|
19/08/2002
ANKARA, 19/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 16,17,18 Ağustos 2002 tarihlerinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir: ABD BASINI: Amerika'nın sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (16/08) "Soner Çağatay'ın Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü Tarafından Dağıtılan Raporu... Türkiye'nin Birlik Üyeliği Amerika'ya Brüksel'de Güçlü Bir Müttefik Sağlayacak" başlığı altında yer alan bir haberde, Amerika'nın, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesinin hem Türkiye, hem Avrupa ülkeleri hem de Amerika için büyük yarar sağlayacağının bildirildiği kaydedilmektedir. Yakında Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü Türkiye programını yönetecek olan Soner Çağatay’ın, Türkiye'nin AB ile müzakere sürecine başlamayan tek ülke olduğunu, Türkiye'nin birlik üyeliğinin Amerika'ya Brüksel'de güçlü bir müttefik sağlayacağını ve laik, demokratik ve serbest pazar ekonomisine yönelen, çoğunluğu Müslüman bir ülke olan Türkiye'ye, özellikle 11 Eylül olayları sonrasında AB'den daha fazla ihtiyaç duyulduğunu belirttiği ifade edilen haberde, Soner Çağatay'ın Washington Yakındoğu Politikaları Enstitüsü tarafından dağıtılan raporunda, Türkiye'nin AB üyeliğinin; alt yapıyı güçlendireceği, refah düzeyini artıracağı, ülkenin uluslararası mali fonlardan borçlanmasını azaltacağı, siyasi sistemi ve kurumları güçlendireceği ve yatırım imkanlarını artıracağı, buna bağlı olarak da ekonomik nedenlerle Avrupa'ya göç edenlerin sayısını azaltacağını kaydettiği vurgulanmaktadır.
ALMANYA BASINI: Frankfurter Rundschau gazetesinin (16/08) "Tanklar Artık Yürümeyecek" başlığı altında ve Gerd Höhler imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Hilmi Özkök’ün, 30 Ağustos'ta yeni Genelkurmay Başkanı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komutasını devralması ve Ordunun ülke içindeki konumu konu edilmektedir. Türkiye'de Genelkurmay Başkanı’nın, yeni bir cumhurbaşkanının seçimi kadar kamuoyunun ilgisini çektiği ve Özkök’ün, yakında siyasi gelişmenin kilit adamı haline gelebileceği iddia edilen yazıda, 3 Kasım'da yapılacak parlamento seçimlerine yer verilerek, eğer kamuoyu yoklamaları haklı çıkarsa, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçimlerin galibi olacağı ve hatta salt çoğunluğu kazanacağı ve bunun, kendilerini ülkenin Batı'ya yöneliminin ve Batılı anayasal düzenin bekçisi olarak gören generalleri işin içine çekebileceği ileri sürülmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye şimdi demokratik reformlarla AB'ye giden yolu açmaya çalışıyor. İdam cezası ve medyada Kürtçe yasağı kaldırıldı. Fakat bir şeye dokunulmadı: Ordunun gücüne. Önde gelen subaylar, olağanmış gibi akla gelebilecek her siyasi konuda kamuoyu önünde açıklama yapıyorlar... Hilmi Özkök, Kara Kuvvetleri Komutanı olarak son yıllarda kamuoyu önünde defalarca köktendinciliğin tehlikeleri konusunda uyarılarda bulundu. 'Reforma açık' olarak nitelenen Özkök, bir darbenin artık bugünkü şartlara uymayacağını bilecek kadar da Brüksel'deki NATO Ana Karargahı'nda ülkesinin temsilcisi olarak çalıştı. Böyle bir darbe, Türkiye-AB ilişkilerine büyük zarar verecektir. Yani generaller daha dikkatli yollara başvurmak zorunda kalacaklar."
AVUSTURYA BASINI: Wiener Zeitung gazetesinin (16/08) "Türkiye: AB Üyelik Müzakereleri İçin Lobicilik... Ecevit: 'Hayali Bozmayın'" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye’nin, son reform kararlarının ardından, AB'nin üyelik müzakerelerine başlaması için elinden geleni yaptığı vurgulanmaktadır. Başbakan Bülent Ecevit’in, AB'deki 15 meslektaşına ve Komisyon Başkanı Romano Prodi'ye mektuplar göndererek, "Türkiye'nin AB üyesi olma hayalini", üyelik müzakerelerine hayır diyerek, bozmamaları çağrısında bulunduğu belirtilen haberde, Ecevit’in, aralık ayında Kopenhag'ta yapılacak olan AB zirvesinde Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararı alınmasını istediği ifade edilmektedir. Haberde, Türk Parlamentosu’nun, AB'nin ısrarı üzerine, aralarında idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe radyo programlarına ve Kürtçe eğitime izin verilmesi de bulunan bir dizi reform yaptığı hatırlatılmaktadır.
BELÇİKA BASINI: Le Soir gazetesinin (16/08) "Kıbrıs'ta Sağırlar Diyaloğu" başlığı altında ve Eric Biegala imzasıyla yayımlanan bir haberde, Kıbrıs sorunu, AB’ye üyelik ve adanın bölünmüşlüğü konu edilmektedir. Türklerin, 1997 yılından beri KKTC'nin tanınması istediği ve adanın kuzey bölümünün Türkiye tarafından ilhak edilebileceği tehdidinde bulunduğu, ancak Lefkoşa ve Ankara'nın AB üyeliğine adaylıklarının verileri değiştirdiği belirtilen haberde, Kıbrıs’ın, yani uluslararası toplum tarafından tanınan Rum kesiminin, üyeliğe adaylar arasında başı çektiği, bir sorun ithal etmek istemeyen Avrupa’nın ise, iki tarafın hemen bir çözüm bulmasını istediği ve Ankara'nın kötü niyetlerinin kendi adaylığı ile sınırlandığı ve Kıbrıslı Rumlar ve Türklerin, yılın başında görüşmeleri hızlandırarak haziran sonuna kadar bir anlaşmaya varmayı planladığı kaydedilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: Financial Times gazetesinin internet sayfasında (17/08) "Katılım Müzakereleri İçin AB'den Tarih Belirlemesi İsteniyor" başlığı altında ve Leyla Boulton imzasıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in, Avrupa Birliği'ni, bir süre önce geniş kapsamlı insan hakları reformlarının kabul edilmesine karşılık bir jest olarak Ankara'ya, katılım müzakerelerine başlanacağı bir tarih vermeye çağırdığı belirtilmektedir. Gürel’in, Kıbrıs Türk toplumuyla yeniden birleşme müzakereleri başarısızlıkla sonuçlandığı takdirde, AB'nin, Kıbrıslı Rumları kabul etme yönünde yapacağı herhangi bir hareketin Türkiye'nin AB'yle ilişkilerini "zehirleyeceği" uyarısında bulunduğu ifade edilen haberde, Kıbrıs'ın bölünmesini daimi kılmasının dışında, ilişkilerin aynı zamanda, AB'nin "Türkiye'ye yaklaşımında samimi olmadığına" inanan Türklerin sayısının "çoğunluğa" ulaşmasıyla da zehirleneceği kaydedilmektedir. Gürel’in, Parlamento’da bu ay kabul edilen geniş çaplı reformlara atıfta bulunarak, "Kıbrıs'ta ne olursa olsun, biz şimdi, Avrupa'nın Türkiye'ye üyelik müzakerelerine başlamak için kesin bir tarih vererek bizim attığımız adımlara karşılık verip vermeyeceğini görmek için bekliyoruz" şeklindeki sözleri aktarılan haberde, Gürel’in, AB'nin daha fazla "yanlış adım" atmaktan vazgeçmesi gerektiğini ve bir çözüm bulunsun ya da bulunmasın aralık ayında AB'ye gireceklerine dair teminat vererek, Kıbrıslı Rumların bir anlaşmaya varılması konusunda heveslerini kırdıktan sonra bölünmüş Kıbrıs'ı kabul etmemesi gerektiğini söylediği belirtilmektedir.
İTALYA BASINI: La Stampa gazetesinin (16/08) "Türk Aynasındaki Avrupa Kimliği... Osmanlı İmparatorluğu'nun Varisleri AB'yi İslam ile Doğrudan Bir Yüzleşmenin İçine Sokuyor" başlığı altında ve Khaled Fouad Allam imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk Parlamentosu'nun, aralarında idam cezasının kaldırılması ve etnik azınlığa haklar verilmesi de dahil olmak üzere, yasalarını Avrupa ile uyumlu hale getirme kararının, Avrupa kamuoyunda birbirine tamamiyle zıt tepkilere yol açtığı ve bir kesimin kararı büyük ölçüde cesaret verici olarak nitelerken, İslam'ı bir tehlike olarak gören kesimin ise bu yasaların hayata geçirilmesine şüpheyle yaklaştığı kaydedilmektedir. Kurumsal değerlendirmelerin ötesinde Türkiye’nin, bugün iki nedenle Avrupa için temel bir sorun oluşturduğu; olayın bir de 11 Eylül trajedisinin ardından oluşan tehlikeli jeopolitik çerçevedeki tarihsel boyutunun olduğu belirtilen yorumda, Türklerin Avrupa'ya girmesinin, esasen daha şimdiden bünyesinde 22 milyon Müslümanı barındıran Avrupa'ya, aynı zamanda İslami boyutu olan bir kimlik sorununu da beraberinde getireceği ileri sürülmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin Avrupa'ya girişi konusunda er veya geç alınması gerekli bir karar, bugün Avrupalıları dramatik bir sorun ile karşı karşıya bırakıyor: 11 Eylül sonrasında İslam ve Batı arasındaki kırıklar çoğalırken, soğuk savaş sonrasında, dünyadaki tek gücün ABD olduğu gerçeği iyice anlaşılıyor. İşte bu durum Avrupa'yı, ya -büyük ölçüde Roma İmparatorluğu'na benzeyen- Amerikan imparatorluğunun yanında, ya da Afrika ve Akdeniz'de yer almaya zorluyor. Türkiye'yi Avrupa'ya kabul etmek, ABD'nin karşısına başka bir imparatorluk çıkarmak anlamına gelecektir. Tanınmış analist Percy Kemp, bu mevcut durumu yüzyıllar önce Bizans ve Roma arasında, yani Doğu İmparatorluğu ile Batı İmparatorluğu arasında yaşanan duruma benzetiyor. İşte bu noktada, Türkiye'nin durumu da Avrupa'ya hangi kimliği vereceği sorusunu ortaya çıkarıyor."
RUSYA BASINI: Novosti (RIAN) Haber Ajansı'nın internet sayfasında (17/08) "Uluslararası Gazeteciler Federasyonu: Türk Medyası özgür değil" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, Brüksel'de Uluslararası Gazeteciler Federasyonu'nun hazırlayıp yayımladığı, "Türkiye'de Gazetecilik ve İnsan Hakları" başlıklı raporda, demokratik toplum olma yönünde yol alan Türkiye'nin, insan hakları ile basın özürlüğünü sağlamak ve medyanın ağır topları (medya patronları) karşısında basın mensuplarını güçlendirmek gibi iki önemli sorunla karşı karşıya kaldığının belirtildiği kaydedilmektedir. Türkiye'nin AB'ye olası girişinin, Avrupa'da büyük bir tepkiyle karşılandığı ileri sürülen yazıda, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların buna neden olarak, söz konusu ülkenin mevcut siyasi sisteminde insan haklarının ve basın özgürlüğünün olgunlaşmamış olmasını gösterdikleri belirtilmektedir.
ÖZBEKİSTAN BASINI: Mülkdar gazetesinin (16/08) "Avrupa'ya Uyum Sağlama..." başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türkiye Parlamentosu tarafından kabul edilen idam cezasının kaldırılması, ana dilde eğitim ve Kürtçe yayına izin verilmesini öngören yasaların, ülkede büyük protestolara neden olduğu, diğer taraftan Türkiye'de yapılan reformların ülke dışında büyük memnuniyetle karşılandığı kaydedilmektedir. Avrupa Birliği yetkilileri tarafından yapılan yorumlarda, Türk Hükümeti’nin bu çabasının, ülkenin AB'ye üyeliği doğrultusunda önemli bir adım olduğunun belirtildiği ifade edilen haberde, insan hakları teşkilatları ise idam cezasının kaldırılması yönünde dünya genelindeki eğilimlerden memnuniyet duyduğu belirtilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI: Ta Nea gazetesinin (17/08) "Almanya ve Türkiye'de Yapılacak Seçimler" başlığı altında ve Stefanos Canakis imzasıyla yayımlanan bir yorumda, sonbaharda Almanya ve Türkiye'de yapılacak genel seçimlerin sonuçları Yunan ulusal çıkarlarını etkileyeceğinden, söz konusu seçimlerin Yunan Hükümeti’ni kaygılandırdığı, Yunan Hükümeti’nin kaygı duymasının başka bir nedeninin de, Almanya ve Türkiye'de yapılacak seçimlerin, Yunanistan'ın AB dönem Başkanlığı’nda uygulayacağı politikayı da büyük ölçüde etkileyecek olması olarak değerlendirilmektedir. Yorumda, Almanya ve Türkiye'de yapılacak seçimlerin sonuçları için yapılan tahminler gerçek çıkması durumunda, Yunanistan’ın zor bir dönemde AB dönem Başkanlığı’nı yürüteceği, çünkü bir sosyalist hükümetin, tutucu bir Avrupa'ya başkanlık etmesinin kolay olmayacağı belirtilmektedir.
Elefteros Tipos gazetesinin (17/08) "Simitis ve Papandreu Gelecek Hafta Görüşecek" başlığı altında ve Angeliki Spanu imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu’nun gelecek cuma günü Başbakan Simitis ile görüşeceği, söz konusu görüşmede, Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı başta olmak üzere, Türkiye'de yenilikçiler kanadında yaşanan "Waterloo"nun Türk-Yunan ilişkileri üzerindeki etkisi ve Kıbrıs meselesinin gündeme geleceği belirtilmektedir. Yunan Hükümeti’nin, ABD'nin Irak'a saldırısının Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı dönemine denk düşmesini hiç istemediği konusuna da ye r verilen yorumda, Kıbrıs'ın AB üyeliği konusunun da hükümette kaygı yarattığı, çünkü Almanya'da sonbaharda yapılacak olan genel seçimleri Hıristiyan Demokratların kazanması halinde, Kıbrıs'ın AB üyeliği konusunda sorunların yaşanması ihtimalinin olduğu ve Hıristiyan Demokratların, hem Türkiye'nin AB üyeliğine hem de AB'nin genişleme sürecine soğuk baktığı kaydedilmektedir. Yunan Hükümeti’nin, aralık ayında yapılacak AB zirvesinde Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşmesini ve olası Türk tepkilerini yatıştırmak için de Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı sırasında AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri başlama tarihinin belirlenmesini planladığı, ancak Almanya'da yapılacak seçimlerin Hıristiyan Demokratların kazanması halinde, Yunan Hükümeti’nin bu stratejisinin çıkmaza gireceği vurgulanmaktadır.
Ta Nea gazetesinin (16/08) "Yürkiye, Avrupalılaşma Krizi İçinde" başlığı altında ve Avrupa Etüdleri Merkezi Başkanı P. İoakimidis imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "Türkiye, yakın tarihinin en önemli sürecini yaşıyor. Öyle görünüyor ki 'Helsinki baskısı' kriz yaratmasına rağmen meyvelerini vermeye başladı. 1999 yılının aralık ayında yapılan AB zirvesi sırasında Türkiye, AB kriterlerini yerine getirme yükümlülüğünü üstlenerek, AB'ye aday ülke ilan edilmişti. Türkiye şimdi söz konusu kriterleri yerine getirme krizini yaşıyor. Yani başka bir deyişle AB trenini yakalamaya çalışıyor. Türkiye, AB üyesi olmak için her şeyden önce siyasi, ekonomik ve sosyal sistemini AB ilkeleri doğrultusunda değiştirmelidir. Bunun gerçekleşmesi demek, Türkiye'nin köklü reformlar uygulaması demektir. Türkiye geçenlerde idam kararının iptal edilmesi ve azınlık haklarının tanınması gibi önemli alanlarda adımlar atmıştır. Ancak, bunlar atılan ilk adımlardır. Daha önemli adımların atılması için Türk siyasi güç dengelerinin değişmesi gerekir. Türkiye işte günümüzde bu aşamada bulunuyor."
ESKİ SAYILAR |