|
08/08/2002
ANKARA, 08/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 07 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
Financial Times Deutschland gazetesinin (07/08) "AB, Türkiye'ye Yakınlaşıyor" başlıklı ve Christine Mai imzalı haberinde, dönem başkanı Danimarka tarafından yapılan bir açıklamada, "Sevilla Zirvesi'nden sonra yaşanan gelişmeler dikkate alındığında Türkiye'nin adaylık statüsü konusunda yeni kararlar alınabilir" denildiğine işaret edilerek, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye AB üyeliğine giden yolda yeni kapılar açmaya hazır olduğu sonucunun çıkarılabileceği ifade edilmektedir. Bu tür kararların temelini, diğer tüm adaylar için de olduğu gibi, Avrupa Komisyonu'nun Türkiye için ekim ayında açıklayacağı yıllık ilerleme raporunun oluşturabileceği belirtilen haberde, böylece AB'nin, Türk parlamentosunun geçen hafta sonunda kabul ettiği iç politikayla ilgili son reformlarına karşılık vermiş olduğu kaydedilmektedir. AB'nin, 1999 yılında yapılan Helsinki zirvesinde Türkiye'ye adaylık statüsü tanıdığı, Aralık 2001 Laeken Zirvesi ile bu yılın Haziran ayında yapılan Sevilla Zirvesi'nde Türkiye'nin sağladığı gelişmelerin açık bir şekilde övüldüğü ve statüsü konusunda yakın bir zamanda kararlar alınacağının açıklandığı hatırlatılan haberde, konunun, ana teması birliğin genişlemesi olacak olan 12-13 Aralık'ta Kopenhag'da yapılacak zirvede gündeme gelebileceğine işaret edilmektedir. Haberde, ayrıca, şu sıralarda Avrupa Komisyonu içerisinde tartışılmakta olan bir senaryo uyarınca, Türk hükümetine üyelik müzakerelerinin başlatılması için kesin bir tarih verilmeyeceği, ancak, Komisyon çevrelerinde ifade edildiğine göre, AB'nin Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlayacağı tarihin belirleneceği bir randevu tarihinin belirleneceği dile getirilmektedir.
Wiener Zeitung'un (07/08) "ABD'den Türkiye'ye Övgü... AB'ye Giriş Yönünde Atılan Adım..." başlıklı haberinde, Türkiye'de AB'ye üyelik müzakereleri ışığında kararlaştırılan reformların, ABD tarafından da övgüyle karşılandığına işaret edilmektedir. Washington'daki Dışişleri Sözcüsü Phillip Reeker'in, "Son kararlaştırılan reform paketini, Türkiye'nin AB'ye giriş yönünde attığı en büyük adım olarak görüyoruz" dediği aktarılan haberde, Türkiye'de idam cezasının kaldırıldığı, ancak ABD'nin birçok eyaletinde hala yürürlükte olan idam cezası sonucu bu yıl 35 kişinin idam edildiğine dikkat çekilmektedir. Öte yandan Türkiye'de, Kürtçe eğitim verilmesi ve radyo programları yapılması da kararlaştırıldığından, profesyonel Kürtçe öğretmenlerinin arandığı belirtilen haberde, başlayacak olan seçim kampanyası döneminde, yaygın olan sahte anketlerin önlenmesi için bütün anketlerin yasaklandığı bildirilmektedir.
Hürriyet gazetesinin (07/08) "Avrupa Birliği, Türkiye'yi Birliğe Almamak İçin Bahane Arıyor" başlıklı ve Rasim Bayramov imzalı yazısında, Avrupa Birliği'nin bir şart olarak Türkiye'nin önüne koyduğu demokratik reformların Türkiye tarafından büyük bir hızla hayata geçirilmesinin AB çevrelerinde şok etkisi yaptığı, Avrupa Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu'nun ne yapacaklarını şaşırmış duruma düştükleri ifade edilmektedir. AB'nin, bu kararların kabulünden sonra da Ankara'yı Birliğe alma niyetinde olmadığı iddia edilen yazıda, Avrupa Birliği'ndeki Belçikalı bir diplomatın konuyla ilgili olarak yaptığı, "Türkler Kopenhag zirvesinde tam üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda yeşil ışık bekliyorlar. Ancak önümüzdeki dört ay zarfında 15 AB üyesi ülke arasında Türkiye'nin üyeliği konusunda ortak bir noktaya gelinmesi imkansız görünüyor" şeklindeki açıklamasının bu iddiayı doğruladığı belirtilmektedir. Gelecek ay Almanya'da yapılacak olan seçimlerin de Kopenhag Zirvesi'nde Türkiye'nin üyeliğine engel oluşturacağının tahmin edildiği vurgulanan yazıda, Yunanistan'ın da Türkiye'nin AB'ye üyeliği konusundaki tutumunu henüz değiştirmiş görünmediğine işaret edilmektedir. Yazıda, ayrıca, Türk basınında yer alan yazılara atfen, AB resmi çevrelerinin Kıbrıs sorununu yeniden gündeme getirmek istedikleri ve Kıbrıs konusuna bir çözüm bulunmadıkça Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağının belirtildiği, böylece de Kıbrıs problemini ortaya atmakla aslında AB'nin, Türkiye'nin Birliğe girişini geciktirmek istediği ileri sürülmektedir.
Het Belang Van Limburg gazetesinin (07/08) "Avrupa Biz Geldik" başlıklı ve Marc Van de Weyer imzalı haberinde, Parlamentonun reform paketini kabul etmesinden sonra, Brüksel'den bir işaret beklendiği ifade edilmekte, konuya gösterilen tepkilere yer verilmektedir. Gunther Verheugen'in, "idam cezasının kaldırılmasıyla, Türkiye artık yanımızda yer alacak" diyerek Avrupa'nın tepkisini özetlediği belirtilen haberde, ancak değişikliklerin uygulanmasının gerektiği, bu değişiklikler gerçekleştirildiği zaman Türkiye'nin Avrupa'ya uyum göstermiş olacağı kaydedilmektedir. Haberde, Avrupa'nın bir değişim yaşadığı, Hollanda, Avusturya, İtalya ve Fransa'daki yeni muhafazakar hükümetlerin genişleme konusunda özellikle de Türkiye'nin adaylığı konusunda tereddütlü olduğu, bazıları için ise (Almanya Başbakanlığına aday Edmund Stoiber gibi) Türkiye'nin gerçek bir Avrupa ülkesi olarak kabul edilmediğine işaret edilmektedir. Haberde, ayrıca, Avrupa yanlısı Türklerin, Kopenhag zirvesinden sıcak bir açıklama ve örneğin, görüşmelerin başlaması için bir tarih gibi gerçek adımlar beklediğine dikkat çekilmektedir.
Abrar gazetesinin (07/08) "Türkiye ve AB İlişkisinin Perspektifi" başlıklı ve Ahmet Kazemi imzalı yorumunda, Başbakan Bülent Ecevit'in, reform paketinin kabulünden sonra yaptığı, bir kez daha ülkesinin Avrupa Birliği'ne bağlanmak için gerekli siyasi kriterleri elde ettiğinin altını çizdiği açıklamasına yer verilmekte, AB'ye üyeliğin, bir taraftan ABD ile stratejik ilişkiye sahip olmak, diğer taraftan da, Avrupa'da rol oynamak anlamına geldiğine dikkat çekilmektedir. Türkiye'nin büyük çabasına karşın hala AB'ye bağlanma amacına ulaşamadığı ifade edilen yorumda, AB'ye ulaşmak için Türkiye'nin önünde “dar ve uzun bir yol” olduğu vurgulanmaktadır. Türkiye-AB ilişkisinin tarihsel sürecinden söz edilen yorumda, reformların koalisyon ortakları arasındaki farklı düşüncelerden dolayı geciktiği dile getirilmektedir. Ancak, Türkiye'de temel özgürlüklere ilişkin ilkelerin onaylanmasını engelleyen başlıca sebep olarak, bu ilkelerin “Kemalizm ve laiklik ilkelerine aykırı olması” iddia edilen yorumda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Atatürk'ün öğretilerine göre, Türkiye'de sadece Türk ulusu vardır. Böyle bir durumda Kürtlerin Türkiye'de büyük bir etnik grup olarak kabul edilmesi ve temel haklarının verilmesi, Atatürk ilkelerine aykırıdır. Bu yüzden, Türkiye'de ne zaman temel reformlar yolunda bir adım atılmışsa, bu ülkenin siyaset sahnesi aşırıcı askerlerin müdahalesine tanık olmuştur. Son kırk yıldır Türkiye'de üç darbenin meydana gelmesi, bunun göstergesidir. Bu nedenle akıllara şöyle bir soru gelmektedir: Hangi etkenler Meclisin bir gecede idam cezasının kaldırılması, Kürtlere radyo-televizyon açma ve Kürtçe dilinde eğitim hakkının verilmesi, bazı medya kısıtlamalarının kaldırılması, sendikalara daha fazla özgürlük verilmesi ve hükümet muhaliflerine ve hatta Türkiye'de yaşayan yabancılara yasal yürüyüş yapma izninin verilmesi gibi yasaların çıkarılmasına neden oldu? Bu soruyu şöyle yanıtlamak gerekir: Avrupa Birliği'nin baskıları ve 11 Eylül olaylarının ardından meydana gelen siyasi gelişmelerin, Türkiye parlamentosunun bu girişimi üzerinde etkili olduğu gibi, Türkiye'deki aşırı laik siyasi çevreler kısıtlamaların daha fazla sürdürülmesinin toplumsal bir patlamaya sebep olacağının bilincindedir. PKK'nın hükümete karşı yaptığı 20 yıllık mücadelede yaklaşık 40 bin Kürt ölmüştür. Kürtler şu anda, PKK'nın dağılması ve KADEK'in kurulması ile haklarına ulaşmak için siyasi yöntemleri kullanmak peşindedirler. Hiç kuşku yok ki, bu sürecin göz ardı edilmesi, bir kez daha silahlı hareketlerin başlamasına sebep olabilir. Milli Güvenlik Kurulu'nun Kürtlerin yaşadığı birkaç bölgedeki olağanüstü hali kaldırılması ve Meclis'in Kürtlere kültürel haklarını vermesi, bundan etkilenilerek yapılan girişimlerdir... Kıbrıs konusu, ordunun siyasi işlerde müdahalesinin azaltılması ve Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilmesi, AB'nin hassasiyet gösterdiği konulardandır... Bu nedenledir ki, Ecevit'in söylediğinin tersine, bu ülke AB'ye üyelik için gerekli kriterleri elde etmemiştir ve bu nedenledir ki, AB üst düzey yetkilileri Meclis'in bu son girişimine yönelik temkinli davranış sergilemişlerdir. Bu koşullarda özellikle de ekonomik sorunlar, nüfusun fazlalığı ve Türkiye'nin AB ile kültürel uyuşmazlığı dikkate alındığında, AB liderlerinin Aralık ayında Kopenhag'ta yapacakları toplantıda Türkiye'nin AB'ye tam üyeliği için bir tarih belirlemeleri olasılığı çok az görülmektedir. Çünkü, Türkiye'nin üyelik yolu hala çok dar ve uzundur.”
Elefterotipia gazetesinde (0/08) “Türkiye İkna Etmiyor” başlığı altında yayımlanan başmakalede, TBMM tarafından kabul edilen demokratik reform paketinden söz edilmekte, Başbakan Bülent Ecevit'in, TBMM'nin kabul ettiği demokratik reformlarla, ülkesinin, AB ile üyelik müzakerelerinin başlaması için "AB tarafından konulan tüm siyasi kriterlere olumlu cevap verdiğini" söylediği ve AB'nin, "kapılarını açarak" müzakereler için yol haritasını çizmesinin gerekli olduğunu sözlerine ilave ettiğine dikkat çekilmektedir. Öte yandan AB'nin, reformların, doğru yönde önemli bir adım oluşturduklarını vurguladığı, reformlar hakkında "açıklama" talep ettiği ve özellikle insan haklarına ilişkin reformlar üzerinde ısrarla durarak, Türkiye'yi en kısa zamanda reformları uygulamaya davet ettiğine işaret edilen yazıda, AB dönem başkanlığının gönderdiği mesaja göre, Türkiye'nin, Kıbrıs konusunu da içeren birçok başka değişiklik yapması gerektiği kaydedilmektedir. AB'nin reformlara karşı ihtiyatlı yaklaşımının, AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yüksek Komiseri Gunther Verheugen'in, "Komisyon 'yasanın tüm ayrıntılarını' dikkatle inceleyecek ve ölüm cezası ile azınlıklara ilişkin maddelerin belirsiz tarafları için açıklama talebinde bulunacak" şeklindeki konuşmasıyla ifade edildiği belirtilen yazıda, “Türkiye'nin AB üyeliğine giden yolu, AB Komisyonu tarafından 'yakından izlenecek olan'" demokratik reformların uygulanmasına bağlıdır. AB dönem başkanlığı, Ankara'ya, hızlı adımlarla reformları uygulaması ve 'hazır olması halinde, aralık ayında Kopenhag Zirvesi'nde, müzakerelerin başlayabileceği' mesajını gönderdi. AB'nin, demokratik reformlar konusunda henüz ikna olmadığı ve Ankara hükümeti tarafından bu reformların uygulanmasını beklediği belli oluyor. İkna olmuyor, çünkü, Türkiye'deki iktidarlar, geçmişte de iyi niyet göstermiş, ancak demokratikleşme vaatlerde kalmıştı” denilmektedir.
ESKİ SAYILAR |