|
28/08/2002
ANKARA, 28/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 27 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI: The Washington Times gazetesinin internet sayfasında (27/08) "AB Er ya da Geç Türkiye'yi Kabul Edeceğini Göstermelidir" başlığı altında yer alan bir yazıda, Türkiye'nin 3 Kasım seçimlerinin ülkenin ağırlık merkezini ya Batı ya da Orta Doğu'ya doğru kaydıracağı, laik ve ilerici partiler, Türkiye'nin AB yolculuğuna ivme kazandırmaya yönelirken, İslam yanlısı bir partinin seçimden zaferle çıkmasının da, Avrupa'nın zaten pek de hevesli görünmediği üyeliğe dair şevki kırabileceği ileri sürülmektedir. Böylesine kritik bir meselenin sonucu açısından, siyasi egoların savaşından belirgin bir biçimde etkilenecek gibi göründüğüne dikkat çekilen yazıda, ABD'nin Irak'a saldırısında Türkiye'nin önemi ve yapılacak erken seçimlerde siyasi partilerin durumuna yer verilmekte, İslami eğilimli Adalet ve Kalkınma Partisi’nin (AKP) başarısının göründüğü gibi olmayabileceği ve yüzde 19 civarındaki oy çokluğuna rağmen, 550 sandalyeli parlementoda 276 sandalye elde edemezse, iktidarda olabilmek için bir koalisyon oluşturmak zorunda kalacağı, ancak tüm dünyadaki birçok islamcı partiden çok daha modern ve ülkenin AB'ye katılımını destekleyen partinin, Avrupa'nın talep ettiği ekonomik ve siyasal reformların destekleyicisi olmayacağı ileri sürülmektedir. İngiltere gibi birçok AB ülkesinin, Türkiye'nin katılımını çok da önemsemediğinden, söz konusu partinin başarısının, Türkiye'nin bu bağlamda ilerleyişini ciddi şekilde yavaşlatacağı, böylelikle de Türkiye’nin, Avrupa ve aynı zamanda Amerika için bir fırsat da kaçırılmış olacağı ileri sürülen yazıda, Türkiye'nin AB'ye girişi ile, batılılaşmış, ilerici ve serbest piyasa politikalarına Orta Doğu'da yer açılmış olacağı, Türkiye'nin evriminin birçok Orta Doğulu ülke için önemli bir örnek oluşturacağına dikkat çekilmektedir. Yazıda, "Bush yönetimi bugün pekçok dış politika önceliğini istediği gibi sıralayabiliyor, öyleyse Türkiye'nin AB üyeliği konusunu bu öncelikler sırasının üstlerine almalıdır. Bush, Türkiye'nin resmi üyelik görüşmeleri için bir tarih verilmesi konusunda Avrupalı dostlarına, özellikle de İngiltere Başbakanı Tony Blair'e güvenmelidir. AB'nin, öngörülen kriterleri yerine getirmedikçe Türkiye'yi içine alması beklenemez, ama er ya da geç Türkiye'nin katılımını istediğini de göstermelidir" denilmektedir.
AVUSTURYA BASINI: Salzburger Nachrichten gazetesinde (27/08) "Türkiye AB'nin Kapısı Önünde" başlığı altında ve Hedwig Kainberger imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Türkiye’nin, AB üyeliği konusunda ısrar ettiği ve AB'den üyelik müzakerelerine başlama vaadini koparmak için, elinde aralık ayında Kopenhag'da yapılacak olan AB zirvesi öncesinde oynamak üzere bazı kozlar sakladığı belirtilmektedir. Yazıda şöyle denilmektedir: "Türkiye'nin kozları neler? Birincisi, AB'nin 60 bin askerden oluşan müdahale birliğinin NATO kaynaklarından yararlanabilmesi için, NATO üyesi Türkiye'nin onayına ihtiyacı var. Türkiye aylardan beri vermemekte direndiği bu onayı, üyelik müzakerelerine başlama şartına bağlayabilir. Türkiye'nin vazgeçmemesi halinde, AB'nin NATO'ya paralel olarak çok zaman ve paraya malolacak yeni bir sistem geliştirmesi gerekiyor ki bu, AB üyelerinin çoğunun aynı zamanda da NATO üyesi oldukları düşünülecek olursa pek mantıklı sayılmaz. İkincisi, Türkiye Kopenhag Zirvesi'nden kısa süre önce Kıbrıs için bir çözüm önerebilir. Bu durumda AB, adanın yalnızca Rum kesimini birliğe alarak, şimdiye kadar tanınmayan, Rum ve Türk kesimi olarak bölünmüşlüğünü sabitleştirmekten kurtulabilir. Atina Kıbrıs'ın ilk genişleme turuna katılmaması halinde, genişlemeyi veto etmekle tehdit ettiğinden, bu kararı ertelemek mümkün değil. Üçüncüsü, Türkler ABD'nin desteğine güvenebilir. Ancak AB devlet başkanlarının Kopenhag'da hiç düşünmeden Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlamayı kararlaştırmaları, hele de Doğu Avrupa ülkelerinin birliğe katılma işlemleri tamamlanmadan, pek düşünülemez. Dolayısıyla AB politikacıları Türkiye'ye mesafeli bakıyorlar."
Aynı gazetede (27/08) "Türkiye Daha AB Olgunluğunda Değil" başlığı altında yayımlanan bir başka haberde, Avusturya Başbakanı Wolfgang Schüssel’ün (ÖVP), Alpbach Avrupa Forumu'ndaki siyasi görüşmelerde, Avrupa Birliği'nde Türkiye için bir perspektifin açık tutulması, ancak bütün sorunlar çözülmüş gibi davranılmaması gerektiğini söylediği ve AB’nin böylece, Türkiye'de uyanan coşkuyu büyük ölçüde frenlemiş olduğu belirtilmektedir. Schüssel’ün, ordunun her sorunda itiraz hakkına sahip olduğu bir ülkenin AB'ye alınma olgunluğuna erişmiş olamayacağını vurguladığı, ayrıca azınlık politikasının da aydınlatılmamış olduğuna dikkat çektiği ve Türkiye'deki seçimleri (3 Kasım) hangi partinin kazanacağının beklenilmesi gerektiğini söylediği ifade edilen haberde, Schüssel’ün, Türkiye'nin gerçi köklü reformlar kararlaştırdığını, ancak bunların önce "inanılır bir şekilde gerçek yaşama uyarlanması" gerektiğini belirttiği vurgulanmaktadır.
Wiener Zeitung’da (27/08) "Türkiye AB'de İstenmiyor mu?" başlığı altında ve Heike Hausensteiner imzasıyla yayımlanan bir yazıda, Danimarka Halk Partisi'nin Sözcüsü Peter Skaarup’un, AB'ye alınması halinde Türkiye'nin, 65 milyon nüfusu ile AB'nin siyasi ve ekonomik açıdan istikrarını bozacağını belirttiği kaydedilmektedir. Skaarup’un, Danimarka Hükümeti’nden, Türkiye'nin AB üyeliğinin iş piyasasına etkileri ve hükümetin bu üyeliği destekleyip desteklemediği konularında bilgi istediği belirtilen yazıda, Skaarup’un, her halukarda Müslüman ülkenin birliğe katılmasına karşı çıktığı ifade edilmektedir.
Aynı gazetede (27/08) "Türkiye İnsan Kaçakçılarına Sert Bir Savaş Açıyor" başlığı altında yayımlanan bir başka haberde, Türkiye’nin, AB içinde kendine bir yer edinme arzusuyla, mülteciler ve yasa dışı göçmenler konusunda giderek daha sert bir tavır takındığı bildirilmektedir. İnsan kaçakçılarına bundan sonra iki ila beş yıl hapis cezası verileceği, kaçakçıların araba ya da teknelerine, ayrıca kişi başına aldıkları 2 bin ila 4 bin euro arasındaki meblağlara el konulacağı belirtilen haberde, şimdiye kadar bu konuda yasal bir önlem alınamadığı, çünkü Türk Ceza Kanunu'nda insan kaçakçılığına ilişkin bir hükmün olmadığı ifade edilmektedir.
JAPONYA BASINI: Asahi Shimbun gazetesinde (27/08) "AB'nin Çekiciliği ve Büyüleyiciliği" başlığı altında ve Noriyuki Wakisaka imzasıyla yayımlanan bir yazıda, "AB üyeliği çabalarına bakıldığında, 'içişlerine müdahale' anlamına gelen demokratikleşme talebi, neden büyük bir tepkiye yol açmıyor ve normal kabul ediliyor acaba?" sorusunun ortaya çıktığı, Türk Parlamentosu’nun, bu ayın başlarında, idam cezasının kaldırılması ve Kürtçe gibi azınlık dillerinde eğitimin serbestleştirilmesini içeren reform yasalarını onayladığı, kasım ayında genel seçimlerin yapılmasına karar verilmesinin ardından, koalisyondaki AB'ye üyelik taraftarlarının, İslamcı partinin karşı çıkmasına rağmen AB'nin taleplerini kabul ettiği belirtilmektedir. Üyelik müzakerelerinin başlatılması için somut programın bu yıl sonunda belirlenmesi beklentilerinin artmış durumda olduğu vurgulanan yazıda, Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı "Türkiye Araştırma Raporu"nda idam cezası sistemine yönelik eleştirinin yanı sıra, "Geçen yılla karşılaştırıldığında, polis soruşturmalarında düzelme gözlenmemektedir ve bu önemli bir endişe doğurmaktadır" ifadesinin yer aldığı ve raporun, AB'ye üyelik için 1993 yılında hazırlanan Kopenhag Kriterleri çerçevesinde hazırlandığı, ekonomik kriterlere ilaveten, insan haklarına saygı ve demokratikleşme gibi siyasi kriterlerin de bulunduğu, ASEAN dahil diğer örgütlerin hemen hiçbirinde ise, buna benzer siyasi kriterlerin bulunmadığı kaydedilmektedir. Brüksel'deki Türk Büyükelçisi Demiralp’ın, "Ülkemiz 1950'li yıllardan bu yana AB ile işbirliği yapmaktadır. Bu hareketleri, içişlerine müdahale ya da baskı değil, AB ile adımları ayarlamak olarak değerlendiriyorum" şeklindeki sözleri aktarılan yazıda, Türkiye'nin AB üyesi olmak için, bir an önce demokratikleşme ve ekonomik rekabet gücünü artırmayı gerçekleştirme kararlılığında olduğunun gözlendiğine işaret edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI: Elefterotipia gazetesinde (27/08) "Atina Ankara'ya Yeniden Yardım Elini Uzatıyor" başlığı altında ve Kira Adam imzasıyla yayımlanan bir yorumda, geçen hafta yapılan Bakanlar Kurulu toplantısı tutanaklarının, Dışişleri Bakanı Papandreu'nun yıl sonuna kadar Kıbrıs konusu çözümlenmeden, hatta Kıbrıs'ın AB üyesi olacağı belli olmamasına rağmen, Yunanistan'ın aralık ayında AB-Türkiye üyelik müzakereleri için tarih belirlenmesi talebinde bulunması önerisini getirdiğini gösterdiği belirtilmektedir. Ethnos gazetesinin Papandreu'nun Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı konuşmanın bazı bölümlerini yayımladığı ve gazetede yer alan habere göre, Dışişleri Bakanı Papandreu’nun, Bakanlar Kurulu toplantısında, AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarihin belirlenmesiyle, Kıbrıs sorununun çözümlenmesi konusunda Yunanistan'ın eline yeni ve daha güçlü bir koz geçmiş olacağını söylediğine yer verilen yorumda, Bakanlar Kurulu toplantısının tutanaklarına göre, Atina’nın, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda Ankara açık ve belirli bir taahhüt altına girmeden, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlama tarihinin belirlenmesi talebinde bulunacağı ve Dışişleri Bakanı Papandreu'nun Bakanlar Kurulu toplantısında "Tabii ki biz Türkiye'nin AB yolunda ilerlemesini isteriz; bu yöndeki çabalarını yavaş da olsa sürdürmesini, birçok konuda tavır değiştirmesini isteriz. Tüm bunlar bizim karşımıza üyelik tarihini çıkartıyor. Kanaatimce, Kopenhag'ta yapılacak toplantıda Türkiye'nin bu yolda ilerlemesini sağlayacak, bir anlamda, Türkiye için yeni bir Helsinki anlamını taşıyacak bir ifade yer almalıdır. Toplantıda kullanılacak doğru bir dille, üyelik müzakereleri için tarih belirlerken, Kıbrıs gibi başka konuları da buna bağlayabiliriz..." şeklinde konuştuğu aktarılmaktadır. Papandreu'nun bu konuşmasının ilk cümlesinin, Yunan Hükümeti’nin Helsinki sonrasında Türkiye'ye yönelik uyguladığı politikaya denk düştüğü ifade edilen yorumda, Yunan Hükümeti’nin, Ankara’nın Kıbrıs konusunda iyi niyet göstermemesine rağmen, Helsinki sonrasında Türkiye'ye yönelik uyguladığı politikaya sadık kaldığı vurgulanmaktadır.
ESKİ SAYILAR |