|
05/08/2002
ANKARA, 05/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 2,3,4 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: AP’nin (03/08) "Genel Seçimler, Türkiye'nin Batılı Kimliği Konusunda Bir Mücadeleye Sahne Olacak" başlıklı ve Louis Meixler imzalı haberinde, AB'nin talep ettiği reformların kabul edilmesiyle birlikte yeni bir sürecin başladığı ve bu süreçle birlikte, “yüksek bir bedel ödenip ödenmeyeceği konusunda birbiriyle çekişen siyasi partilerle dönüm noktası niteliğinde bir seçime gidildiğine” dikkat çekilmektedir. Parlamentonun Türkiye'nin AB'ye katılma şansını arttıracak olan ve Kürtlere daha fazla hak, özgürlük tanıyan ve idam cezasını kaldıran kapsamlı bir reform paketini kabul etmelerinin önemine işaret edilen haberde, Türk vatandaşlarının çoğunun zengin Batıyla yakın bağlar kurulmasını istedikleri, fakat aynı zamanda da AB reformlarının kabul edilmesi halinde ülkenin egemenliğini kaybetmesinden korktukları ileri sürülmektedir. Yatırımcıların, Batıyla bütünleşmenin, 31 milyar dolarlık uluslararası krediyle desteklenen ekonomik istikrar programının başarısı için kritik bir öneme sahip olduğunu söyledikleri ifade edilen haberde, Bilkent Üniversitesi Dış Politika Enstitüsü Müdürü Seyfi Taşhan’ın, "Bu seçimler Türkiye'nin takip edeceği yolu belirleyecek: Türkiye AB'ye üye mi olacak, yoksa AB dışında mı kalacak?" şeklindeki sözlerine yer verilmektedir. Haberde, ayrıca, ABD’nin, Türkiye'yi öteki Müslüman ülkelerin ilham alması gereken modern laik bir cumhuriyet modeli olarak gördüğü ve Türkiye'nin AB'ye katılma gayretlerini desteklediği belirtilmekte, Türk hava üslerinin, Saddam Hüseyin rejimine karşı düzenlenebilecek bir saldırıda hayati öneme sahip olduğu vurgulanmaktadır. Aynı konuya, Washington Post gazetesinde (04/08) "Türkiye, AB Başvurusu İçin Haklarla İlgili Reformları Kabul Etti" başlığı ve Karl Vick imzasıyla yayımlanan bir yazıda yer verilmektedir. ALMANYA BASINI: Frankfurter Rundschau gazetesinin (04/08) "Avrupa'ya Doğru Bir Adım" başlıklı yorumunda, Mecliste kabul edilen AB reformları “Avrupa’ya doğru büyük bir adım” olarak nitelendirilmekte, bunun büyük bir sürpriz olduğu ifade edilmektedir. Türk reform yanlılarının, kasım ayı başında yapılacak seçimler öncesinde reform paketinin geçmesi için baskı yaptıkları, böylece, Kopenhag Genişleme Zirvesi'nin anahtarını ellerinde bulundurmak istedikleri belirtilen yorumda, ancak bu beklentinin, idam cezasının kaldırılmasına rağmen yanıltıcı olduğu, çünkü, AB’nin, kağıt üzerindeki yasalara ilgi duymadığı, uygulamalara baktığı, dolayısıyla, işkence, düşünce özgürlüğü, Kürtler için dil özgürlüğünün de ileride kağıt üzerinde kalmamasının gerektiği dile getirilmektedir. Yorumda, ayrıca, reformlar yürürlüğe girerse, AB'nin bu durumu en azından tam üyelik konusunda daha sıkı bir bağ ile ödüllendirmesi zorunluluğu vurgulanmakta, şayet AB, reform yanlılarını güçlendirmez ise Türkiye’nin, Avrupa'nın bedelini ödeyemeyeceği bir güvenlik riski oluşturacağı ileri sürülmektedir. Berliner Zeitung’un (04/08) "AB'ye Giden Büyük Bir Adım" başlıklı ve Martina Doering imzalı yorumunda, reform paketi kapsamında bulunan idam cezasının kaldırılmasının önemi vurgulanmakta, Türkiye'de reformların hiçbirisinin, idam cezasının kaldırılması kadar tartışmalı olmadığı ifade edilmektedir. Çünkü idam cezasının kaldırılmasının, idam cezasına çarptırılmış bulunan Öcalan'ın akıbetini doğrudan ilgilendirdiğine işaret edilen yorumda, ordu ile ayrılıkçı Kürt hareketi arasında yaklaşık 20 yıl süren savaşın sayısız cana mal olduğu, bu nedenle milliyetçilerin, Öcalan’ın asıldığını görmek istedikleri, PKK eyleminin kurbanlarının yakınlarının da Öcalan'a verilecek hapis cezasını yeterli bulmadıkları kaydedilmektedir. Yorumda, ayrıca, Avrupa'daki bazı politikacılar için de bu kararın beklenmedik bir sürpriz olduğu, çünkü, Türkiye'yi AB üyesi ülkeler arasında görmek istemeyenler için idam cezasının kaldırılması ile, üyeliğe karşı çok önemli bir engelin ortadan kalkmış olduğu belirtilmektedir. Der Tagesspiegel Am Sonntag gazetesinin (04/08) "Brüksel, Lütfen Gereğini Yapın" başlıklı yorumunda, Parlamentodan, “ender rastlanan bir çalışma temposuyla”, uzun süredir bir kenara bırakılan ve ertelenen, “idam cezasının kaldırılması, Kürtlerin dil özgürlüklerinin genişletilmesi ve düşünce özgürlüğünün güçlendirilmesi” reformlarının çıkartılması büyük bir başarı olarak değerlendirilmekte, özellikle idam cezasının kaldırılmasının büyük tartışmalara yol açtığı kaydedilmektedir. Bu reformun, milliyetçiler tarafından PKK savaşının kurbanlarına ihanet olarak gösterildiği ve reform sayesinde idama mahkum edilen Öcalan’ın da darağacından kurtulmasını sağladığı için tartışmalara neden olduğu vurgulanan yorumda, Kürtçe dil kurslarının ve televizyon yayınlarının da serbest bırakılmasının, birçok Türkün, vatanlarının parçalanması ve bölünmesi konusundaki endişelerini harekete geçirdiği, bundan böyle cezalandırılmadan ordunun eleştirilecek olmasının ise, Türk siyasetinin otoriter geleneklerine tamamen aykırı olduğu dile getirilmektedir. Ancak, Türkiye'nin AB adaylığı için Mecliste büyük bir çoğunluğun bu reformların yanında yer aldığına işaret edilen yorumda, “Milletvekillerinin Avrupa'ya giden yolu açmak için endişelerini bir kenara bırakmaları, onlar için AB üyeliğinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Şimdi, Türkiye ile nasıl devam edileceği AB'ye bağlı. Kopenhag'da Türkiye'ye üyelik için bir tarih vermezse, AB'nin Türkiye'yi kukla gibi oynattığını ileri süren milliyetçiler kazanacaklar ve kamuoyunda Avrupa için böylesine bir coşku bir daha hiçbir zaman harekete geçirilemeyecek. Şimdi sıra Brüksel'de” denilmektedir.
Aynı konuya, ZDF’nin (04/08) "Türk Meclisi Reform Paketini Kabul Etti" başlıklı haberinde,
ARD’nin (04/08) "Türkiye Reformlarla AB Yolunu Açmak İstiyor" başlıklı haberinde, yer verilmektedir.
AVUSTURYA BASINI: Die Presse gazetesinde (02/08) "Kıbrıs Kapanı Kuruldu" başlığı ve Christian Ultsch imzasıyla yayımlanan bir analizde Kıbrıs sorunu ele alınmakta, bölünmüş bir Kıbrıs’ın Birliğe üye olduğu takdirde, AB ve Türkiye'nin çatışmasının kaçınılmaz olduğu iddia edilmektedir. AB'nin Kıbrıs hesabının tutmadığı, önümüzdeki aylarda tutacağına yönelik herhangi bir işaretin de bulunmadığı, bunun yerine Birliğin Avrupa'nın en tehlikeli kriz odaklarından birini içine aldığına işaret edilen yazıda, “Halbuki yapılan hesap ilk bakışta oldukça mantıklı görünüyordu: AB, Kıbrıs'ın 1974'teki Türk işgalinden bu yana süren bölünmüşlüğünün bertaraf edilmesi için katalizör etkisi yapacaktı. Brüksel'dekiler, adanın fakirleşmiş Türk kuzeyinin Avrupa'nın sunduğu iyileştirme şansını reddetmeyeceğine inanıyor -veya umut ediyordu. Ankara da kendi üyelik gayretlerinde yol alabileceği için buna uyacaktı. Türkiye'nin kendisi de Kuzey Kıbrıslı müttefikleri sayesinde bir ayağıyla AB'de olmaz mıydı? Kuzey Kıbrıs'ın Brüksel'de bir oyu olursa, Türkçe de Birlik içinde resmi dil olmaz mıydı? Fakat bu tür teklifler şimdiye kadar Türklere cazip gelmedi. Ankara, Kuzey Kıbrıs kozunu elden çıkarmaya hazır değil. Bunun mantıklı açıklaması: Ankara poker oynamaya devam etmek istiyor -mesela kendi üyelik müzakereleri için somut bir rota oluşturmak için. Duygusal arka plan: Kıbrıs sorunu, öyle bir kalemde silinemeyecek derin milli duygularla yüklü” denilmektedir. Kıbrıs'ta müzakerelerin devam ettiği, ancak görüşmelerde en küçük bir ilerleme bile kaydedilemediği, KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Kıbrıs'ta iki devletten oluşan konfederasyon ve 1983'te ilan edilen "Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti"nin tanınmasını istemeye devam ederek müzakereleri ta başlangıçta tıkadığı ifade edilen yazıda, “BM ve AB’nin ümitsizlik içinde olduğu, zira zamanın daraldığı, Aralık ayındaki Kopenhag Zirvesinde de hangi adayların kulüp üyesi olacağına karar verileceği, AB’nin, 1999'daki Helsinki Zirvesinde adanın bölünmüşlüğü aşılamamış olsa da, Kıbrıs’ın alınacağı” ve sorunların da bundan sonra ortaya çıkacağı kaydedilmekte ve şöyle devam edilmektedir: “AB kendisi için geriye dönüş yolunu tıkadı. Kıbrıslı Rumlara, artık vazgeçemeyeceği sözler verdi. Ve Atina da birçok kereler şayet Kıbrıs alınmazsa, tüm AB genişlemesini bloke edeceği şeklinde inanılır tehditlerde bulundu. Şayet Kıbrıs AB üyesi olursa, Yunanistan Türkiye üzerindeki baskıyı artıracaktır. Gerekçesi de, Türk ordusunun Kuzey Kıbrıs'ta AB topraklarını işgal altında tutması olacak. Programda, AB ve Türkiye arasında gerilimler var. Kıbrıs anahtarı, Kuzey Kıbrıs'ı kontrol eden Ankara'nın elinde. Ancak, 3 Kasım'daki seçimler öncesi, yani yeni hükümet kurulmadan önce, bir değişim beklenemez. O zamana kadar da muhtemelen tren kalkmış olacak. Belki de Denktaş AB'nin ‘saatli bomba ‘ ithal ettiğini söylerken haklı. Fakat kaybedenler arasında her halükarda Türkiye de olur. Zira kesin olan bir şey var: Kıbrıs sorunu çözümlenmeden belki Lefkoşa AB'ye girebilir, fakat Ankara giremez.”
FRANSA BASINI: AFP’nin (04/08) "Şu Andan İtibaren Türkiye'de, AB Üyeliğine Giden Uzun Bir Yol Başlıyor" başlıklı ve Bertrand Pinon imzalı haberinde, idam cezasının kaldırılması, Kürtlere kültürel haklar verilmesi ve demokratik hürriyetlerin genişletilmesinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine giden yolu üzerindeki en büyük bazı engelleri kaldırdığı, ancak AB'nin kapılarını Türkiye'ye açması için henüz aşılması gereken uzun bir yol olduğu ifade edilmektedir. Türk milletvekillerince söz konusu reformların kabul edilmesinin, Brüksel'de, Ankara'nın Avrupa istikametinde "önemli bir adım attığı" şeklinde yorumlarla karşılandığı vurgulanan haberde, "İdam cezasının kaldırılması konusunda şüphe yok, Türkiye bizden yana" diyerek memnuniyetini bildiren genişlemeden sorumlu Avrupa Komiseri Guenter Verheugen’in, "cesur kararı" alkışladığı bildirilmektedir. Komisyon’un, Türkiye'de kabul edilen reformların, Ankara'nın AB'nin savunduğu değerlerin safında yer alması konusunda, "siyasi liderlerin çoğunluğunun kararlılığını gösteren önemli bir işaret" olduğunu ileri sürdüğü belirtilen haberde, Avrupa Parlamentosu Başkanı Pat Cox ve AB Dış Politika ve Güvenlikten Sorumlu Yüksek Komiseri Javier Solana’nın, "uzun zamandan beri" beklenen "çok önemli" tedbirleri olumlu karşıladıkları, daha ılımlı davranan AB dönem başkanı Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Moeller’in ise Kopenhag'ta yaptığı açıklamada, "memnuniyet verici bir ilerleme"nin söz konusu olduğunu belirttiği aktarılmaktadır. Gelişmeler karşısında AB’nin ihtiyatlı davrandığı, çünkü uygulamaları görmek istediği ifade edilen haberde, Avrupa Komisyonu'ndan yapılan açıklamada, "neticelerinin tam olarak değerlendirilebilmesi için" reformlar dizisinin tamamının "analiz edilmesi" gerektiğinin vurgulandığına işaret edilmekte ve şu ifadelere de yer verilmektedir: İdam cezasının kaldırılması ve Kürtlere kültürel haklarının verilmesinden başka, dün Ankara'da kabul edilen reformlar, ifade ve dernekleşme hürriyetini, basın hukukunu ve Müslüman olmayan dinin makamların hukukunu da genişletiyor. Bu reformlar, Türkiye ile AB arasında Mart 2001'de imzalanan ‘üyelik ortaklığında’ verilen taahhütlere cevaptır, ama Avrupa Birliği'nin genişlemesi için 1993'te tespit edilen kriterlerin tamamını henüz kapsamıyor. İnsan hakları planında Türkiye, hapishanelerindeki işkence vakaları dolayısıyla sık sık iğneleniyor. Aralık 1999'dan beri AB'ye ön adaylık statüsünden faydalanan Ankara'nın yapması gereken daha çok reformlar var. Türkiye'nin AB'ye adaylığı ayrıca, bölünmüş ada Kıbrıs ve Ege denizinde Yunanistan ile karşılıklı toprak ihtilafının çözülmesine de bağlı olacak.” Aynı konuya, AFP’nin (04/08) "Ecevit: Türkiye Artık, ABD'nin Bütün Kriterlerini Yerine Getirmiş Durumdadır" ve "AB, İdam Cezasının Kaldırılmasını 'Oldukça Olumlu' Buldu... AP'ye Göre, Reformlar AB'ye Üyeliğe Doğru Bir 'İlerleme'" başlıklı haberlerinde de yer verilmektedir. İNGİLTERE BASINI: Reuter’in (03/08) "Türkiye... Reform Paketi Parlamentodan Geçti" başlıklı ve Cladia Parsons imzalı haberinde, Türk Parlamentosu’nun barış zamanında idam cezasının kaldırılmasını ve ülkeyi AB üyeliğine hazırlamayı hedefleyen öteki reform kanunlarını içeren reform paketini kabul ettiği bildirilmekte, reform paketinin, “Silahlı Kuvvetleri ve Türk yerleşik düzeninin öteki nüfuzlu kurumlarını eleştirmenin cezalandırılmasına son verilmesine, Kürtçe’ye yönelik kısıtlamaların kaldırılmasına ve insan ve organ kaçakçılığının cezalandırılmasına ilişkin tedbirleri de içerdiğine” işaret edilmektedir. Piyasaların, AB'ye yönelik ilerlemenin, Türk ekonomisinin durgunluktan çıkmasını sağlayacak ve 16 milyar dolarlık IMF programını güçlendirecek olan yabancı yatırımları ülkeye çekeceğini umdukları belirtilen haberde, Türk basınının olayı büyük heyecan ve memnuniyetle yansıttığı kaydedilmekte ve şöyle denilmektedir: “Ankara bu yılın sonunda düzenlenecek Kopenhag zirvesinde AB'den üyelik görüşmelerine başlanması için bir tarih belirlemesini istiyor. AB ise bunun için bir tarih vermeden önce bu reformların Parlamentodan geçmesini ve uygulanmasını istiyor. Bazı Türk köşe yazarları bile, AB'nin katı kriterlerini yerine getirmek için daha çok şeyin yapılması gerektiğini kabul ediyorlar... Bir çok Türk, Avrupa yolunun, derin bir mali krizi atlatmaya çalışan bir ülke için hala uzun ince bir yol olduğunu kabul ediyor.” Reuter’in (04/08) "Türkiye, Üç Ay Sürecek Seçim Kampanyaları Dönemine Girdi" başlıklı ve Claudia Parsons imzalı bir diğer haberinde, erken seçim tarihinin belirlendiği ve kapsamlı bir insan hakları reform paketinin Parlamentodan geçtiği bildirilmekte, böylece tartışmalı bir seçim kampanyası dönemine girildiğine işaret edilmektedir. Washington'un, Türkiye'nin güney komşusu Irak'a askeri operasyon düzenlemeyi planlayabileceği ve Ankara'nın, AB'ye üyelik görüşmelerine başlanması için bir tarih vermesi konusunda baskı yaptığı bir dönemde seçimlere gidileceğine dikkat çekilen haberde, partilerin AB konusunun seçim malzemesi yapmalarına karşılık, seçmenlerden çoğunun gündeminin ekonomi olacağı ileri sürülmektedir. Koalisyon ortağı partilerin seçimlerdeki başarısının tartışmalı olduğu kadar diğer seçime girecek partilerle ilgili değerlendirmelerin de umut verici olmadığı ileri sürülen haberde, piyasaların gözlerini sosyal demokratlara diktiği, ancak birçok kamuoyu yoklamasının da, İslami kökeni sebebiyle derin bir kuşkuyla bakılan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AK) seçimlerden birincilikle çıkacağı tahmininde birleştiklerine dikkat çekilmektedir. AB'ye katılmak için Kopenhag kriterlerini yerine getirmeyi hedefleyen ve Parlamentodan geçen bir dizi reformun da hayata geçirilmesi gerektiği dile getirilen haberde, şöyle denilmektedir: “Reformlar, barış zamanında idam cezasının kaldırılmasını, Kürtçe radyo-TV yayını ve öğretime izin verilmesi ve silahlı kuvvetler ve Türk kurulu düzeninin öteki unsurlarını eleştirmenin cezalandırılmasına son verilmesini de kapsıyor.AB, aralık ayında toplanacak ve aday on ülkenin üyeliğe kabul edilip edilmeyeceğine karar verilecek olan Kopenhag Zirvesi'nden önce ekim ayında, Türkiye'nin AB'nin kriterlerini yerine getirme konusunda ne kadar ilerleme gösterdiğine dair bir rapor yayımlayacak. Ankara bu Zirve'de AB'den, üyelik müzakereleri için kendisine bir tarih verilmesini istiyor. Sabah gazetesi bugünkü sayısında Türkiye'deki birçok kişinin duygularını, ‘Biz Üstümüze Düşeni Yaptık, Şimdi Sıra Sizde’ başlığıyla özetledi. Fakat, Türkiye'nin AB'ye üye olma çabaları Kıbrıs meselesi yüzünden zora girebilir. Kıbrıs'ta, Kıbrıslı Türklerle Rumlar arasında ocak ayından beri devam eden barış görüşmelerinde pek bir ilerleme kaydedilemedi. AB'nin, Kopenhag Zirvesi'nde Kıbrıs'ın üyeliğini onaylaması bekleniyor. Kıbrıs sorununa çözüm bulunmadan Kıbrıs'ın üyeliğinin onaylanması halinde, bu karar Türkiye ile AB arasında bir krizin çıkmasına sebep olabilir. Türkiye, soruna çözüm bulunmadan Kıbrıs'ın üyeliğe kabul edilmesi halinde, adanın kuzey kesimini ilhak etme tehdidinde bulunmuştu.” Aynı konuya, The Independent gazetesinin (03/08) "Türk Parlamentosu, Ölüm Cezasının Kaldırılmasını Destekledi" başlıklı ve Hıdır Göktaş imzalı haberi ile, Reuter’in (04/08) "Türkiye... Reformlar AB'den Müzakere Tarihi Almak İçin Yeterli Olmayacak" başlıklı, "Milliyetçiler, Türkiye'nin AB Reformlarını Anayasa Mahkemesi'ne Götürmeyi Planlıyorlar" başlıklı ve "MHP AB Reform Paketini Anayasa Mahkemesi'ne Götürmeyi Planlıyor... Başbakan Ecevit: Şimdi Daha Özgür, Daha Demokratik ve Daha Avrupalıyız" başlıklı ve Claudia Parsons imzalı haberlerinde yer verilmektedir. İTALYA BASINI: Il Sole 24 Ore’nin (04/08) "Türkiye Avrupa'ya Doğru Bir Adım Attı... Meclisin Onayladığı Reform Paketi, AB'ye Giriş Müzakerelerinin Başlatılması İçin Brüksel'in Öne Sürdüğü Temel Koşullara Cevap Veriyor... Avrupa Komisyonu Kararı Alkışlarken İhtiyatı da Elden Bırakmıyor..." başlıklı haberinde, Türkiye'nin AB'ye giriş süreci hazırlıklarını başlatan reformlar paketinin kabul edilmesinin önemine işaret edilmektedir. Reform paketi ile, idam cezasının yanı sıra, Türk sosyal ve yargı sisteminin temel taşları olan, özellikle Kürt dilinin öğrenim ve yayınına karşı konulmuş yasaklar ile silahlı kuvvetleri eleştirenlere getirilmiş cezaların ortadan kalktığına, bunların, AB'ye giriş için Brüksel tarafından ortaya konulan temel koşullar olduğuna dikkat çekilen haberde, Brüksel’in, reformları memnuniyetle, "Avrupa ailesine doğru büyük bir adım" ve "Türk yönetiminin, Avrupa değer ve standartlarının kabulü yönündeki kararlılığının bir işareti" şeklindeki bir yaklaşımla karşıladığı bildirilmektedir. Bununla birlikte, Komisyonun açıklamasında ihtiyatın elden bırakılmadığı ve değişikliklerin, önümüzdeki aylarda ne ölçüde gerçekleşeceği konusunun yakından izleneceğinin bildirildiği aktarılan haberde, AB'nin sonbaharda hazırlanacak olan değerlendirme raporu ile Ankara’nın, AB'ye giriş için müzakerelerin başlama tarihini almayı ümit ettiği dile getirilmektedir. Piyasaların AB'ye yaklaşılmasını, yabancı yatırımların ülkeye çekilmesine, ekonominin gerileme sürecinden kurtulmasına ve IMF ile imzalanan 16 milyar dolarlık ekonomik programın düze çıkmasına yardımcı olacağı için sevinçle karşıladıkları belirtilen haberde, reformlar paketinin, önümüzdeki 3 Kasım'da sandık başına gidecek olan ülkede seçim kampanyasının başlamasından önce bu reformların tamamlanması gerektiğine inanan Parlamentondaki AB yandaşı güçlerin gayreti ile çıktığı kaydedilmektedir.
ESKİ SAYILAR |