29/08/2002                       

 

 

            ANKARA, 29/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 28 Ağustos 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

İNGİLTERE BASINI:

Financial Times gazetesinin internet sayfasında (28/08)  "Kıbrıs İçin Mühletler" başlığı altında yayımlanan bir yazıda, Kıbrıs’ın AB üyeliği konu edilmekte ve Kıbrıs'ın onlarca yıldır süregelen bölünmüşlüğünü sona erdirmeye yönelik çabaların, Avrupa Birliği'nin bu yıl sonu itibariyle adanın üyelik başvurusunu cevaplandıracağından kritik bir aşamaya geldiği vurgulanmaktadır. Rauf Denktaş ile Ankara'da kendisine destek verenlerin, Kleridis ile onun Yunan destekçilerine süpheyle bakmaya devam ettiği belirtilen yazıda, adada 30.000 askeri bulunan Türkiye’nin, Brüksel'in, Ankara'nın AB üyeliği talebine daha olumlu yaklaşır ve üyelik müzakerelerinin başlaması için bir tarih verirse Kıbrıs konusunda bir anlaşmayı kabul edebileceğinin işaretini verdiği ileri sürülmektedir. Yazıda, Brüksel’in, Türkiye'ye karşı daha uzlaşmacı bir tavır izlemesi amacıyla Yunanistan'a da baskı yapması gerektiği, eğer Ankara ve Atina arasındaki ilişkilerin genel olarak daha ılımlı olmasıyla Kıbrıslıların bir çözüme daha kolay ulaşabileceği ifade edilmektedir.

 

İRAN BASINI:

Kayhan gazetesinde (28/08) "Türkiye ve Üyeliğin Kaybolmuş Halkası" başlığı altında ve M. Siyahcame imzasıyla yayımlanan bir yorumda şöyle denilmektedir: "AB'ye katılmak ve Avrupalılaşmak, Türkiye'yi yönetenlerin yıllardır hayalini kurduğu bir istektir. Bir taraftan bu Asya ülkesi, topraklarının küçük bir bölümünün Avrupa kıtasında yer alması ve Avrupa ülkeleriyle olan ilişkileri diğer taraftan ise, 20'nci Yüzyılın başlarında Kemal Atatürk'ün başa geçmesiyle birlikte bu İslam ülkesinde yaşanan gelişmeler, son birkaç yılda Türk yetkililerinin bu yöndeki arzusuna görünüşte de olsa mantıklı bir hava vermiştir. Avrupa ülkelerinin sanayi ve bilim alanlarında kaydettikleri ilerlemeler ve bu sayede halklarının ekonomik sıkıntılarını gidermeleri, birçok üçüncü dünya ülkesi için örnek oluşturmuştur. Bu gelişmeler, Türkiye'yi yönetenleri, ülkelerini Avrupa sınırları içerisinde ve kendilerini de Avrupalı olarak görmelerine doğru itmiştir. Bu yüzden, AB'ye tam üyelik başvurusunda bulunarak, yıllardır ısrarla arzularının gerçekleşmesini beklemektedirler. Türkiye'nin bu yöndeki isteği öylesine fazla ki, son yıllarda AB'nin öngördüğü tüm şartları kabul etmekte ve uygulamaktadır. Ancak AB, bu konuda kesin bir karar almamıştır. AB'nin, Türkiye'yi bünyesine kabul etmemesinin çeşitli sebepleri vardır. Türkiye'nin yaşadığı ekonomik sorunlar ve AB'nin, Türkiye'yi birliğe kabul etmesi durumunda, bu ülkenin ekonomik sorunlarını çözmek için taahhüt altına girecek olması, AB'nin, Türkiye'nin üyeliğini kabul etmemesinin nedenlerinden sadece birisidir. Daha önemli bir neden ise, Türkiye'nin siyasi yapısından kaynaklanmaktadır. Bu yapı, AB toplumuyla koordineli değildir. Avrupa toplumunun, özellikle de her biri farklı dil, din, kültür ve geleneklere sahip onlarca üyesi, bir konuda görüş birliği içerisindedirler. Bu da, siyasi bağımsızlık ve uluslararası denklemlerde bağımsız ve belirleyici bir kutup olarak, dünya genelinde güç sahibi oldukları düşüncesidir. Bu da, üçüncü dünya ülkesi olarak görülen Türkiye'nin siyasi yapısına tamamen aykırıdır. Türkiye'nin, Avrupa ülkeleriyle komşuluğu ve paylaştığı yaşam sonucunda öğrendiği şey, bu kıtada yaşayan halkın sosyal yaşantılarının yüzeysel görüntüsüdür. Türkiye, Avrupa'nın sosyal yaşamındaki ahlaki sorumsuzluğunu almıştır. Bu ahlaksız yaşam tarzı, Avrupa'nın da en büyük sorunlarından birisidir. Türkiye, Avrupa ile entegrasyon konusunda bu durumu anlayamamaktadır..."

 

YUNANİSTAN BASINI:

Ta Nea gazetesinde (28/08)  "AB Komisyonu Başkanı Kıbrıs'ın Üyeliğini Öneriyor" başlığı altında ve İrini Karanasopoulou imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Kıbrıs’ın AB üyeliği konu edilmektedir.  AB Komisyonu Başkanı Romano Prodi’nin, AB üyesi ülkelere gönderdiği mektupta, Kıbrıs'ın AB üyesi olmasını önerdiği belirtilmekte, bu arada Ankara’nın, Kuzey Kıbrıs topraklarını Türk topraklarına ilhak etmek için bir plan hazırladığı, ayrıca Kıbrıs'ın AB üyeliğini engellemek için de girişimlerde bulunduğu ileri sürülmektir. Prodi’nin, mektubunda, yapılacak komisyon toplantısının yaz sonrası ilk toplantısı olması nedeniyle, konular hakkında verdiği bilgilerin yanı sıra, Kıbrıs'a da değinerek "Ekim ayında Kıbrıs konusunda kaydedilecek gelişmeler de dikkate alınarak, büyük olasılıkla Kıbrıs'ın AB üyeliği konusunda karar alınacaktır" şeklinde ifadelere yer verdiği aktarılan yorumda, Danimarka'da yapılacak olan dışişleri bakanları gayri resmi toplantısında, AB-Türkiye arasında üyelik müzakerelerinin başlaması için tarih belirlenmesi konusunun da gündeme gelmesinin beklendiğine dikkat çekilmektedir. Yorumda, Türk talebine AB üyesi çoğu ülke soğuk bakarken, Kıbrıs konusunda Türk tepkilerini engellemek istemesi nedeniyle Yunanistan en çok destek veren ülke konumunda olduğu vurgulanmaktadır.

 

Kathimerini gazetesinde (28/08) "Dışişleri Bakanı Papandreu 'İkinci Helsinki' Yaratma Peşinde" başlığı altında ve Kostas Zoulas imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Dışişleri Bakanı Papandreu’nun, Danimarka'da yapılacak AB dışişleri bakanları toplantısında, AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlamasına yol açacak tarihin belirlenmesi önerisinde bulunmayı düşündüğü, ancak Almanya ve Fransa başta olmak üzere, birçok AB üyesi ülkenin Türkiye'ye yeni bir "hediye" vermeye niyetli görünmediği, Ankara'nın demokratikleşme yönünde attığı adımların AB raporlarında yetersiz olarak nitelenmesi ve 3 Kasım’daki genel seçimler nedeniyle yakın gelecekte Türkiye'de kaydedilecek gelişmelerin belirsiz olmasının, AB üyesi ülkelerin bu tutumlarında ısrar etmelerine yol açtığı ifade edilmektedir. Dışişleri Bakanı Papandreu’nun, aralık ayında Kıbrıs'ın AB üyesi olması halinde, Ankara'nın sessiz kalmasını sağlamak amacıyla, AB tarafından Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesi yönünde inisiyatif üstlenmeye hazırlandığı belirtilen yorumda, Kıbrıs'ın PIK televizyonuna verdiği demeçle, Dışişleri Bakanı Papandreu'nun niyetinin, "Onbeşler" tarafından, Ankara için "ikinci bir Helsinki" anlamını taşıyacak bir metnin imzalanması olduğunun görüldüğüne işaret edilmektedir. Papandreu’nun, söz konusu metinde, Helsinki Kararları'nın yeniden yer alması ya da daha da ayrıntılı bir şeklide ifade edilmesi ve aynı zamanda AB-Türkiye üyelik müzakerelerinin başlaması için resmi tarihin yer almasını istediği kaydedilen yorumda, ABD’nin, AB tarafından tarih belirlenmesi halinde, 3 Kasım seçimlerinde İslamcılar iktidar olsa bile, AB-Türkiye ilişkilerinde çizilen yolda ilerlemek zorunda kalınacağı gerekçesiyle, Türkiye'ye üyelik müzakereleri için tarih verilmesini desteklediği, aynı zamanda Amerikalı diplomatların, Türkiye'de idam cezasının kaldırılması gibi önemli reformların yapıldığına da dikkat çekerek, Ankara'nın bu yöndeki çabalarına AB'nin destek çıkması gerektiğini vurguladıkları belirtilmektedir. Yorumda,  Dışişleri Bakanı Papandreu'nun bu yönde gündeme getireceği öneri (Washington'un istekleri doğrultusunda olmasına rağmen) konusunda kaydedilecek gelişmenin, AB içindeki güçlü ülkelerin tutumuna bağlı olduğu vurgulanmaktadır.

 

Elefteros Tipos gazetesinde (28/08) "Türk Uzlaşmazlığına Yunan Hükümeti yeni dostluk girişimi ile cevap veriyor" başlığı altında ve Yorgos Kirtsos imzasıyla yayımlanan bir yorumda, Yunan Hükümeti’nin, yaşanan siyasi çalkantılar ve Kıbrıs konusundaki uzlaşmaz tavrı nedeniyle, Türkiye'ye yönelik daha temkinli bir politika izleyeceğini düşünenlerin yanıldıkları, Dışişleri Bakanı Papandreu’nun, Başbakan Simitis'in de onayını alarak, Ankara'ya yönelik yeni bir dostluk girişiminde bulunmaya hazırlandığı belirtilmektedir. Yunan Hükümeti’nin sözde, Kıbrıs konusunda Türk tepkilerini engellemek amacıyla, AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarih belirlenmesi yolunda inisiyatif alacağı ifade edilen yorumda, Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve sosyal sorunların su yüzüne çıkmasından dolayı, AB ülkelerinin kalkınmamış bu Asya ülkesinin AB ailesinde yeri olmadığını düşünürken, Yunan Hükümeti’nin daha da büyük bir hırsla Türkiye arabasını AB içine çekmek için çaba harcadığı, cevabı aranan sorunun, hükümetin bu diplomatik girişimini kimin kontrol altında tutmayı başaracağı olduğu vurgulanmaktadır.

     

ESKİ SAYILAR