07/08/2002                       

         

 

            ANKARA, 07/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  6 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

  

ABD BASINI:

AP’nin (06/08) "Türkiye AB Üyeliğine Bir Adım Daha Yaklaştı Ancak Önünde Uzun Bir Yol Var" başlıklı ve Raf Casert imzalı haberinde, AB yetkililerinin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne  katılımından önce, önünde, bölünmüş Kıbrıs ile ilgili  tutumunu değiştirmekten, ekonomide istikrar sağlanması ve  ordunun nüfuzunun sınırlanmasına dek uzun bir yol olduğunu  söylediklerine işaret edilmektedir. Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi de içine alacak şekilde  genişlemesinin bir dönüm noktası olacağı, 15 ülkeli Hıristiyan  birliğe, büyük bir Müslüman ülkenin dahil edileceği, böylece AB sınırlarının,  İran, Irak ve Suriye'ye genişletileceği ve yaklaşık 62 milyon  tüketiciye sahip ülkenin sallantılı ekonomisinin birliğe  ekleneceği ifade edilen haberde, kabul edilen insan hakları reformlarının -idam  cezasının kaldırılması, azınlık hakları ve basın özgürlüğü-  Türkiye'de birkaç ay içerisinde AB üyelik görüşmelerinin  başlayabileceği umudunun artmasına yol açtığı kaydedilmektedir. AB merkezinin bulunduğu Brüksel'de Türkiye'nin aldığı  kararlara gösterilen tepkilerin ihtiyatlı olduğu belirtilen haberde, üyeliğin, Türkiye'ye AB pazarlarına daha büyük ölçüde  erişim ve Türk ekonomisinin büyümesi için olanak sağlayacağı, Türk vatandaşlarının seyahat serbestisine sahip olacağı ve  üye ülkelerde çalışma olanaklarına kavuşacakları vurgulanmaktadır. AB’nin, ekim ayında yapılacak üyelik görüşmeleri  doğrultusunda Türkiye'nin aldığı yol konusunda ilerleme raporu yayımlayacağı ve bunu 12-13 Aralık Kopenhag zirvesine dek  düzenli bir şekilde yenileyeceğine dikkat çekilen haberde, bundan beş yıl önceki AB Dönem Başkanlığının, Türkiye'nin  katılımının "on yıllar" alacağını söylediği, insan hakları  sorununun "üç veya beş yıl" içerisinde çözülebileceği  düşüncesini küçümsediği hatırlatılmakta ve şöyle denilmektedir: “Washington'da, bir ABD sözcüsü, reformların meclisten  geçmesini, Türkiye'nin AB'ye katılım girişiminde ‘ileriye  atılmış önemli bir adım’ şeklinde değerlendirdi...AB, Ankara'nın Kıbrıs sorununun çözümünde daha fazla  diplomatik çaba harcamasını istiyor... Türk ekonomisi de kriz içerisinde ve AB'nin ana ekonomik   göstergeleriyle rekabet edebilmekten oldukça uzak... Aysberg'in altında, farklı bir dini AB'ye almanın  gerginliği de var. Beş yıl önce, zamanın başbakanı Mesut  Yılmaz, ‘Avrupa Birliği'nde, Birliğin bir Hıristiyan klubü  olarak kalmasını isteyen bazı çevreler var’ şeklinde  konuşmuştu. Almanya Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü  uzmanı Heinz Kramer, ‘AB'nin Türkiye'yi kabulünde kültürel,  dini ve ekonomik faktörler nedeniyle isteksizlik var’ dedi.Tüm bunlar ikilem yaratıyor. Kramer, ‘Türkiye, Avrupa Birliği'nde üyelik sürecinin hızlandırılmasına karşı isteksizliğin daha da arttığı bir  zamanda verdiği sözleri tutuyor’ dedi.”

 

AP’nin (06/08) "AB, Türkiye'ye İnsan Hakları Reformlarını Hızla Hayata Geçirmesi Çağrısında Bulundu" başlıklı ve Raf Casert imzalı bir diğer haberinde, Avrupa Birliği'nden Türkiye'ye, insan hakları  reformlarını hızla hayata geçirmesi çağrısında bulunulduğu ve  ülkenin AB üyelik görüşmelerine hazır olup olmadığına aralık ayında karar verileceğinin bildirildiği aktarılmaktadır. Türkiye Parlamentosu’nun AB talepleri  doğrultusunda kabul ettiği reformların, üyelik için başvurduğu tarihten  15 yıl sonra AB'nin üyelik görüşmelerini başlatmasında etkili  olabileceği umudunda olduğu dile getirilen haberde, AB ülkelerinin yine de bu önemli adımın günlük yaşama nasıl  yansıyacağını görmek istediği belirtilmektedir. AB Başkanlığı'ndan yapılan bir yazılı açıklamada, "Türk  makamlarını, şimdiki reform paketinde yer alan düzenlemeleri  hızla harfi harfine uygulamaya koymaları ve reformları gecikmeden  yürürlüğe sokmaları konusunda özendiriyoruz" denildiğine işaret edilen haberde, insan hakları reform paketinin sıcak karşılanmasına rağmen AB  yetkililerinin, Türkiye'nin, bölünmüş Kıbrıs adası konusundaki  tutumu, ekonominin istikrara kavuşturulması ve ordunun  etkisinin dizginlenmesi dahil pek çok konuda üyeliğe uygunluk  için çeşitli yönlerden değişmesi gerektiğini öne sürdüklerine dikkat çekilmektedir.

 

            ALMANYA BASINI:

Süddeutsche Zeitung’un (06/08) "AB: Türkiye'nin Birliğe Giden Yolu Daha Oldukça Uzun" başlıklı haberinde, AB Komisyonu yaptığı açıklamayla, Türkiye'nin gerçekleştirdiği son reformlarla yakın bir  gelecekte katılım müzakerelerine başlayabileceğine yönelik  beklentileri körelttiği ifade edilmektedir. Genişlemeden Sorumlu Komiser Gunther  Verheugen'in sözcüsünün, bu konu hakkında spekülasyon yapmak için "henüz erken" olduğunu söylerken, Brüksel'in, Türklerin  reform atağından memnuniyet duyduğunu da belirttiği aktarılan haberde, idam  cezasının kaldırılması ve Kürtlere kültürel hakların  tanınmasının "önemli ve cesur" kararlar olduğunu dile getiren sözcünün, bununla birlikte Türkiye'nin AB'ye katılım sürecinin "tüm detayların önemli olduğu uzun bir yoldan geçtiğini" söylediğine işaret edilmektedir. Komisyonun reformların uygulanması konusunda "bazı şeylere açıklık getirmeye" ihtiyaç duyduğunu dile getiren sözcünün "ilke olarak Türkiye yeni bir siyasi yol seçmiştir ama şimdi önemli olan bu yasaların nasıl uygulanacağıdır" ifadesini kullandığı kaydedilen haberde, “Sözcü, 8 Mart 2001 tarihinde Türkiye ile karara bağlanan Katılım Ortaklığı Belgesi'nde, aralarında askerin siyaset üzerindeki etkisinin azaltılmasının da bulunduğu demokratik reformlara ilişkin yerine getirilmesi istenen çok uzun bir listenin yer aldığına da dikkat çekti. Sözcünün açıklamasına göre, komisyon planlandığı gibi ekim ayının ortasında Türkiye'nin kaydettiği ilerlemelerle ilgili değerlendirmesini rapor halinde sunacak. Diğer değişiklikler 3 Kasım'da yapılması planlanan seçimlerden sonra aralık ayındaki Kopenhag Zirvesi'nde her halükarda dikkate alınacak. AB Devlet ve Hükümet Başkanları daha sonra AB'nin genişleme takvimini somutlaştıracaklar. AB Komisyonu muhtemelen, AB üyesi hükümetlere, halihazırda yılda 180 milyon Euro olarak öngörülen mali desteğin, Türkiye'nin üyeliğe hazırlanması için yüklü bir miktarda arttırılmasını önerecek” denilmektedir.

 

            Aynı konuya,

Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (06/08) "Türk Çıkmazında" başlıklı ve Peter Hort imzalı yorumunda,

Badische Zeitung’un (06/08) "Türkiye İçin Tarihi Bir Gün" başlıklı ve Jürgen  Gottschlisch imzalı internetten sağlanan yazısında,

Der Tagesspiegel gazetesinin (06/08) "Ankara'ya Fren" başlıklı v eGisbert Kuhn imzalı haberinde,

Nürnberger Nachrichten gazetesinin (06/08) "Reform Paketinde Açık Kapılar Var" başlıklı internetten sağlanan yazısında,

yer verilmektedir.

 

AVUSTURYA BASINI:

Wiener Zeitung’un (06/08) "Kıbrıs Hala Zorlu AB Adayı Olmayı Sürdürüyor" başlıklı haberinde, Kıbrıs’ın, ekonomik verileri iyi olmasına rağmen  AB'nin genişleme sürecindeki en zor vakalardan biri olmayı  sürdürdüğü, AB Komisyonu’nun, bölünmüş ada sorununa olumlu  katkıda bulunması yolunda Türkiye'yi uyardığı bildirilmektedir. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Gunther  Verheugen'in sözcüsü Jean-Christophe Filori’nin, Türkiye'nin iç  politikadaki reform kararlarından sonra, bölünmüş Kıbrıs  adası sorununa bir çözüm getirilebilmesi yolunda "olumlu ve  aktif" katkıda bulunması gerektiğini söylediği aktarılan haberde, AB’nin, 760 bin nüfusu olan ülkeyi, bu sorun  çözülmeden Birliğe alırsa, Atina ile Ankara arasındaki buna  bağlı olan ihtilafı da ithal etmiş olacağına dikkat çekilmektedir. Kıbrıs Rum kesiminin her şekilde, ihtilaf çözülmemiş  olsa da, Avrupa Birliği üyesi olabileceği, AB'nin izlediği bu  resmi çizgiyi, Konsey Başkanı ve Danimarka  Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in de doğruladığı belirtilen haberde, Yunanistan’ın, Kıbrıs'ın bundan sonraki turda Birliğe  alınmaması halinde, AB'nin tüm genişleme sürecini bloke  etmekle tehdit ettiği, Türkiye’nin ise Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde, adanın kuzey kesimini ilhak etmekle tehdit ettiği hatırlatılmaktadır.

 

Aynı konuya, Der Standard gazetesinin (06/08) "Brüksel, Ankara'nın Üyelik Arzusunu Frenliyor" başlıklı haberinde de yer verilmektedir.

 

AZERBAYCAN BASINI:

525.Gazete’nin (06/08) "Türkiye'de Ermenice ve Kürtçe Yayınlar Yapılacak" başlıklı yazısında, Türkiye'nin AB'ye üyeliği çerçevesinde, azınlık  haklarının genişletilmesini öngören reform paketi ile Türk olmayanların çoğunlukta yaşadığı bölgelerdeki okullarda anadilde eğitim ve radyo- televizyon yayınının öngörüldüğü, böylece, Kürt, Ermeni, Rum ve hatta Yahudi dillerinde   televizyon yayımına izin verildiği aktarılmaktadır. Bunun dışında Türkiye Parlamentosu’nun, barış döneminde ölüm cezasının kaldırılmasını  da kabul etmiş bulunduğu, bundan sonra bu cezanın ancak savaş ve  yakın savaş tehlikesi oluştuğunda uygulanabileceği, terör  suçlularının ise ömür boyu hapis cezasına çarptırılacakları belirtilen yazıda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Ölüm cezasının kaldırılması ve azınlık haklarının  genişletilmesi ile ilgili hükümler 14 maddeden oluşan   reform paketinin bir kısmını oluşturuyor. Bu maddeler  arasında, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi, ayrıca emniyet güçlerinin denetiminin arttırılmasını öngören  maddeler de yer aldı. Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği, Ankara'nın bu  adımını takdir etti. Türkiye ise AB'nin aralık ayındaki  toplantısında kuruma tam üyelik tarihinin kesinleşeceğini  ümit ediyor.”

 

BELÇİKA BASINI:

De Morgen gazetesinin (06/08) "Türkiye, AB Yönünde Adım Attı... Hızlı Reformlar Takdir Topladı" başlıklı ve Frank  Schlömer imzalı yorumunda, reform  paketinin bir anda kabul edilmesinin, herkesi ve özellikle AB'yi  şaşırttığı ifade edilmektedir. İdam cezasının kaldırılması için parlamentoda  büyük bir çoğunluğun olmasının dikkati çeken ilk şey  olduğu vurgulanan yorumda, Öcalan’ın şimdi bu yasa ile idam edilmeyeceğine işaret edilmektedir. Türkiye’nin, Öcalan’ı 30 bin kişinin ölümünden  sorumlu tuttuğu, yakalandığı zaman idam cezasına  çarptırılacağının bilindiği, AB’nin ise, devamlı olarak,  Türkiye'nin üyelik görüşmelerine başlayabilmesi için  idam cezasının kaldırılması gerektiğini şart koştuğu ifade edilen yorumda, şöyle denilmektedir:

            “İnsan hakları konusunda başka istekler de vardı ve  Türkiye bu alanda da büyük bir sürpriz yarattı. Ülkenin  Kürt azınlığı zamanla daha geniş haklara sahip olacak.  Bu kısa bir süre öncesine kadar düşünülemezdi. Kürtçe bir  dil olarak tanınacak, Kürtçe eğitim verilecek ve Türk  Anayasasına saygılı olduğu sürece basın rahat çalışacak. Her şey uygulamaya da konulursa, bu, Türkiye için büyük  bir devrim olacak. Başbakan o kadar sevinçliydi ki,  ‘tarihi bir oylamadan’ söz etti ve Türkiye'nin tüm AB  şartlarını yerine getirdiğini, şimdi de üyelik görüşmelerine  başlamak üzere çalışılması gerektiğini belirtti. Türk basını  da çok coşkuluydu. Milliyet gazetesi, ‘Avrupa, biz geldik’  diyordu. Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli'nin tutumu  Türkiye'nin imajında bir leke oluşturuyor, ancak genel  olarak Ankara ve Brüksel'de herkes mutlu. Bahçeli, Anayasa  Mahkemesi'ne başvurmak istiyor. MHP, Türk parlamentosunun  en büyük partisi, ancak hakimler, insan haklarına karşı  çıkan doymaz milliyetçilik yerine AB'ye yaklaşmanın ülke  çıkarlarına daha uygun olacağını bileceklerdir. AB bu ‘çok önemli reformları’ alkışlıyor, ancak daha  yolun sonu gelmedi. Türkiye ile görüşmelerin başlaması  konusunda AB'nin ne zaman detaylı bir takvim vermeye  cesaret edebileceğini kimse bilmiyor. Bekletildikleri  gerekçesiyle kızgın olan diğer adaylarla yeterince sorun  var. Kopenhag'da öncelik bu ülkelere verilecek ve 15'lerin  o tarihe kadar bir uzlaşmaya varmaları için de olasılık  çok değil. Ankara'nın işi bitmedi. İnsan hakları (Türk cezaevlerinde işkence devam ediyor) ve ifade özgürlüğü tam olarak garanti altına alınmalı. Bunun dışında bir dizi ekonomik reform gerekli. Birçok AB ülkesinde, Türkiye'nin Avrupa kulübüne  alınıp alınmaması konusunda hala tereddütler var. Son olarak  da Türkiye, Kıbrıs sorununa şimdiye kadar bir çözüm getirmedi.  Bu da, Türkiye'nin üyeliğine kesin bir engel oluşturuyor.”

 

            Aynı konuya, De Financieel Economische Tijd gazetesinin (06/08) "AB, Reformlar Konusunda Temkinli Bir Olumluluk İçinde" başlıklı haberinde de yer verilmektedir.

 

FRANSA BASINI:

Le Monde gazetesinin (06/08) "Türkiye, Avrupa’dan Cesaret Verici Bir Jest Bekliyor" başlıklı ve Nicole Pope imzalı haberinde, reform paketinin kabul edilmesiyle birlikte, Türkiye’de yeni bir umut doğduğu, AB'ye katılımın artık bir ütopya olmadığı, ancak askıda kalan  daha birçok dosyanın bulunduğu ifade edilmektedir. Yasal açıdan olduğu kadar psikolojik  açıdan da çok önemli bir engelin aşıldığı belirtilen haberde, kamuoyu yoklamalarının, Türk halkının üçte ikisinden fazlasının Avrupa’ya girmeyi  dilediğine işaret ettiği kaydedilmektedir. Ancak, önemi inkar edilemez olan bu ilerlemenin  yarattığı beklentilerin, hayal kırıklığına yol açabileceği, zira  son gelişmelerin yarattığı coşkuya rağmen, Avrupalıların  samimiyetiyle ilgili olarak Türkiye’de kuşkuların olduğu vurgulanan haberde, şimdi topun AB tarafına  yollandığı ve bundan böyle Brüksel’den üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih  belirlenmesinin beklendiği dile getirilmektedir. Reformların, "cesur bir karar" olarak memnuniyetle karşılandığı  ve Türkiye’nin niyetlerinin açık bir kanıtı olarak nitelendiği belirtilen haberde, Avrupalıların, bu reformların gerçekte nasıl uygulanacağını  bekleyip görmek istediği ifade edilmektedir. Haberde, ayrıca, Kürtçe, Lazca ve diğer bölgesel  lehçelerde kurs açılmasının Milli Eğitim Bakanlığı'nca  düzenleneceği, Kürtçe radyo-televizyon yayınlarının, Radyo- Televizyon Üst Kurulu'nun (RTÜK) kontrolünde olacağına dikkat çekilmektedir.

 

Le Monde gazetesinin (06/08) "Türk Dönüm Noktası" başlıklı başmakalesinde, Türkiye’deki insan haklarını savunma örgütlerinin en  ihtiyatlı olanlarının bile, memnuniyetlerini dile getirdikleri reform paketi, “Avrupa ve  Asya arasında yer alan, NATO’nun temel direği, Avrupa  Birliği'ne aday bu Müslüman ülke için belki tarihi bir dönüm  noktasını belirleyecek bir şeyler oldu. Yirmi iki saat süren  heyecanlı tartışmaların ardından parlamento, Türkiye’yi  demokratikleştirmeye yönelik bir dizi reformu kabul etti. Bu  66 milyon nüfuslu ülkeyi, Avrupa Birliği'ne girmek için istenen  demokratik norma sokmak söz konusuydu: Ölüm cezasının  kaldırılması; Kürt kökenli 12 milyon Kürde dillerini kullanma   ve kültürel haklar tanınması; genel kamu tartışması çerçevesinde özgürlüklerin arttırılması.3 Ağustos’taki oylama, en azından kağıt üzerinde, bir  devrime işaret ediyor. Türkiye kefenini yırtıyor” şeklinde değerlendirilmektedir. Bu işin  büyüklüğünü algılayabilmek için, daha birkaç gün önce, aynı  ülkede bir otobüs şoförünün, yolcuları Kürt halk müziği  dinlediği için terörizme destek vermekle suçlanabildiği, aynı ülkede yine kısa bir süre önce  editör Abdullah Keskin’in, Amerikalı gazeteci Jonathan  Randal’in, Türkiye’nin güneydoğu bölgesini gösterirken  Kürdistan kelimesini kullandığı Kürtlerle ilgili kitabını  yayımladığı için altı ay hapis cezası aldığını hatırlamanın yeterli olduğu ifade edilen yazıda, geçmişte yaşanan 15 yılda 30 bin ölüme yol açan acı dolu yıllardan söz edilmekte ve şu ifadelere yer verilmektedir: 

“Prensipte Türkiye, epey geniş bir çoğunluğuyla, 3  Ağustos’ta bu geçmişe ait sayfayı çevirmek istedi. Bundan  ilk istifade edecek kişi ise, 1998’den beri tutuklu olan ve  idama mahkum edilen Öcalan olacaktır.  Ama genel mesaj Avrupa’ya verildi: Türkiye, Avrupa’ya ait  olmak istiyor. Bu oylamayla bu kıtaya ait olduğunu ifade  etmek istedi. Brüksel’in istediği demokratik seviyeyle uyum  karşılığında ise Türkiye, Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak  AB Zirvesinde, Birliğe üyelik müzakerelerinin başlangıcı için  tarih belirlenmesini istiyor.         Haklı olarak Birlik, Ankara Parlamentosunun kararlarını  memnuniyetle karşıladı. Bunlar iyi yönde alınmış kararlar.  İslam hakkında genel olarak şüpheli bir havanın estiği  günümüzde bu kararlar, Müslüman bir ülkenin demokratik reform  tercihi yapabileceğini kanıtlıyor. Bu kararlar, ülkelerinin her  türlü boykotuna karşın mücadele eden insan hakları savunucusu  Türkleri haklı kılıyor. Her şey uygulamaya konulacak. Her şey uygulama tarzında  belli olacak. Halen çok güçlü olan Türk askeri hiyerarşisinin,  bu gelişmeye köstek olup olmayacağını, demokrasiyi serbest  bırakıp bırakmayacağını uygulamada göreceğiz. Bu olasılık ne  hariç tutulabilir ne garantilenebilir.”

 

            İNGİLTERE BASINI:

Financial Times gazetesinin (06/08) "Sıra Türkiye'de " başlıklı internetten sağlanan yazısında, Türk parlamentosu tarafından onaylanan  insan hakları reformlarının önemini kimsenin küçümsememesi gerektiği belirtilmekte, çünkü, “siyasi belirsizliğin hüküm sürdüğü, iktidardaki koalisyon  hükümetinin karışıklık içinde olduğu ve Kasım ayında erken  seçime gidilmesi kararının alındığı” bir zamanda böyle bir kararın alınmasının büyük bir başarı olduğu dile getirilmektedir. Söz konusu reformların, hem sembolik açıdan hem de uygulama yönünden siyasi olgunluğa dair önemli jestler olduğu vurgulanan yazıda, bu reformların aynı zamanda Avrupa Birliği'nin, Birliğe tam üye olmak isteyen Türkiye'ye, Avrupa değerlerini paylaştığını göstermesi için yaptığı baskıya doğrudan bir yanıt niteliğinde olduğu kaydedilmektedir. Kamuoyunun da büyük çoğunluğunun AB’ye üyeliği onayladığına işaret edilen yazıda şöyle denilmektedir:

            “Aralarından bazılarının hala Türkiye'nin tam üyeliğine  karşı ciddi çekinceleri olsa da, AB üyesi ülkeler Türkiye'ye memnuniyetlerini bildirmekte cömert davranmalı. Türkiye nüfus itibariyle AB'nin en büyük üye ülkesi olmaya aday. Türkiye'de tarım sektörü hala çok büyük, ekonomik performans istikrarsız ve siyasetin ekonomi üzerinde geniş çaplı bir etkisi var. Öte yandan, şeffaflık ve daha açık bir pazar ekonomisine yönelik büyük adımlar attı. Bazı reformların uygulamaya girebilmesi için hala bazı yasaların geçirilmesi gerekiyor. Ordunun rolü gibi Türk anayasasında yer alan diğer bazı temel noktalara ise değinilmedi. Eğer Türkiye istikrarlı bir demokrasi ve büyüyen bir ekonomi ile AB'ye tam üye olma olasılığını gerçekçi kılmak istiyorsa daha fazla evrim geçirmesi gerekli. Fakat AB öncelikle üyelik müzakereleri başlatılan 12 aday ülkenin birliğe entegrasyonu sorunu ile karşı karşıya. Türkiye'nin üyeliği ise tek başına daha büyük bir çaba gerektiriyor.”

 

            İRAN BASINI:

Tahran Radyosu’nun (06/08) "Türkiye'nin AB Yolundaki Engelleri" başlıklı haberinde, Meclis’te kabul edilen AB uyum yasalarının Türkiye’de büyük yankı uyandırdığı ve bazı medya grupları tarafından Türkiye  tarihinde siyasi bir devrim olarak değerlendirildiğine dikkat çekilmektedir. AB’nin söz konusu yasalara ihtiyatla yaklaştığı, gerekli, ancak yetersiz bulduğu belirtilen haberde, koalisyon ortakları,  özellikle DSP ve ANAP liderlerinin AB'nin 3 Kasım erken  seçimlerinden önce müzakerelerin başlaması için bir takvim  belirlemesini umduğu, ancak AB'nin yeni yasalara ihtiyatlı  yaklaşmasının, Avrupa'nın kolay kolay Ankara'nın talebini  yerine getirmeyeceğini gösterdiği ileri sürülmektedir. Haberde ayrıca şu ifadelere de yer verilmektedir: “AB'nin Türkiye'ye karşı soğuk ve eleştirel tutumu eski  Cumhurbaşkanı Özal'ın sözlerini doğrular gibi. Özal, 12 yıl  önce Türkiye'nin AB'ye üyeliği için uzun ve ince bir yol  kat etmesi gerektiğini söylemişti. Şimdiye kadar AB, Türkiye'deki  insan hakları ihlali ve demokrasi eksikliğini gerekçe  göstererek üyeliği kabul etmemişti. Ancak şimdi öyle gözüküyor  ki AB bundan sonra, kültürel ve siyasi reformların yetersizliği,  ekonomik altyapının zafiyeti ve daha da önemlisi Kıbrıs  sorununu bahane edecek. Türkiye şimdilik AB ile oynadığı oyunda  Kıbrıs kozunu elden çıkarmak istemiyor, çünkü uzmanlara  göre Türkiye bu konuda taviz verse bile AB üyeliği  muallaklığını koruyacaktır. Çünkü Avrupalılara göre,  Türkiye'nin Müslüman olması üyeliği yolundaki en ciddi  engeldir.”

 

İran gazetesinin  "Türkler Avrupa’nın Kapısında" başlıklı ve Rıza  Sadat imzalı yorumunda,Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeler ele alınmakta, idam cezasının kaldırılması, eğitime ilişkin  yasalarda bazı düzenlemelerin yapılması ve Kürtçe yayın yapan  radyo ve televizyon kanalların kurulmasını içeren reform paketinin kabul edilmesinin önemine değinilmektedir. AB’nin ağustos ayında, Türkiye’deki reform programlarına  ilişkin nihai raporunu sunmasının beklendiği, AB’nin, söz  konusu rapora dayanarak Türkiye’nin Birliğe üyelik talebini  diğer 10 adayın talebiyle birlikte değerlendireceğine dikkat çekilen haberde, bu bağlamda reform paketinin belirleyici olacağı ifade edilmektedir. Mecliste reform paketinin görüşülmesi sırasında büyük tartışmaların yaşandığı belirtilen haberde, özellikle “sağcıların”, oturum sırasında reform yanlılarını Öcalan’ı  desteklemek ve onu idamdan kurtarmakla suçladıklarına işaret edilmektedir. Meclisin AB’ye uyum yasasını  kabul etmesinin, AB’nin talep ettiği reformlara ilişkin  tartışmalara son verdiği vurgulanan yorumda, ancak seçim sonuçlarının belirsizliğini koruduğu, aynı zamanda Türkiye’nin bir Irak sorunuyla da karşı karşıya bulunduğu ifade edilmektedir.

           

            İSVİÇRE BASINI:

Le Temps gazetesinin (06/08) "AB, Türk Heyecanını Soğutuyor" başlıklı haberinde, Türkiye'nin Avrupa'ya, AB üyeliği adaylığını incelemek  için bir cesaret göstergesinde bulunması yönünde baskı  yapmasına mukabil, AB Komisyonu’nun yaptığı açıklamada, Ankara'ya, oylanan reform paketi hakkında  bazı aydınlatmalarda bulunulması talebini ilettiği bildirilmektedir. AB  Komisyonu sözcüsünün, özellikle idam cezasının kaldırılması  ve Kürt azınlığa kültürel hakların tanınması konularında  gerçekleştirilen reformların "ileriye doğru çok olumlu  bir adım" olduğunu vurgulamakla birlikte, hiçbir çekincenin  kabul edilemeyeceğini, bu sebeple reformların tamamını  açıkça ve detaylarına kadar incelemeleri gerektiğini  belirttiği aktarılan haberde, AB'nin üst düzey yetkilisinin, "tamamen sarih  olmayan bazı noktalarda aydınlatmalar yapılması" talebinde  bulunulacağını ve alınan kararların uygulanmasına yönelik  kararnamelerin içeriği ile bunların etkin biçimde uygulanıp  uygulanmadığı hususunun yakından izleneceğini, Komisyon’un örneğin, Müslüman olmayan dini derneklerin mal  edinip satabilmelerine getirilen kısıtlamaların  kaldırılmasına ilişkin kararın, tüm dini azınlıklara  uygulanmasının garanti altına alınmasını istediği bildirilmektedir. Komisyon yetkilisinin ayrıca, özellikle Türkçe dışındaki  dillerde televizyon ve radyo yayını yapılması, bu dillerde  eğitim konuları başta olmak üzere, uygulamaya yönelik birçok  kararnamenin çıkarılması gerektiğini vurguladığı ve önümüzdeki  aylarda gerçekleştirilmesi beklenen uygulamaların detaylarını  görmek için beklemekte olduklarını dile getirdiği belirtilen haberde, Türkiye'nin  AB'ye üyeliğine ilişkin görüşmeler için bir takvim belirlenmesi  konusunda ise, Komisyonun gelecek ekim ayında Türkiye de dahil  olmak üzere tüm üyelik adayları hakkında, genel gelişmeleri  içeren ve aralık ayında yapılacak olan Kopenhag zirvesi  için bazı öneriler getirmesi muhtemel olan bir rapor  yayınlayacağını belirtmekle yetindiği kaydedilmektedir. 1999 yılı sonundan  bu yana AB'ye ön aday statüsü kazanan Türkiye’nin ise, kendisine  2002 yılı sonuna kadar, üyelik görüşmelerinin başlaması için  bir takvim belirlenmesini istediği vurgulanan haberde, Avrupa Birliği Genel Sekreteri  Volkan Vural’ın, Türkiye'nin büyük cesaretle attığı tarihi adımlara Avrupa'nın da aynı cesaretle karşılık vermesinin beklendiğini açıkladığı, yaklaşık bir yıllık bir geçiş döneminin  ardından uygulamaya konacak olan reformların uygulanmasında  herhangi bir sorun olmayacağını öne sürdüğüne işaret edilmektedir. Haberde, öte yandan, Milli  Eğitim Bakanı Necdet Tekin’in, şimdiye kadar yasak olan Kürtçe  dil kurslarının, üç aya kadar başlayabileceğini duyurduğu ve  bu kursların kendi Bakanlığı denetiminde gerçekleşeceğini  sözlerine eklediğine dikkat çekilmektedir.

  

ESKİ SAYILAR