26/08/2002                       

 

 

            ANKARA, 26/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında  23,24,25 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

ABD BASINI:

The Washington Times gazetesinin internet sayfasında (23/08)  "Türkiye'nin Avrupa ile tartışması" başlığı altında ve M. James Wilkinson imzasıyla yer alan bir makalede, AB'nin Kıbrıs konusunda Türkiye'ye yaptığı baskının Türkiye'deki milliyetçi ve İslamcı politikacılara malzeme sağladığı ve Türkiye'nin zaten güç durumdaki politik istikrarını ve Batı yanlısı politikasını sarsabileceği ileri sürülmektedir. Türkiye'deki siyasal gelişmelerde bir karmaşa yaşandığı ve İslamcı partilerin de 3 Kasım'da yapılması kararlaştırılan seçimlerin ardından en güçlü tek blok olarak çıkma yönünde sinyaller verdiği belirtilen makalede,  AB'nin Kıbrıs konusunda yoğun baskı stratejisinin Türkiye'nin üyelik olasılığını tehlikeye soktuğu, Türkiye’nin, Kıbrıs'ın AB'ye üyeliğiyle, Kuzey Kıbrıs'taki 150.000 Türk ile etnik bağlarının kopmasına izin vermeyeceğine dikkat çekilmektedir. Avrupalıların, Türkiye'ye diğer üyelik ön koşullarını sundukları, yanıt olarak, Batılı Türk parlementerlerin seçim öncesinde ölüm cezasının kaldırılması ve azınlık haklarının düzenlenmesi için bir reform paketi çıkardıkları, bunun, Brüksel'in katılım müzakerelerini resmen başlatacağına ilişkin beklentileri artırdığı kaydedilen makalede,  AB’nin ise bunu yapmaya isteksiz göründüğü, Birliğin  diğer kuşkular ve Kıbrıs yüzünden bunu arka planda tutmaya devam etmesi halinde, Türkiye'nin siyasal sıkıntılarının, reformların sabote edilmesi sonucunu doğuracağı vurgulanmaktadır. Washington'un ilgilenmesi gereken birçok sorunu olduğu ve şüphesiz artık Kıbrıs ikilemine bir çözüm bulma konusunda çok az istekli göründüğü ifade edilen makalede, ABD dışında bunu yapmaya kimsenin gücünün yetmeyeceği, eğer yakında çözülmezse, Kıbrıs sorununun ABD'yi usandırmanın yanı sıra Ankara'nın Batı ile çalışabilme imkanını etkileyebileği ve Türkiye'nin siyasal istikrarını bozabileceği ileri sürülmektedir.

 

Amerika'nın Sesi Radyosu'nun Türkçe yayınında (23/08)  "AB'nin Ay Sonunda Yapılacak Toplantısında, Türkiye ile İlişkiler ve Irak Konusu Ağırlıklı Gündem Maddeleri Arasında Yer Alıyor" başlığı altında ve Nusret Özgül imzasıyla yer alan haberde, AB'nin Danimarka Dönem Başkanlığı’nın 14 üye ülkenin dışişleri bakanlarına gönderdiği davet mektubunda, ay sonunda yapılacak toplantıda Türkiye ile ilişkilerin ve Irak konusunun ağırlıklı gündem maddeleri arasında yer alacağını bildirdiği belirtilmektedir.  Danimarka Dışişleri Bakanı'nın mektubunun, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak harekatı, Türkiye'nin de üyelik müzakereleri için tarih açıklanması meselesinde destek aradıkları bir sırada, üye ülkelerin başkentlerine toplantıya hazırlıklı gelin çağrısı şeklinde algılandığına işaret edilmektedir. AB'nin Brüksel'deki kurumlarında ağustos ayında in cin top oynarken, dönem Başkanı Danimarka'nın Başkenti Kopenhag’ın arı kovanı gibi çalıştığı belirtilen haberde,  Danimarka'nın her konuda hazırlıklı olmak istediğine hiç şüphe olmadığı, AB'yi hakikaten sıcak bir sonbaharın beklediği, tarihinin belki de en önemli kararlarını alacak olan birliğin, bu arada büyük bir ihtimalle Irak konusuyla da yakından ilgilenmek zorunda kalacağı, Brüksel ve Kopenhag’ın, bir taraftan Washington'un, diğer taraftan da Bağdat'ın üst üste baskısı karşısında nasıl hareket edeceğini belirlemeye çalışacağı kaydedilmektedir. Danimarka Dışişleri Bakanı’nın, Dönem Başkanı sıfatıyla diğer meslektaşlarına gönderdiği davet mektubunda, 30 ve 31 Ağustos tarihlerinde yapacakları toplantının gündem maddeleri arasına Danimarka'nın Türkiye'yi de dahil etmesinin, Kopenhag'ın Ankara ile ilişkilerin geleceğine ne derece önem verdiğinin güçlü bir sinyali olarak yorumlandığı ifade edilen haberde, Danimarka’nın, 30 Ağustos'ta yapılacak bu buluşmayı genişlemenin yanı sıra, Türkiye ile Orta Doğu'daki gelişmeler, yani Irak ve Filistin sorunları gibi iki konuyla sınırlandırmış bulunduğu, aralık ayında Kopenhag'ta birlik liderlerinin belki de en zor kararlarını almak için biraraya gelecekleri, bu zirve toplantısına kadar genişleme müzakerelerinin tamamlanması ve Türkiye için belirlenecek yeni perspektifin de netleşmesinin zorunlu olduğu kaydedilmektedir. Haberde, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin başlatılabilmesi için elbette önce siyasi iradenin belirlenmesi, ama hemen sonrasında da para bulunmasının şart olduğu, Türkiye gibi bir başka tarım ülkesiyle müzakerelerin başlatılmasının AB için hiç de kolay olmayacağına dikkat çekilmektedir.     

 

ALMANYA BASINI:

Financial Times Deutschland gazetesinde (23/08)  "Türk Solu, Seçim Kampanyasına Parçalanmış Bir Yapıyla Gidiyor" başlığı altında ve Marina Zapf imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye’de iç siyasi gelişmeler ve erken genel seçimler konu edilmektedir. Türkiye'nin ekonomi siyasetinin ağır topu Kemal Derviş’in, CHP'ye katılması, Recep Tayyip Erdoğan'ın İslamcı AK Partisi’nin durumu, İsmail Cem'in Yeni Türkiye Partisi'nin yeni çizgisi gibi konu ele alındığı yorumda, karşısındaki belli bir yer edinmiş olan rakip partilere rağmen, Türkiye'nin en güçlü partisi olmayı ve ülkesini AB'ye yakınlaştırmayı ümit eden Cem’in, "Türkiye kağıt üzerinde siyasi kriterleri yerine getirdi. Şayet reformların uygulanmasına yürekten inanarak başlarsak, AB'nin bu durumda katılım müzakerelerini başlatması gerekir" dediği, bu yüzden de Kopenhag'ta gerçekleşecek AB zirvesinde kesin bir karar verilmesinin beklendiği belirtilmektedir. AB içinde Ankara'nın üyeliğine karşı güçlü bir direniş olduğunun bilincinde olan Cem’in, üye ülkelerin bir bütün olarak ve sonuçta "mantık evliliği" düşüncesiyle hareket etmelerini ümit ettiği vurgulanan yorumda, "Boğaz'daki stratejik önemde olan ülkeyi üye yapmak, sonuçta AB'nin de çıkarınadır" diyen Cem’in, bunun, Türkiye'yi AB dışında tutmak isteyen Başbakan adayı Edmund Stoiber'in seçimi kazanması durumunda da geçerli olduğunu söylediği ifade edilmektedir.

 

Die Welt gazetesinde (23/08)  "Türkiye, AB Üyeliği İçin Forma Sokuluyor" başlığı altında ve Zafer Şenocak imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Türkiye'de, yıllarca geçikmiş olan reformların hep bloke edildiği, 1980 yılında yaşanan askeri hükümet darbesinin ardından ülkenin demokratik yapısının parçalandığı, Ordunun zorla yürürlüğe koyduğu anayasanın ikili devlet anlayışının oluşmasına neden olduğu ve bunun da bir taraftan formel seçimli yarım yamalak bir demokrasiyi beraberinde getirdiği, diğer yandan da düşünce özgürlüğünü kısıtladığı kaydedilmektedir. Avrupa ve Türkiye arasında ılımlı hava oluşmaya başladığı ve 1999 yılında Türkiye'nin birliğe girebilmesi için umutlar doğduğu ve bu tarihten itibaren de reform sürecinin hızlandırıldığı belirtilen yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye; AB üyeliği, 21. yüzyıl ve globalleşmenin şartları için forma sokuluyor. Ülkenin siyasi iktidarı o kadar çabuk eski göreneklerinden ve yasaklarından vazgeçti ki insan bu hıza şaşıp kalıyor. Sadece birkaç gün içerisinde Kürtlere haklar tanındı, ana dillerini serbestçe öğrenebilmelerine izin verildi, dernek ve meslek gruplarına getirilen sınırlamalar ve idam cezası kaldırıldı. Ancak bu tarz reformlar, Türkiye'nin yenilenme arzusunu ve dinamik potansiyelini yadırgayanları şaşırtabilirdi. Avrupa'da bulunan Türkiye eleştirmenleri ağırlıklarını koydu. Türkiye'de değişimler yaşanmaya başlayınca Avrupa'nın sadece bir kısmı buna olumlu yaklaştı...  Ancak Türkiye yüzünü Batıya dönmüş durumda. Bunu da tam 150 yıldır yapıyor. Batıya doğru katedilen bu yol çok uzun ve bazen de karmaşıktı. Ancak sonuca varıldığında değişen bir şey olmuyordu. Ankara, Brüksel'de bir yer istiyor, ancak bunu sadece ekonomik avantajları yüzünden istemiyor. Son zamanlarda Türkiye'de, Avrupa'nın gözardı ettiği kültürel bir bilinç de yer edinmeye başladı. Avrupa'nın bir değerler topluluğu olduğu yavaş yavaş anlaşılmaya başlandı. Türk bilinci de Avrupalılaşmaya başladı. Çözümün adı da 'Otoriter devletten uzaklaşıp şehirli topluma gitmek.' Devlet ve toplum arasında hukuk devletinin kriterlerine dayanan yeni bir güven ilişkisi oluşturulmak isteniyor..."

 

RUSYA BASINI:

Nezavisimaya gazetesinde (23/08) "Ankara Yol Ayrımında" başlığı altında ve Tarih Doktoru Boris Potshveria ve 1961-1965 yıllarında Türkiye Komünist Partisi Merkez Komitesi üyesi olan Bilal Şen imzalarıyla yayımlanan bir haberde, Türkiye’nin derin bir ekonomik ve siyasi krizin içinde olduğu, Başbakan Bülent Ecevit'in konumunun, birtakım çözülmemiş sorun ve beklenmedik gelişmeler yüzünden sarsıldığı ve  bu sorun ve gelişmelerin "ağır ekonomik kriz, Kürt sorunu, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri ve birkaç yıl önce meydana gelen deprem felaketi" olduğu belirtilmektedir. TBMM'nin olağanüstü bir toplantısında, "AB uyum paketinin" kabul edildiği, kabul edilen kanunların, barış zamanında idam cezasının kaldırılması, gösteri yapılmasındaki bazı sınırlamaların kaldırılması, Kürtçe televizyon ve radyo yayınlarının yapılması gibi bir dizi reformu ön gördüğü ifade edilen  haberde, Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olan milliyetçilerin yanı sıra Batı karşıtı İslamcı örgütler ve İslamcı "AK Parti"nin de bulunduğu, halkın büyük bir kısmının Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemesine rağmen, buna karşı olanların önemli bir tehlike teşkil ettiği vurgulanmaktadır. Haberde, Başbakan Ecevit’in, IMF'den alınan 16 milyar dolar tutarındaki yardımla, ülkedeki durumu iyileştirmek, genel seçimleri Anayasa'da belirlenen sürede yapmak ve ülkenin AB'ye girmesi için uygun şartları oluşturmak istediğine dikkat çekilmektedir.

 

YUNANİSTAN BASINI:

To Vima gazetesinde (24/08) "Dış Politika Konusunda Başbakan'ın Başkanlığında Toplantılar" başlığı altında yayımlanan bir yorumda, Başbakan Simitis’in, Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilileri ile art arda toplantılar yaparak, dış politika konularında durum değerlendirmesi yaptığı, Dışişleri Bakanı Papandreu ve Dışişleri Yardımcı Bakanı Yannitsis biraraya gelerek, Kıbrıs başta olmak üzere, Türk-Yunan ve AB-Türkiye ilişkileri konusunda değerlendirmelerde bulundukları kaydedilmektedir.  Dışişleri Bakanı Papandreu’nun yaptığı açıklamada, hükümetin, Türkiye ile yakınlaşma sürecinin istikrarlı bir şekilde devam etmesi ve Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesinde Yunanistan'ın destek olması görüşünde olduğunu söylediği belirtilen yorumda, Papandreu’nun, "Kıbrıs konusunda nihai çözüm bulunana kadar, Türkiye bu konudaki yükümlülüklerinden kaçmadığı sürece, aralık ayında, Kopenhag'ta yapılacak AB zirvesinde, üyelik müzakereleri için tarih belirlenmesini sağlayabilir. Türkiye'nin Avrupa yolunda ilerlemesinin desteklenmesi, Yunanistan ve Kıbrıs'ın yararınadır" şeklindeki sözleri aktarılmaktadır.

 

Elefteros Tipos gazetesinde (24/08) "Kürdistan'ın Avrupa'sı" başlığı altında ve Yorgos Kirtsos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türk Savunma Bakanı’nın geçenlerde bir açıklama yaparak, Türkiye'nin, Kuzey Irak bölgesinde tarihi çıkarlarının olduğunu ve dolayısıyla bu bölgede bağımsız Kürt devletinin kurulmasını ülkesinin kabul etmeyeceğini söyleyerek, "Osmanlı İmparatorluğu'nun kalıntıları üzerinde, 1920'li yılların başlarında ülkemiz batılı güçlerle bağımsızlık için savaşırken, Kuzey Irak bölgesi zorla Türk topraklarından koparıldı" dediği aktarılmaktadır. Almanya'da, eylül ayında yapılacak olan genel seçimleri Hristiyan Demokratların kazanacağının görüldüğü, Hristiyan Demokratların ise, malum siyasi, ekonomik ve sosyal nedenlerden ötürü, AB'nin sınırlarının Irak'a kadar uzanmaması gerektiğini gerekçe göstererek, Türkiye'nin AB ailesine katılmasına "hayır" dediği ifade edilen yorumda, AB üyesi ülkelerdeki Batı yanlısı çevrelerin görüşünü Yunan Hükümeti’nin dikkate almayı reddederek, Helsinki kararlarının tutsağı kalmayı tercih ettiği vurgulanmaktadır.

 

Elefterotipia gazetesinde (23/08)  "Yunan Dış Politikasının Hedefleri: Kıbrıs'ın AB Üyeliği, Yunanistan'ın AB Dönem Başkanlığı  ve Türk-Yunan İlişkileri" başlığı altında ve Kira Adam imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Başbakan Simitis’in, önümüzdeki aylarda Yunan Hükümeti’nin, Kıbrıs'ın AB üyeliği, adada siyasi sorunun çözümlenmesi, Türk-Yunan ilişkileri ve Yunanistan'ın AB dönem başkanlığı konularına ağırlık vermesi zorunluluğundan bahsettiği belirtilmektedir. Başbakan Simitis’in, Kıbrıs'ta siyasi sorun çözümlenmeden Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde, Avrupa ya da Türkiye tarafından çıkartılabilecek olası sorunlara karşı gelebilmesi için şimdiden bu yönde araştırmalarda ve tespitlerde bulunması için Yunan Hükümeti’ne çağrıda bulunduğu ifade edilen haberde, Başbakan Simitis'in Kıbrıs konusunda Türk uzlaşmazlığına ilişkin alçak tonlarda yaptığı konuşmasındaki "Kıbrıs konusunu ele alma durumunda olmadığı" cümlesinin  arkasında, Kıbrıs'ın AB üyeliğine Türk tarafının engeller çıkarma ve bu konuda onay vermek için karşılığında AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması amacıyla tarih belirlenmesi talebini ileri sürmesi "korkusunun" yattığının da görüldüğü kaydedilmektedir. Yorumda, Başbakan Simitis’in, AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması için Türkiye'nin tarih belirlenmesi önerisine Yunan tutumunun ne olduğu konusuna değinmekten kaçındığı, ancak Türkiye'nin AB'ye yakınlaşmasını desteklemekle Yunan Hükümeti’nin doğru bir seçim yaptığını göstermek istercesine, "Helsinki'de Türkiye'yi bir anlamda AB ailesine katmakla hata ettiğimizi söyleyenler, şimdi kendilerinin hataya düştüklerini anlayacaklardır" dediği aktarılmaktadır.

             

ESKİ SAYILAR