04/09/2002                       

 

 

            ANKARA, 04/09(BYE)--- Yabancı basın-yayın organlarında 3 Eylül 2002 tarihinde yayımlanan, Türkiye-AB ilişkilerine  yer verilen haber ve yorumlarda şu hususlara değinilmektedir:

 

ABD BASINI:

Washington Times gazetesinin (03/09) "Türkiye'nin Artan Sorunları" başlıklı ve İndiana Üniversitesi ve Purdue  Üniversitesi emekli öğretim görevlisi Van Coufoudakis imzalı internetten sağlanan okuyucu mektubunda,şu ifadelere yer verilmektedir: “James Wilkinson'nın Türkiye ile ilgili 23 Ağustos 2002  tarihli ‘Türkiye'nin Avrupa ile İhtilafı’ başlıklı köşe  yazısında, Türkiye'nin karşı karşıya kaldığı problemlere  ilişkin Dışişleri ve Savunma bakanlıklarının görüşlerine yer  verilmiştir. Avrupa Birliği'nin ‘kötü adam’ olarak takdim  edildiği köşe yazısında, ‘ordu boyunduruğu’ altındaki  Türkiye'nin insan hakları siciline ve Kıbrıs sorununa da  değinilmiştir.

            Wilkinson, Türkiye'den beklenen standartların mantıksız  ve alışılmadık olduğunu ima ediyor. Bu standartlar diğer  adaylara uygulanan standartların aynısıdır. Türk Parlamentosu  son günlerde Avrupa Birliği'nin birtakım kaygılarına karşılık  bir reform paketi kabul etti. Asıl mesele, bu reformların  uygulanıp uygulanmayacağı ve uygulanması durumunda nasıl  uygulanacağıdır. Bunun ötesinde Türk Parlamentosu, aynı  zamanda Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği'nde temel prensip  olan ordu üzerinde sivil kontrolü oluşturmak zorunda.

            Türkiye, olduğundan daha da basit şekilde, içinde  bulunduğu siyasi ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle ABD ve  Avrupa Birliği'nin özel hassasiyetine gereksinim duyan,  ABD'nin paha biçilmez müttefiki olarak takdim ediliyor. Ne  gariptir ki, aynı yetkililer, 20 yıl önce Türkiye askeri  yönetimin idaresindeyken bile, yoğun şekilde ihtiyaç duyulan  güçlü ordusu nedeniyle, Türkiye'ye yönelik benzer hassasiyetten bahsediyorlardı.

            Dışişleri ve Savunma Bakanlığı yetkililerinin  rasyonalizasyon girişimleri Türk ve Amerikan dış politikasını  son çıkmaza sokmuştur. Bu yöndeki rasyonalizasyon girişimleri,  Türkiye'nin demokrasi ve Avrupa Birliği istikametindeki yoluna  yardımcı olmamış sadece Amerikan dış politikasının, Orta Doğu  dışında uygulanması gerektiğine inandığımız temel esaslarını  riske atmıştır.

            Wilkinson aslında, Avrupa Birliği'nden, ‘Avrupa'nın hasta  adamı’na yer verilmesi için kendisini demokrasi ve ekonomik  büyüme için örnek durumuna getiren prensiplerde fedakarlık  etmesini talep ediyor. Aynı zamanda kendisi, kendi fikirlerine  uygun olarak, ABD'nin ve uluslararası toplumun, topraklarının  bir bölümü Türk işgali altında bulunuyor olsa da sadece tek bir  Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıdığını göz ardı ediyor.

            Kıbrıs'ta barışçıl, uygulanabilir, fonksiyonel ve anayasal  bir çözüm, Avrupa Birliği müktesebatı, Avrupa İnsan Hakları  Mahkemesi kararları ve hepsinden öte Kıbrıs'a ilişkin Güvenlik  Konseyi kararlarından ayrı bir şekilde oluşamaz.

            Yabancı anayasalarda, Türkiye ve Türkiye'nin Kıbrıslı  Türk vekilinin Kıbrıs'ın ikiye bölünmesine ve Kıbrıs'ın işgal  altındaki bölümüne ayrı bir bağımsızlık verilmesine yönelik  arzularını tatmin edebilmek için farklı maddelerin arayışına  girmek, Kıbrıs problemini çözüme kavuşturmadığı gibi ne bölgede  tekrar istikrarın oluşmasını ne de Türkiye'deki demokrasinin  ilerlemesini sağlar.”

 

            AVUSTURYA BASINI:

Salzburger Nachrichten gazetesinin (03/09) "Vize Zorunluluğu Kalmalı" başlıklı haberinde, Bavyera İçişleri Bakanı Günther Beckstein’ın (CSU), bir sözcüsünün açıklamalarına dayanılarak AB  içindeki aile ziyaretlerinde Türklere vize zorunluluğunun kolaylaştırılabileceğini düşündüğü bildirilmektedir. Bakan’ın Türkiye'ye, AB'ye tam üye olmak  yerine böyle kolaylıklar üzerinde odaklanmasını tavsiye  ettiği ve Türkiye'nin AB'ye üye olması fikrini gerçekçi bulmadığını ifade ettiği belirtilen haberde, AB mercilerinde de, Türkiye'nin AB üyesi olup olmaması ve  muhtemel üyelik müzakerelerine ne zaman başlanabileceği  konuları üzerinde “kapalı kapılar ardında” görüşüldüğüne işaret edilmektedir. Uzmanların  AB'yi, Müslüman bir ülkeyi üye olarak almaktan korkmakla suçladıkları vurgulanan haberde, Günther Beckstein'ın, Birliğin başbakan adayı Edmund  Stoiber'in grubunun içinde Almanya'nın bundan sonraki içişleri  bakanı olmasının beklendiğine dikkat çekilmektedir.

 

            İRAN BASINI:

Tahran Radyosu’nun (03/09) "Türkiye'nin AB'ye Üyelik Tarihinin Belirlenmesi" başlıklı haberinde, AB'ye üye  ülkeler dışişleri bakanlarının Danimarka'da düzenledikleri  gayri resmi oturumda Türkiye'nin birliğe üyeliği konusunda  bir tarih belirlemekten kaçındıkları belirtilmekte ve buna duyulan tepkilere yer verilmektedir. AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Gunther  Verheugen’in de, Türkiye'nin aralık ayına kadar üyelik tarihinin  belirlenmesinin çok uzak olduğunu belirttiğine işaret edilen haberde, bunun üzerine Başbakan Ecevit’in yaptığı  açıklamada, Ankara'nın AB'ye üyelik tarihinin belirlenmesi  gerektiğini vurguladığına işaret edilmektedir. TBMM’nin yaklaşık bir ay önce idam cezasının kaldırılması  ve Kürtlerin kültürel haklarının tanınmasını onayladığı ve Ankara'daki yetkililerin, aralık ayında  Kopenhag'da düzenlenecek olan AB zirve toplantısında  Türkiye'nin Birliğe katılım tarihinin belirlenmesini  beklediği hatırlatılan haberde, ancak, Türkiye’nin bu isteğine pek  yakında ulaşamayacağı, çünkü Türkiye’nin halen AB'nin tüm  isteklerini yerine getirmediği ifade edilmektedir. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki geleneksel tutumu ve  Yunanistan ile olan ihtilaflarının AB'yi endişelendirdiği, aynı zamanda Türkiye’nin,  AB'nin, Milli Güvenlik Kurulu'nun sivilleştirilmesi ve  askerlerin siyasetten çekilmeleri isteğini yerine getirmediğine işaret edilen haberde, bu konuların yanı sıra Türkiye'nin “ekonomik  istikrarsızlığı”, Amerika ile ilişkileri ve nüfusunun fazla  olmasıyla birlikte AB üyelerinin bu  birliği Hıristiyan kulübü olarak değerlendirmelerinin de bu ülkenin AB'ye uyum sağlaması konusunda ciddi  engelleri oluşturduğu ileri sürülmektedir. Haberde, ayrıca, her şeye rağmen Avrupa’nın, Türkiye'nin Batı yanlısı olmasını  ve stratejik konumunun önemini de göz ardı edemediği, bu  sebepten dolayı siyasi uzmanların, AB'nin zaman kazanma  politikasına başvurarak Türkiye ile zoraki bir ilişkide  bulunduğuna inandıkları da kaydedilmektedir.

 

KIBRIS RUM BASINI:

Simerini gazetesinde (03/09) "Dağılma Değil, Çözüm" başlığıyla yayımlanan başyazıda, ABD’nın olası Irak operasyonunun gerçek amacının sadece Bağdat'ın diktatörünü sindirmek değil, Musul ve Kerkük'ün petrol taşıma  bölgesinin denetiminin tamamıyla sağlanması olduğu ileri sürülmektedir. ABD'nin, Suudi Arabistan-Irak- Afganistan üçgeninde “korkunç çıkarları” olduğu vurgulanan yazıda, şu ifadelere yer verilmektedir: “3 Kasım'da seçim sandıklarına gidecek olan Türkiye'de  bu çıkarlar oyununda artık açıkça hayati bir rol oynamayı  talep ediyor. 16 Ekim'de AB Komitesi ilk sırada Kıbrıs  olmak üzere üye adayı ülkelerle ilgili raporlarını sunacak ve  12 Aralık'ta üyeliği nihaileştirecek olan AB Kopenhag  zirvesi yapılacak. Türkiye yine Yunanistan'ın yardımıyla,  AB ile üyelik müzakerelerinin tarihinin saptanması için  şantaj mı yapıyor? Ancak nasıl? Türk Silahlı Kuvvetleri'nden  emekli olan Orgeneral Kıvrıkoğlu, Kıbrıslı Türklerin  çıkarlarının göz önünde bulundurulmaması durumunda AB'nin de  sürükleneceği Kıbrıs'ta ve Türk-Yunan ilişkilerinde  ‘kesintisiz bir kriz dönemiyle’ uyardı.”

 

            YUNANİSTAN BASINI:

To Vima gazetesinin (03/09) "Türkiye, Kıbrıs'ın AB Üyeliğine İlişkin Uyarılara Son Verdi" başlıklı ve Alkis Kourkoulas imzalı yorumunda, Türk yetkililerin, daha önce kullandıkları tehditkar  ifadeleri, özellikle de AB'ye karşı "uyarıları" terk ederek,  daha dikkatli açıklamalarda bulunmaya başladıkları ifade edilmektedir. Dışişleri Bakanı Şükrü Sina Gürel’in, "Biz iki lider  arasındaki görüşmelerin devam etmesini destekliyor, üçüncü  ülkelerin (AB, ABD, İngiltere) çözüm yönünde katkıda  bulunamayacaklarına inanıyoruz" dediği aktarılan yorumda, ayrıca, Kıbrıs Rum kesiminin, Kıbrıs sorununun çözümlenmesinden önce  AB üyesi olması olasılığı hakkında da bir yorumda bulunarak,  "AB tavrını sonuna kadar sürdürürse, biz de aynısını  yapacağız. Bunun adı ilhak mı, yoksa entegrasyon mu olacak,  istediğiniz adı siz verin" şeklinde konuştuğuna da işaret edilmektedir. Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da Kıbrıs'ın AB üyeliğini  kesinlikle reddetmediği, "Sabit tavrımızı sürdürmemiz halinde, 1960 yılı uluslararası  anlaşmalarının öngördüğü şekilde, eşit şartlarda, hatta Türkiye ile birlikte AB üyesi olmamız mümkündür" dediği kaydedilen yorumda, şöyle denilmektedir: “Ankara'da, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin AB üyesi olması  olasılığına ilişkin daha önceki ‘tahrik’ içerikli  açıklamaların ve yorumların, Türk yetkililerin  açıklamalarında yer almadığına dikkat çekiliyor. Zaten,  ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas  Weston da Ankara'da yaptığı açıklamada, Türkiye'nin  Kıbrıs sorununa çözüm bulunması yönünde sarf ettiği  çabalardan söz etti. Radikal gazetesinin diplomatik  konulardaki yorumcusu ise, Türkiye'nin dikkatli  açıklamalarda bulunmasını, diğer nedenlerin yanı sıra  28 Ağustos'ta Gürel'in Papandreu ile gerçekleştirdiği  telefon temasına da bağlıyor.”

     

ESKİ SAYILAR