifadeler de aktarılmaktadır: “Daha önce de bu ülkede sürpriz seçim sonuçları alındığını gösteren örnekler var; Ecevit'in 1999'daki zaferi de beklenmiyordu, dolayısıyla da ne İsmail Cem'in Avrupa yanlısı grubu, ne de İslam yanlısı partinin zaferi yadsınabilir. Aynı zamanda Türkiye'yi, geçirdiği süreci göz ardı ederek bir kenara itmek de AB'nin elinde. Türkiye'nin çok uluslu barış gücüne kumanda etmesini de cesaret verici olarak nitelemeliyiz. Türk seçmenleri, Türkiye AB üyeliği şartlarına uyarsa, bunun kabul anlamına geleceği konusunda temin etmeliyiz ESKİ SAYILAR |