23/08/2002                       

 

 

            ANKARA, 23/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  22 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

ALMANYA BASINI:

Stuttgarter Zeitung'un internet sayfasında (22/08) "Tarihsel Reformlar mı, Yoksa Sonuca Ulaşmayan Tavizler mi?"  başlığı altında ve Thomas Gack imzasıyla yer alan bir yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye, Batı'ya yöneldiğini kanıtlamak zorunda. Cezaevlerinde halen işkence devam ediyor. Ankara, reform programıyla AB'ye bir adım daha yaklaştı, ancak Avrupalılar Türkiye'den sadece yasal reformlar talep etmiyorlar, aynı zamanda bunların kararlı bir şekilde siyasi olarak da uygulanmasını istiyorlar. Türkiye'nin eski ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş, 'bu reformlar tarihi bir adımdır' sözleriyle hükümetini övmüştü. Derviş, istifası sonrasında da ülkedeki reformların umudu durumunda. Brüksel'deki diplomatlar, büyük tartışmalarla kabul edilen reform programının akıllıca bir hamle olduğunu kabul ediyorlar. AB adayı Türkiye'yle olan belirsiz ilişkide şimdi Avrupalılar yeniden bir hamle yapmak zorundalar... Avrupa Parlamentosu ve AB Komisyonu uzmanlarına göre Türkiye, AB üyelik kriterlerini henüz tam yerine getirmiş değil. Ekonomik gelişmenin yanı sıra demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları konularında Türkiye'nin uygulamada Avrupa standarlarında olmadığı belirtiliyor. Ankara'da son olarak kabul edilen reform paketinin bu yargıyı değiştirip değiştiremeyeceği, Türk siyasetçilerin inandırmaya çalıştıkları kadar kesin değil... Tabii ki Ankara'da kabul edilen yasaların bazıları AB'nin taleplerini karşılamakta. Türkiye'deki ilişkiler göz önüne alındığında, bu bir ilerleme sayılabilir, ancak Avrupa hukukuna göre olağan olan diğer bir yasa da çok gecikmeli olarak kabul edildi. Buna göre, Türkiye'deki mahkemeler AİHM'nin talimatlarına uymak ve bu mahkeme tarafından eleştirilen davaları yeniden temyiz sürecine almak durumunda. Şüphesiz doğru istikamette atılan başka yeni adımlar da var; örneğin insan ticaretinin Türk Ceza Kanunu'nun kapsamına alınması ve din özgürlüğüne yönelik yeni yaklaşımlar getirilmesi... Yeni Türk yasaları, AB'de düşünce özgürlüğü alanındaki asgari ölçütlere yaklaşmaktadır, ancak Brüksel'deki bir AB diplomatı, 'bunların Avrupa'daki demokrasi ve insan hakları kriterleri için yeterli olduğunu söyleyemeyiz' diyerek, bu yasalara şüpheyle yaklaşmakta."

 

Der Tagesspiegel gazetesinde (22/08)  "AB, Türkiye'ye Bir Tarih Verecek" başlığı altında ve Ulrike Scheffer imzasıyla yayımlanan ve Yeni Türkiye Partisi Genel Başkanı İsmail Cem ile yapılan bir söyleşiye yer verilmektedir. Söyleşide, "Başbakan Schröder, sizi kısa vadede Berlin'e davet ederek, seçimlerde desteklediğini gösterdi. Bu davranışıyla vatandaşlarınıza, sizi kasım ayında yapılacak seçimlerde ciddiye alınması gereken bir aday olarak gördüğü sinyalini verdi. Siz de buna karşılık, Türk kökenli Alman seçmenlere Almanya'da yapılacak genel seçimlerde Schröder için oy kullanmalarını tavsiye edecek misiniz?" şeklindeki bir soruya, Cem’in, "Bu tür tavsiyelerde bulunmak bana düşmez. Ben sadece Başbakan Schröder'in her zaman Türkiye'nin menfaatlerinden yana girişimde bulunduğunu söyleyebilirim. Başbakan Schröder bizim için, AB içinde lehimize konuşan en önemli sözcümüz konumunda olup, bizim AB'ye üye olma arzumuzu da desteklemektedir" cevabını verdiği belirtilmektedir. Söyleşide, Cem’in, "Türk-Alman ilişkilerinin Edmund Stoiber'in Başbakan olması durumunda kötüleşebileceğinden endişe ediyor musunuz?" şeklindeki bir başka soruyu ise, "Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkiler o derece yakındır ki, siyasi bir değişiklik, ülkelerimiz arasındaki ilişkileri büyük ölçüde etkilemez. Sonuçta Türkiye, ekonomik açıdan da Almanya için önemli bir partner. Her yıl sadece üç milyon Alman ülkemizde tatil yapıyor. Alman ekonomisi özellikle bu yüzden AB'ye üye olmamıza büyük ilgi duyuyor" diye cevapladığı, "Seçimlerden hemen sonra ülkenizde tüm dikkatler Kopenhag'da yapılacak zirveye yönelecek. Bu zirveden beklentileriniz nelerdir?" sorusunu ise, "AB devletleri bize sürekli adil davrandılar. Bunun Kopenhag'da da böyle olmasını bekliyorum. Bu yüzden orada bize katılım müzakerelerinin başlaması için somut bir tarih verileceğini hesaba katıyorum. Sadece AB'nin bize somut bir tarih vermesi durumunda -ve yeni bir hükümetimiz olduğu taktirde- aldığımız reform kararlarını hızla uygulamaya koyabiliriz. Benim partim reformların hızla hayata geçirilmesi için çaba harcayacaktır" şeklinde cevapladığı kaydedilmektedir.

 

AVUSTURYA BASINI:

Die Presse gazetesinde (22/08) "Türkler Geliyor" başlığı altında ve Christian Ultsch imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye’nin kendisiyle uzun uzun mücadele ettikten sonra, nihayet AB'nin üyelik şartlarını yerine getirmeye karar verdiği, AB’nin ise bundan hiç memnun sayılmayacağı ve yüzeysel kutlamaların ardında derin bir şüphe yattığı vurgulanmaktadır. AB'nin, 1999'daki Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'ye adaylık statüsünü çok çabuk verdiği izleniminden kurtulmanın zor olduğu belirtilen yorumda, Türkiye'nin AB'ye dahil olmasını gerçekten isteyenlerin, birliğin kendi üyeleri olmamasının dikkat çekici olduğu, Amerikalıların yıllardan beri Brüksel'in NATO üyesi Türkiye'ye bir yer açması için ısrar ettiği  ve Helsinki kararında da muhtemelen bu baskının rol oynadığına işaret edilmektedir. Yorumda şöyle denilmektedir:     "Türkiye'nin laik devlet ideolojisi Batı'da yalnızca, her an dökülebilecek, zorla sürülmüş yapay bir yaldız olarak yorumlanıyor. Gerçekten de Türkiye'de kurallar demokratikleştirildiği ölçüde, İslamcı partiler güçleniyor. Bu da Avrupa'da derin korkulara yol açıyor. Ne kadar ılımlı olursa olsun bir İslamcıyı, AB'nin Komisyon Başkanı olarak düşünebiliyor musunuz? Hoşgörüye ilişkin mantıklı varsayımlar, 'Hrıstiyan garp dünyasında' yıllar boyu kalıplaşan duygusal siperlerin karşısında güçsüz kalıyor. Hep aynı ikilem: Yeniyi, eski sınırları aşma şansı olarak da tehlike olarak da algılamak mümkün. Türkiye'nin AB'ye üyeliğinin zenginleşme mi, yoksa tehdit mi olduğu da bu zihniyetlerden hangisinin ağır bastığına bağlı. AB bu bağlamda, Türkiye'yi birliğe almayı ciddi ciddi düşünmeden ve ona Fransa ile Almanya'ya benzer bir oy ağırlığı vermeden önce, hem kendi, hem de vatandaşları açısından bazı önemli soruları cevaplamak zorunda. Birliğin coğrafi sınırları neresi olacak? Birlik; Irak, Suriye ve İran'a komşu olmak, daha önemli bir jeostratejik rol mu oynamak isteyecek? AB'nin entegrasyon kabiliyeti ne kadar, hangi büyüklük onun fazla yük altına girmesine ya da felce uğramasına sebep olabilir? AB'nin, Türkiye'nin birliğe katılmasını mali açıdan karşılayıp karşılayamayacağını ve oturma özgürlüğü çerçevesinde daha çok Türk işçisinin ülkeye gelmesini kabullenmeyi kendi vatandaşlarından isteyip isteyemeyeceğini sorgulamadan önce, yukarıdaki sorulara bir cevap bulması gerekir. Türkiye'yi boş yere umutlandırmak centilmence bir davranış olmaz. Şimdiye kadar hiç açık kartlarla oynanmadı. Bu tutum, en geç aralık ayında Kopenhag'ta yapılacak olan zirvede değiştirilmeli, çünkü Türkiye bu zirvede kendisine üyelik müzakereleri için somut bir başlangıç tarihi verilmesini bekliyor. AB'nin yarım ağızlı oyalama taktiğini sürdürmesi halinde, bu, Türkiye'nin derin bir düş kırıklığına kapılmasına yol açabilir. O zaman AB'nin kapısında muhtemel bir ortak değil, büyük bir ihtimalle acı çeken bir düşman duracaktır."

 

RUSYA BASINI:

Nezavisimaya gazetesinde (22/08) "Türkiye-Avrupa Birliği" başlığı altında yayımlanan bir haberde,  AB Dönem Başkanı Danimarka Başbakanı Rasmussen’in, Kopenhag'da Türkiye Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ı kabul ettiği belirtilmektedir. Danimarka Başbakanı Rasmussen’in, Türkiye'nin insan hakları alanında gerçekleştirdiği reformları takdir ettiği ifade edilen haberde,  Yılmaz’ın, Türk Parlamentosu tarafından kabul edilen uyum yasaları paketinin, Ankara'nın, AB'deki ölçeklere uyum sağlama çabalarını sergilediğini vurguladığı kaydedilmektedir. Haberde, uyum paketinde, idam cezasının kaldırılması ve azınlık haklarının genişletilmesinin öngörüldüğü, Rasmussen’in, reformları doğru yönde atılan bir adım olarak nitelendirerek, Türkiye'nin AB'ye girme hazırlığının Avrupa Komisyonu'nca ekim ayında ele alınacağını belirttiği aktarılmaktadır.

 

JAPONYA BASINI:

Mainichi Shimbun gazetesinde (22/08) "Türkiye Demokratikleşmeye Hız Veriyor" başlığı altında ve Mahito Kaiho imzasıyla yayımlanan bir yorumda, AB üyeliğini hedefleyen Türkiye'de, parlamentonun bu ayın başlarında idam cezasının kaldırılması, Kürtçe gibi azınlık dillerinde eğitim ve yayının serbest bırakılmasını öngören reform tasarısını onayladığı, Ecevit hükümetinde çatlaklara yol açan demokratikleşme programı tartışmalarının, "Türkiye öz benliğini muhafaza etmeli" görüşleri nedeniyle alevlenirken, kasım ayında yapılacak genel seçimlerden önce siyaset dünyasının ikiye bölünme ihtimalinin bulunduğu kaydedilmektedir. Hristiyan ülkelerinden oluşan AB’nin ise, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan Türkiye'nin üyelik sorunuyla ilgili olarak tedbiri elden bırakmadığı ifade edilen yorumda, Türk Parlamentosu’nda onaylanan reform tasarısında, AB'ye üyelik koşulu olarak belirtilen idam cezasının kaldırılması, savaş gibi olağanüstü durumlar hariç kabul edilirken, Kürtçe'nin serbest bırakılmasının da "Türkçe dışında anadili..." şeklinde dolaylı bir ifade kullanılarak kabul edildiği belirtilmektedir. Reform paketinin onaylanmasını takiben Batı yanlısı Türk medyasının, "Top şimdi AB'de" görüşünü belirttiğine yer verilen yorumda, kronik ekonomik kriz nedeniyle işsizlik artarken, halk arasında "AB'ye üyelik bizi kurtarır" beklentisinin ağırlık kazandığı Türk halkının büyük bir bölümünün, Avrupalıların psikolojik derinliklerinde Türk düşmanlığı yattığını ve AB'ye resmen üyeliğin henüz çok uzakta olduğunu düşündüğü, kasım ayındaki genel seçimler öncesinde AB'nin, Türkiye'nin üyeliği konusundaki tepkisinin seçimlerin gidişatını etkileyeceği vurgulanmaktadır.

 

YUNANİSTAN BASINI:

Ethnos gazetesinde (22/08) "Kıbrıs: Ankara Sert Tutumunu Sürdürüyor" başlığı altında  yayımlanan bir haberde, Kıbrıs sorununun çözümü konu edilmekte, Ankara ve Denktaş'ın, Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemek ve AB-Türkiye üyelik müzakereleri için AB tarafından tarihin belirlenmesi gibi iki hedefinin olduğuna dikkat çekilmektedir. AB Dönem Başkanı Danimarka’nın, Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz'ın bu yöndeki talebine soğuk baktığını göstermesine rağmen, Ankara'nın bu konuda ısrar etmesinin beklendiği ifade edilen haberde, eylül ayı başlarında Türk Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel, AB'nin Genişlemesinden Sorumlu Komiser Verheugen ve AB Ortak Güvenlik ve Dış Politika Yüksek Temsilcisi Solana ile ayrı ayrı görüşmelerde bulunacağı ve AB yetkililerine, Kıbrıs meselesine  AB'nin müdahale etmemesi ve Kıbrıs sorununun AB-Türkiye ilişkilerinden ayrı tutulması gerektiğini söyleyeceği kaydedilmektedir.

             

ESKİ SAYILAR