|
02/09/2002
ANKARA, 29/08(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 30,31 Ağustos ve 1 Eylül 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:
ABD BASINI: Washington Post gazetesinde (30/08) "Kıbrıs ve Medeniyetler Çatışması" başlığı ve John Sitilides ile Paul Glastris imzalarıyla yer alan internetten sağlanan yazıda, Kıbrıs sorunu bağlamında, bölgesel sorunların önemine işaret edilmekte, Türk-Yunan ilişkileri ile Türkiye’nin AB’ye üyeliği konusu ele alınmakta, ABD’nin sorumluluğu tartışılmaktadır. Kıbrıs’ın AB’ye üyeliği durumunda, Batı'nın yüzyüze geldiği büyük güvenlik mücadelesi için önemli bir hale geleceğine dikkat çekilen yazıda, ABD ve NATO'lu müttefiklerinin güçlerini İslam dünyasıyla bir medeniyetler çatışmasına yol açmayacak şekilde Mısır'dan Batı Şeria'ya, Bağdat'a, Afganistan'a ve ötesine uzanan "kriz yayı" üzerine yönlendirmesi gerektiği dile getirilmektedir. Kıbrıs sorununun çözümüyle ilgili çabalardan da bir sonuç elde edilmediği hatırlatılan yazıda, pek çok gözlemcinin anlaşmazlığın sadece ABD'nin büyük çaplı bir girişimiyle çözülebileceğini düşündüğü kaydedilmekte, eğer böyle bir girişim olmazsa ve Aralık ayına kadar Kıbrıs sorununa çözüm bulunmazsa, çok ciddi sorunların ortaya çıkacağı ve bunun da Türkiye’nin AB’ye üyeliğini engelleyeceği iddia edilmektedir. Yazıda şu ifadelere de yer verilmektedir: “Bu da, NATO'nun Müslüman dünyasındaki tek müttefiki olan Türkiye'yi Batı'nın yörüngesine çok daha sıkı sıkıya bağlamayı taahhüt eden ABD politikası için sarsıcı olacaktır. AB'nin ne yapacağını Türkiye'nin tavrı belirleyecek olsa da tüm dünyadaki Müslümanlar bunu, Batı'nın asla ekonomik refah masasında bir İslam devletine yer vermeyeceği şeklinde görecektir. Batı karşıtı, aşırılık yanlısı Müslümanlar, bu mesajı daha da kuvvetli bir şekilde dile getirerek ve ABD'nin terör karşıtı savaşta Müslümanların kalbini ve fikrini kazanma çabalarına ciddi bir darbe vuracaktır... Türkiye de Kıbrıs Türk tarafını resmen ilhak ederek muhtemelen kendini Yunanistan ile bir savaşın eşiğine getirecektir. Bu da ABD'nin çıkarları için bir felaket olacaktır. Yunanistan da Türkiye de NATO üyesi fakat aynı zamanda uzun yıllardır birbirlerinin hasımları; Kıbrıs anlaşmazlıklarının en büyük parçası. Yunanistan ile Türkiye arasındaki ilişkiler son bir kaç yıldır gelişmiş olsa da, aralarındaki ciddi meseleler varlıklarını koruyor... Fakat eğer Bush yönetimi meseleye eğilirse ve bir anlaşmaya varılırsa, olumlu sonuçlar düşünülebilir. Yunanistan ve Türkiye arasındaki gerilimler büyük ölçüde hafifleyecek: NATO'nun güney kanadının yanı sıra bölgesel tehditler ile ivedilik gerektiren durumlar karşısında harekete geçme kabiliyeti de kuvvetlenecek, Türkiye'nin AB üyeliği hızlanacak, Kıbrıslı Rum ve Türkler birlik içinde AB'ye katılacak ve Türkçe, AB'nin resmi dilleri arasına girecek. Biz Batıdakiler İslamı aramıza kabul ettiğimizi söylediğimizde bunu gerçekten kastettiğimizi dünyadaki Müslümanlara gösterecek güçlü bir işarettir bu.”
AVUSTURYA BASINI: Salzburger Nachrichten gazetesinin (30/08) "AB: İslam'dan Korkuluyor mu?" başlıklı ve Hedwig Kainberger imzalı yazısında, AB-Türkiye ilişkileri, AB’nin İslam ile ilişkileri tanımlama şekli bağlamında ele alınmaktadır. Yazıda, Doğuya genişlemeye ilişkin alınacak kararlar çerçevesinde, Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlanması konusunda da bir karar alınabilirse, önümüzdeki aylarda ve aralıkta Kopenhag'da yapılacak AB Zirvesi'nde, Türkiye ile ilişkilerin AB politikası gündemine geleceği kaydedilmektedir. AB'nin Türkiye'nin istediği üyeliği vereceği ya da vermeyeceğinin değil, bunu hangi argümanlarla kabul edeceği ya da reddedeceğinin önemli olduğu belirtilen yazıda, Kudüs'teki Musevi Üniversitesi'nden Shlomo Avineri’nin, Alpbach'daki Avrupa Forumu Siyasi Görüşmeleri'nde konuyla ilgili yaptığı açıklamalarına yer verilmektedir. Kudüslü siyaset bilimcinin, Türkiye'nin birliğe alınması fikrinin yol açtığı huzursuzluğun kamuoyundaki tartışmalarda, genelde azınlıkların yeteri kadar korunmadığı ve cezaevlerinin durumunun kötülüğü öne sürülerek açıklandığını, ancak Türkiye'nin AB üyeliğine karşı en önemli argümanın, aslında söylenmemesine rağmen, bir İslam ülkesi olması olduğunu belirttiği aktarılan yazıda, şu ifadelere yer verilmektedir: “Avineri, Türkiye'nin üye olmasına ilişkin kararın, Avrupa'nın özellikle de açık görüşlülük ve hoşgörü gibi değerlerleri için bir sınav niteliği taşıdığını ifade etti. Avineri, benzer görünüşlü, benzer giyimli, benzer bir şekilde yemek pişiren ve dua eden birini birliğe almanın kolay olacağını, ama bunun o zaman ‘hoşgörü değil uyuşum’ olarak tanımlanabileceğini vurguladı. Avineri öte yandan, ‘Bütün bunlar Türkiye'nin ille de AB'ye alınması gerektiği anlamına gelmemeli. Son reform girişimlerine rağmen, üyelik için gerekli olan ekonomik, siyasi ve hukuki kriterlerin hepsini yerine getirememiş olabilir, ama birçok Avrupalı, Türkiye'nin telafi edecek çok şeyi olmasını, köklü bir anti-İslamizme bahane olarak kullanıyor’ şeklinde konuştu.” Ancak yazıda, Alman Dışişleri Bakanlığındaki eski Müsteşar Helmut Schaefer (FDP) ile Avusturya Dışişleri Bakanlığı eski Genel Sekreteri Albert Rohan’ın, Avineri’nin bu görüşüne karşı çıktığına dikkat çekilmektedir.
FRANSA BASINI: AFP’nin (31/08) "AB, Türk Reformlarından Memnun, Ancak Görüşme Tarihi Konusu Hala Belirsiz... Onbeşler, Genişleme Takvimini Onayladı" başlıklı haberinde, Elseneur'da toplanan Avrupa Komisyonu ve Onbeşler dışişleri bakanlarının, kısa süre önce Türkiye'de kabul edilen demokratik reformlardan duydukları memnuniyeti dile getirdikleri, ancak Ankara ile AB arasında üyelik görüşmelerinin başlama tarihinin belirlenmesi konusunda kararsız kaldıkları bildirilmektedir. Düzenlenen basın toplantısı sonunda AFP'ye açıklamada bulunan AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunther Verheugen’in, bu konuya özellikle net bir açıklama getirmediği ve "AB'ye üyelik için gerekli siyasi kriterlere uyulması konusundaki nihai kararı verebilmek için yeterli bilançoyu yıl sonundan önce açıklayacaklarını sanmıyorum” dediği aktarılan haberde, daha önce basına yaptığı açıklamadaki şu sözlerine yer verilmektedir: "Durumu inceledik. Üyelik kriterlerini yerine getirmek amacıyla Türkiye'de gerçekleştirilen çabaları tümüyle takdir ediyoruz. Türkiye şu anda iyi yönde ilerlemeye başlamıştır. Ancak, reformların uygun bir şekilde uygulandığını görmeye ihtiyacımız var. Yapmaya çalışacağımız şey, Türkiye'yi bu yolda ilerlemeye cesaretlendirmek ve Türkiye'nin de başkaları gibi bir aday ülke olduğu konusunda açık olmaktır." Elseneur'daki diplomatların, 3 Kasım'da parlamentolarını yenilemeleri beklenen Türklerin cesaretinin kırılmaması gerektiği üzerinde durduklarına işaret edilen haberde, bu arada, Onbeşler dışişleri bakanlarının, 10 aday ülke için belirlenen AB genişleme takvimini dün bir kez daha onayladıkları ifade edilmektedir.
İNGİLTERE BASINI: Reuter’in (01/09) "AB, Genişleme Yolunda Siyasi Bir Mayın Tarlasına Giriyor" başlıklı ve Paul Taylor imzalı haberinde, Avrupa Birliği’nin genişlemesi konusu ele alınmakta, Doğu Avrupa'ya doğru genişleme konusu “siyasi bir mayın tarlasına girmek” şeklinde değerlendirilmektedir. Brükselli yetkililerin çoğunun, hiç kimsenin bloğun genişlemesine karşı koyamayacağını düşündükleri için üyelik müzakerelerinin 10 eski komünist Doğu Avrupa ve Akdeniz ülkesiyle, Kopenhag'da 12-13 Aralık'ta yapılacak zirvede zamanında tamamlanacağına inandığı belirtilen haberde, üye devletler ve aday ülkelerin, en azından bir süre için genişlemeyi aksatabilecek “mayın tarlasında” kendi yollarını bulmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Eski Soğuk Savaş Avrupası’nın haritasını yeniden çizmek üzere alınacak önemli kararların, NATO'nun daha fazla genişlemesini, Kıbrıs sorununun çözümü için son bir çabayı ve yakında AB topraklarına girecek Rus bölgesi Kaliningrad için bir çözümü içerdiği ifade edilen haberde, Slovakya, Almanya ve Türkiye'de yapılacak seçimlerin de genişleme müzakerelerinin son aşamasında etkili olacağına işaret edilmekte ve şöyle denilmektedir: “Türkiye'de 3 Kasım'da yapılacak seçimler, çoğunluğu Müslüman olan Orta Doğulu 68 milyon nüfuslu ülkenin AB'ye yakınlaşıp yakınlaşmayacağını belirlenmesine yardımcı olacak. Doğu Akdeniz adasının aralıkta üyelik müzakereleri tamamlanmasından önce, Kıbrıs konusunda Ankara'nın işbirliği olmadan siyasi çözüm bulunması ihtimali çok az. Bu, sorunun AB'ye taşınması ihtimalini ortaya çıkarıyor. Türkiye, AB'nin bölünmüş adayı üyeliğe kabul etmesi halinde, 1974'de Rum milliyetçilerin Atina'da iktidarda bulunan cunta ile birlikte yaptıkları bir darbeye karşılık olarak işgal ettiği adanın kuzeyini ilhak etme tehdidinde bulundu. Bu, bir krize yol açarak, geçen ay parlamento, idam cezasının kaldırılması ve Kürtlere kendi dillerinde yayın ve eğitim hakları veren bir reform paketini onayladığında cesaret alan Ankara'nın kendi AB adaylığını tehlikeye atabilir.”
ÜRDÜN BASINI: El Dustur gazetesinin (30/08) "Türkiye'de İslamcılar Geliyor" başlıklı ve Yakub Cabir imzalı internetten sağlanan yorumunda, Türkiye'de 3 Kasım'da yapılması kararlaştırılan seçimlerden İslamcıların büyük bir başarıyla çıkabileceği, çünkü seçmenlerin büyük çoğunluğunun, “Türkiye'yi sokaktaki insana sıkıntılı günler yaşatan ekonomik felakete sürükleyen laik partilerden yüz çevirdiği ve bu konuda her türlü yolsuzluk ve skandalın içine batmış olan partilerden başka bir sorumlu da görmediği” ileri sürülmektedir. Yapılan bir kamuoyu araştırmasında İslamcı olarak kabul edilen Adalet ve Kalkınma Partisi’nin aldığı yüzde 19'luk bir destekle önde göründüğüne işaret edilen yorumda, bu durumda, Türkiye’nin, siyasi hesaplarda dikkate alınmayan sürpriz bir gelişmeyle karşı karşıya kalabileceği ifade edilmektedir. Bu sonucun, Türkiye'nin AB üyeliği yolunda verdiği uğraşları aksatabileceği, çünkü Avrupa siyasal ve kültürel geleneğinin bir parçası haline gelmeyi arzulayan ülkenin, İslamcı bir partinin öne çıkmasından memnun olamayacağı, ayrıca askerlerin de bu durumu “öfkeyle” karşılayacağı iddia edilmektedir.
YUNANİSTAN BASINI: Elefterotipia gazetesinin (30/08) "Türkiye Lehine Haçlı Seferi" başlıklı ve Kira Adam imzalı yorumunda, Kıbrıs sorununun çözümlenip çözümlenmeyeceğinin belirsiz olmasına rağmen, AB Dönem Başkanı Danimarka başkanlığında yapılacak olan AB Dışişleri Bakanları gayri resmi toplantısında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Papandreu’nun, AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarihin belirlenmesini talep ederek, Türkiye lehine "haçlı seferini" başlatacağı belirtilmektedir. Dışişleri Bakanı Papandreu’nun yaptığı açıklamada, AB-Türkiye Katılım Ortaklığı Belgesi gereğince, AB'nin Türkiye'ye, diğer aday ülkeler gibi eşit hakları ve sorumlulukları olan aday bir ülke olarak davranması gerektiğini belirterek, "Türkiye reformlar ve Kıbrıs konusunda ilerleme kaydederse, biz olumlu karşılık vermeye hazır olmalıyız" dediğine işaret edilen yorumda, Yunan tarafının bu aşamada, Kıbrıs sorununun çözümü ve Kıbrıs'ın AB üyeliği konusundaki ön şartlarına açık ve kararlı bir şekilde değinmekten kaçındığına işaret edilmektedir. Bu arada, ABD'nin, Türkiye'nin AB'deki geleceği konusunda duyduğu ilgiyi, hem AB içinde, hem de Atina'da açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekilen yorumda, Başbakan Bülent Ecevit ve Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in, AB üye ülkelerine mektuplar göndererek, Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak AB zirvesinde, AB-Türkiye arasında üyelik müzakereleri için tarih belirlenmesi yönündeki Türk talebini yineledikleri bildirilmektedir.
ESKİ SAYILAR |