14/08/2002                       

 

            ANKARA, 14/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 13 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

       

ALMANYA BASINI:

Focus dergisinde (13/08) "Yıldızlar Ne Söylüyor" başlığı ve M.Bommersheim, B.Güngör, M.Jach, E.M. Kallinger, C.Liebig  ile R.Stadler imzalarıyla yayımlanan değerlendirme yazısında, Türkiye’nin AB’ye alınması konusunda 08 Ağustos 2002 tarihinde yapılan kamuoyu araştırmasından söz edilmekte, araştırmaya göre, Almanların dörtte üçünün, er veya geç Türkiye'nin AB'ye  girmesini istediği, sadece yüzde 18'inin prensip olarak bunu  reddettiği bildirilmektedir. Türkiye'ye AB yolunu açacak olan reform  paketinin kabul edilmesinin önemine işaret edilen yazıda, ülkede yeni adımın büyük memnuniyetle karşılandığı dile getirilmektedir. AB tarafından da değişimin büyük takdirle karşılandığı ifade edilen yazıda, “Ankara'daki bu ani tempo değişimi sanki AB'yi tamamen  şaşırtmış gibi görünüyor. Bu reform koşusu siyasi Brüksel'i  çaresiz kılıyor. Avrupalı diplomatlar ve politikacılar  Türkiye'nin bir AB katılımını gerçekten ciddiye almak  zorunda kalabileceklerini yürekleri hoplayarak tespit  ediyorlar. Avrupa başkentlerinde kapalı kapılar ardında  rahatsız edici sorular soruluyor. Nüfusunun yüzde 99'u  Müslüman olan bir ülke Hıristiyan-Batı AB kültür cemiyetine  uyar mı? En yüksek oranda bölgesel teşvik imkanlarından  yararlanabilecek derecede hala tarımın ağırlıklı olduğu  bir ülke, AB'ye uyar mı? Bir katılım halinde muhtemelen  ilk planda nüfusu en kalabalık üye olabilecek bir ülke  AB'ye uyar mı?” denilmektedir. AB'ye yakın bir gelecekte bir katılımın  söz konusu bile olamayacağı ileri sürülen yazıda, diğer 12 aday ülke ile katılım  müzakereleri sürerken, Brüksel’in, Türkiye'ye katılıma ilişkin  müzakerelerin başlatılabileceği bir tarih vermediğine işaret edilmektedir. AB yetkililerinin açıklamalarında bir çekimserliğin hakim olduğu vurgulanan yazıda, şöyle denilmektedir: “AB Komisyonu 16 Ekim'de, Ankara'daki milletvekillerinin  kararı sonrası şu sıralar hararetle değiştirilen ilerleme  raporunu açıklayacak. Türkiye'de ise 3 Kasım'da yeni bir  parlamento seçilecek. Türkiye'nin AB çabalarının yeni bir  darbe alması milliyetçileri güçlendirebilir ve Ankara'nın  Batıya yönelmesini şimdilik durdurabilir. Türkler gergin  bir şekilde aralık ayında gerçekleşecek olan Kopenhag  Zirvesi'ni bekliyorlar. Muhtemelen 10 AB adayına üyelik  için somut bir tarih bildirilirken, Türkiye en azından  katılım müzakerelerinin başlaması için kendisine bir tarih verilmesini umut ediyor.”

 

Frankfurter Rundschau gazetesinin (13/08) "Kurbağalar ve Kırlangıçlar" başlıklı ve Claus Leggewie imzalı yorumunda,      “Avrupa demek, UEFA kupasında oynamak ya da diğer  Avrupalı spor örgütlerine dahil olmaktır. Münih, Madrid ya  da Manchester ile aynı ligde oynayan Galatasaray ya da  Trabzonspor'a uygulanan bu kural siyasete de uygulanacak olursa, Türkiye de –çok sayıda diğer üye adayları gibi-  yakında Avrupa Birliği'nin (AB) üyesi olabilir” şeklinde bir değerlendirmeyle Türkiye’nin AB’ye üyeliği ile AB’nin genişlemesi konları ele alınmaktadır. AB'nin genişlemesine, “devletler birliğinin devasa bir boyut  kazanması tehdidi ve adayların çoğunun ekonomik açıdan  geri kalmışlığı gibi” gerekçelerle karşı çıkıldığı ifade edilen yorumda, Avrupa’nın hiçbir zaman sadece  zenginlere ait küçük bir klüp olmadığı ileri sürülmektedir. Avrupa'nın genişlemesinden yana olan gerekçelerin ise,  Oder ya da Sava, Drina, Tuna nehirlerinde son bulmayan,  siyasi nedenler olduğu, eleştirilen eksiklerin ise, insan  haklarının tanınması ve öncelikle demokrasi düzeni ve  yaşam tarzıyla ilgili olduğu kaydedilmekte, Avrupa’nın aynı zamanda bir  coğrafi ve kültürel birlik olduğuna işaret edilmektedir. Türklerin  AB üyeliğini reddedenler ya da başından saçma bulanların, öncelikle Hıristiyanlar ile Müslümanlar arasındaki dini farklılığı öne  sürdükleri belirtilen yorumda, oysa AB’nin, Türkiye'ye belirli kriterler yerine  getirildiği taktirde katılım vaadi vermiş bulunduğu ve bu  kriterlerin Türklerin çoğunun inancı olan Müslümanlıktan  vazgeçmelerini ya da Şark türü yaşam tarzlarını bırakmalarını öngörmediğine dikkat çekilmektedir.            TBMM’de kabul edilen reform paketiyle AB’nin öne sürdüğü kriterlerin çoğunun yerine getirirlmeiş bulunduğu vurgulanan yorumda, Türkiye'nin, entelektüel ve siyasi açıdan 19. yüzyılda  başlayan ve devletin kurucusu Kemal Atatürk liderliğinde siyasi  ile dini kurumların ayrılmasına kadar giden "Batılılaşma,  Avrupalılaşma ve Modernleşme"den oluşan üç maddelik  bütünleşmesinin (Ziya Gökalp) son taşının AB'ye tam üyelik  ile yerine oturtulacağı görüşünün ülkede büyük bir çoğunluk tarafından kabul edildiği ifade edilmektedir. Türklerin onyıllar boyunca, kökenlerinin  geldiği Asya bölgelerinden ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan  uzaklaşarak, zayıf da olsa örnek teşkil edecek bir demokrasi  ve İslam sentezini başardıkları dile getirilen yorumda, bu tarzda bir Batıllaşmanın  öneminin, Avrupa Birliği'nin kurucu üyelerinin, Almanya gibi ya  da üye devletlerden post faşist İspanya ve günün birinde üye  olacak Sırbistan gibilerinin başardıklarından daha aza  indirgenmemesi gerektiği kaydedilmektedir. Yorumda şu ifadelere de yer verilmektedir:

            “Bir söz veren Avrupa, şimdi çıkış yolunu arıyor: Bazıları  Ankara'da alınan kararlara, baharın habercisi meşhur kırlangıca  atıfta bulunup ‘Bir çiçekle bahar olmaz’ sözünü hatırlatarak  önce insan haklarının ve demokrasinin gerçekten sisteme daha  iyi yerleşip yerleşmeyeceğini bekleyip görmek istiyorlar.  Diğerleri ise, üst düzey bir AB diplomatının dile getirdiği gibi, Ankara'nın ‘üyeliğin Türkiye için en iyi çözüm olmadığını  düşünmeye zorlayacak’ olan katılım müzakerelerinin süresinin  uzatılıp ürkütülmesinin faydalı olacağına inanıyorlar.  Ekonomi siyaseti açısından halihazırda büyük sorunlar yaşayan  Türkiye'nin ‘Euro Bölgesine’ alınması bu yüzden uzun vadeye  ertelenebilir. Ve Yunanistan’la kesinlikle çözüme  kavuşturulamayan -Kıbrıs'ın da aralarında bulunduğu-  ihtilaflar, AB'li komşunun üyeliği veto edeceğine işaret  ediyor.

            Bir başka grup ise kültürel gerekçeleri öne sürüyor.  ‘Türkiye ekonomik açıdan nasıl gelişirse gelişsin, AB'nin  üyesi olmaz, çünkü tarihi ve kültürel açıdan Avrupa'ya ait  değil’  deniliyor. Şampiyonlar Liginde final oynamak, Anadolu  plajlarında farkı milletlerin anlaşması ya da Alman kebap büfeleri, Avrupalı kültür ve değerler birliğine geçiş için  kapı açan unsurlar değil. Çok kültürlülüğün eşitliğini  savunanlar her zaman olduğu gibi, çok kültürlülüğü ve böylece  Avrupalıların özgüvenine zarar vermekle ve ikisi arasındaki  farklılıkları belirsiz bir hala getirmekle suçlanıyorlar... Bu kendinden uzaklaştırma politikası nasıl bir gerçekse,  kesin olmadığı da bir gerçek ve Türkiye için Avrupa'ya bir  alternatif şimdiden ufukta görünmekte. Ekonomik krizle ve  büyük Türk imparatorluğu hayaliyle beslenen İslamcılığın  hakimiyet kazanması ve böylece Türk milletinin Batılılaşmasının geniş ölçüde geriye atılması. Türkiye'ye Doğuya giden yolu  tavsiye edenlerin kendileri de, Avrupa'ya ve Hıristiyanlığa  olduğu kadar demokrasi ve insan haklarına da inanmıyor  demektir.”

 

            İRAN BASINI:

Cumhuri İslami gazetesinin (13/08) "Türkiye ve AB Üyeliğinin Çetin Yolu" başlıklı internetten sağlanan  yazısında, Türkiye'nin AB ile uyum kapsamında yasalarda köklü  değişiklik yapmasının, Türk halkına ve etnik, mezhebi  azınlıklara daha fazla sosyal ve kişisel özgürlük  vermesiyle bu konuda Türk Cumhuriyeti'nin 79 yıllık  tabularının yıkıldığı ifade edilmektedir. Türk parlamentosunun kararının, ülke Kürtlerine ve diğer  etnik azınlıklara, özel televizyon kanalı ve kendi dillerinde  eğitim için özel okulların kurulması izni verdiğine, ayrıca, Türk Ceza Kanunu'ndan savaş şartları hariç idam cezasının  kaldırıldığına işaret edilen yazıda, yasanın içeriğinin Türk toplumunun sosyal ve siyasi bir  gelişmenin başlangıcında olunduğunu gösterdiği belirtilmektedir. Yazıda, AB ile uyum yasasının oylamasının, milliyetçi bir tutuma  sahip olan MHP dışında bütün siyasi partiler, kitle iletişim araçları ve sivil örgütlerinin  de iki yıl gecikmeli bu tasarının onayı için meclisin yaptığı  girişimi, Türk tarihinde siyasi bir devrim olarak  değerlendirerek desteklediklerine dikkat çekilen yazıda, Türkiye'nin Kürt yerleşim bölgelerinde birçok  taraftarı olduğu ileri sürülen HADEP’in, meclisin bu kararını takdir ederek,  demokrasinin sağlanması için önemli bir adım olduğunu  belirttiği kaydedilmektedir. MHP’nin, ayrıca, Türk Ceza Kanunu'ndan idamın kaldırılmasına  karşı çıktığını açıklarken, bu tasarının onaylanmasıyla  idam cezasına çarptırılan Öcalan'ın ölümden kurtulacağını vurguladığı aktarılan yazıda, “Türkiye'nin AB üyeliğine sıcak bakanlar, muhaliflerin  iddialarını reddederek, Türkiye'nin ulusal barış mayasının  demokraside olduğunu, hatta AB'nin, Müslüman olduğu, nüfusunun  fazla oluşu ve siyasi-ekonomik sorunları bulunduğu gibi  gerekçelerle Türkiye'nin üyeliğini kabul etmemesi durumunda  bile, Türk halkının ‘Kopenhag Kriterleri’nin yerine  getirilmesinin faydalarını göreceğini ileri sürüyorlar. Bunların bakış açısına göre, sosyal ve kişisel  özgürlükler, insan hakları ve demokrasinin sağlanmasını  kapsayan bu tür getiriler, tek başına yeni dünyayla uyum  konusunda Türk halkının kaderinde büyük etki yapacaktır” denilmektedir.

 

            JAPONYA BASINI:

Tokyo Shimbun gazetesinde (13/08) "Farklı Kültür Duvarının Yıkılışı... Türkiye ve AB" başlığıyla yayımlanan başyazıda, TBMM’de kabul edilen reform paketinden söz edilmekte, bu bağlamda, Türkiye-AB ilişkileri ele alınmaktadır. Türkiye’nin, üyelik süreciyle ilgili tarihi sürece yer verilen yazıda, Türkiye’nin, AB’ye üyelik müzakerelerinin başlatılması için  gerekli olan ölüm cezasının kaldırılması dahil, diğer  reformları parlamentodan geçirdiği, ancak, 21. Yüzyılın rüyasının farklı kültürlerin bir arada yaşaması olmasına rağmen Hıristiyan topluluğu olan AB içinde tek bir İslam ülkesinin katılımına bile güçlü bir muhalefet olduğu ifade edilmektedir. Başvurusunu diğer ülkelerden daha önce yapmasına karşılık, Türkiye’nin henüz takvim alamadığı belirtilen yazıda, bunun nedenleri arasında; Kürtlere ayrımcılık, ölüm cezası,  dil yasağı ve ifade özgürlüğünün baskı altında olmasının  gösterildiği belirtilmekte, “Türkiye'nin birçok iç sorunu olduğu doğru,  fakat AB'nin açıkça dile getirmediği asıl neden, Türk halkının  yüzde 99'unun İslam kültürüne sahip oluşu. Asıl neden bu  olsa da, AB, Türkiye'nin reform gayretlerini kabul etmelidir” denilmektedir. Reform paketinin kabul edilmesinin, “çok büyük bir gelişme” olarak değerlendirildiği yazıda,  Doğu Avrupa ülkelerinin  üyeliği konusunda aceleci davranan AB'nin takınacağı tavrın,  kasım ayında Türkiye'de yapılacak genel seçimleri etkilemesinin beklendiği ifade edilmektedir. Aralık ayında düzenlenecek AB Zirvesi'nde,  Türkiye ile müzakerelerin başlatılması için bir tarih belirleneceğine işaret edilen yazıda, aynı kültüre sahip olan İslam dünyasının da bu konudaki gelişmeleri yakından izlediği vurgulanmaktadır. Türkiye'nin AB'ye girmesi için Kıbrıs sorununun çözümünün de önemli bir rol oynayacağı dile getirilen yazıda, Türkiye’nin, bölgedeki önemine işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir: “AB, sadece ihtiyaç duyduğunda Türkiye'yi göklere çıkaran ve kültürel farklılığını önemsemez görünen bir birlik mi? Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinde birçok Türk ve Arap göçmen yaşıyor. Bu yıl yapılan Fransa cumhurbaşkanlığı  seçimlerinde anti-göçmen hareketi tüm Avrupa'ya yayıldı,  ancak nüfusu yaşlı Avrupa ülkelerinin göçmenlere ihtiyacı var. Daha da gelişmek için AB, farklı kültürlerin bir arada  yaşamasını benimsemelidir. Devlet ve din işlerini birbirinden ayırma tecrübesiyle  Türkiye, kesinlikle Avrupa ve İslam dünyası arasında köprü  rolü üstlenecektir. Avrupa Kömür ve Çelik Birliği'nin kuruluşundan bu yana  AB idealinin barış olduğunu unutmayalım.”

 

            KIBRIS RUM BASINI:

Fileleftheros gazetesinde (13/08) "Sıcak Çatışma ve Doğru Bilgilendirme" başlığı ile yayımlanan Savunma ve Strateji Uzmanı Dr. Aristos  Aristotelus imzalı bir yorumda, Türkiye’nin bölgesel konumundan kaynaklanan özelliği ve sorunlarından söz edilmekte, bu bağlamda AB ve Yunanistan ile ilişkileri ele alınmakta, Kıbrıs sorununun konuya etkisi irdelenmektedir. Yaşanan tarihi süreç ve Kıbrıs sorununun çözümlenememesinin Türkiye’nin hem AB, hem de Yunanistan’la ilişkilerini olumsuz etkilediği ifade edilen yorumda, iki ülke arasında yaşanacak sıcak bir çatışmanın yaratacağı sonuçlar şöyle sıralanmaktadır:

            “1- Bir sıcak çatışmanın sonucunda, Kıbrıs'ın yine de  AB üyesi olmaması gerekmez. Belki de tam tersi olur.

            2- Ankara'nın eylemlerine karşı uluslararası alanda  sert tepkiler doğacaktır.

            3- Türkiye'nin AB ile ilişkileri ve AB üyeliği, uzun  bir süre düzeltilemez şekilde bozulacak ve Türkiye,  Avrupa'dan tecrit edilecektir.

            4- Yunanistan, gerek Türkiye'yi ilgilendiren konularda  gerekse AB genişlemesinde (Kıbrıs'ın dahil edilmemesi  halinde) veto kullanacaktır.

            5- Ne kadar sınırlı olursa olsun bir sıcak çatışma,  çatışmanın daha fazla büyümesi, Yunanistan'ın doğrudan  askeri müdahalede bulunması ve Türkiye ile olası çatışması  anlamına gelecektir.

            6- Türk ekonomisi muhtemelen çökecektir.

            7- Washington ile Ankara'nın veya ABD ile AB'nin  ilişkileri zor bir aşamadan geçecektir.”

   

ESKİ SAYILAR