15/08/2002                       

 

            ANKARA, 15/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 14 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

       

            ALMANYA BASINI:
Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (14/08) "Tüm Haritaların Dışında" başlıklı ve Lorenz Jaeger imzalı yorumunda, Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu ele alınmakta, bu bağlamda kabul edilen reform paketinin önemi vurgulanmaktadır. Avrupa Birliği'nin (AB) belgelerinin, "Avrupa" sözcüğünün  hangi anlama geldiğini açıkça tanımlamadığı belirtilen yorumda, evrensel olarak geçerli olan  insan haklarının tanınmasının, Avrupa'ya üyeliğin gerekçesi olarak kabul edilmesinin tartışılabileceği kaydedilmektedir. Cumhuriyetle başlayan reform hareketleriyle Avrupalılaşma yoluna girildiğine işaret edilen yorumda, ancak, günümüzde Avrupa yanlısı ve karşıtlarından oluşan iki kesimin ortaya çıktığı ifade edilmektedir. Bu durumun da AB’ye üyelik yolunda büyük engel oluşturacağı, çünkü, Türklerin üye olmasından sonra Avrupa'da Protestan’dan çok Müslümanların yaşayacak olmasının kaygı uyandırdığı ileri sürülen yorumda, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Aday ülkelerin yerine getirmesi gereken Kopenhag  kriterleri arasında demokratik-hukuk devleti düzeni, insan haklarına saygı gösterilmesi ve işleyen bir piyasa ekonomisi en önemlileri. Ama bunların sadece Avrupa'ya öz normlar olduğu da iddia edilmiyor. İnsan haklarına riayet eden, piyasa ekonomisini gerçekleştiren her ülke bu yüzden Avrupalı olmuyor; özellikle de bunların yerine getirilmesi, Avrupalıların baskısını gerektirecekse... Hukuki, ekonomik ya da askeri kriterlerle Avrupalılık  düşüncesi kazanılamaz. Ya coğrafi açıdan? Türkiye'nin sadece küçük bir bölümü Avrupa'da, geri kalan kısım ise Asya'da bulunuyor. Tabii ki başka haritalar da var. Avrupa'nın felsefe, aydınlanma, bilim ya da sanatsal olarak da haritası çizilebilir. Bu haritaların hiçbiri diğeri ile aynı olmayacaktır. Her biri başka bir doruğa işaret edecektir. Ama hepsi, Portekiz'den Polonya'ya, İskandinavya'dan Sicilya'ya dek uzanan bir iletişim alanını içerecektir. Sonuçta bilimsel ya da sanatsal anlamda bir uçta ortaya konulan, diğer uçta yankısını (veya tepkisini) bulacaktır. Fakat ne aydınlanmada, ne de karşı aydınlanmada bu sürece katılacak ve kendini dinletebilecek bir Türk felsefesi var.          Sibelius ya da Puccini'yi dinleyen, Avrupa'nın nereye kadar uzandığını bilir ve -aydın olarak kabullenmek  istemese de- sınırın nerede sona erdiğini duyar. Kültürel  anlamda var olan Avrupa haritalarının hiçbirinde Türkiye'yi bulmak mümkün değildir. Buna rağmen üye olması durumunda, AB meşruluğunu ve saygınlığını o denli yitirecektir ki, şu an var olan euroyla ilgili kuşkular bunun yanında çocuk oyuncağı kalacaktır.”
 
            İNGİLTERE BASINI:
Reuter gazetesinde (14/08) "Türk Siyasi Partileri, Endişelerin Ortasında Birlik Arayışında" başlıklı ve Ralph Boulton  imzalı haberinde, Türkiye'de, seçim çağrısından iki hafta sonra, siyasi  yelpazenin merkezinde yer alan siyasetçilerin bir karmaşa  yaşıyor olmalarının, bazıları tarafından İslami bir tehlike  olarak görülen bir partinin iktidar yolunda yavaş yavaş  ilerlemesine ortam hazırladığı ileri sürülmektedir. Ekonomik krizle boğuşan ve Washington tarafından komşusu  Irak'a karşı düzenlenecek bir operasyonda kritik bir öneme  sahip olarak görülen Türkiye'nin geleceğinin, şimdi büyük ölçüde,  eski ekonomi Bakanı Kemal Derviş'in parçalanmış merkez solu  birleştirme çabalarına bağlı olabileceğine işaret edilen haberde, AKP liderlerinin kendilerini muhafazakar demokratlar olarak  tanımladıkları ve İran gibi militan İslamcı devletlere kur yapan,  AB'yi reddeden Refah Partisi'nin ‘hatalarından’ ders  aldıklarını söyledikleri belirtilmektedir. Haberde, ayrıca, en fazla kredi sağladığı Türkiye'yi destekleyen  Washington ve IMF’nin ise sadece dinlediği ve sessizliklerini  koruduğuna dikkat çekilmektedir.
 
            İTALYA BASINI:
La Repubblica gazetesinde (14/08) "Derviş: Batı ve İslam Dünyası Arasında Bir Köprüyüz" başlığı  ve Marco Ansaldo imzasıyla yayımlanan  mülakatta eski Devlet Bakanı Kemal Derviş’in görüşlerine yer verilmektedir. "Türkiye'nin Avrupa'ya, Avrupa'nın da Türkiye'ye  ihtiyacı var. Ankara tarafından geçenlerde onaylanan  -Öcalan'ın idam cezasının kaldırılması ve Kürt dilinde  yayın hakkı dahil- reformlar bu yönde atılan tarihi bir  adımdır. Ancak, Avrupa da Türklere doğru adım atmalı ve  Müslümanlara açılmalıdır. Bu anlaşmanın pek çok yararı  olabilir. Bunlardan ilki, Orta Doğu'da yaşanabilecek  savaşlardan kaçınmak olacaktır" diyen Derviş’in, “Türkiye'nin AB'ye girişi artık  daha mı yakın?” sorusuna, “Biz, uzun zamandır geniş müzakereler yapıyoruz  ve işte aniden reformlar kabul edildi. Kimse bunu beklemiyordu.  Bu, tarihi bir adım oldu. Bu her şeyin çözüldüğü anlamına  gelmiyor, ancak bu sürecin sonunun, AB'ye tam üye olarak  katılmak olması oldukça önemli. Umarım artık Brüksel de ileri  doğru adım atar. Avrupa'nın Türkiye'ye, Türkiye'nin de  Avrupa'ya ihtiyacı var” şeklinde yanıt verdiği belirtilmektedir. Mülakatta, “İlk önce Türkiye, Avrupa'nın büyük  müttefiklerinden biri, ABD'nin öncelikli ortağı ve bir  hayli zamandır Avrupa Konseyi'nin olduğu gibi, NATO'nun da  50 yıldır üyesi olduğunu hemen belirtelim” diyerek, Ankara’nın AB’ye katılmasının zorunluluğunu dile getiren Derviş’in, “Türkiye, AB'ye ne gibi yararlar sağlayabilir? Ancak, AB bünyesinde yerini alacak 60 milyon  Müslüman, Batı için bir tehlike oluşturmaz mı?” sorularını da şöyle yanıtladığı aktarılmaktadır: “Avrupa'nın Müslümanlara açılması gerektiğine  inanıyorum. AB'de güçlü bir şekilde yer alan bir Türkiye,  Orta Doğu'daki tartışmaların azalmasını sağlayabilir.  Ankara'nın, ABD ve Irak arasında üstlendiği rol yersiz  değildir... Avrupa ülkelerinde bu konuya ilişkin büyük bir  tartışma olduğunu biliyorum. Ancak, eğer Avrupa dini  kriterleri değil de, Kopenhag kriterleri mevcut ise, ortak  hedefleri ekonomik gelişme ile insan haklarına saygı ise ve  Ankara bunları başaracaksa, ortada hiçbir zorluk görmüyorum.  Aksi takdirde, AB'ye giriş kriterlerinin yeniden belirlenmesi  gerekir.”
 
            MISIR BASINI:
Nile TV International kanalında (13/08) Yasser Abdel Hakim'in yönettiği Front Line programına konuk olan Türkiye'nin Kahire Büyükelçisi Aykut Çetirge’nin, "Türkiye, AB'ye Üyelik Yolunda Önemli Reformlar Gerçekleştirdi" dediği aktarılmaktadır. Mısır'ın Zagazig Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı  Prof. Dr. Nabil Hilmy'nin de katıldığı programda, Büyükelçi  Çetirge’nin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyelik yolunda  gerçekleştirdiği reformlar, ABD'nin olası Irak saldırısına  karşı Türkiye'nin tutumu, Filistin sorununun çözüme  kavuşturulması konusunda Ankara'nın sarf ettiği çabalar ve  Türkiye-İsrail ilişkileri konusunda bilgi verdiği belirtilmektedir. Büyükelçinin, programda, katılımcı Prof. Dr. Nabil Hilmy ve  programı yöneten Yasser Abdel Hakim'in de sorularını yanıtlayarak, Türkiye'nin AB'ye üye olmak için bütün gücüyle  çalıştığını ve bu konuda reformlar yaptığını söylediği, Müslüman Türkiye'nin katılımıyla AB'nin kültür  yönüyle zenginlik ve çeşitlilik kazanacağını ve Türkiye'nin,  AB'nin tam üyesi olacağını, AB içinde ikinci sınıf üye ülke konumunda olmayacağını vurguladığı aktarılmakta ve şöyle denilmektedir: “Türkiye'nin Irak sorununa barışçıl bir çözüm  bulunmasını istediğini belirten büyükelçi, Türkiye'nin olası saldırı öncesi bütün diyalog yollarının denenmesini  istediğini söyledi. Büyükelçi ayrıca, Kuzey Irak'ta Kürt  devleti kurulması olasılığının bulunmadığını kesin bir dille belirtti. Türkiye'nin Filistin'i ilk tanıyan ülkelerden biri  olduğunu hatırlatan büyükelçi, Türkiye'yi ziyareti sırasında Yaser Arafat'ın devlet başkanı düzeyinde karşılandığını belirterek, Türkiye'nin Filistin-İsrail anlaşmazlığına çözüm bulunması için çeşitli platformlarda çaba sarfettiğine dikkat çekti.”
 
            RUSYA BASINI:
Vremya gazetesinin (14/08) "Türkiye'deki Kriz Zirveye Ulaştı" başlıklı ve Semyon Çarniy  imzalı internetten sağlanan haberinde, Türkiye’de son yaşanan siyasi gelişmelerden söz edilmekte, kabul edilen reform paketiyle krizden çıkılmaya çalışıldığı ifade edilmektedir. İdam cezasına ilişkin tartışmalardan  sonra, Parlamentoda idam cezasının kaldırılmasının Kürt sorunu ile yani idam cezasına  çarptırılan Öcalan ile ilgisine işaret edilen haberde, Kürtçe yayın ve eğitim hakkını  yasaklayan mevzuat ve Kürt halkının yaşadığı iki Güneydoğu  ilinde olağanüstü hal durumunun kaldırılmasının da önemi vurgulanmaktadır.            Böylece Ankara’nın, AB'ye aday ülkeler listesine gireceğini  ve dolayısıyla, icab eden yardımları ve ticari imtiyazları  elde edeceğini umduğu ileri sürülen haberde, Başbakan Ecevit’in adımının, milliyetçi ve İslamcı partilerin seçimlerden zaferle  çıkacakları tahminine karşılık, seçimlerdeki barajı aşması  için son şans olarak değerlendirilebileceği kaydedilmektedir. Avrupalı diplomatların, Ankara'nın uyum çabalarını olumlu  bir şekilde değerlendirdikleri, ancak, yapılanların uygulanmasının gerektiğini de düşündüklerine dikkat çekilen haberde, buna ilave olarak Türkiye'nin, Kıbrıs ve Yunanistan'la  olan ilişkisini düzenlemesi gerektiği de dile getirilmektedir.
 
            ÜRDÜN BASINI:
El Düstur gazetesinin (14/08) "Türkiye Üyelik Hayaline Yaklaştı mı?" başlıklı ve Yakup Cabir imzalı internetten sağlanan haberinde, Türkiye’nin, Türk parlamentosunun AB'nin istediği reform  paketini onaylamasından sonra, AB üyeliğine yaklaşmış gibi göründüğü, ancak gerçekte üyelik yolunun hala güçlüklerle dolu ve önünde bir dizi engel olduğu ifade edilmektedir. Bu  engellerden bir kısmının, Türkiye'nin iç durumuyla, bir kısmının da  AB içindeki bazı çevrelerin Türkiye gibi farklı bir kültüre  sahip bir ülkenin sadece Avrupalıların alındığı bir kulübe  alınmasının doğru olup olmayacağı konusunda ortaya attıkları  kuşkularla ilgili olduğu ifade edilen haberde, ayrıca, Türkiye'de yaşanan siyasi gelişmelerin de olumsuz etkisinden söz edilmektedir. Öte yandan AB içindeki çoğunluğun, Türkiye gibi 70  milyon nüfuslu Müslüman bir ülkeyi Avrupa kulübüne almanın  doğru olup olmayacağı konusunda büyük kuşkular taşıdığına işaret edilen haberde, şu ifadelere de yer verilmektedir: “Bu kuşkuları ortaya atanlar,  Türkiye'nin AB Üyeliğinin, Avrupa sınırlarının Türkiye'den  gelecek iş gücüne açılması ve Avrupa ülkelerine doğru Türk  göçüne yönelik bütün engellerin kaldırılması anlamına geldiğine  dikkat çekiyorlar. Böyle bir göçü, üyelik gerçekleştikten  sonra bile olsa ne devletler, ne de halklar ister. Bu kuşkuları taşıyanlar, Türkiye'nin AB üyeliğini  olabildiğince geciktirmek için ellerinden geleni yapmaya  çalışacaklardır. Bu süre içerisinde de, uzun yıllardan  beri Avrupa ülkelerinde yaşayan Türk göçmenlerin karşı  karşıya bulunduğu ırkçılık karşısında Türklerin şevki  kırılabilir. Türk parlamentosunun reformları kabul etmesinden sonra  AB, bu adımı memnuniyetle karşıladığını açıklamakta sakınca  görmedi. AB'ye göre bu adım, Türk liderlerin çoğunun  AB değerleri ve ölçütlerini benimsemek istediğini gösteriyor.  Ancak Avrupalıların da dediği gibi, bu adımın genel  olarak değerlendirilmesinin yapılabilmesi için ayrıntılı  gözden geçirilmesi gerekir. AB Komisyonu yaptığı açıklamada,  herkesin önümüzdeki aylarda dikkatle izleyeceği durumun,  uygulamanın nasıl olacağı olduğunu vurguladı. Dolayısıyla  reformlar, sonunu ancak Avrupalıların  belirleyebileceği  uzun bir yolun başlangıcından başka  bir şey değildir.”
 
           
Merkezi New York'ta olan  Central Eurasia Project of Open Society İnstitute'in  Eurosianet isimli internet sayfasında 14 Ağustos 2002  tarihinde "Türkiye Reform Dalgası İle Gözlerini Avrupa Birliği'ne Dikti" başlığı ve Mevlüt Katık imzasıyla yer alan yazıda, Türkiye'de, Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal  Derviş'in istifası dahil olmak üzere, siyasi ve ekonomik  “kargaşa” sürerken parlamentoda sivil özgürlükleri  genişletebilecek ve Avrupa Birliği ile entegrasyonu  hızlandırabilecek bir dizi reformun kabul edildiği, Türkiye'deki  bazı yorumcuların söz konusu yasama hareketini Osmanlı  İmparatorluğu'nun kuruluşundan beri Türkiye'de  gerçekleştirilen üç büyük reformist hareketten beri olarak  nitelendirdiği ifade edilmektedir. Avrupa Birliği’nin Ankara'nın birliğe üye kabul edilme  olasılığını değerlendirmeye almadan önce, Türkiye'nin  hukuki yapısında çeşitli değişikliklere gidilmesi konusunda  ısrarlı olduğu belirtilen yazıda, arasında Kürtlere daha fazla  haklar verilmesi ve idam cezasının kaldırılmasının da  yer aldığı AB uyum yasaları olarak bilinen reform paketinin kabul edilmesinin önemi vurgulanmaktadır.  Türk politikacıların, Avrupa liderlerinin aralık ayında yapılacak Kopenhag zirvesinde Türkiye'nin resmen üyelik müzakerelerine başlayabileceği açıklamalarını beklediklerine işaret edilen haberde,  yasaların içeriğinden söz edilmektedir. Şu ana kadar, reformlara yönelik olarak Avrupa  başkentlerinden kısıtlı tepki geldiği vurgulanan yazıda, Brüksel'deki AB  yetkililerinin parlamentonun hamlesini memnuniyetle karşılarken Türkiye'nin birliğe üyelik isteğinin gerçekleşmesinin daha çok bu yasaların nasıl uygulanacağına bağlı olduğunu belirttikleri kaydedilmektedir. Yazıda, ayrıca, reform paketinin onaylanmasına rağmen, Türkiye'nin  Avrupa Birliği'ne girme umutlarının hükümete ilişkin soru  işaretleri nedeniyle gölgelendiği, seçim sonuçları konusunda da bir belirsizliğin hakim olduğu da ifade edilmektedir.

   

ESKİ SAYILAR