|
09/08/2002
ANKARA, 08908(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 08 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
AZERBAYCAN BASINI: Yeni Azerbaycan gazetesinde (08/08) "Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne Üyeliği Kaçınılmazdır" başlığıyla yayımlanan bir yazıda, bu yıl siyasi ve ekonomik alanda Türkiye'de ciddi değişikliklerin beklendiği, siyasi değişikliklerin 3 Kasım'da yapılacak olan seçimin ardından ortaya çıkacağı, ekonomik değişikliklerin ise ülkenin AB'ye kabulü konusu kapsamında ele alınacağı ifade edilmektedir. AB'ye kabul edilmek için Türkiye’nin ciddi taahhütler üstlendiği, bu aşamaya gelinceye kadar da uzun bir yol kat ettiği belirtilen yazıda, Türkiye-AB ilişkilerinin tarihsel sürecinden söz edilmektedir. Siyasi krizden daha tam olarak çıkamamış ve genel seçim arifesinde olan Türkiye Parlamentosu’nun AB'ye karşı üstlenilen taahhütlerin hepsini yerine getirdiği, bu taahhütler arasında Kürtçe yayına izin verilmesi ve idamın kaldırılması gibi hususların da bulunduğu vurgulanan yazıda, ancak Batı basınında yer alan yazılara göre, Türkiye Parlamentosu'nun kabul ettiği reform paketinin yeterli olmadığı kaydedilmekte ve “Esasen bu konuda Türkiye'nin nüfusunun çokluğu, gelişen ekonomisi, ekonomide tarım sektörünün önemli yer tutması, politikacıların borsa ve Türk ekonomisi üzerindeki büyük etkileri temel engeller olarak gösterilmektedir. Ancak bununla birlikte, Ankara'nın bu engelleri ortadan kaldırma yönünde ciddi çabalar gösterdiği de kaydediliyor. Diğer taraftan Türk ordusunun politikada ve kanunların hayata geçirilmesindeki büyük rolü de olumsuz yönler olarak ifade ediliyor. AB'de Yunanistan'ın Türkiye'ye yönelik düşmanca tutumu devam ediyor. Yunanistan, mevcut durumdan ve AB üyeliğinden yararlanarak siyasi şantaj yoluyla Kıbrıs meselesini çözmeye çalışıyor... Tabii ki Türkiye'nin AB'ye kabulü ülke için büyük bir başarıdır. Bu adım Türkiye'yi kalkındıracak ve refah düzeyini yükseltecek bir adımdır. Ancak taahhütlerin yerine getirilmesiyle birlikte ortaya çıkacak olumsuz sonuçlarla Türkiye artık karşı karşıya kalmış bulunuyor. Gelecekte de karşılaşacaktır” denilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: Financial Times Deutschland gazetesinin (08/08) "Türkler Kapının Girişinde Bekliyor" başlıklı ve Thomas Klau imzalı yazısında, TBMM’de gerçekleştirilen reformlarla Ankara’nın, bu uzun yolculuğunun en önemli ve en büyük adımını attığı ifade edilmekte, ancak, Türkiye'nin Avrupa politikasına girebilmek için önünde kat etmesi gereken uzun bir yol olduğu kaydedilmektedir. Reformların, hem pratik hem de sembolik açıdan çok büyük önem taşıdığı vurgulanan yazıda, reformların, tam anlamıyla hayata geçirilmesi durumunda, ülkenin dış yüzünün büyük ölçüde değişeceği ve Türklerin kendine güvenlerinin geleceği belirtilmektedir. Avrupalıların çoğu ve Türklerin bir kısmının inancının aksine, katı Kopenhag Kriterleri’nin Türkiye'deki demokrasi ve piyasa ekonomisinin önünde engel değil, değişimin motoru ve bunların, dinamizmi Ankara ve Brüksel'de alınan her yeni siyasi kararla artan reformların itici gücü olduğu ifade edilen yazıda, şu değerlendirmeye yer verilmektedir: “Bütün bu gelişmeler sadece adayları değil, AB'yi de etkiliyor. AB Komisyonu, Ekim ayında bir rapor sunacak. Raporda, Türkiye'nin, hapishanelerden orduya ve hatta ekonomiye kadar daha birçok düzenleme yapması gerektiği belirtilecek. Ancak şimdiye kadarki çabalar ve gerçekleştirilen reformlar da göz önünde bulundurulacaktır. Türkiye, Aralık ayında yapılacak AB zirvesinde kendilerine müzakere tarihinin verilmesini istiyor. Ancak Brüksel bunu onaylamayacaktır. Aksi takdirde Kopenhag Kriterleri'ni daha da zorlaştıracaktır. Ancak, Türkiye'de ekonomik ve siyasi alanlarda bir an önce düzenlemeler yapılırsa AB, üyelik müzakerelerinin hangi tarihte yapılacağını tartışmak için bir tarih belirtebilir. Türkiye, böyle devam ederse, en geç on yıl içinde AB'ye girebilecek. AB'nin temel esasları, anlaşmalar ve siyasi sözlerin tutulmasıdır. Demokratik ve ekonomisi sağlam bir Türkiye'ye tam üyelik verilmemesi İslam dünyasını da çok olumsuz etkilerdi. Bunu, Türkiye'nin AB'ye girebilmesinin Ankara'nın elinde olduğunu, seçmenlerinden gizleyen siyasiler de biliyor. 2012 yılında, nüfusu en yoğun üye ülke olması beklenen Türkiye AB'ye alınırsa, birlik sadece bir Hıristiyan uygarlaşma projesi olmadığını kanıtlamış olacaktır. Bunun için de Almanya, ilk sıradaki yerini kısa bir süre içinde Türkiye'ye devretmek zorunda kalacaktır. Böyle bir durumda Fransa, nüfus yoğunluğu sıralamasında üçüncü sıraya gerileyecektir. Ancak birlikten kuvvet doğar. Rusya'ya 2030 yılına kadar üyeliğin verilmesiyle, birleşme alanındaki birtakım çabalar devam ettirilmiş olacaktır.”
İRAN BASINI: Iran Daily gazetesinde (08/08) "Uzun Yol" başlığı ve Nawab Khan imzasıyla yer alan makalede, Türkiye’nin gerçekleştirdiği reformlar sonrası AB'nin şüpheci bir yaklaşım sergilediği ve "bekle ve gör" politikası uyguladığına dikkat çekilmektedir. Avrupalı siyasetçi ve analistlerin, hem aleni hem de gizli olarak, Ankara'nın, AB'ye doğru uzanan uzun yolunun, taşlı ve engellerle dolu olduğunu söyledikleri belirtilen makalede, Alman Parlamentosu'nun CDU/CSU koalisyonunun, Avrupa işleri sözcüsü Peter Hintze’nin, "Türkiye farklı bir siyasi kültüre sahip ve Avrupa'ya yolu hala oldukça uzun" şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır. Türkiye'de siyasi gelişmeleri, ordunun kontrol ettiğini anımsatan Hintze’nin, "Demokrasilerde bunun tam tersi olur, ordu siyasetten sonra gelir" dediği, ayrıca, Türkiye'nin ekonomik yapısının, Avrupa'nın serbest piyasa prensiplerinden uzakta olduğunu ve bir diğer büyük engelin ise, Türkiye'nin insan hakları sicili olduğunu söylediğine işaret edilen makalede, Alman sözcünün görüşlerinin, Avrupa'da Türkiye ile ilgili yaygın görüşleri yansıttığı ifade edilmektedir. Türkiye’nin, AB'ye tam üyelik için 1987 yılında başvuruda bulunduğu, ancak 1999 yılında tam üyelik için aday ülke olarak kabul edildiği hatırlatılan makalede, Türkiye’nin şimdi, aralık ayında Danimarka, Kopenhag’da yapılacak AB zirvesinde, katılım görüşmeleri için bir tarih belirlenmesini istediği, Brüksel’in, kararın ekim ayında, Türkiye'nin ilerleme raporunun sunulmasından sonra verileceğini bildirdiği kaydedilmektedir. “Türkiye’nin Müslüman oluşu, üyelik durumunda çok sayıda Türk işçinin AB ülkelerine akın etmesi, AB’nin halen, 2004 yılında üye olmaları beklenen on aday Doğu Avrupa ülkelerinin asimilasyonu ve tam entegrasyonu ile uğraşması, Türkiye'nin bulunduğu coğrafi konumu nedeniyle gereksiz bir şekilde Avrupa'yı da bölgesel sorunlara çekebileceği ihtimali” Türkiye’nin AB yolu üzerindeki engeller olarak gösterilen makalede, ABD’nin ise 15 ülkeli birliğe, Türkiye'yi Batı'ya bağlayabilmek için kapılarını açık tutması yönünde baskı yaptığı ve bölgeye yönelik planları ve bölgeden çıkarları bulunan ABD’nin, istikrarlı bir Türkiye'yi, yalnız AB üyeliğinin garanti edebileceğine inandığına dikkat çekilmektedir.
KIBRIS RUM BASINI: Fileleftheros gazetesinin (08/08) "Tarihi Bir Türk Kararı" başlıklı ve Richardos Someritis imzalı yorumunda, TBMM’de kabul edilen reformlardan söz edilmekte, idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe konuşma, öğrenme, kitap okuma, radyo ve televizyonlarda yayın yapma hakkı verilmesini içeren reformlar “tarihi” olarak nitelendirilmektedir. Bu şekilde AB'nin, ülkenin üyeliği için koymuş olduğu şartlardan birçoğunun yerine getirildiği belirtilen yorumda, değişikliklerin, aşırı milliyetçiler dışında hemen hemen herkesin olumlu oyunu aldığı, AB’nin, değişikliklerle ilgili bu kararı memnunlukla karşıladığı ve bunların uygulanışlarını dikkatli bir şekilde inceleyeceğini belirttiği ifade edilmektedir. Yorumda, idam cezasının kaldırılmasıyla Öcalan’ın idamdan kurtulduğu, bugüne kadar “Türk uzlaşmazlığının, Öcalancılığın ve PKK'nın maceraperestliğinin kurbanı” olan Kürtlerin "gün yüzü görmeyi" umabilecekleri ifade edilmekte ve şu ifadelere de yer verilmektedir: “Türkiye'nin savunma stratejisinin önceliklerindeki değişiklikler kadar, karar anı da çok önemlidir: Ülke, seçimlere hazırlanıyor. ‘Kemalist rejim’, yine İslamcılar, demokratikler, uzlaşmacılar (acaba öyle olabilirler mi?) ve diğerleri ile yarışacak. Ülkenin Avrupa sürecinin Kürt unsuruna yönelik iki jestle (Öcalan ve dil) sağlamlaşması amacıyla alınan bu kararın, iç barışı sağlaması ve birçok Kürt vatandaşı kendi tarafına çekmesi olasıdır. Ayrıca geniş Kürt bölgesindeki (Irak ve İran) gelişmeler de Türk yönetimini bu olağanüstü dönüşe sevk etmiş olabilir. Doğal olarak gelecek, tahmin edilemez. Ancak tahmin edilmesi gereken şey, bizim tutumumuz, diyalog ve Avrupa'daki ısrarımızdır. Bu, muhataplarımızın sorunlarını anlamamızı, onlara soğukkanlı, dostane ve sistemli bir şekilde yardım etmemizi gerektirmektedir. Elbette Türkiye'nin Avrupa demokratik modernleşme fikirlerinde ‘gözümüzü açık tutmalıyız’. Bu, hem Türkiye'nin, hem bizim, hem barışın hem de karşılıklı işbirliğinin çıkarınadır.”
RUSYA BASINI: Novoye Vremya dergisinde (08/08) "Avrupa ve Askeri Darbe Arasında" başlığı ve Aleksandr Kustarev imzasıyla yayımlanan yazıda, Türkiye’deki son siyasi gelişmeler ele alınmakta, yaşanan siyasi ve ekonomik krizin askeri müdahaleyi gündeme getirebileceği iddia edilmektedir. Türk ordusunun, ta Atatürk zamanından bu yana laik ve Avrupa'ya yönelmiş bir ordu olduğu ve ülkede laik liberal demokrat rejimi korumak için anayasal düzene zaman zaman ara vermek zorunda kaldığı belirtilen yazıda, sistemin şu anda “tökezlemeye” başladığı, zira Avrupa Birliği’nin, Türk politikasının artık bir etkeni haline geldiği, anayasal bir ihlal olursa, bu gelişmenin Türkiye'nin AB'ye girmesini önlemek için vesile olacağına işaret edilmektedir. Koalisyon ortakları arasında AB konusunda ortaya çıkan görüş ayrılığından da söz edilen yazıda, Cem, Derviş ve Özkan üçlüsünün oluşturduğu üçlü ittifakın, Türkiye'nin siyasi manzarasını tamamıyla değiştirebileceği, ancak hala kurulu bir teşkilatı ve iyi düşünülmüş bir parti programı olmamasının dikkat çekici olduğu ifade edilen yazıda, seçim sonrası belirsizlik dile getirilmektedir. Yazıda, Türkiye’nin coğrafi konumundan kaynaklanan önemi ve AB ile ilişkileriyle ilgili olarak da şu değerlendirme yapılmaktadır: “Sonuç olarak Türkiye'de karmaşık bir siyasi düğümün meydana geldiğini söyleyebiliriz. Bu düğümün mutlaka çözülmesi gerekiyor çünkü dünya politikasında Türkiye şimdi kilit rol oynamaktadır. Örneğin, şu anda Afganistan'daki barış gücünün komutası Türkiye'de. Üstelik ABD, Saddam Hüseyin'e karşı Türkiye'nin desteğine ihtiyaç duyuyor. Bu husus, ülkede şimdikinden daha istikrarlı bir siyasi sistemin var olmasını gerektiriyor. AB de, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumunu kesinleştirmesini istiyor. Yoksa Kıbrıs'ın AB'ye girmesi gecikecek ve dolayısıyla AB'nin doğuya ve güneye genişlemesi engellenmiş olacak. Türkiye için önemli olan şey, ya AB'ye üye olmak, ya da en azından üyelik konusunun AB'nin genişleme programına resmen alınmasını elde etmektir. Etkili bir gazeteci, eğer bunlar olmazsa, Türkiye'nin Özbekistan'a, yani ABD'nin Irak ve İran'a karşı askeri bir hava alanına dönüşeceğini söyledi.”
ESKİ SAYILAR |