21/08/2002                       

 

 

            ANKARA, 21/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  20 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

AVUSTURYA BASINI:

Wiener Zeitung'da (20/08)  "Türkiye, AB ile Üyelik Müzakereleri Konusunda Israr Ediyor" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Türk Hükümeti’nin, AB'nin bu yıl içinde üyelik müzakereleri için bir başlangıç tarihi tespit etmesi konusunda ısrar etmeyi sürdürdüğü belirtilmektedir. Haberde, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz’ın, Türkiye'nin, AB'nin aralık ayında Kopenhag'da yapılacak zirvesinde bir tarih saptamasını beklediğini belirterek, Ankara'nın talebini yinelediği kaydedilmektedir.

 

Profil dergisinin (20/08) "Truva Atı" başlığı altında ve Sibylle Hamann imzasıyla yayımladığı bir yazıda şöyle denilmektedir: "AB, Türkiye'ye üyelik vaadetti. Belki de AB'nin tam olarak kastettiği bu değildi ama şimdi bu işin içinden nasıl çıkacak? Bu düşünmeden söylenmiş, gerçek dışı bir ifadeydi. Sebebi de kötü niyet değil, daha çok coşkuydu. Brüksel, tabii ki 'Türkiye Avrupa'nın bir parçasıdır' dedi. Tabii ki Türkler de bir gün gelip bizimle beraber aynı masada yer alacak memnuniyetle... Brüksel, insan hakları ve Kürt sorunu, idam cezası ve düşünce özgürlüğü konuları halledilir, İslamcılar frenlenir, generaller uygarlaştırılır ve ekonomik veriler uygun olursa; yani gün gelir de Ağrı Dağı'nın zirvesinde palmiyeler yetişir ve balık kavağa çıkarsa, işte o zaman o gün gelmiş olacaktır diye düşünmüştü... Brüksel'in resmi cevap belgesinde kullandığı tutuk lisan çok şey ifade ediyor: 'Gelişmelerin durumuna göre, aralıkta yapılacak olan Kopenhag Zirvesi'nde, Türkiye'nin başvurusunun bundan sonraki safhasına ilişkin yeni kararlar alınabilir.' Yani, kapıda beklediğini biliyoruz ama biz evde değiliz. Bir dahaki sefere görüşmek üzere. Peki neden böyle oldu? Brüksel'de yavaşça fısıldandığı gibi, 'bir yanlış anlaşılma', 'temelden bir yapım hatası', 'bir ikilem', 'bir felaket' mi olan? Bu konudaki çatışmalar oldukça şiddetli ve tüm ülke ve parti sınırlarını aşıp birbirine zıt ittifaklar doğuruyor. Bazı sorular sormanın tam zamanı. Kimin Türklere ihtiyacı var? Açık bir cevap: Öncelikle ABD'nin. Birincisi laik Türkiye, siyasi İslamcılığa karşı bir baston işlevi görüyor; ikincisi NATO ortağı olarak, stratejik açıdan altın değerinde... Türkiye, ABD'nin sadık adamı rolünü hep severek oynamıyor ama Amerika, geçenlerde Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz'in de yaptığı gibi, karşılığında ona AB üyeliğini vaadetti. ABD'nin Brüksel yönündeki zorlamaları giderek yoğunlaşmaya başladı. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye Raportörü Hannes Swoboda, 'ABD şahinlerinden aldığımız sürekli uyarılar tehlikeli oluyor' diyor ve 'Bize bir Truva Atı vermek istiyorlar' diye tahmin yürütüyor... Türkiye nasıl bir önem taşıyor? Yeşillerin AB Parlamenteri Johannes Voggenhuber'in stratejik analizi ile Avrupa'da aynı zihniyeti paylaşan diğer kişilerden daha farklı bir zeminde hareket etmesi aslında şaşırtıcı. İlerici cephe, yani Yeşiller, liberaller ve sosyal demokratların bir kesimi bu konuda çok farklı şeyler düşünüyor. Türkiye'ye yakınlaşarak, AB'nin Hristiyanların bir bastonu olmadığını, aksine özellikle de Müslümanlardan korkmayan, bir çeşitlilik yuvası olduğunu ispatlamak istiyorlar... Türkiye'nin Birliğe katılmasını en çok isteyenlerin Avrupa'nın daha sıkı bağlarla birleşmesini engellemek isteyenler oluşu bir tesadüf değil; öncelikle İngiltere, İskandinav ülkeleri ve milliyetçiliği yeniden canlandırmak isteyen bütün muhafazakarlar. Buna karşın AB kurultayında iç reformlar, özellikle de yeni Avrupa Anayasasını çıkarmaya çalışan güçler, yeni üyelerin yükü altında ezilip zorlanıyorlar.  Peki şimdi ne olacak? Türk sorunu garip bir dinamizmi harekete geçirdi. AB, öncelikle Türkiye'deki Batı yanlısı elit tabakayı cesaretlendirmek istemişti. Ancak şimdi Brüksel'de, bu elit tabakanın attığı cesur adımın başarısızlıkla sonuçlanmasını, İslamcıların ya da generallerin baskın çıkmasını ve Ankara'daki uygarlığın daha o kadar olgunlaşmadığının ispatlanmasını gizliden gizliye isteyenlerin sayısı muhtemelen oldukça kabarık. Böyle bir gelişme Türkiye için feci olurdu, Brüksel ise böylece itibarını kurtarmış olurdu..."

 

AZERBAYCAN BASINI:

Yeni Azerbaycan gazetesinde (20/08)  "Türkiye Devlet Bakanı, AB'nin Türkiye'ye, Ermenistan'la Sınırlarını Açıması Şartını Koştuğunu Yalanladı" başlığı altında yayımlanan bir haberde, Bakü’de bulunan Türkiye Devlet Bakanı Reşat Doğru’nun, AB'nin, Türkiye’nin Birliğe kabul edilmesi için Türkiye-Ermenistan sınırının açılması ile ilgili bir şartının bulunduğu yönündeki haberleri tekzip ettiği belirtilmekte ve "Türkiye ve Azerbaycan arasındaki kardeşçe ilişkilere hiçbir şey zarar veremez. Türkiye’nin bu konudaki tutumu değişmeyecektir. Ermenistan işgal altında tutuğu Azerbaycan topraklarından çıkıncaya kadar Türkiye ile Ermenistan arasında herhangi bir ilişki kurulmayacaktır" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Haberde,  Devlet Bakanı Doğru’nun, Türkiye’nin AB’ye tam üyelik şartları arasında böyle bir maddenin bulunmadığını ifade ettiği aktarılmaktadır.

 

İNGİLTERE BASINI:

Reuter’in (20/08) "AB, Türkiye ile Üyelik Müzakereleri İçin Henüz Bir Tarih Belirlemeyi Reddetti" başlığı altında yayımlanan bir haberinde, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı yürüten Danimarka’nın, Türkiye ile üyelik müzakereleri için bir başlangıç tarihi açıklamayı reddettiği, ancak yeni insan hakları reformlarını övdüğü belirtilmektedir. Danimarka Başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in, 15 üyeli bloğun, Türkiye'nin üyelik müzakerelerine başlamak için siyasi gereklilikleri yerine getirip getirmediği konusundaki Avrupa Komisyonu raporuna ilişkin son değerlendirmesini 16 Ekim'e kadar yapacağını belirttiği ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile yaptığı görüşmenin ardından, "Türk Hükümeti’nce kaydedilen ilerlemenin açıkça farkındayım ve bu ileriye yönelik çok önemli bir adımdır" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır. Türk Parlamentosu’nun, AB'nin insan hakları konusundaki kriterlerini yerine getirmek amacıyla, barış zamanında idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe yayın ve eğitime getirilen sınırlandırmaların kaldırılmasını da kapsayan bir dizi reformu onayladığı hatırlatılan haberde, Rasmussen’in, Türkiye'nin Kopenhag Kriterleri olarak bilinen siyasi gereklilikleri yerine getirmesi halinde ve ancak bunları yerine getirdiği zaman üyelik müzakerelerine başlayabileceğini vurguladığı ve "Kriterleri yerine getirmek sadece bir yasama meselesi değil ayrıca pratikte uygulama meselesidir ve bu yüzden son değerlendirmemiz komisyon tarafından yapılan daha ayrıntılı bir çalışmaya bağlıdır" dediği ifade edilmektedir.

 

YUNANİSTAN BASINI:

Ethnos gazetesinin (20/08)  "Ulusal Konular Kıbrıs Temelinde Değerlendirilecek" başlığı altında ve Nikos Meletis imzasıyla yayımladığı bir yorumda, Türk-Yunan ilişkileri, Kıbrıs konusunda kaydedilen son gelişmeler, Kıbrıs'ın AB üyeliği ve Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı gibi konuların gündeme geleceği Başbakan Simitis ile Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu görüşmesi konu edilmektedir. Türkiye'deki siyasi istikrarsızlığın, Kıbrıs'ın AB üyeliği gibi önemli bir konuyla aynı zamana denk geldiği için, Atina’nın bu konuda endişeli olduğu vurgulanan yorumda, AB üyesi birçok ülkenin, Türkiye'de 3 Kasım tarihinde yapılacak erken genel seçimlerde Tayyip Erdoğan'ın başını çektiği İslamcı partinin zafer elde etmesi halinde ordunun tepki göstereceğine kesin gözüyle baktıklarından, Yunanistan'ın önerisinin aksine, AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarih belirlenmesine AB'nin "yeşil ışık" yakmasının zor olacağı ileri sürülmektedir. Yunan tarafının, önerisinin AB üyesi ülkeler tarafından kabul görmesi amacıyla, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin 2003 yılının aralık ayında ve bu arada meydana gelebilecek tüm yeni koşulların dikkate alınması şartıyla belirlenmesi gibi, alternatif bir öneri getirmeyi planladığı, bu sefer de Türk tarafının bu öneriyi benimsemesinin zor göründüğü belirtilen yorumda,  Türk-Yunan ilişkileri konusunda yapılacak olan görüşmede, iki ülkenin Dışişleri Bakanlıkları arasında yapılan istikşafi temasların da gündeme geleceği ifade edilmektedir.

             

ESKİ SAYILAR