12/08/2002                       

             

 

            ANKARA, 12/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  09,10,11 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

       

ABD BASINI:

AP’nin (10/08) "Türkiyeli Kürtler Kürtçe Öğretmeye Hazırlanıyorlar, Fakat Yine de AB Reformları Konusunda Karamsarlık Hakim" başlıklı ve James C. Helicke imzalı haberinde, Parlamentonun, AB reform paketi çerçevesinde Kürtçe öğrenime izin veren bir kanunu da kabul  etmesinden sonra Kürtçe eğitim için başvuruların başladığı ifade edilmekte, eğitimci Nazif Ülgen’in Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı ilk başvurusundan söz edilmektedir. 10 yılı aşkın bir zaman önce “Kürtçe konuşmanın suç sayıldığı” bir ülkede böyle bir girişimin önemi vurgulanan haberde,  atılan adım “radikal bir dönüşüm” olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'de, bu reform paketinin geçmesinin, ülkeyi  Avrupa Birliği'ne üye olma rüyasına bir adım daha  yaklaştırdığı için büyük bir coşkuyla karşılandığı belirtilen haberde, ancak, ilkokul, lise ve üniversitelerde Kürtçe öğretime  hala izin verilmediğine dikkat çekilmektedir.

 

FRANSA BASINI:

AFP’nin (09/08) "Türkiye, Bir Jest Ümidiyle Saldırıya Geçiyor" başlıklı ve Thomas Seibert imzalı haberinde, Türk liderlerin, üyelik müzakerelerinin başlatılması  maksadıyla bir dizi reformu kabul eden ülkeleriyle  görüşmelerin başlatılması için Avrupa Birliği'ne yaptıkları  bir tarih tespit edilmesi çağrılarını artırdıkları bildirilmektedir. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı ve Başbakanın,  Meclis'te kabul edilen temel reformların  Avrupalıları, aralık ayında Kopenhag'da yapılacak zirve  toplantısında bir müzakere tarihi tespit etmeye ikna etmesi  ümidiyle bu hafta lobi faaliyetlerine girdiklerine işaret edilen haberde, liderlerin,  idam cezası kaldırılmış, Kürtçe’nin eğitimde ve  radyo-televizyon yayınlarında kullanılmasına izin verilmiş  olsa bile, ülkelerinin Brüksel ve Avrupa başkentlerinde  çok az dostu olduğunun bilincinde oldukları kaydedilmektedir. Avrupa yanlısı Türklerin, müzakereler için bir tarih  tespit edilmesiyle açık bir perspektif elde edilmezse  Türkiye'nin genişleme trenini kaçıracağını vurguladıkları belirtilen haberde, ancak Türklerin, Brüksel'in pek istekli olmadığının da  farkında oldukları vurgulanmakta ve şöyle denilmektedir: “Türk liderler, kabul edilen reformların yakın tarihe  nazaran istisnai karakterini değerlendirerek, asi Kürt lider  Abdullah Öcalan'ın kellesini kurtaracak olan idam cezasının  kaldırılması ve Kürt dilinin kullanılmasını serbest bırakan  reformların önemini anlatmak için bağımsızlık yanlısı Kürt  gerilla hareketinin ülkede, çoğunluğu Kürtler olmak üzere  35 bin kişinin hayatına mal olduğunu hatırlatıyorlar.      Diğer ağırlıklı argüman ise, Avrupa'nın, taraftarlarını  hayal kırıklığına uğratması halinde aşırı milliyetçilerin ve  AB muhaliflerinin bundan kuvvetlenerek çıkacakları, bunun da  sadece Avrupalılar için zararlı olabileceğidir.”

 

            İNGİLTERE BASINI:

            Reuter’in (09/08) "Kürt Partisi, Türkiye'deki Seçimlerde Başarı Elde Edeceğini Umuyor" başlıklı ve Mark Bentley imzalı haberinde, Diyarbakır Belediye Başkanı Feridun Çelik’in, yaptığı açıklamada, Meclis'ten yeni geçen insan hakları reformlarını memnuniyetle  karşılayan ancak 12 milyonluk azınlık için daha çok özgürlük  isteyen Türkiye'nin başlıca Kürt Partisi Halkın Demokrasi Partisi'nin  (HADEP) 1999 yılında alamadığı yüzde 10 oyu bu defa alacağına  inandığını söylediği aktarılmaktadır. Çelik’in "AB reformları önemli bir adım, ancak yine de ciddi  adımların atılması gerekiyor. Tekliflerimizi parlamentodaki  diğer partilere götürmeli ve bunları uygulamaya koymak için  çalışmalıyız. Genel seçimlere hazırız ve  parlamentoya girmemiz için gerekli olan desteğe sahip olduğumuz düşüncesindeyiz" dediğine de işaret edilen haberde, AB tarafından desteklenen ve Türkiye'nin AB'ye girmesi  konusundaki görüşmelerin başlaması için şart koşulan köklü  reform paketinin, diğer maddelerin yanı sıra Kürtlere ilk defa kendi dillerinde  öğrenim görme ve yayın yapma hakkı da verdiğine dikkat çekilmektedir. Öte yandan, HADEP'in, PKK’ya  paravan vazifesi gördüğü yönündeki suçlamaların, Anayasa  Mahkemesi'nde değerlendirildiği belirtilen yorumda, “1980 yılında meydana gelen askeri bir darbeden sonra  hazırlanan” Türkiye Anayasasının, siyasi partilerin etnik veya  dini esaslar altında kurulmalarını yasakladığına işaret edilmektedir.

 

The Economist gazetesinde (09/08) "Türkiye'nin Reformları: Gerçekten Hayata Geçerse Ne Ala" başlığıyla yayımlanan yorumda,AB talepleri doğrultusunda kabul edilen reform paketinden söz edilmekte, Türkiye'nin AB ilişkilerinden sorumlu diplomatı Volkan  Vural’ın, "Yeni yasalar 'kimlik kavramımızda' köklü  değişiklikleri temsil ediyor. Bunlar kültürel çeşitliliği  tanıyor ve buna saygı gösterilmesini öngörüyor" dediğine dikkat çekilmektedir. 12 milyon civarındaki Kürt nüfusun, devlet okullarında  olmasa bile, çocuklarına, kendi başına bir ders olarak,   kendi dillerini öğretebileceğinin önemine değinilen yorumda, değişikliklerin içeriğine yer verilmektedir. Vural ve diğer teknokratların, yeni yasaların çoğunun  hazırlanması ve politikacıların, Türkiye'nin AB üyesi olma  hayalinin bu önlemlerin kanunlaştırılmadığı sürece  gerçekleşemeyeceği yolunda ikna edilmelerinde önemli paya  sahip oldukları dile getirilen yorumda,  Avrupalı bir diplomatın, "Bu, çok iyi bir gelişme,  top artık AB tarafında" dediği aktarılmaktadır. Türklerin neredeyse tamamı  ve Türkiye'yi takip edenlerin, daha günlerce önce imkansız  görünen bu başarı karşısında hayretlerini gizlemediklerine işaret edilen yorumda, değişikliklerin, Başbakan Bülent Ecevit'in kötü sağlık  durumunun ivme kazandırdığı siyasi krizin tam ortasında, DSP’den kopmaların yaşandığı, erken seçim kararının alındığı bir ortamda yapıldığı için daha da büyük takdir topladığı vurgulanmaktadır.

Seçim sonuçları konusunda bir tahmin yapmanın zorluğu ifade edilen yorumda, AB hükümetlerinin de, Türkiye'yi fazla umutlanmaması gerektiği konusunda  uyardıkları ve reform yaslarının uygulanmasını bekleyeceklerini dile getirdiklerine dikkat çekilmektedir. Yorumda, ayrıca, Kıbrıs sorununun da Türkiye için AB önünde bir engel olduğu ve çözümünün gerekliliği belirtilmektedir.

 

El Kuds El Arabi gazetesinin (09/08) "Türkiye ve Avrupa'ya Girme Rüyası" başlıklı internetten  sağlanan yorumunda, Türk Parlamentosu’nun kabul ettiği barış zamanında “idam cezasının kaldırılması, Kürt kimliğinin  tanınması, okullarda Kürtçe’nin okutulmasına izin verilmesi”  gibi AB üyeliğine yönelik uygulamaları içeren reformlar, "cesur" olarak nitelendirilmekte, ancak  Avrupalıların reformlara tepkisinin "soğuk" olduğuna işaret edilmektedir. Soğukluğun daha çok AB üyesi birçok ülkenin Türkiye'nin  özel kulüplerine girmesini istememesinden kaynaklandığı belirtilen yorumda, bu kulübe uygarlık, din ve toplum bağlamında uyuşan gerçek  Avrupa ülkelerinin üye olabildiği kaydedilmektedir. Yorumda şu ifadelere de yer verilmektedir:  “Türkiye ise öncelikle Müslüman bir ülke olup Avrupa ile  coğrafi olarak küçük bir kara parçasından başka bir bağlantısı  yoktur. Buna ek olarak Türkiye ile Avrupa arasındaki uygarlık  ve kültür farklılığı o kadar büyük ki Kürtlere dillerini  kullanma serbestliğini tanıma ve idam cezasını kaldırma gibi  sınırlı birtakım reformlarla azaltılması güçtür. Avrupalılar Türkiye'nin hala gerçek demokrasiden oldukça  uzak olduğunu çok iyi biliyor. Çünkü bu ülkede uygulanmakta  olan demokrasi ‘sahte’ ve ‘yüzeyseledir’. Çünkü fiili olarak  ülkeyi yöneten askeri müessesedir. Kemal Atatürk döneminden  şu ana kadar bu ülkenin iç ve dış siyasetlerini belirleyen de  bu müessesedir. Türk tarihi, ordunun yaptığı darbeler, anayasanın rafa  kaldırılması ve seçilmiş hükümetlerin kovulması gibi olaylarla  doludur. Eğer fiili bir demokrasi olsaydı, anayasaya da en  ufak bir saygı olsaydı, sırf İslamcı olduğu için bazı partiler kapatılmazdı. Avrupa Türkiye'yi NATO üyeliği yoluyla kirli işleri  yapacak bir müttefik olarak görmek istiyor. Üyelik ise  gündemde olmadığı gibi içten reddediliyor. Türkiye'nin yaptığı cesur reformlara karşı AB'den  beklediği cesur karşılık yakında gelmeyebilir. Uzun bir sıra var. Bekleyenler listesi de kabarık.  Öncelik ise bu aşamada Polonya, Romanya, Bulgaristan,  Litvanya, ve Estonya, hatta Rusya Federasyonu gibi eski  sosyalist blok ülkelerine verilecek. Türkiye'nin yeri ise beş yüz yıldan uzun bir süre  liderliğini yaparak büyük bir imparatorluk kurmuş olduğu  İslami doğudur. Ancak Türkiye'nin bu kanaate varabilmesi  için Atatürkçü askeri müessesenin nüfuzunun azaltılarak,  gerçek bir demokrasinin kurulması gerekir. Türkiye'nin  seksen yıl önce bıraktığı İslami kimliğini geri kazanması  için bu iki koşulun yerine getirilmesi zorunludur.”

 

            İSPANYA BASINI:

La Vanguardia gazetesinin (11/08) "IMF'nin Türkiye'deki Adamı Derviş, Seçimlere Hazırlanmak İçin Hükümeti Bıraktı" başlıklı internetten sağlanan haberinde, Türkiye’deki siyasi gelişmelerden söz edilmekte, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş’in istifasına yer verilmektedir. Bağımsız teknokrat Derviş’in, Kasım  ayındaki erken seçimler sonrası istikrarlı bir yönetimi  sağlamak amacıyla, zayıf hükümetlerin neden olduğu şu anki  siyasi krize karşı koyabilecek bir merkez-batı ittifakı  oluşturmaya çalıştığı ifade edilen haberde, şimdiki koalisyon hükümetinin, Recep Tayyip Erdoğan'ın  modern İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi'nin yükselişini  frenlediği, gelecekteki yönetimin, IMF'nin planlarını devam  ettirerek, ekonomik krizle savaşarak ve Mecliste kabul edilen  Avrupa'nın istediği reform yasalarını yaşama geçirerek AB'ye  giden yolu tamamlamak zorunda kalacağı kaydedilmektedir. Başbakan Bülent Ecevit’in, IMF'ye, ekonomik istikrar planının mimarının istifasına rağmen  Türkiye'nin ciddi ekonomik reformları uygulamaya devam  edeceğinin garantisini verdiği aktarılan haberde, ayrıca, Bush’un, komşularından  biri olan Irak'a saldırmaya karar verdiği zaman, NATO üyesi  bu ülkede istikrarlı ve dost bir hükümet olsun istediğine de işaret edilmektedir.

 

İSVİÇRE BASINI:

Le Temps gazetesinin (10/08) "Türk-Kürt Yumuşaması" başlıklı ve Eric Jozsef imzalı yorumunda, Kürtlerle ilgili tarihsel süreçten söz edilmekte, PKK’yla yapılan savaşta 20  seneden daha az bir sürede yaklaşık 35 bin  kişinin ölümüne neden olduğu hatırlatılmaktadır. 90'lı yıllardan itibaren Türkiye’nin, AB'ye girme  taleplerini arttırdığı, ancak Ankara'nın adaylığının özellikle  Kürt sorunu ile karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekilen yorumda, Ankara’nın, Kürtlerin kültürel haklarının tanınması  şeklindeki Avrupa'nın buyruklarına kulaklarını tıkadığı, 1991 yılında, Kürt dilinin sözlü kullanımını serbest  bıraktıktan sonra Türk yetkililerin, Kürtçe eğitim yapılması  iznini vermeyi reddettiklerine dikkat çekilmektedir. Aşırı milliyetçilerin karşı çıkmalarına rağmen  geçtiğimiz 3 Ağustos günü, Türk Meclisi sonunda, prensipte Öcalan'ın da yararlanabileceği, idam cezasının  kaldırılmasını öngören bir reform paketini kabul ettiği, paketteki reformlarda, Kürtçe yayın yapma hakkı da dahil  olmak üzere Kürt azınlığa kültürel haklar verilmesi ve  basın özgürlüğünün genişletilmesinin de yer aldığı belirtilen yorumda, Başbakan Bülent Ecevit’in "Türkiye, AB tarafından talep edilen  tüm siyasi kriterleri yerine getirdi" dediği aktarılmakta ve Kürtlerin, barışçı  bir çözüm için atılan bu ilk anlamlı adımdan memnuniyet  duydukları kaydedilmektedir.

 

            MISIR BASINI:

El-Ahram Weekly gazetesinin (09/08) "Avrupa'ya Yönelmek" başlıklı ve Michael Jansen imzalı yorumunda, Ankara’daki siyasi gelişmelerden söz edilmekte, Türk Parlamentosu’nun 3 Ağustos'ta sürpriz bir şekilde yasal önlemler  paketini kabul etmesinin, Türkiye'nin er ya da geç AB'ye girme  şansını artırdığı ifade edilmektedir. Konunun Kıbrıs sorununu nasıl etkileyeceğinin merak edildiği belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB'ye katılımı konusunda iyimser olan Kıbrıslıların, Türkiye'nin, AB'ye girme konusunda ciddi ise,  çıkmaza giren görüşmelerde daha yapıcı bir tutum takınabileceğini savundukları, kötümser olanları ise, Ankara'nın  katılım görüşmelerine başlamak için bazı AB koşullarıyla karşı  karşıya kaldığından, Kıbrıs konusunda uzlaşmaz tutumunu devam ettirebileceğine inandıkları kaydedilmektedir. Denktaş-Kleridis görüşmelerinin devam ettiği, ancak, her iki tarafın da en temel konular olan anayasa, toprak,  mülk ve güvenlik konularını henüz çözememiş bulunduklarına işaret edilen yorumda, “AB’nin kararsız bir durumda. Eğer Kıbrıs siyasi bir uzlaşmaya  varılmadan AB'ye girerse, Türkiye, Kıbrıs'ın kuzeyini işgal  tehdidinde bulunmuştu. Ancak Yunanlılar, Brüksel'i, Kıbrıs'ın,  Türkiye'nin itirazları nedeniyle AB'ye üyeliğinin reddedilmesi  ya da ertelenmesinin, Yunanistan'ı tüm genişleme sürecine  itiraz etmeye zorlayacağı konusunda uyardı. Hem Ankara hem de  Yunanistan, Kıbrıs konusunda mücadele etmeye hazır olduklarını  ifade etti” denilmektedir.

           

            LÜBNAN BASINI:

The Daily Star gazetesinin (09/08) "Ankara: Ordu Siyaseti Kendi Rotasında Bırakacak mı?" başlıklı ve Muhammad Nureddin  imzalı internetten sağlanan  yorumunda, reform paketinin öneminden söz edilmekte, Türk Parlamentosu’nun temmuz ayının son haftasında çok önemli iki adım atarak, 3 Kasım'ı erken seçim tarihi olarak belirlediği ve idam  cezasını kaldıran ve Kürtlere (ve diğer etnik azınlıklara)  ana dillerinde eğitim ve radyo-TV yayını hakkı tanıyan  yasa değişikliklerini gerçekleştirdiği ifade edilmektedir. Bu gelişmelerin, birbiri ile doğrudan ilintili olduğu, her  ikisinin "kahraman"ının da, istemeden de olsa, MHP lideri  Devlet Bahçeli olduğu ileri sürülen yorumda, Türkiye'nin  AB'ye girişi ve özellikle de ölüm cezasının kaldırılması  ve azınlık dillerinin kullanılmasına izin verilmesi  şeklindeki AB taleplerinin ertelenmesi  gündeme gelir inancıyla erken seçim talebinde bulunan Bahçeli’nin, üç yıldır karşı  çıktığı ve başarıyla engellediği yasal değişikliklerin  gerçekleştirilmesiyle talihinin tersine döndüğü kaydedilmektedir. Seçim sonuçları konusunda belirsizliğin hakim olduğu vurgulanan yorumda, eski  İstanbul Belediye Başkanı Recep T. Erdoğan'ın  başkanlığındaki İslam temelli AK Parti ile Kürt ağırlıklı HADEP'e arttığı ileri sürülen desteğin, orduyu  rahatsız ettiği iddia edilmektedir. Yorumda, ayrıca, Kürt haklarındaki kısıtlamaları  hafifleten yasa değişiklerinin gerçekleştirilmesinin, rejim için uygun bir döneme rastladığı, uyum  yasalarıyla AB'nin Kıbrıs konusundaki baskısının  hafifleyeceğinin ve Türkiye Kürtlerini Irak tarihinin  bu hassas kavşak noktasında Irak Kürtleri ile ortak hareket etmekten alıkoyacağının umulduğu, fakat  reformlar ne kadar önemli olursa olsun, şimdi herkesin  seçim sonuçlarının açıklanacağı 4 Kasım sabahına baktığı, sonuçların hayli sürprizli olabileceği ifade edilmektedir.

 

 

   

ESKİ SAYILAR